Arama:
Çağımızın Hastalığı Etnomerkezcilik
5 (1)

Kültür, öğrenilen, saklanılan ve eğitimle kuşaktan kuşağa aktarılan bir kavramdır. İnsan doğdu andan itibaren doğduğu coğrafyanın kültürüne bağlı olarak belirli geleneklere ve göreneklere tabii tutulmaktadır. İnsan, doğduğu bölgenin yaşama tarzını kendisine benimser. Bir nevi onlara bağlı şekilde yaşamaya başlamaktadır. Belirli bir bölgede belli gelenek ve göreneklerle yetişen bir kişi diğer bir bölgenin gelenek ve görenekleri yani kültürü kendisine garip gelebilir. Garip gelmekten ziyade diğer kültürleri kendi kültüründen düşük (ezici) veya saçma görmeye başlar. Diğer kültürlere karşı önyargılı yaklaşır. İnsan kendi kültürünün en doğru kültür olduğunu düşünür ve diğer kültürlerin bu doğruya sahip olmadıklarını düşünür. Örneğin bizim ülkemizde salyangoz yenmezken, bazı ülkelerde sıklıkla tüketilebilir. Bizim kültürümüzde bu durum bize çok abartılı veya iğrenç gelse de salyangoz tüketen ülkelerde gayet normal karşılanmaktadır.  İnsanın doğduğu andan itibaren gördüğü tüm gelenek ve görenekler kendisine gayet normal geldiği için tüm dünyada da normal bir şekilde karşılanabileceğini düşünür. Ama durum kesinlikle böyle değildir. Çünkü her bölgenin kendine ait farklı kültürleri vardır. Yani kısaca insan, kendi geleneklerin sınırları dışında olan şeyleri akla ve mantığa uygun bulmadığından diğer kültürlere olumsuzluk içinde bakar. Ama bunu istemsiz şekilde yapar çünkü yaşadığı bölgede atalarından, büyüklerinden gördüğü şeylerle yaşamak zorundadır. Haliyle diğer kültürler istemsiz şekilde garipsenir.

Bir de hem kendi kültürünü hem de diğer kültürleri yaşayıp görerek bir nevi ırkçılık yaparak diğer kültürleri ve insanların yaşam biçimini çok daha kaba şekilde eleştiren bir zihniyet mevcuttur. Bu tip insanlar kendi kültürünü merkeze alarak diğer kültürlerle karşılaştırma içine sokarlar. Kendi kültürüne çok daha benzer olanları kendisine yakın tutarken farklı olanlar kültürleri ise kaba şekilde dışlamaktadır. Ve bunu istemli şekilde yapar. Kendi kültürünün hep en doğru olduğunu savunurlar. Çünkü doğduğu andan itibaren atalarından ona miras kalmış bir kültür ile yetişmektedir. Kültürlerine aşırı derecede bağlanması sonucunda kendi kültürünü en doğru olarak kabul eder. Bunun sonucunda ise diğer kültürlere saygı duymamaya ve onları sürekli kötülemeye başar. Oysaki dünyada birçok farklı kültür bulunması bence dünyanın en büyük zenginliğidir. Bana göre etnomerkezcilik çağımızın en tehlikeli ve en kötü hastalığıdır.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Kültür Ve Medeniyet Bakımından Dilin Önemi
5 (2)

