İnfobezite Nedir?
0 (0)

Bilginin sadece tüketildiği değil, üretildiği de bir dönemdeyiz. Bu üretimin sebep olduğu durumlardan biri olan “infobezite” konusundan bahsedeceğim bugün size. Türkçeye infobezite olarak geçen sözcüğün esası, “infobesity” information (bilgi\ enformasyon) ve obesity (obezite) kelimelerinin birleşiminden oluşur. Yeni bir kavram olan infobezite, bilginin fazla tüketimini belirtir. Yanlış ve fazla beslenmenin yol açtığı obezite dijtalleşmenin de yanlış ve fazla tüketim ile infobeziteye yol açar. Dijitalleşme hayatımızı ne kadar olumlu etkilese de olumsuz yönleri de küçümsenemeyecek kadar fazladır. Gün içinde internette fazlaca vakit geçiriyoruz. Bilgi tüketiminin yanında üretimi de yapabiliyoruz. Bu döngü hem bizim hem de internet kullanıcılarının beynini fazla bir şekilde dolduruyor. Gerekli gereksiz birçok bilgiye ulaşıyoruz ve bilinçsiz bir şekilde bu bilgileri tüketiyoruz, bu da bilgi obezliğine neden oluyor. Hepimiz ne kadar bilinçli kullandığımızı düşünsek de bilinçsiz kullandığımız gayet açık. Sadece düşünün o siteden o siteye aktarılırken gözümüze çarpıp okuduğumuz şeylerin aklımızda nasıl yer edindiğini? Tam burada açıkça hepimizin infobezite bireyler olduğu ve bunu nasıl engelleyeceğimizi bilmediğimizi görüyorum. Çok fazla bilgi doluyuz. Gün içinde kullandığımız her mecrada açıkça yeni bir bilgiye maruz kalıyoruz. Bıraksak, kullanmasak diye düşünenler olabilir fakat bu dönemde internet kullanmadan ödev bile yapamıyoruz. En basit ödevde bile mutlaka bir literatür taraması gerektiriyor. Fazla dijitalleşmenin tabii ki eksileri olacak diyenleri duyar gibiyim ve size katılıyorum. Ne kadar ben kullanmıyorum aşırı desek bile 1 saatlik internet kullanımımızda hangi mecra olursa olsun, mutlaka bir bilgiye maruz kalıyoruz. İleride ne tarz sorunlara neden olur bu infobezite hiçbir fikrim yok ama pek olumlu olacağını düşünmüyorum. Umarım bu bilgi obezliği hayatımızı çok olumsuz etkilemez.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Nazım Hikmet’in “Küçük Kız” Şiirinin Başrolü
0 (0)

Hiroşimalı küçük bir kız çocuğu olan Sadako Sasaki’ye yazılmıştır bu şiir. Amerika’nın 1945’te attığı atom bombası evlerinin bir mil uzağına düştüğünde 2 yaşındaymış. Yaralanmamış ya da hastalanmamış olan Sadako, 12 yaşında aniden hastalanmış. Hastalığı ise “atom bombası hastalığı” olarak bilinen, kan kanseriymiş. Hastanede kaldığı süreçte umutsuzlukla öleceği günü bekleyen doktorların aksine umut ve hayat doluymuş Sadako. Hastalara yardımcı olur onlar ile vakit geçirirmiş. Kendi gibi kanser olan 80 yaşında bir kadın varmış en çok onu sever, onunla vakit geçirirmiş. Kadın bir gün Sadako’ya: “Benim için çok fakat bizim inanışımıza göre; kim kağıttan bin tane turna kuşu yaparsa, her isteği kabul olur. Ben yapamadım ama sen yap kurtul.” demiş kısa bir süre sonra da hayatını kaybetmiş. Bu efsaneye göre; eğer hasta biri kağıttan bin tane turna kuşu yaparsa, tanrılar bu kişinin isteğini yerine getirecek ve onu sağlığına kavuşturacaktır. Bunu duyan Sadako başlamış kağıttan turna kuşları yapmaya, yaparken de kuşlara: “Kanatlarınıza “huzur” yazacağım. Böylece tüm dünyada uçabileceksiniz.”.

