Arama:
Biraz Albert Camus
5 (2)

“İnsanın her gün yaptığı en iyi şey intihar etmemeye karar vermektir.”

Bugün kendisini Yabancı kitabıyla tanıdığım bir yazarı anlatmak istiyorum. Albert Camus. Her zaman bir kitap okuyacaksam önce o yazarın hayatına kısaca göz atarım ki bu kitabı hangi sosyal şartlarda, hangi psikolojide ele almış bana birçok fikir verir. Ve gerçekten kitapta bunun birçok yansımasını da görürüm. Kendisi 20. Yüzyılın en güçlü yazarlarından. Albert Camus abimizin fikirleri pek ilginç. Mesela kendisi felsefe fakültesini bitirmiş ama kendisine hiçbir zaman filozof dememiş. Henüz 2 yaşındayken babası savaşta ölmüş. Annesi ise temizlik yaparak Albert’e bakmaya çalışmış. Kendisini bu dünyada hep bir yabancı hissetmiş. Anlam arayışının saçma gereksiz olduğunu bazı şeylerin öylesine yaşayıp gidilmesi gerektiğini düşünen birisi. Ama yine de yaşamak ve mutlu olmak için çabalamak gerektiğini vurgulamış. Absürdizmin öncülerinden fakat bunu da reddediyor. Çünkü bu şekilde terimlerle anılmak ona göre değil. Tiyatro kurmuş, gazete ve dergi çıkarmış, parti kurmuş. Birçok alanda aktif olarak çalışmış yani. Albert Camus hayatta bir taş olmak istermiş çünkü ne kadar basit ve küçük bir yaşamı olursa o kadar mutlu olacağını düşünüyormuş.

“Sözün gelişi ‘dostlarım’ diyorum, dostum yok artık, sadece suç ortaklarım var. Onların da sayısı pek çoğaldı, bütün insanlar suç ortağım benim. En başta da siz geliyorsunuz. Kim yanımdaysa birinci odur.”

“Ateşten ve yiyecekten yoksun bir insan için özgürlük, hiç de acelesi olmayan bir lükstür.”

1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanana ikinci genç oldu. Genç yaşta vereme yakalandı. Hayatındaki en önemli iki olay, yaptığı evlilik ve Fransız Komünist Partisi’ne katılması oldu. Evliliği kısa sürdü çünkü eşi hem morfin bağımlısıydı hem de Camus’a sadakat göstermedi. İkinci evliliği ise piyanist ve matematikçi olan Francine Faure ile oldu. Bu evlilikten ikiz çocukları oldu.  Ödülü aldıktan 3 yıl sonra da absürt olarak nitelendirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. Kitaplarını okuduğunuzda da aslında Albert Camus’u anlamak mümkün. Hep inandığı şey neyse onu savunan birisi oldu. Hep umudu ve yaşamayı savunan birisi oldu. Bu değerli yazarı tanımanızı, kitaplarını okuyup anlamanızı çok isterim. Yazımı yine Albert Camus’un bir sözüyle bitirmek isterim. Sözleri de kendisi gibi insanlar üzerinde derin bir etki bırakıyor sanki…

“Korkunç bir bırakılmışlık duygusu. Dünyanın bütün varlıklarını göğsüme sarsam bile, kendimi hiçbir şeyden koruyamazdım.”

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 2 Average: 5]
127 Saat
0 (0)

127 Saat

2011 yapımlı olan film gerçek hayattan alınmış dram, hayatta kalma ve biyografi filmidir.  Başrolünü James Franco’nun (Aron Ralston) üstlendiği Macera tutkunu olan Aron kimseye haber dahi vermeden tek başına Blue Canyona gidip mahsur kalmasını anlatıyor. Aron’un yaşadığı anları kaydettiği anlar Youtube’de bulunmakta. Kendinizi ister istemez empati kurarak insanı filme daha çok çekiyor. Ayrıca film içinde birçok ders veriyor.

Film İlginç kamera çekimleri ile dikkat çekiyor. Oldukça hareketli başlayan film Aron’un düşerek kayanın koluna düşüp ezmesi ile bir anda insanı afallatıyor. Sanki o acıyı içinizde hissediyorsunuz. İlk anda şoka giren Aron daha sonra kurtulmak için elinden geleni yapıyor. Hatta küçük çakısı ile koca kayayı oymaya bile çalışıyor. Planlı olan Aron saati ile belirlediği zamanlarda suyu içiyor. Kurduğu sistem ile kendini bağlayarak uyuyor. Hayaller ve halüsinasyonlar görüyor. Kamerası ile olanlar hakkında görüntüler çekiyor. Psikolojisi gittikçe yıpranıyor bağırıyor, ağlıyor ama kimse onu duymuyor. O kadar kötü durumda oluyor ki lensini yiyor, idrarını içiyor. Ama pes etmiyor kayayı oymaya devam ediyor. Sabahları birazda olsa vuran güneşten yararlanmaya çalışıyor. Kamerası ile yaptıklarını anlatmaya devam ediyor. Artık dayanamayan Aron kolunu bağlıyor ve o küçük ve kör çakısı ile kolunu kesmeye çalışıyor, ama nafile. Bir anda fırtına kopuyor, yağmur yağıyor bulunduğu kanala sular dolmaya başlıyor. Suyun kaldırma etkisi ile kurtuluyor arabasına binip kız arkadaşının evine giriyor ama kız arkadaşını onu evine almıyor ve ağlayarak uykusundan uyanıyor. Gözleri kanlanmıştı ama o eğleniyor ve kamerası ile komedi programı çekiyor. Aniden bıçağını koluna saplıyor. Halüsinasyonlar artıyor. Artık dayanamıyor kanını içiyor ve son gücü ile kolunu kırıp kesmeye başlıyor. O saatten sonra filmi izlemesi gittikçe zorlaşıyor ve en sonunda kolunu kesiyor. Ani bir şoka giren Aron hızlıca toparlanıyor, kolunu sarıyor kayanın fotoğrafını çekiyor ve yola koyuluyor. Oldukça pis bir su birikintisi gören Aron doyasıya su içiyor. Tekrar yola koyulan Aron gittikçe bitkinleşiyor karşısına çıkan bir aileden yardım istiyor su içiyor. Aile ile beraber yola devam eden Aron artık yere yığılıyor. İşte tam o anda bir helikopter gelip onu kurtarıyor.Tek kollu olmasına rağmen asla dağcılıktan kopmayan Aron artık akıllanmış ve nereye gittiğini haber vermek için not bırakmaya başlar.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!