Doğanın Güzelliğinden Çiçekler
0 (0)

Bazen bir tohum bazen bir fide bazen bir demet ile hayatımıza dahil olan doğanın bize sunduğu eşsiz güzelliklerin rengarenk duruşudur çiçekler. Çiçekler hepimizin hayranla baktığı koklaya koklaya doyamadığımız dokunmaya bile kıyamadığımız o güzel canlılar. Evet, çiçek dedik. Bazen aşk, bazen savaş, bazen barış, bazen mutluluk ve bazen de acıdır çiçek. Hatta bazen, “geçmiş olsun ”dur bir çiçek. Sevinçleri, üzüntüleri, acıları paylaşmak için insanın kendine çizdiği sınırların dışına çıkarak her duruma yakışan en güzel armağan olarak hayatımıza mutluluk getirirler.

Evimizin bir köşesinde duran bir çiçeği koklamak, seyretmek, toprağının suyla buluşunca suyu bir güzel içtikten sonra kendilerine gelişini insana teşekkür edercesine yapraklarını açması insanın iç huzurunu onu yeniden doğmuş gibi tertemiz bir ruh haline getirecek kadar güzel ve eşsiz tarafları olan canlılardır. Dalında duruşu ile bazen dalından toprağından sökülüp alınmasına rağmen güzelliğini kaybetmemek için çabalayan solmayan dahil olduğu hayatı güzelleştirmek için kendini feda eden, derin anlamlar içeren eşsiz bitkilerdir. Çiçekler hayatımızı güzellikleriyle ve kokularıyla aydınlatıyor. Çiçekler yüzeydeki çekiciliğinden daha derindir. Çiçekler saflığı, masumiyeti ve ince düşünmeyi temsil eder. Bu konuda kadınları çiçeklere benzetirim. Kadınlarda nasıl hassasiyeti varsa çiçeklerde de aynı hassasiyet vardır.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Sanatın Büyük Ustası Albrecht Dürer
0 (0)

Batı sanatı tarihinin en önemli isimlerinden Albrecht Dürer, Macaristan kökenlidir. Okuma yazma öğrenmesi için okula gitmiş fakat okuma yazma öğrendikten sonra okuldan alınmıştır. Bu arada Dürer kendi kendine resim ve desen çalışmaları yapıyordu. Hevesi günden güne artmış ve ressam olmak istediğini babasına açıklamıştı. Dürer, Michael Wolgemut’un atölyesinde çırak olarak çalışmaya başlamıştır. Michael bildiği tüm teknikleri Dürer’e göstermiştir. Dürer ’in yaptığı otoportrelerde saçlarını adeta kimliğinin bir parçası gibi betimlediği ileri süren sanat tarihçileri, ressamın saça duyduğu özel ilginin yaptığı her resme yansıdığını ifade ediyorlar.

Sanatın, bilim özellikle de matematik temeline gelişmesi gerektiğini düşünüyordu. Öklid’in, Vitruvius’un ve Albert’in metinlerini okuyor ve bilgi almak için konuştuğu başka ressamların anlattıklarıyla yetinmiyor, kendi araştırmalarını yapıyor ve tekniğini sürekli geliştiriyordu. Alternatif araştırmalar yapıyor daha sonra özgün yaklaşımını görsellerle açıklayan çizimler ve ahşap baskılar yapıyordu. Yaptığı suluboya çalışmaları daha çok anatomi ve doğa araştırmalarının ürünüydü.

1505 yılında daha fazla Nürnberg’de durmanın kendisi için iyi olmayacağını hissederek İtalya’ya gitti. Orada tempera tekniğine geri döndü ve tuval resimleri yapmaya başladı. Dürer kırk sekiz yaşındayken gözleri bozulmuştu. Kendisi Martin Luther hayranıydı. Rahatsız olmasına rağmen okumayı çizmeyi ihmal etmiyordu. Ayrıca Martin Luther’in portresini yapmak istemiş. Kendisi tam anlamıyla gerçek bir koleksiyon oluşturmuştur. Ünlü sanatçı elli altı yaşındayken geçirdiği hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Ölüm haberi sevenlerini oldukça üzmüştü.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Mısır’a Olan Merak
0 (0)

Dünya üzerinde kurulmuş pek çok ülke bulunmaktadır. Bu ülkelerden biride Mısır’dır. Mısır 7000 yıllık bir medeniyete dayanan Mısır, Antik Çağın en büyük uygarlıklarından birisidir. Benim en çok merak ettiğim ve gezip görmek istediğim ülkelerden biri Mısır’dır. Mısır Kuzey Afrika’da yer alan ülkelerden birisidir. Ülke Nil Nehri boyunca uzanmaktadır. Aynı zamanda Mısır Akdeniz ve Kızıl Deniz’e kıyısı olan bir ülkedir. Ayrıca bulunduğu Afrika ülkeleri arasında nüfusu en çok olan ülkedir.