Bu hüzün dolu öykü önce yerel basına sonrasında ise uluslararası basına konu olmuştur. Sonrasında dünyanın dört bir yanından kağıttan turna kuşları posta aracılığı ile Sadako’ya gönderilir. Sadako 25 Ekim 1955 sabahı 645. turnasını tamamlayamadan, hayata gözlerini kapatır. Postacılar aylarca turna kuşlarını taşımaya devam etmişler, öyle ki turna kuşlarının sayısı milyonlara ulaşmış. Bu turna kuşları şimdi Japonya’da bir müzede sergileniyor. Amerikalı yazar Eleanor Coerr’in 1977 yılında yazdığı “Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu” kitabı ile, zavallı kızın kısacık yaşamı tüm dünya tarafından tanınır. O günden bu yana turna kuşu barış ve nükleer silahsızlanmanın sembolü olur. 1958’de Sadako Sasaki anısına Hiroşima Barış Parkı’nda Sadako’nun anıtı törenle açıldı. O günden bu yana her yıl 6 Ağustos yani Barış Günü olan günde dünyanın her yerinden çocuklar kağıttan turna kuşu yapıp Sadako’nun anıtına gönderirler. Ayrıca Sadako’nun anıtında bir de yalvarış yer alır: “Bu bizim duamız, dünyada barış istiyoruz.”

Nazım Hikmet “Kız Çocuğu”  şiirini Sadako Sasaki anısına yazmıştır. Hiroşima’ya atılan atom bombası yüzünden hayatını kaybeden yedi yaşındaki bir kız çocuğunun barış çağrısı için geri dönmesini konu alır. Savaş karşıtı bir mesaj olduğu için büyük başarılar kazanır. Birçok sanatçı bu şiiri besteler. Sasaki öldüğünde 12 yaşındadır fakat şiirde uyumlu olması için 7 yaşında yazılmıştır.

KIZ ÇOCUĞU

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima’da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Dünya’nın İlk Seri Katili
0 (0)

Uyarı: Bu tarz konulardan rahatsız oluyorsanız, lütfen okumayınız!