Dil, bir toplumun tarihinde oluşturduğu maddi ve manevi bütün değerlerini oluşturan kültürün en önemli vasıtasıdır. Kültürlerin geçmişten günümüze aktarılıp gelmesinde, ayrıca toplumlar arasında kültür, iletişim ve etkileşiminde en önemli unsur dil olmuştur. Konuştuğumuz dilin yapısı o toplumun kültürünü bizlere yansıtır. Dünyamızda 8000 bin civarında konuşulan ayrı ayrı diller var. Her dil içinde, tarihi, toplumsal, kültürel, coğrafi vb. nedenlerle farklılıklar oluşturur. Yaşanılan coğrafi bölgeden veya kültürden dolayı başınıza gelen herhangi bir olayı, karşılaştığınız herhangi bir nesneyi başka bir coğrafi bölgede bulunan kişi yaşamamış veya görmemiş olabilir. Bunun sonucunda hiç yaşamadığı veya görmediği durum veya nesneyi o kişinin bir adlandırmada bulunması imkansızdır. Örneğin Türkçede “gönül” veya “Eyvallah” kelimesinin diğer dillerde tam olarak çevirisi gerçekleşemez. Çünkü Türkçede bu kelimelerin çok derin ve duygusal bir anlamı var bu duyguyu başka bir dile aktarmamız oldukça zor olsa gerek. Yine bir örnek verecek olursak Gine’deki Dani dilinde renkler için sadece iki kelime (koyu ve açık) var. Biz orda yaşayan insanlara sarı, mavi, yeşil vb. tüm renkleri saysak da onların dilinde herhangi bir karşılık bulumayız. Belki de kelime daracığımız çok daha geniş olduğu zaman bazı şeyleri çok daha iyi algılayabilir veya dünyada çok daha fazla şeyle karşılaşmış o dünyayı çok daha detaylı ve doğru anlamışız anlamına geliyordur.

Konuşulan dilin insanının düşüncesinden tutun karakterine kadar etkisi vardır. Kendi dilinden farklı yabancı dili konuşmaya başlayan kişinin düşünceleri ve karakteri de değişmektedir. Örneğin bizim dilimize kıyasen İngilizce dili çok daha kibar ve ciddi, bunun sonucunda İngilizce konuşan biri mecburen kibar hale gelmekte ve zamanla karakteri değişmektedir. Dilin yapısı, konuşulan dildeki kelimeler ve dilin gramer yapısı insanın zihnin yapısını değiştirmektedir. Dil, inşaların nasıl düşüneceğini neyi düşüneceğini biçimlendirmektedir.  Örneğin Almanca bir kelime dendiğinde o kelime Almanların zihninde farklı bir düşünce oluştururken Fransızca konuşan bir kişiye zihninde bambaşka bir düşünce oluşturabilir. Bunun sebebi de kültür farklılığıdır. Mesela biz Türkler devletine, bayrağına, toprağına, vatanına düşkün bir milletiz. Türkçede bu kelimeler bizler için kutsal sayılmaktadır. Ama bu kelimeleri bir Fransız’a söylersek onun için bir anlam ifade etmez. Örneğin “toprak” kelimesi bizler için derin bir anlam taşırken onlar için üstüne basılan, üstünde yürüdükleri bir yer veya maddedir. Veya “bayrak” kelimesini duyduğumuz zaman bizler o bayrağın içinde bulunan kırmızı rengin şehitlerimizin kanın rengi olduğunu bildiğimiz için tüylerimiz diken diken olurken bir Japon için “bayrak” kelimesi bir bez parçası anlamına geldiği için onlar için hiçbir şey ifade etmez.

Medeniyet ise kültür ile iç içe girmiş derin bağları bulunan bir kavramdır. Medeniyet, milletlere ait olan kültürlerin birçok millet tarafından benimsenerek ortak bir seviyeye ulaşmış anlayış, davranış ve yaşama vasıtalarının tümüdür. Konuyu çok daha iyi kavramak için bir örnek vermek istiyorum. Türkler, Araplar ve İranlıların kültürleri birbirlerinden çok farklıdır. Ama bu milletleri ortak bir noktada buluşturan bir İslam Medeniyeti var. İslam Medeniyetine uyabilmek için gerekirse kendi kültürlerinin dışına bile çıkabiliyorlar. Aynı durum Fransız, İngiliz, Alman vb. milletleri içinde geçerlidir. Onları da bir araya toplayan bir batı medeniyeti mevcuttur. Kısacası kültür ile medeniyet birbirlerinin gelişmesinde büyük bir etkeni olan iki kavramdır. Dil ise bu iki kavramı nesilden nesle taşıyan en dinamik unsurlardan biridir. Şüphesiz medeniyetleri ayakta tutan en güçlü unsur yine dildir. Dil, medeniyetler arasında farklı kültürlere sahip olan kişiler birbirlerine bağlanmasını ortak bir noktada birleşmesini sağlar. Yani dile ve kültüre sahip çıkmak medeniyetleri güçlendirmektedir.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 2 Average: 5]
error: İçerik korumalıdır!!