Ölümsüz Aşk
0 (0)

Hayal edin öyle bir aşk var ki ölürken bile birbirlerinden ayrılmayarak ve mutlu bir şekilde hayat arkadaşınızın acısını duymadan gözünüzü yumuyorsunuz. İşte böyle bu zamanda hayallerde her zaman yer alan büyük bir aşk efsanesi var Helen Mitolojisinde. Bu aşk hikayesi Bergama’da yemyeşil ovanın bir kenarında bulunur ve hiçbir ağaca benzemeyen kendine özgü iki koca dalın farklı çeşit tek bir ağaçta ağaç vardır. Neden benzemez, bu ilginç ağacın hikayesi nedir acaba? Hadi gelin bu ağacın altında yatan efsanevi büyük bir aşkı hafızalarımıza kazıyalım ki insanlığımızı, dünyaya olan aşkımızı unutmayalım.

 

Olympos dağında tanrıların tanrısı Zeus orada sıkılır ve haberci tanrı olan oğlu Hermes’i yanına çağırmış. Şunları söylemiş “Oğlum, şu ölümlülerin yaşadığı yerde yani dünyada bir şeyler oluyor. İnatçı ölümlüler bizi unutmaya başlıyorlar sanırım. Onların yanına gidip bakalım neler oluyor, neden bizim için kurban kesmekten aciz kaldılar?” Hermes bu fikri beğenmiş ve üstlerine yırtık pırtık kıyafetler giyerek dünyaya inmişler.

 

Dünyada Ege kıyısında bir sahil kenarında bulmuşlar kendilerini. Başlamışlar yürümeye, yürürken Frigya ovasına geldiklerini fark etmişler. Birçok evin kapısını tanrı misafiriyiz diyerek çalarlar “Hadi yolunuza gidin, misafir edecek yerimiz yok evde.” diyerek kapılarından kovarlar ve fark ederler ki yüzlerine kapanan kapılar gibi insanlarında yürekleri sevgiye saygıya kapanmıştır. Zeus bu duruma çok kızmıştır ve ovanın tepesine doğru tırmanmaya başlamışlar.

 

Olimpos’tan sıkılarak dünyaya inen tanrılarımız küçücük, duvarları kiremitleri dökülen bir ev görmüşler tepeye yakın. Hemen bu küçücük evin kapısını çalmışlar ve Baukis adında yaşlı bir kadın açmış kapıyı. İçeride oturan kocası Philemon (Filemon) “Bak konuklarımız var.” demiş büyük bir sevinçle. İri olan tanrılarımız dar kapıdan eğilerek geçtikten sonra küçük odada yer alan sedirin üstüne oturtmuş Baukis. Yaşlı karı koca evin küçüklüğünden dolayı özür diliyorlar ve “Kendi eviniz gibi rahat oturun.” diyorlarmış.

 

Yaşlı çift misafirlerini en iyi ağırlamak istedikleri için yemekleri ısıtmaya, tavuk yakalayıp onu pişirmeye başlamışlar bir yandan da oradan buradan muhabbet etmeye başlamışlar ve Philemon ile eşi Baukis böyle olası durumlar için kıyada köşede sakladığı eski şarap testisini alıp bir bacağı sakat masanın üstüne koymuş. Bu testinin içindeki şarabın öyküsünü anlatmaya başlamış yaşlı karı koca. Bu testiyi gençliklerinin sonuna doğru geldikleri zaman, bir gün olur da kapının önüne aniden gelen bir konuk olursa onun için saklamışlar. Bu içkinin üzümlerini savaş sırasında vefat eden oğulları topladığını ilave etmişler sözlerine. İşin ilginç tarafı içki döküldükçe azalması gerekir iken tersine çoğalıyormuş. Oğullarına olanları anlatırken gözyaşlarına zor engel olmuşlar ve sonra acı tatlı konuşmaya devam etmişler. Fakat konukları artık izin alarak gitmek isterler ama yaşlı çift ısrar ederler yatıya kalmaları için. Konuklar ısrarın üzerine istemeyince daha fazla bir şey demezler. Uğurlamak adına yaşlı çift konukları ile birlikte tek tek kapıdan sokağa çıkmışlar.

 

Konuk tanrılar tepeye doğru tırmanacaklarını söyleyerek onlara eşlik etmelerini istemişler, biraz yürüdükten sonra yaşlı çift arkalarına baktıkları zaman tüm ova sular altında kalmış ama evleri beyaz mermer ile kaplı göz alıcı bir tapınak yükselmekteymiş. Bu durumda konuklarının tanrı olduğunu anlamışlar ve tam bir şeyler söylemek istedikleri anda Zeus araya girip unutulmaz konukseverlikleri için teşekkür etmiş.

 

Biraz sustuktan sonra baş tanrı Zeus; “Bizden bir şey dileyin.” demiş gülümseyerek. Yaşlı çift bir şey istemediklerini söylemişler sadece evleri için teşekkür etmişler fakat baş tanrı Zeus ısrar etmiş. Çift kendi aralarında fısıldaşarak birkaç bir şey konuşmuşlar ve karar vermişler. Philemon “Biz bugüne kadar baş başa çok mutlu yaşadık ve bu yaştan sonra bizi ayırmayın. Birimiz önce öteki sonra ölmesin bunu kaldırabilecek kadar gücümüz yok. İkimiz de aynı anda ölmek istiyoruz.” Tanrıların tanrısı olan Zeus’un emri ile çift Bergama’daki Frigya ovasının tepesinde hala bulunan tapınağın bekçileri olmuşlar, bir gün tapınağın avlusunda omuz omuza vermiş iken o ana kadar birbirlerine söylemediklerini söylemeye çalışırken ikisinin bedenine bir uyuşukluk gelmiş. Ayağa kalkmak istemelerine rağmen kalkamamış ve orada ağaca dönüşmeye başlamışlar tıpkı Darphane (Defne)’nin hikayesinde olduğu gibi. Ardından birisi meşe diğeri ıhlamur ağacı olmuş ve birbirlerine karşılıklı kenetlenerek iyice birbirlerine sarılmışlar.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]