Seri katil terimini literatüre sokan kişi Theodore Robert Bundy nam-ı diğer Ted Bundy. 24 Kasım 1946 yılında Amerika Birleşik Devletlerinin Vermont Eyaletinin Burlington şehrinde doğmuştur. Annesini ablası olarak biliyormuş, çünkü o dönemlerde evlilik dışı çocuklar hoş karşılanmazmış. Annesi olarak bildiği anneannesi çoğu kişiye onu evlatlık aldığını söylemiş. Ezik ve pasif bir çocukluk geçiren Ted Bundy aşırı zeki bir çocukmuş. Fakat Ted Bundy’nin arkadaşı olmamasının esas sebebi o yaşta bile arkadaşlık kurmanın saçma olduğunu düşünmesi imiş. Washington Üniversitesine başlayan Ted Bundy bir kıza aşık olmuş ve sevgili olmuşlar. Bir süre sonra sevgilisi onun yeteri kadar olgun olmadığını söyleyerek ondan ayrılmış, hemen arkasına ablasının aslında annesi olduğunu öğrenen Ted Bundy içindeki sosyopatı dışarı çıkarmaya başlamış. Kurbanları hep kadınlarmış ve eski sevgilisi gibi siyah saçlı ve saçlarını ortadan ayırıyorlarmış. Aynı zamanda bir nekrofili, sosyopat ve seri katil olan Ted Bundy gerçekten tüyler ürpertici. Kadınlara duyduğu nefret ile sapkınca cinayetler işlemiş. Kimi zaman yardıma muhtaç ayağı kırılmış biri, kimi zaman adres soran normal biri gibi davranıp kadınları tuzağa düşürüyor onlara çeşitli işkenceler ediyormuş ki bu işkenceler öldükten sonra da devam ediyormuş. Dış görünüşü, davranışları ve konuşmaları çok düzgün olduğu için kimse Ted Bundy’nin katil olabileceğinden şüphelenmemiş. Bu katil o kadar zeki ve gizlenmeyi o kadar iyi biliyormuş ki bazı üniversitelerde gizlice derslere giriyormuş. Hatta bıraktığı hukuk bölümüne bu şekilde bir süre daha devam etmiş. Sonrasında gelişmiş yeni hali ile ile eski sevgilisinin karşısına çıkıp ona evlenme teklifi etmiş. Bu teklife evet diyen sevgilisini iki gün sonra hiçbir şey demeden acımasızca terk etmiş. İntikamını alan Ted Bundy cinayetlerine devam etmiş.  Kayıtlara geçen ilk cinayetini 1979 yılında, 27 yaşındayken işlemiş seri katil. Ancak Ann Rule ve dedektif Robert D. Keppel’e göre Ted Bundy ilk katlini 15 yaşındayken, Tocamalı 8 yaşında bir kızı öldürerek yapmış.  Utah, Colorado, Washington, Florida gibi pek çok eyalet ve şehir dolaşan seri katil, görünümünü değiştirme konusunda gayet başarılı olduğu için daha sonra “bukalemun” biçiminde de adlandırılmış. Şeytani bir zekaya sahip olan seri katil kimi zaman koltuk değnekleriyle arabasına kitap taşımaya çalışan bir genç oluyormuş, kimi zaman da polis kılığına giriyormuş. Bazen de cazibesiyle kızlara çıkma teklifi edip, onları istediği yere götürüyormuş. Polisten harika bir şekilde kaçan Ted Bundy bir kurbanının elinden kaçması ile yakalanmış. Kız onu teşhis edince kızı kaçırmaktan 15 yıl hapis istemiyle yargılanan Ted Bundy diğer cinayetler ile maalesef o dönem ilişkilendirilememiştir. Dava boyunca bir avukat istememiş, eski bir hukuk öğrencisi olarak kendi savunmasını kendisinin yapmak istediğini söylemiş ve bu sayede kaçmıştır.  Çünkü kendi avukatlığını yapacağı için kelepçelenmeyecek ve salona takım elbisesiyle girebilecekmiş. 7 Haziran 1977’deki davası sırasında binadaki kütüphaneden hukuk kitaplarına bakmak için izin alan zeki adam, yalnız kaldıktan sonra ikinci kattaki camdan aşağıya atlayarak kaçmış. Ve ne kelepçesi ne de mahkum kıyafeti olmadığı için diğer insanların arasına kaçıp oradan uzaklaşmış. Kaçarken iki ayak bileğine de zarar veren Bundy, fazla uzaklaşamadığı için bir hafta sonra çalıntı bir arabanın içerisinde yakalanmış. Bir sonraki duruşmaya kadar tutuklu yargılanan Bundy, demir bir testere bularak hücresinde tünel kazmaya başlamış. Aylarca kazmaya devam eden Bundy, uygun zamanı beklemiş ve 30 Ekim 1977’de kaçış planını hayata geçirmiş. Başgardiyanın odasına çıkan tüneli takip eden Bundy, burada kıyafetlerini ve görünüşünü değiştirerek dışarı çıkmayı başarmış. Zamanlamayı iyi yapması ve yatağına doldurduğu kitaplar sayesinde kaçtığı saatlerce anlaşılamamış. Kaçtığı fark edildiğinde çoktan Florida’ya varmış olan Ted Bundy orada da cinayetlerine devam etmiş ve yine üniversiteli kızları öldürmeye devam etmiş. Ancak Florida’nın Lake City isimli şehrinde, kaçırıp öldürdüğü 12 yaşındaki Kimberly Leach de Bundy’nin kurbanı olmuş. Neyse ki bu son cinayeti olmuş ve çalıntı araba ile polisten kaçarken yakalanmış.

