Arama:
Saklı Cennet ‘Çetmi Şelalesi’
0 (0)

Sizlere bugün kesinlikle gidilmesi, görülmesi gereken bir saklı cennetten bahsedeceğim. Burası öyle bir yer ki ailenizle gelip keyfini çıkarabileceğiniz, karnınızı doyurabileceğiniz ve sizleri eskiye sürükleyen bir yer. Burası Konya’nın Taşkent ilçesine bağlı Çetmi Mahallesi sınırları içerisinde bulunan kanyon ve ortasından akan suyun oluşturduğu şelale.

Şimdi sizlere orası nasıl bir yer ondan bahsedeyim. Burası ilçe merkezine uzaklığı 20 km dir. Ailenizi veya arkadaşlarınızı alıp gezebileceğiniz güzel yerlerden biri. Burası yaz aylarında daha canlı olan bir mekândır. Size tavsiyem yani yazın gelmeniz. Burada sizleri kanyonun arasından akan bir şelale ve gölet karşılamaktadır. Göletin etrafında oturabileceğiniz aile çardakları bulunmaktadır. Karnınız aç ise orada meşhur olan saç böreği ve balık da yiye bileceğiniz şirin birde restoran bulunmaktadır. Çetmi yöresine ait kıyafetler giyerek, güler yüzlü personelleri bulunmaktadır.

Ailenizle veya arkadaşınızla oturdunuz ve yemek yemeye karar verdiniz. Balık yiyecekseniz kendiniz orada sepetler var onları alarak yiyecek olduğunuz balıkları kendiniz tutabilirsiniz. Böyle bir imkan sağlayan bu işletmede her şey doğal ve yöreseldir. Örneğin saç böreği yiyesiniz var. Siparişinizi verdikten sonra personel eski düzenle ateşi yakıp saçın üzerinde sizlere el açması böreği yapmaktadırlar. Börek siparişini verdik yanına ekşi bir yayın ayranı gider elbet. İşletme bunu da düşünmüş. Bizim burada tuluk dediğimiz ahşap makine ile elle sizlere ayran ikramı yapmaktadırlar.

Yok ben onları bunları yemek istemiyorum derseniz buna da bir çözüm bulmuş işletme. Küçük aile boyu mangal yapılabilecek yerler kurmuş. Ücretsiz şekilde orada da ailenizle mangalınızı yapıp çayınızı içebilirsiniz. Burası belediye işletmesi olduğu için fiyatları hem hesaplı hem de her imkan sağlamış belediye. Katkılarından dolayı Taşkent Belediyesi’ne teşekkür ederiz.

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Serinleten Yer “Dim Çayı”
5 (1)

Sıcak Akdeniz ikliminin günlerinde adeta kaçış noktası olan Dim Çayı ünlü tatil yeri olan Antalya’nın Alanya ilçesinde yer almaktadır. İnsanların yazın kendilerini serinletmek istedikleri yer merkeze sadece 6 kilometre uzaklıktadır. Dim Çayının asıl çıktığı yer yer olan Toroslar Yaklaşık olarak 60 kilometre yol izlemektedir. Torosların eteklerinde yer alan Dim Alacami Köyünden başlamaktadır. Kuzeydoğu ve Güneybatı da ilerleyen akarsu Alanya’nın güneyinde Kestel ve Tosmur belediyelerinin sınırlarından denize dökülmektedir. Çayın turizme açık olan bölümü bu yolun son kısımlarıdır. Dim Çayının en önemli özelliği suyun yaz kış soğuk olmasıdır. Bu soğukluk sayesinde insanlar tarafından tercih edilmektedir. Bunaltıcı sıcaktan kaçanlar kendilerin Dim Çayının serin suyuna bırakmaktadırlar. Dim Çayının çevresindeki yerleşim yerlerine Dim köyü denilmektedir. Çayın etkisi ile yarılmış olan vadiye ise Dim Vadisi denmektedir. Bu vadi yeşilliği ve serin havası ile birlikte turizm açısından Alanya’da önemli bir yere sahiptir. Dim çayının yukarı doğruya gittiğimiz zaman yolun kenarlarında piknik yerlerini göreceğiz. İnsanlar hem kendilerini serin suya atarak rahatlayacaklar hem de yemek yiyecek bir ortam bulabilmektedirler.

