Öykü Denemesi: Feragat
0 (0)

Masadaki tükenmek üzere olan mumu hızlıca üfledi. Önce ceketine uzandı, sonra vazgeçti. Örümcek ağlarıyla henüz tanışmış masaya yöneldi, üçüncü çekmeyi açtı. Çıkan sesten ürperdi, o an dalgınlığının boyutunu fark etti. Yazdığı bütün kağıtları özenle topladı. Biraz sonra tahta merdivenlerdeydi, gıcırdamasın diye yavaş yavaş iniyordu. Tam yolun yarısına gelmişti ki, yüzüne bir kapı çarpmışçasına geri döndü. Ceketini ve tüm kıyafetlerini aldı. Hepsi, tek bir eliyle taşıyacağı kadardı. Yeniden yola koyuldu. Aşağıya ulaştığında çeyrek saat kadar geçmişti kararının üstünden. Sokağa ilk adımlarını ürkek attı, sonra hızlandı. Biraz sonra, neredeyse koşuyordu. İki farklı uygarlığa ayrılmıştı sanki kar taneleri, iki farklı uygarlığa ayrılmış ve savaşıyorlardı. Omzu ve saçları bembeyaz olmuştu, elleri ve burnu kızarmış, dudakları soluk bir renk almıştı. Nereye gideceğini bilir gibi yürüyordu. Bazen sağa ya da sola dönüyor, kestirme olsun diye arka caddeleri kullanıyordu. Aniden bir omuza çarptı. Bakışları bir anda mana kazandı. Üşüdüğünü fark etti önce, sonra gülümsemeye başladı. Elindeki tüm kıyafetleri, şaşkın şaşkın kendisini izleyen adama uzattı. Uzun süredir böyle istekli konuşmuyordu: “Okuma biliyor musun?”

Kıyafetleri yırtık, saçları ve sakalları kir içinde adam önce biraz sustu. Sonra, soru sorar gibi bir cevapla: “Evet”

Daha çok gülümsedi: “İyi ya!” diğer elindeki bütün kağıtları karşısındaki adama uzattı. Sonra eski haline döndü. Tam adamdan uzaklaşacaktı ki, bir anda geri döndü. Bir öğrencinin öğretmenine, bir çocuğun annesine, bir cahilin bir alime bakışları gibi, çevirdi gözlerini adamın üstüne:

“Eğer bir hakkından vazgeçecek olsaydın, bunu nasıl yapardın?”

İç geçirirken aldığı derin nefesin kuvvetiyle gür bir sesle konuştu yaşlı adam: “Onu diğer sahiplerine bağışlayarak” genç adamın gözleri, karşısındaki adamdan ayrıldı. Dizlerine kadar gelen kara bakarak konuştu, ne dediği zor anlaşılacak şekilde sessizce:

“Doğru”

Adamdan uzaklaşırken, söylediğini sürekli tekrar ediyordu ancak, sesi her defasında artıyordu. Biraz sonra bütünüyle koşuyor ve artık nereye gideceğini biliyordu. Şehrin en kalabalık meydanına ulaştığında, beklediği kadar insan yoktu. Orada olanlar da ya işten ya da alışverişten dönüyordu. Yine de yaşlı adamın nasihat gibi sözlerini uygulaması için yeterli bir topluluk karşısındaydı.

“Beni dinleyin, beni dinleyin”

Meydandaki tüm gözler ona dönmüş, şaşkın şekilde kendisini izliyorlardı. Büyük bir zaferin haberini halkıyla paylaşan, padişah edasıyla başladı sözlerine:

“Ey en büyük hakkından habersiz, hak sahipleri. Öyle güzel haklar vardır ki, siz dilemeden sunulur. Farkında olmaz kimse ve burun kıvırır en büyük hakkına. Beni sizden farklı görmeyin kardeşlerim. Bende burun kıvırdım bu hakkıma. Yalnız bir farkım var her birinizden; ben artık bu hakkımın farkındayım ve vazgeçiyorum ondan. Hepinize bağışlıyorum bu hakkımı. Size bağışlıyorum, senenin ilk karı düştüğünde payım olan manzarayı. Ve baharda açan çiçeklerin arasında dolaşmayı, kokusundan faydalanmayı. Size bağışlıyorum kardeşlerim, günün ilk ışıklarında öten kuşların getirdiği neşeyi. Sevmeyi ve sevilmeyi, hasreti çekilen herkese sarılmayı. Uzun süren gurbetlerin dönüşlerini. Sıcacık bir kahvenin verdiği hazzı. Sonbaharın, saçları okşayan ılık rüzgarını. Gecenin ardından doğan güneşi ve onu bekleyen uzun uykuları. Acelesi olacak kadar sahiplenmeyi hayatı, ama üşenmeyi bir kelebek ömrü gibi. Bir şiir okumayı, bir tabloya bakmayı, bir dosta konuşmayı size bırakıyorum. Uzun uzun yürümeyi, koşmayı bazen, yorulmayı ve dinlenmeyi size bırakıyorum hak sahipleri. Bağışlanmayı, kızmayı, susmayı, gülmeyi ve ağlamayı. Ben hakkımdan vazgeçiyorum kardeşlerim ve sizsiniz onun diğer sahipleri”

 

Konuşması bittiğinde etrafta tek tük insan kalmıştı. Kimsenin bu öldürücü soğukta, ne anlattığı belli olmayan bu adamı dinleyecek kadar vakti yoktu. Birisine sarılmak ister gibi, iki yana kollarını açtı ve sırt üstü yere bıraktı kendini. Son birkaç kişi de yollarına koyuldular. Herkes, onun bütünüyle deli olduğunu düşünüyordu artık. Son kez yaşlı adamı düşündü, görevden başarıyla dönen bir elçi gibi kapattı gözlerini. Suratında hafif bir gülümseme vardı. Ancak kapalı göz kapaklarının ortaya çıkardığı kirpikleri, ciddi bir hava katıyordu çehresine. Sabaha kadar tüm bedeni karla kaplanmıştı.

 

Günün ilk ışıklarında, yaşlı adam fark etti onu. Üzerindeki karları biraz kazıdıktan sonra, o olduğuna emin olmuştu. Gece kendisine verdiği ceketi üstüne attı. Birilerini bulmak için, ağır adımlarla uzaklaştı oradan. ©

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]