Hala işe yarar bir kanıt bulamayan polis araştırmalara devam etmiş ve sonunda o kanıta ulaşmış. Öldürdüğü bir kadının vücudunda ısırık izi bulunmuş, dişlerinin kalıbının alınacağı gün Bundy dişlerini kırmaya çalışmış. Diş izlerinin ona ait olduğu anlaşılınca idam kararı verilmiş fakat Bundy itiraz ederek süreyi 10 yıl daha uzatmış. Kadınlar arasında çokça popüler olan Bundy hapiste birçok aşk mektubu almış. Dava sürecinde adliye önünde onu bekleyen birçok kadın hayranı varmış ve bu hayranların çoğu saçlarını siyaha boyayıp, ortadan ayırıyormuş. Hatta tutuklu iken evlenmiş ve bir tane de kız çocuğu olmuştur. Tabii tutuklu olduğu süreçte işlediği birçok cinayeti itiraf etmiş. Hatta başka bir katilin yakalanması için polislere yardım etmiş. İdam edileceği gün nihayet gelip çattığında hücresinden zorla çıkartılmış. İdam edildikten sonra birçok insan kutlama yapmış. 30 cinayetini itiraf etmesine rağmen daha fazla işlediğini savunan insanlar ve polisler de vardı. Birçok filme konu olan bu katil dünyanın ilk seri katilidir. Sosyopat ve nekrofili olan katilin, yamyam da olduğuna dair birçok söylenti de vardır. Günümüzde bile hala birçok belgesel, dizi ve filme konu olan bu kişi bize dünyanın ne kadar kötü ve gözü dönmüş insanlar barındırdığını gösteriyor.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Tarihte 24 Ocak’ta Neler Oldu?
5 (1)

OLAYLAR

41- Ünlü Roma İmparatoru Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus öldü. Daha doğrusu Caligula lakabıyla tanınan zalim, despot ve deliliği ile ünlü olan İmparator muhafızları tarafından öldürüldü.

1679- İngiltere Kralı 2. Charles parlamentoyu feshetti.

1848- Kaliforniya’da altın bulundu.

1921- TBMM’de Ankara-Sivas Demiryolunun inşasına ilişkin yasa kabul edildi. Hattın inşası 1930 yılında tamamlandı.

1921- Çerkez Ethem’in güçleri dağıtıldı.

1924- Rusya’da devrimci liderin (Vladamir Lenin) anısına, Sankt-Peterburg şehrinin adı Leningrad olarak değiştirildi.

1927- TBMM’de Eczacılar ve eczaneler hakkında kanun kabul edildi.

1927- The Pleasure Garden filmi yani Alfred Hitchcock’un ilk filmi, Birleşik Krallık’ta gösterime girdi.

1935- Krueger Brewing Company tarafından ilk kutu bira Richmond, Virginia’da (ABD) satışa sunuldu.

1938- İzmir Telefon Şirketi Hükümet tarafından satın alındı.

1939- Şili’de deprem oldu ve 28 bin kişi hayatını kaybetti.

1943 – II. Dünya Savaşı: Franklin D. Roosevelt ve Winston Churchill’in katıldığı Casablanca Konferansı sona erdi.

1946 – Birleşmiş Milletler, Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu’nu kurdu.

1946 – Cumhuriyet Halk Partisi Sanat Ödülü’nü 35 Yaş şiiriyle Cahit Sıtkı Tarancı kazandı.

1949 – Behçet Kemal Çağlar, Cumhuriyet Halk Partisi’nden ve milletvekilliğinden istifa etti.

1955 – Zonguldak’ta, Ereğli Kömür İşletmelerine bağlı Gelik ocağındaki grizu patlamasında 52 madenci öldü, 19 madenci yaralandı.

1956 – Eskişehir Cezaevi’nde 388 mahkûm ayaklandı.

1959 – İstanbul Küçükyalı’da Neşe Sineması çöktü; 37 kişi öldü, çok sayıda kişi yaralandı.

1961 – Marilyn Monroe ile Arthur Miller boşandılar. Çift beş yıldır evliydi.

1961 – Yassıada duruşmalarında Başsavcı Altay Ömer Egesel, Adnan Menderes’in idamını istedi.

1963 – Çatalca’da kara saplanan trenle ilgili haber yapmak için 23 Ocak’ta gazetelerinden ayrılan Hürriyet gazetesi yazarı Yüksel Kasapbaşı ile foto muhabiri Abidin Behpur ve aracın sürücüsü Yüksel Öztürk donarak öldüler, donmuş cesetleri 25 Ocak’ta Çatalca yakınlarında bulundu.

1964 – Türk ekonomisinde olumsuz etki yapan ATAŞ grevi, işveren ve sendikanın anlaşmasıyla sona erdi.

1965 – Alfred Hitchcock’un Sapık filmi Türkiye’de vizyona girdi.