Bu piknik yerleri sayesinde sevdiklerinizle birlikte güzel bir gün geçirebilirsiniz. Sıcak yaz günlerinde çayın serin suları üzerine kurulu olan platformda oturmak ve suyun akışını bile dinlemek insanları serinletmektedir. Çayınızı içerken ya da yemeğinizi yerken altımızdan akan su insanı rahatlatmaktadır. Bunun yanında doğal güzellik çevresinde bol oksijen alıp doğa yürüyüşü de yapılabilmektedir. Dim Çayında güzel vakit geçirdikten sonra yakınındaki Dim Mağarasına gidilmesini tavsiye ederim. Bu Dim Mağarası çok eski çağlardan bu yana çevre halkı tarafından barınak olarak kullanılıyormuş. Dim Mağarasının en önemli özelliği Türkiye’de özel teşebbüs tarafından turizme açılan ilk mağaradır. Mağaranın tavanından akan su damlaları görülmeye değer sarkıtlar oluşturmuştur.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Zeugma Antik Kenti
0 (0)

Arkeolojik gezilere ilgi duyan, tarihin derinliklerinde kaybolarak keşfetmeyi sevenler için Zeugma Antik Kenti’ni sizlere anlatıyorum.

Zeugma Antik Kenti, tarihî ve arkeolojik gezi yapmak isteyenlere Güneydoğu’nun otantik doğasıyla ben buradayım diyor. Fırat Nehri’nin kıyısında bulunan kent, Antik Mısır kalıntılarına taş çıkaracak, milattan önce yaşayan bir kültürün mozaiklerle süslenmiş yaşamına sizlere görsel şölen sunuyor. Birçok ağıdın, destanın ve efsanenin konusu olan Fırat Nehri, bu antik kentle sizleri bambaşka diyarlara, zamanlara götürmekle kalmıyor; sanatın daha yüzyıllar önce bir kente nasıl aksettiğini gösteriyor.

Zeugma Ne Demek?
Büyük İskender’in generallerinden olan ve daha sonra Suriye kralı olan Selevkos Nikator’un kendi adıyla kurulan kent, Fırat Nehri’nin adıyla birleşerek Selevkos Euphrates (Fırat’ın Silifkesi) adıyla anılır. Daha sonra kent M.Ö. 1. yüzyılda kentin Roma hâkimiyetine girerek “Köprü, geçit” anlamına gelen Zeugma adıyla anılır. Antik bir terim olan Zeugma nehrin karşı kıyılarında kalan “ikiz tepeler” anlamına da geliyor.

 

Zeugma Nerede?

Gaziantep sınırları içinde bulunan Belkıs Köyü’nde, Fırat Nehri’nin kıyısında yer alır. Kent yaklaşık 20 bin dönümlük arazi üzerinde yer alıyor. Şehir o dönem 80 bin nüfusa ev sahipliği yaparak zamanının en büyük kentleri arasında gösteriliyor.

Zeugma’ya Nasıl Gidilir?

Gaziantep’e kara ve hava yoluyla ulaşıp buradan yaklaşık 45 dakikalık bir yolculukla antik kente ulaşabilirsiniz.

Zeugma Evleri

Avlulu kent villaları tarzında yapılan evler yaklaşık 800 metrekarelik alanı kaplıyor. Bu evleri en önemli kılan şey, M.Ö. 253 yılındaki Sasani yağmasında terk edilmesiyle birçok buluntunun olduğu gibi yerinde kalmasıdır. Geride kalan antik mozaik buluntu en dikkati çeken unsurlar arasında. Roma evlerinde bulunan mozaiklerde Greko-Roman mitolojileriyle Yunan mitolojileri ve Grekçe yazıların da bulunduğu efsane ve halk öyküleri mozaiklerle betimlenmiştir. Bu mozaikler büyük sanat eserleri olarak ilgi görmüş ve bundan ötürü Gaziantep şehir merkezine Zeugma Mozaik Müzesi yapılarak eserler bu müzeye taşınmıştır.

