Misketten Tablete: Çocukluk
0 (0)

Geçtiğimiz aylarda bir arkadaşım KPSS sınavına girecek, ben ve diğer arkadaşım onu dışarıda bekleyecektik. Bu bekleyişlere tanıklık edenler bilir ki; zamanın geçmek bilmediği bu anlar oldukça sıkıcıdır. Arkadaşımızı başarı temennileri ile içeri uğurladıktan sonra, çevrede biraz gezindik ve içecek bir şeyler almak için bir markete uğradık. Kasaya geldiğimde karşılaştığım manzara beni en az 15 sene geriye götürdü. Çocukluğumuzun vazgeçilmez oyunlarından birisi olan futbolcu kartları kasanın dibinde öylece duruyordu. Bu kartları en son 7-8 yaşlarımda iken görmüştüm. İçimdeki çocuk ellerini hızlıca uzattı kartlara, bir tomar kadar aldı. Kasiyere dönüp bu kartları çok satıp satmadığını sordum. Yok fazla değil dedi ve gülümseyerek ekledi “Alanlar da senin yaşında gençler” Demekki çocukluğuna özlem çeken tek ben değildim. “Doğru” diye yanıtladım “Doğru, şimdiki çocukların tableti, telefonu ve konsol oyunları var” Haksız da sayılmazdım hani, elbette bizim jenerasyonumuzun çocuk olduğu zamanlarda da bilgisayar oyunları vardı. Ancak günümüzün büyük kısmını esir almıyorlardı. Teşekkür ederek çıktım marketten.

Sanal ağ gelişmesiyle beraber birçok şeyi mümkün hale getirdi. Dünyanın öteki ucundaki insanlarla iletişim kurabiliyor, her anımızı çok kolay şekilde yakınlarımızla paylaşabiliyor, bedenen hiç efor kaybetmeden oyun oynayarak eğlenebiliyoruz. Lakin tüm bu getirilerin yanında büyük de götürüleri oldu. İnternetin gelişmesi ile beraber yeni sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan başlıcaları bağımlılık, gösteriş yardım severliği ve suni vicdan, siber zorbalık, oyunlardan kaynaklı şiddete eğilimin artması durumu ve daha birçok sorun…

Belki bizim zamanlarımızda oyunlardaki kuralları sağlayacak ve kural ihlallerini tespit edecek donanımlı yapay zekalar yoktu ama hakem olmamasına rağmen asla haksızlığa uğramayan mahalle müsabakalarımız vardı. Maçta sakatlanmış rakip takım oyuncusuna yardıma koşacak şefkatimiz, misket oyunun sonunda tüm misketlerini kaybetmiş rakibimize, birazını geri verecek vicdanımız vardı. Şimdi online oyunlarda, birbirlerine acımasızca küfür ve hakaret eden çocukları görmek beni çok üzüyor. Bizim sokaklarımızda, güçsüz olan ezilmez ve onun biraz başarısız olduğu konularda elinden tutulurdu. Bir ağaçtan meyve toplanacaksa, kısa boylu olan hiç bir şey yapmasa bile diğerleri ona da meyve verirdi. Şimdi sanal mecralarda, herkes acımasızca birbirinin açıklarını arıyor. Küçücük çocuklar okumayı bile yeni öğrenmişken, birbirlerini tehdit ediyor, küfürler ediyor. Yahut kötü amaçlı yetişkinler, çocukları tehdit ederek isteklerine yönlendiriyor. Ebeveynlerin çocukları bu mecralarda takip edebilmesi çok zor hale geliyor. Oysa biz çocukken anne-babalar çocuklarını mahalle içerisine güvenle gönderiyorlardı. Bu tip mahallelerde kim olduğu fark etmeden, herkes çocukları korumakla yükümlüydü. Bu yazılı olmayan bir vicdan sözleşmesiydi. Hayatımızın en güzel anılarını biriktirdiğimiz sokakların bağımlılığı da yoktu. Akşam ezanı sözümüz vardı bir kere, hepimiz yürekten bağlıydık bu söze. Henüz küçücük çocuklar sorumluluk almayı öğreniyorlardı bu kurallarla. Şimdi ise durumlar çok karışık, hem çocuğunun teknoloji bağımlılığından dert yanan ebeveyn, hem de çocuğunu bazı konularda idare edebilmek adına onu kendi elleriyle bu sanal çukura itiyor. “Tablet oynarken yemek yiyebiliyor, başka türlü yemiyor, tablet olmasa asla sözümü dinlemiyor” vs. Bir de unutmadan şu suni vicdanlarımız ve gösteriş yardım severliğimize değinmek istiyorum. Önceden mahalleden birisinin bir şeye ihtiyacı olduğu zamanlar, cömert kimseler bunu kimseye belli etmeden yapardı. Biz devrin çocukları da bunu bu şekilde öğrenmiştik. Daha küçücük bir çocukken bunun bilinci ile yardım ederdik arkadaşlarımıza. Ama şimdi biz, o çocuklar büyüdük ve yaptığımız tüm yardımları paylaşmaya başladık. Karşımızdaki insanın ne hissedeceğini düşünmeden, bilinçsizce, duyarsızca…

Beni tanımadan tüm bu yazdıklarımı okuyan birisi, muhtemelen yetmişli, seksenli yaşlarımda olduğumu düşünür. Aksi halde bu kadar şeyin, bu kadar kısa sürede değişmesi mümkün değil. Lakin ben henüz 22 yaşındayım ve tüm bu olanlara ortalama 15 sene yetti. Yazımı bitirmeden, yine büyük şair Cahit Zarifoğlu’na başvurmak ve sözlerimi onun sözleri ile noktalamak istiyorum;

Üçe kadar sayıyorum diye tehdit ederken bile araya iki buçuğu sokan vicdanlı çocuklardık biz, ne ara bu hale geldik?

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]