1966 – Hindistan Havayolları’na ait Boeing 707 tipi bir yolcu uçağı, Bombay-New York seferini yaparken İsviçre’nin Cenevre kentine inmeye hazırlandığı sırada, Alp dağlarının Mont Blanc tepelerine çarparak düştü: 117 kişi öldü.

1967 – Üniversite öğrencileri, Türkiye Millî Talebe Federasyonu’na karşı tutumu protesto ettiler. Ankara’da bir miting düzenlediler. Türkiye Millî Talebe Federasyonu 19 Ocak günü polis tarafından mühürlenmiş, 21 Ocak günü de beş yöneticisi tutuklanmıştı.

1972 – Mahir Çayan’a dedesinden kalan mirasa sıkıyönetim mahkemesi tarafından el konuldu.

1972 – İsmet İnönü “Siyasi suçlar için idam olmamalı” dedi ve sıkıyönetimin kaldırılmasını istedi.

1972 – Guam ormanlarında II. Dünya Savaşı’ndan beri teslim olmamak için saklanan, Japon millî askeri bulundu.

1973 – Ali Haydar Yıldız, Tunceli’nin Çemişgezek ilçesinin Vartinik köyünde askerle girdiği çatışma sonucu öldürüldü. Arkadaşı İbrahim Kaypakkaya ise yaralı vaziyette kaçtı.

1975 – 28 bin Sümerbank işçisi ücretlerine yüzde 70 zam aldı. Bir süre önce grev kararı alınan Sümerbank ile Türkiye Tekstil, Örme ve Giyim Sanayi İşçileri Sendikası (TEKSİF) arasında toplu iş sözleşmesi imzalandı.

1977 – Türk ve Yugoslav yolcularını taşıyan bir otobüs, Üsküp yakınlarında Kumanova nehrine düştü. Kazada 24 kişi öldü, 19 kişi yaralandı.

1978 – Eurovision elemelerinde yarışan “Biz” adlı şarkı Danıştay kararı ile finalist oldu.

1978 – Sovyetler Birliği’ne ait nükleer reaktör taşıyan Cosmos 954 adlı uydu Dünya atmosferine girerken yanarak parçalandı, radyoaktif serpintileri Kanada’nın kuzeybatısına yayıldı. Dağılan parçaların ancak %1’i toplanabildi.

1980 – Başbakan Süleyman Demirel, Hükûmetçe alınan ve 24 Ocak Kararları olarak bilinen ekonomik istikrar programı kamuoyuna açıkladı.

1980 – Tariş olayları: Tariş’te çatışmalar sürdü. 20’si polis biri jandarma 35 kişi yaralandı. 450 öğrenci göz altına alındı.

1983 – 1. Ordu ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Cumhuriyet gazetesinin basımı, yayımı ve dağıtımını yasakladı. Nadir Nadi ve Yazı İşleri Müdürü Okay Gönensin hakkında dava açıldı.

1984 – Macintosh bilgisayarlar piyasaya sürüldü.

1986 – Voyager 2 uydusu, Uranüs’ün 81.500 km yakınından geçti.

1989 – Seri katil Ted Bundy, 1978’de 12 yaşındaki Kimberley Leach’i kaçırıp öldürmek suçundan, Florida’da elektrikli sandalye ile idam edildi.

1990 – Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Türkiye Emlak Bankası’nı 60 milyon dolar ve 34 milyon İsviçre Frangı dolandırdığı iddiasıyla yargılanan iş adamı Kemal Horzum’u 12 yıl 6 ay ağır hapis cezasına çarptırdı. Bankanın iki görevlisine de aynı ceza verildi.

1993 – Milliyetçi Çalışma Partisi, adını Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirdi.

1993 – Gazeteci ve yazar Uğur Mumcu, otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu öldürüldü.

1994 – Türkiye’nin ilk haberleşme uydusu Türksat 1A, fırlatıldıktan 12 dakika 12 saniye sonra okyanusa düştü.

1997 – Denizbank, çekişmeli bir ihale ile 66 milyon dolara Vestel’in de sahibi olan Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu’ya satıldı.

2000 – Top Air’e ait bir uçak Güdül civarında düştü, 4 kişi öldü.