Ayrıca yüz ölçümü küçük olmasına rağmen Orta Doğu’nun ve Kuzey Afrika’nın en önemli ülkelerden biri olma özelliğine sahiptir. Mısır’ın başkenti Kahire’dir. Sahip olduğu doğal güzelliğiyle ve kültürü ile her mevsim ziyaret edilen bir ülkedir. Aynı zamanda toprağı çok bereketli bir topraktır. Benim Mısır ile ilgili en çok merak ettiğim şey piramitler ve mumyalardır. Aynı zamanda köklü bir tarihe sahiplik yapar. Dünyanın yedi harikasından biri olan Keops Piramidi Mısır’da yer almaktadır. Kahire en büyük şehridir ve sanatsal, turistlik ve kültürel açıdan ülkenin kalbidir. Türkiye’deki İstanbul gibidir. Tabiki İstanbul kadar güzel olamaz diye düşünüyorum. Sırrı çözülemeyen ve keşfedilmeyen birçok yer vardır Mısır’da. En çok merak ettiğim piramitlerin inşasıdır ve aynı zamanda mumyalama sistemidir. Mumyalama şuan yoktur diye düşünüyorum. Mısır’da yaşayan fakat yüksek lisans için Antalya’ya gelen ve Aksaray’daki seminerlere katılan Mısırlı Ahmed Hocamız bu bilgiyi vermişti. Hatta 21.yy gelmemize rağmen daha mumyalanma yönetiminin sırını çözülemediğini ve bu konu hakkında araştırmalar yapıldığını belirtmişti. Aynı zamanda Mısır çok sıcak ve kuru bir ülkedir. Ülkede gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı oldukça fazladır. İki mevsim yaşanır. Ayrıca Mısır’a Aralık ve Şubat aylarında ziyaretçi akınına uğrar. Çünkü yazın çok sıcak olur. Aslında Mısır’a olan merakım Hz. Yusuf dizisinin yayınlamasıyla başladı. İnşallah bir gün nasip olurda giderim. Tabi Mısır’a gitmek için önce Arapça öğrenmem lazım. Oranın resmi dili Arapça’dır. Gitmek isteyenlere şimdiden iyi seyahatler..

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Uzun İnce Bir Yoldayım
0 (0)

Kendimi içinde bulduğum bir sözdür “uzun ince bir yoldayım”. Bu sözü duyduğumuzda hepimizin aklına usta halk ozanı Aşık Veysel gelir. Aşık Veysel’in gerçek adı Veysel Şatıroğlu’ dur. Halk ozanımız 1894 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Annesi Gülizar babası ise Ahmet’tir. O dönemlerde Sivas’ta çok yaygın olan çiçek hastalığı nedeniyle iki kız kardeşini kaybetmiştir. Kendisi de bu amansız hastalığa yakalanarak tek gözünü kaybetmiştir. Hepimizin hayatı acılarla doludur fakat halk ozanımız kadar değildir. Aşık Veysel daha sonra geçirdiği bir kaza sonucunda diğer gözünü de kaybetmiştir.

Geçirdiği dramlardan sonra Aşık Veysel kendi yaşıtlarıyla oyun oynamıyordu. Bunu fark eden babası kendisine oyalanması için bir bağlama alır. Aşık küçük yaşta diğer halk ozanlarını türkülerini söylemiştir. 40’lı yaşlara geldiğinde kendi türkülerini söylemiştir. 1. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla ilan edilen seferlikte Aşık Veysel’in kardeşi ve arkadaşları seferberliğe katılmıştır. Kendisi durumu nedeniyle katılamamıştır. O dönemde yalnız kalan Veysel durumu şu sözlerle dile getirmişti “Eve girerim yüzüm asık, anam babam halimi bilmez. Ben onlara derdimi dokunmasın zannederler, bense derdimi dökmekten çekinirim. Öyle ki sazdan bile farır gibi oldum.” İnsan bir başkasının hayatını ya da derdini dinlediği zaman kendi derdine şükür etmelidir. Bende benim derdim var sanıyordum. Kendisi yalnız kalmasın diye ailesi onu Esma diye bir kız ile evlendirirler. Esma ise bir başkasına kaçmıştır. Aşık Veysel belki Esma’nın kaçtığını görmemiştir ama hissetmiştir. İnsanın başına daha kötü ne gelebilir ki. Ben belki Aşık Veysel’in yaşadıklarını yaşamadım ama bazı konularda kendime yakın görürüm. İşte bu nedenle kendimi “ Uzun ince bir yolda” gibi görüyorum.

