Arama:
Hiçbir Mesaj Masum Değildir
0 (0)

 

Teknolojinin gelişmesi ile iletişim araçlarını hem çeşitlendi, hem de daha etkin bir hale geldi. Sinema, radyo, televizyon derken internet, iletişim araçlarının, yaşanan tüm zamanların ötesinde bir etkiye sahip olmasını sağladı. Her iletişim aracının toplum üzerindeki faydası ve zararı, hızla sorgulanmaya, yaygınlaşmaya başladı. Tam da bu noktada insanların algı farklılıkları ve verileni yorumlamalarında farklılıklar oluşmaya başladı. Yayın kuruluşlarının ideolojileri oluştu. Filmlerin konuları alt metinler ile dolduruldu. Topluma dizi, film, müzik, sanat, haber, oyun ve daha niceleri ile fikirler ekilmeye başlandı. Tüm bu konuların ortak noktası kişiler üzerinde farklılık oluşturuyor olsa da kitle oluşturabilecek başlıklar olmasıdır.

Sosyal medya platformlarında farkında olmadan belli konular hakkında mesajlara maruz kalabiliyor hatta ve hatta yediğimiz yemekten giydiğimiz kıyafetlere kadar yönlendirilebiliyoruz.  Kitle iletişim araçları herkese ulaşmaktadır. Bu da bizlerin tek tipleşmesine ve yönlendirilmesine neden oluyor. Kitle iletişim araçları ile verilen mesajlar sorgulanmaksızın aklımızda yer ediyor. Eleştirel medya okuryazarlığı yapabiliyor isek mesajın masum olup olmadığını ayırt etmemiz kolay oluyor. Herbert Marshall McLuhan’ın ‘Araç mesajdır.’ teorisi de bu okumalarda oldukça etkilidir. Peki, bu teori nedir?

“İçerik yerine biçime eğilmek gerek. İletişimin şekli belli iletiler için tercihe sahiptir. İçerik daima belli bir şekilde vardır ve bu biçimin dinamiği tarafından bir dereceye kadar yöneltilir. Eğer araç bilinmezse mesaj da bilinmez. Bu anlamda araç ortak iletidir. Araç kullanan kişilerin algısal alışkanlıklarını değiştirir. Araç yansız değildir. Kişilere olduğu kadar topluma da mesaj verir.’ Şeklinde bu teoriyi açıklayabiliriz. Ona göre ileti yani araçla neyin söylendiği önemli değildir. Yani bir haberin gazetede, radyoda, televizyonda ve sosyal medyada aktarılmasıyla farklı anlam kazanır. Sadece bunlarla sınırlandırmak yersizdir. Örneğin bir dijital oyunu ele alalım.  Oyunda yer alan karakterin görseli, konuşmaları, hareketleri de kullanıcıya belli mesajlar iletmektedir. Kız çocuklarının benim çocukluğumda en çok istediği oyuncak sarışın, mavi gözlü, güzellik algısı oluşturan Barbie bebeklerdi. Barbie dediğimizde aklımızda hiçbir zaman kilolu, çirkin ya da farklı bir görsel oluşmaz. Tam tersi çocuklara dayatılan bir güzellik algısı mevcuttur. Bu da bizlere her alanda oluşturulan ürünlerin alt metinlerinin dolu olduğunu gösterir.

Her toplumun kendine has sosyal ve moral değerleri vardır. İyi veya kötü ahlâki değer yargıları kuşaktan kuşağa toplumsallaşma yoluyla aktarılır. Değişen kültüre kodlar ile mesajları algılayıp özümsememiz daha kolay hale gelmiştir. Sürekli bir değişim altında olan dünyada şimdi farklı kültürler ve yaşam şekilleri iç içe geçmiştir. Yoğun çıkar çatışmaları, hızlı stresli modern şehir yaşamı, hem bireylerin hem toplumların mevcut değerler sisteminin köklü değişikliklerle karşılaşmasına neden olmuştur. Medya da ve gündelik yaşantımızda eleştirel medya okuryazarlığı yapmalı ve mesajların masum olup olmadığına odaklanmalıyız.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Engelli Birey Değil, Yetersizliği Olan Birey!
5 (2)


Sevgili okurlarım bugünün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü olmasından dolayı sizlerle kendi düşüncelerimin, bana göre olumlu ve olumsuz yanlarını paylaşmak istiyorum. Aranızdan bazılarınız “Bugün neden olumsuz bir gün olsun ki?” diye düşünebilirsiniz. Bende eskiden sizler gibi düşünüyordum. Ancak bazen kendimce araştırmalar yaptığımda bende bana eskiden mantıklı gelen düşüncelerin şuan benim için pek önemli olmadığını ve her hangi bir anlam ifade etmediğini aksine yanlış şeyler düşündüğümü fark ediyorum.

Evet, sürekli engel ya da engelli kelimesi dilimizde. Çünkü bize dayatılan o. Peki neden? Ben engelli kelimesine karşı olan insanlardanım. Biz fiziksel ya da zihinsel olarak yetersizlikten etkilenmiş bireylere “engelli” diyerek zaten önlerine bir engel koyuyoruz. Neden bu engel kelimesini hep birlikte aşmak varken “engelli” diyerek yeni bir  engel koyalım ki? Birçok yetersizlikten etkilenmiş bireyler engel kelimesinin kendileri için  kullanılmasından hoşnut değiller. 3 Aralık gününün yetersizlikten  etkilenmiş bireylerin günü olmasına anlam veremiyorum. Neden onlar için ayrı bir gün belirleyip onların bizden farklı olduğunu hissettirelim ki?  Herkes gibi onların da bir günü zaten var. Önemli olan insanlık, insanlığın günü değil mi?  Hayatta nerede, nasıl, ne şekilde yer alacağımızı bilmiyoruz. 2 dakika sonrasının hatta şimdinin bile garantisi yok. Yukarıda yer verdiğim fotoğraf “Mucize” filminden alınmış bir sahnenin fotoğrafı. Fotoğrafta yer alan “SAKAT” kelimesi bana göre hoş bir tabir değil. Zaten yetersizlikten etkilenen bireyler de bu kelimeden hoşnut  olmadıklarını belirtiyorlar. Filmin içeriğinde bedensel yetersizliğe sahip olan bir bireyin kalbinin güzelliği sayesinde tüm yetersizlikleri aşabileceği izleyiciye aktarılmıştır.

 

Sevginin, saygının, empati duygusunun giderek yok olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bunun bir an önce önüne geçmemiz gerekiyor. Yetersizlikten etkilenmiş bireylere yardım etmeli, onlarında bizden hiçbir farkı olmadığını ve birçok şeyi başarabileceklerini göstermemiz gerekiyor. Hayatımıza çıkan  tüm engelleri aslında hepimizin sevgi ile aşabileceğini unutmamalıyız. Sevgisizliğin en büyük engel olduğunu ilk önce kabul edip daha sonra çevremize kabul ettirtmeliyiz. Hepinize sevgisizlikten arınmış  içi sevgi dolu günler… 🙂

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 2 Average: 5]
error: İçerik korumalıdır!!