2001 – Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, 4 koruması ve şoförü, uğradıkları silahlı saldırıda öldürüldü.

2006 – Kuveyt Parlamentosu, dokuz gün önce ölen Şeyh Cabir el-Ahmed el-Sabah’ın yerine geçen Emir Şeyh Saad I Al-Abdullah Al-Salim Al-Sabah’ı azletti. Parlamento, oy birliğiyle aldığı karara gerekçe olarak 75 yaşındaki Emir’in sağlık durumunun kötü olmasını gösterdi.

2004 – NASA’nın Opportunity adlı aracı, ikizi Spirit’ten iki hafta sonra Mars yüzeyine indi.

2006 – İran’ın güneybatısındaki Ahvaz kentinde meydana gelen iki patlamada 8 kişi öldü, 40’tan fazla kişi de yaralandı.

2008 – Gaziantep’te, El-Kaide’ye yönelik eş zamanlı on sekiz ayrı operasyonda bir polis öldü, yedi polis ile bir vatandaş yaralandı. Operasyonda, dört kişi ölü ele geçirildi, on dokuz kişi gözaltına alındı.

2011 – Domodedovo Havalimanı saldırısı’nda 37 kişi öldü ve 173 kişi yaralandı.

2020 – Elâzığ’da, Merkez üssü Sivrice-Kalaba olan Richter Ölçeğine göre 6.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.

DOĞUMLAR

76 – Hadrianus, Roma İmparatoru; “Beş İyi İmparator”un üçüncüsü (ö. 138)

1679 – Christian Wolff, Alman filozof (ö. 1754)

1705 – Farinelli, İtalyan kontralto, soprano ve kastrato sanatçısı (ö. 1782)

1712 – II. Friedrich, Prusya Kralı (ö. 1786)

1732 – Pierre Beaumarchais, Fransız oyun yazarı, şair ve diplomat (ö. 1799)

1776 – E. T. A. Hoffmann, Alman besteci, korku hikâyeleri yazarı ve karikatürist (ö. 1822)

1850 – Hermann Ebbinghaus, Alman psikolog (unutma eğrisi ve aralık etkisinin keşfi ile tanınan) (ö. 1909)

1862 – Edith Wharton, Amerikalı yazar ve moda tasarımcısı (ö. 1937)

1886 – Henry King, Amerikalı film yönetmeni (ö. 1982)

1889 – Hermann-Bernhard Ramcke, Alman general ve yazar (ö. 1968)

1891 – Walter Model, Alman mareşal (ö. 1945)

1893 – Viktor Şklovskiy, Rus eleştirmen ve yazar (1920’lerde Sovyet edebiyatını etkileyen “Biçimcilik” akımının öncülerinden) (ö. 1984)

1907 – Maurice Couve de Murville, Fransız siyasetçi ve eski başbakan (ö. 1999)

1912 – Naşide Saffet Esen, Türk model ve 1931 Türkiye güzeli (ö. 1988)

1916 – Rafael Caldera, Venezuelalı siyasetçi (ö. 2009)

1917 – Ali Yaramancı, Türk asker, mühendis ve bilim adamı (Türkiye’nin ilk jeofizik mühendisi ve ilk jeofizik profesörü) (ö. 2008)

1917 – Ernest Borgnine, İtalyan asıllı Amerikalı tiyatro ve sinema oyuncusu (ö. 2012)

1925 – Maria Tallchief, Amerikalı bale sanatçısı (ö. 2013)

1928 – Michel Serrault, Fransız aktör (ö. 2007)

1933 – Kadir Mısıroğlu, Türk yazar (ö. 2019)

1940 – Fatoş Balkır, Türk ses sanatçısı (ö. 1986)

1940 – Joachim Gauck, Alman politikacı

1941 – Neil Diamond, Amerikalı şarkıcı

1941 – Dan Shechtman, İsrailli profesör, kimyager ve Nobel Kimya Ödülü sahibi

1943 – Sharon Tate, Amerikalı oyuncu (ö. 1969)

1946 – Güven Hokna, Türk tiyatro, sinema ve dizi sanatçısı

1946 – Şahin Yenişehirlioğlu, Türk yazar, düşünür ve oyuncu

1949 – John Belushi, Amerikalı oyuncu (ö. 1982)