Uzun ince bir yoldayım

Gidiyorum gündüz gece

Bilmiyorum ne haldeyim?

Gidiyorum gündüz gece

 

Uzun ince bir yoldayım

Gidiyorum gündüz gece

Bilmiyorum ne haldeyim?

Gidiyorum gündüz gece

Gündüz gece

Gündüz gece

Gündüz gece

 

Dünyaya geldiğim anda

Yürüdüm aynı zamanda

İki kapılı bir handa

Gidiyorum gündüz gece

Gündüz gece

Gündüz.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Yağmur Sonrası
0 (0)

Yağmur sonrası gibi çamurlu bir hal aldı her şey… Her adımda başlıyor çamur neredeyse tüm benliğimize. Bu muhteşem kitabın konusu 2. Dünya Savaşı’nın tam ortasında yaşanan yasak aşk ve işlenen korkunç bir cinayet. İnsan geçmişini ne kadar unutmaya ve saklamaya çalışsa da geçmiş sanki dün yaşanmış gibi kişiye yapışıp kalır. Calloway ne kadar çabalasa dahi yetmiş yıl sonra gelen bir mektup adeta kapanan yarasını yeniden açar. Her şey 2. Dünya Savaşı’nın en hararetli zamanında başlar.

Calloway savaş zamanında hemşirelik yapmış ve bu acıyı yıllardır yaşamış yaşlı bir kadındır. Calloway savaş zamanında Bora Bora adasında görev almaktaydı. Genç, güzel ve nişanlı bir kadındır. Bu durumdayken görev aldığı ada da hesaba katmadığı bir şeyle karşılaşır. Aşk. Kalbini heyecanla, tutkuyla dolduran asker Westry Green’e karşı koyamaz. İlk görüş aşk vardır ya işte tam anlamıyla onu yaşamaktaydı Anne. Bu iki âşık her gün buluşup aşlarını yeşeren çiçekler gibi filizlendiriyorlardı. Bir gece buluşurken korkunç bir cinayete şahit olurlar. Bu cinayet iki aşığı birbirinden ayırır. Westry bu cinayet olayını saklar. Daha sonra yaşanan bir saldırı sonucunda birlik Avrupa’ya gider. Westry bu birlik ile birlikte Avrupa’ya gider. Anne ise evine döner. Nişanlı olduğu kişiyle evlenmek üzereyken gelen bir telefonla Westry ’in ağır yaralı olduğunu öğrenir. Düğünü erteleyip Paris’e gider. Fakat Westry kendisini görmek istemez. Anne evine dönerek ertelediği düğün gerçekleşir. Anne, Westry’e olan aşkını kalbine gömer. Yılar boyu kendisinden uzak kalır.  Anne yılardır bu ayrılığın azabını çekmektedir.  Bir gün hiç beklenmedik bir anda eline bir mektup geçer. Bu mektupla birlikte vicdanını rahatlatmak için Bora Bora adasına gider. Oraya gitmenin iki sebebi vardı hem vicdanını rahatlatmak için hem de yıllardır içine gömdüğü aşkı tekrar yaşamak için. Anne Bora Bora adasına gidip mektuptaki kişiyi bulur ve oradaki gizemli cinayetin çözülmesine yardımcı olur. Tabiki kitap bundan ibaret değildir. Ben okuduğum kadarıyla sizlere aktarmaya çalıştım. Sizlerin Sahar Jıo’nun kaleme aldığı Yağmur Sonrası adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim. Bu kitabı okumak isteyen arkadaşlarıma şimdiden iyi okumalar.

Umut tükenmiş gibi görünse de ikinci şans her zaman vardır… Ya yoksa?

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!