Beşiktaş’a Adanmış Bir Ömür: Süleyman Seba
0 (0)

“Ben, sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim.”

Süleyman Seba’yı anlattığım yazıma, Gazi Atatürk’ün o efsane aforizması ile başlamak istedim. O hem zeki hem çevikti. Lakin kuşkusuz ahlak onu anlatmaya en uygun ifadeydi; Futbolcu olarak ter döktüğü zamandan, uzun süre yürüttüğü yöneticilik koltuğuna kadar…

Takvimler, 1926 senesinin, 5 Nisan gününe işaret ederken, Sakarya’nın Hendek ilçesinde bir bebek dünyaya geldi. O bebek, Beşiktaş ve Türkiye futbol tarihine adını altın harflerle yazdıracak, Süleyman Seba’dan başkası değildi. Küçük yaşında İstanbul’a giden Seba, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Kabataş Lisesi’nde okuduğu yıllarda, okulun futbol takımında top koşturdu. Başarılı genç, Beşiktaş yöneticilerinin dikkatini çekti. Genç takıma çağrılan onursal başkan, kısa sürede genç takımın kaptanı oldu. A takım ile maçlara çıkmaya başlayan Seba, İnönü Stadyumu’nda gol atan ilk Türk futbolcu olarak tarihe geçti. Babasının isteği ile eğitim aldığı Mimar Sinan Üniversitesi’ni, en büyük tutkusu Beşiktaş uğruna bıraktı. 8 yıl gururla taşıdığı siyah beyazlı forma ile 44 gole imzasını attı. Menisküs sebebiyle 1954 yılında futbol kariyerini sonlandırmak zorunda kaldı. Bu tarihten sonra Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün kongre üyesi oldu. Üyeliğinin ardından yönetim kurulunda yöneticilik görevini üstlendi. Milli İstihbarat Teşkilatı İstanbul Müdürlüğü görevini üstlendiği yıllarda, Beşiktaş’ın başkanlığına aday oldu. 1984 senesinde bu hayali gerçek oldu. Tam 16 sene şerefiyle, hakkıyla koltuğun hakkını verdi büyük başkan. 2000 senesinde görevi bıraktığını açıklarken, Beşiktaş kulübünün onursal başkanı olduğu duyuruldu. 2014 yılında hayatı gözlerini yumarken, cenazesine yüzbinler katıldı. Türkiye’nin her kulübünden başkanlar, teknik direktörler, futbolcu ve taraftarlar akın etmişti Seba’nın son yolculuğuna. Herkesin ona bu saygıyı göstermesinin sebebi; sporculuk ve başkanlık yıllarında ahlak çizgisinden hiç ayrılmamış olmasıydı.

“Şerefinle oyna, hakkınla kazan.”

Beşiktaş’ın antrenman tesislerine ve şu an kullanılan stadyum Vodafone Park’a büyük harflerle yazılan bu büyük söz, Şeref Bey, Baba Hakkı ve Süleyman Seba’nın Beşiktaş’lı futbolculara en büyük öğretisi oldu. Bu öğreti ışığında; Beşiktaş’a gelmiş bütün futbolcular, önce adil olmayı, rakibine saygı göstermeyi bildi, sonra ise kazanmayı. Trabzonspor ile yapılan bir  maç sonrası, Beşiktaş’lı futbolculara sevinmemeleri için işaret ediyordu Süleyman Seba. Zira aynı uçakta Trabzon kafilesi de vardı. Başkalarının üzüntü yaşadığı yerde sevinmek yakışmazdı Beşiktaş’a. Türk futbolunun sahadan masaya taşındığı, adil ortamın tamamen kaybolduğu zamanlarda bile, Süleyman Seba duruşunu bozmadı. O dönem Beşiktaş’ın başarısızlıkları ile alay edenlere, ders niteliğinde sözleri ile seslendi;

“Futbol sadece şampiyonluklara sevinmek değildir. Bunu belli değerlere sahip çıkarak yaşamaktır. Biz, ‘şerefli ikincilikler’ de yaşadık. Toplum bunları şimdi anlıyor. O zaman bunlara gülenler vardı. Şimdi ben hepsini hayretle izliyorum. Zamanın haktan yana olduğunu görmek en büyük sevincimdir.”

Onun hayattaki en büyük tutkusu kuşkusuz Beşiktaş idi. Lakin bu tutkunun sınırlarında tek arzusu Beşiktaş’ın başarısı değildi. Seba için başarının niteliği değil, niceliği önemliydi. Hayatı boyunca Beşiktaş’ın bir değerler kulübü olduğunu anlatmaya çalıştı, kulübü bu doğrultuda yönetti.

“Beşiktaşlılık etik değerlerini sahiplenmeden, hiçbir başarının kalıcı olacağına inanmıyorum.”

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]