1953 – Moon Jae-in, Güney Koreli siyasetçi ve Güney Kore’nin 12. Cumhurbaşkanı

1961 – Nastassia Kinski, Alman sinema oyuncusu

1982 – Resul Dindar, Türk halk müziği ses sanatçısı

1983 – Scott Speed, Amerikalı yarış pilotu

1986 – Mischa Barton, Amerikalı oyuncu

1987 – Kia Vaughn, Amerikalı basketbolcu

ÖLÜMLER

41 – Caligula (Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus), Roma İmparatoru (d. 12)

1822 – Tepedelenli Ali Paşa, Osmanlı Yanya Valisi (d. 1744)

1851 – Gaspare Spontini, İtalyan besteci (d. 1774)

1916 – İsa Bolatin, Kosovalı Arnavut gerilla ve siyasetçi (d. 1864)

1920 – Amedeo Modigliani, İtalyan ressam ve heykeltıraş (d. 1884)

1945 – Hezi Aslanov, Azeri asıllı Sovyet general (d. 1910)

1962 – Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk yazar ve şair (d. 1901)

1965 – Winston Churchill, Birleşik Krallık Başbakanı. Nobel Edebiyat Ödülü sahibi (d. 1874)

1973 – Ali Haydar Yıldız, Türk devrimci ve TKP/ML-TİKKO kurucularından (d. 1953)

1983 – George Cukor, Amerikalı sinema yönetmeni (d. 1899)

1986 – Gordon MacRae, Amerikalı aktör ve şarkıcı (d. 1921)

1986 – L. Ron Hubbard, Amerikalı yazar (d. 1911)

1989 – Ted Bundy, Amerikalı seri katil (d. 1946)

1993 – Uğur Mumcu, Türk gazeteci ve yazar (suikast) (d. 1942)

2001 – Ali Gaffar Okkan, Türk polis ve Diyarbakır Emniyet Müdürü (suikast) (d. 1952)

2003 – Aysel Baykal, Türk siyasetçi ve Devlet Bakanı (d. 1939)

2004 – Leônidas da Silva, Brezilyalı futbolcu (d. 1913)

2006 – Chris Penn, Amerikalı aktör (d. 1965)

2006 – Mümtaz Sevinç, Türk tiyatro ve seslendirme sanatçısı (cinayet) (d. 1952)

2007 – İsmail Cem, Türk siyasetçi, gazeteci ve Dış İşleri Bakanı (d. 1940)

2010 – Erdinç Dinçer, Türk sinema, tiyatro ve dizi oyuncusu (d. 1944)

2010 – Şakir Eczacıbaşı, Türk eczacı, fotoğraf sanatçısı ve iş adamı (d. 1929)

2011 – Hanna Yablonskaya, Ukraynalı oyun yazarı ve şair (d. 1981)

2012 – Theodoros Angelopoulos, Yunan yönetmen (d. 1935)

2015 – Julio Canessa, Şilili asker ve siyasetçi (d. 1925)

2015 – Otto Carius, Alman asker ve Heer Tank Komutanı (d. 1922)

2016 – Füruzan, İranlı sinema oyuncusu, yapımcı ve sanat yönetmeni (d. 1937)

2016 – Marvin Minsky, Amerikalı bilim insanı (d. 1927)

2019 – Elio Berhanyer, İspanyol moda tasarımcısı. (d. 1929)

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
The Neighbourhood
I Think I Try Too Hard
5 (1)

