Mutluluğa İnanma Duygunu Diri Tut
0 (0)

 

Günümüz hastalıkları başında yer alan kavram  ‘Güvensizlik’. İnsanlara güvensizlik, kendine güvensizlik, mutluluğa güvensizlik… Teknolojinin ilerlemesi ve sözüm ona iletişimin mekan tanımazlığı belki de bizi bu duruma yönlendirdi belki de toplumsal normların alaşağı olması ile hayatımızın büyük korkuları haline geldi. Dışarıya çıktığımızı varsayalım, insanlarla konuşmaya yardım istemeye çalıştığımızda donuk ve kuşkucu tavırlarla karşı karşıya kalmamız çok olağan. Çünkü hayat 20-30 yıl öncesi kadar masum ve duru değil. Her alanda manipülasyon ve kötü niyete maruz kaldığımız gerçeğini değiştirmek istesek de yapamıyoruz. Peki, bu durum bizlere neler getirdi neler götürdü?

Sosyal mecraların ortaya çıkışı, adı üzerinde sosyalliği arttırmış olsa da kişileri yalnızlaştırdı. Nasıl mı oldu? Şöyle ki, kişiler arası mekana bağlı iletişim sıfıra indi. Özlediğimiz arkadaşlarımızın yüzünü görmek için günlerce, haftalarca beklememize gerek kalmadan (face time) görüntülü konuşma uygulamaları dakikalar almadan iletişime geçebiliyor hale geldik. Sohbetler samimiyetsiz olmaya başladı, arkadaşlıkların ruhu öldü. Aynı şekilde sosyal ağlar üzerinde vakit geçiren bireylerin kendilerine ait özgüvenleri de yok oldu. Kendi sosyal mecralarında paylaşmış oldukları benlikler, yapay ve karşı tarafa ihtişamlı görünme amacıyla doldu taştı. Her bilgi ve her kişiye ulaşımın kolaylaşması ile insanlar doyumsuzlaşmaya ve memnuniyetsizleşmeye meyil eder oldular. Ama unutmamalıyız ki inanmak başarmanın yarısıdır. İnsanlara, kendine ve mutluluğa inanacaksın ki yaşam standartların da yükselsin. Ne yani Gizem, ben bunları yapmazsam mutlu olamaz mıyım da diyebilirsiniz. Haklılık payınız çok büyük. Fakat hayatınıza güvensiz ve inancız devam ederseniz mutlu olamayacağınızı hepimiz biliyoruz. İstisnalar kaideyi bozmaz tabii ki.

Sağlıklı iletişim kurmak için sosyal mecralara yönelmek yerine çevremize bakmalıyız. Dokunarak, hissederek, güvenimizin temellerini oluşturmalıyız. Sanal mecralar yerine, farkına vararak yaşamalıyız. Teknolojinin nimetlerini kendimizi geliştirmek için kullanmalıyız. Hayatımızın odak noktası yapmadan farkında olup gerçeklik payını ölçmeliyiz. Mutluluğumuzu ikinci plana atmadan yaşamımızı sürdürmeliyiz. Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullamadan ilerlemeliyiz. Çünkü mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer. Nehir ise asla durmaz.  Dayatılan ne olursa olsun, farkında olmalıyız.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]