The Neighbourhood

Bugün sizinle harika bir müzik grubunu tanıştıracağım. Onları dinlerken kendinizi bambaşka bir dünyada bulacaksınız. The Neigbourhood grubunu keşfettiğimde 16 ya da 17 yaşındaydım. Yaptıkları şarkılarda hep kendimden bir parça bulmuşumdur. Şu an 22 yaşındayım ve hala onları dinlerken sanki ilk defa dinliyormuş gibi hissediyorum. Onlar bir rock grubu olarak kurulsalar da kendilerinin karanlık pop yaptıklarını savunuyorlar. Ki bu doğru. O kadar derin cümleler var ki şarkılarında insan bazı şeyleri sorguluyor. Eminim bu grup sizin içinizde sakladığınız bütün duyguları dışarı çıkaracak. En azından kendinize karşı daha dürüst olmayı öğreneceksiniz. Biraz daha olgunlaşmış hissedeceksiniz. En azından ben bunları ve daha fazlasını öğrendim bu gruptan. Hepimiz insanız duygularımız var ve bu duygular hepimizi bir şekilde mutlaka etkiliyor. Kendimizi sürekli kontrol altında tutuyoruz bir çoğumuz ağlamaktan çekiniyor belki de bırakmalıyız, sonuçta insanlık hali değil mi? İşte bu grup tam da bu problemleri ele alıyor. Duygularımız konusunda ya da hareketlerimiz, nasıl göründüğümüz hakkında diğer insanların düşüncelerinin değil bizim kendimiz hakkında düşündüklerimiz ve hissettiklerimizin önemli olduğunu vurguluyor.

Hepimiz diğer insanları umursuyoruz, onlara göre hareket ediyoruz ama onların bizden önemli olmadıklarını unutuyoruz. Neden onlar bu kadar önemli ki? Cidden bizim değerimizi onlar mı belirler yoksa biz mi? Bu konuda cidden oturup iyice düşünmeliyiz hepimiz, onlar sadece kuru kalabalık çünkü. Bizi gerçekte tanımıyorlar bile, gece kafamızı yastığa koyarken ne düşündüğümüzü, gerçekten neleri sevdiğimizi, neleri sevmediğimizi, nelere ağladığımızı nelere güldüğümüzü bilmiyorlar. Peki biz gerçekten kim olduğumuzu biliyor muyuz? Kendimizi ne kadar tanıyoruz? Tanımıyoruz çünkü hep başkaları şekillendirdi bizim hayatlarımızı, biz değil. O yüzden önce kendimize kendimizi anlatalım diğerleri bizi tanımasa da olur. Ağlayalım, gülelim kendimiz için bir şeyler yapalım. Çünkü hayat bizim hayatımız. Ben bu gruptan bunları öğrendim ve sizinle de bu grubu tanıştırmak istedim. İşte The Neigbourhood’un sanat eserlerinden birkaçı:

Keep on dreaming

Don’t stop breathing

Fight those demons

Sell your soul not your whole self

Oh, if they see it when you’re sleeping

And I can’t even see if it’s out there anymore…

Hayal etmeye devam et

Nefes almaya devam et

O şeytanlarla savaş

Ruhunu sat fakat benliğini değil

Seni uyurken görürlerse gitmelerini sağla

Ve hala oradalar mı artık göremiyorum…

We were too close to the stars

I never knew somebody like you somebody

Falling just as hard

I’d rather lose somebody than use somebody

Maybe it’s a blessing in disguise (I sold my soul for you)

I see my reflection in your eyes (Tell me you see it too)

Yıldızlara çok yakındık

Senin gibi birini tanımadım, senin gibi birini

Düşmek de çok zor

Birini kaybetmeyi tercih ederim birini kullanmaktansa

Her kahırda bir lütuf olabilir (Senin için ruhumu sattım)

Gözlerindeki yansımamı görüyorum (Sen de gördüğünü söyle)

Maybe you’re right, maybe this is all that I can be

But what if it’s you, and it wasn’t me?

What do you want from me?

What do you want from me?

Belki de haklısındır tüm olabildiğim budur

Ama ya sorun ben değilsem ve sen isen?

Benden ne istiyorsun?

Benden ne istiyorsun?

I thinl I try too hard

How I look what I do, what I’m sayin’

I spend too much time explainin’ myself

I hope there’s some time to change it

Sanırım çok fazla uğraşıyorum

Nasıl göründüğüm, ne yaptığım ne söylediğim hakkında

Kendimi açıklamak için çok zaman harcıyorum

Umarım bunu değiştirmek için biraz zaman vardır.

Bence acilen bu grubu dinlemeye başlamalısınız. Sizinle en sevdiğim gruplardan birini paylaşıyorum ve bunu yapmayı hiç sevmem. Hadi koşun farklı bir dünyaya adım atın.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
error: İçerik korumalıdır!!