Zeugma Mozaik Müzesi

Tarihî İpekyolu üzerine yapılmış olan müze, dünyanın ikinci büyük mozaik müzesi unvanını taşıyor. Yaklaşık 30 bin metrekarelik bir alanda, 2011 yılında açılan müze birçok yerli ve yabancı turistin ilgi odağı haline gelmiştir. Zeugma Antik Kenti’nden birçok mozaik eser bu müzede titizlikle sergileniyor. Zeugma Mozaik Müzesi koleksiyonunda Roma ve geç antik döneme ait 2.448 m2 mozaik, 4 Roma dönemi çeşmesi, 140 m2 duvar resmi, 4 kireç taşından yapılmış heykel, 20 sütun, tunç Mars Heykeli, lahitler, mezar stelleri ve mimari parçalar birçok restorasyon işleminden sonra sergilenebilir hâle getirilmiştir. Hem tarihî İpekyolu hem de bu antik kentin keşfi için buraya mutlaka uğramalısınız. Müzenin giriş ücreti ise 15 TL.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Peygamberler Şehri: Şanlıurfa
0 (0)

Peygamberler şehri deyince akla ilk gelen yer hiç şüphesiz ki Şanlıurfa oluyor. O zaman haydi hep beraber yazın sıcağıyla kavuran, kışın sert soğuğuyla üşüten; Buram buram tarih kokan Güneydoğu’nun incisi ve aynı zamanda Peygamberlere yurt olmuş bu güzel şehri tanıyalım.

Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar türküsünü ne zaman dinlesem içimi bir hüzün kaplar. Eşkıya filmini izledikten sonra ne zaman bu türküyü dinlesem filmin o acıklı, hüzünlü hikayesi yüreğime düşer. 20 yıldır Urfa’da yaşıyorum, şimdi sizlerde bu türkü eşliğinde bu yazıyı okuyarak güzel memleketimi tanıyın.

Dünyanın İlk Tapınağı: Göbeklitepe

Uçağa atlayıp öyle uzak diyarlara gitmenize hiç gerek yok. Dünyanın bilinen en eski ilk tapınağı bizim memleketimizde. Şanlıurfa merkeze kendi aracınızla 30 dakika mesafede bulunmaktadır. Yakın zamana kadar en eski tapınak olarak bilinen Stonehenge’den de eski olduğunun ortaya çıkması Göbeklitepe’yi Urfa gezinizin liste başına oturtuyor. 12 bin yıllık geçmişiyle uygarlığın kökeniyle ilgili bilinen tüm gerçekleri değiştiren bir yer Göbeklitepe.

Bölge de hala kazı çalışmaları devam etse de gün yüzüne çıkarılmış olan yapıları gezebiliyorsunuz. Yapıyı gezerken taşlar üzerine işlenmiş kabartma hayvan figürleri dikkatinizi çekecektir. Okuduğumuz birçok kaynakta yaşam için büyük önem taşıyan buğdayın atasının da ilk olarak Göbeklitepe eteklerinde yetiştiğinden bahsediliyor.

 

Hz. İbrahim’in Doğduğu Mağara

Urfa’ya Peygamberler şehri denmesinin en büyük sebebi de, inanışa göre Hz. İbrahim’in bu topraklarda doğmuş olmasıdır. Ziyarete açık olan mağaranın efsanesi ise şöyle:

Bir gün baş kâhin, Kral Nemrut’a gelip o yıl doğacak bir çocuğun kendisini öldüreceğini söyler. Bunun üzerine kral, o yıl doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini emreder. Nemrut’un askerlerinden olan Azer, hamile olan karısını bir mağaraya gizler. Burada Hz. İbrahim’i dünyaya getirir ve mağarada bırakarak eşinin yanına döner.

Söylendiğine göre İbrahim Peygamber 17 yaşına kadar bu mağarada yaşamış. Mağaradan çıkan suyun şifalı olduğuna inanılmakta ve birçok hastalığı iyileştirdiği düşünülmekte. Mağarayı gezerken hikayeden ve ortamdan siz de etkileniyorsunuz.

Balıklıgöl ve Ayn Zeliha Gölü

Urfa’yı gezerken en dikkat çeken yerler kesinlikle bu 2 göl. Bir de hikayesi var bu 2 gölün. Mağarada doğan İbrahim Peygamber büyür ve Nemrut’un taptığı putların gerçek olmadığını, onlara inanmalarının doğru olmadığını halk arasında yaymaya çalışır. Buna çok sinirlenen Nemrut ateş yakılmasını ve İbrahim Peygamber’in ateşe atılmasını emreder. Nemrut’un kızı (bazı kaynaklarda evlatlık kızı olduğu belirtilir) buna engel olmak için babasına yalvarır ve çok gözyaşı döker. İbrahim Peygamber ateşe atıldığında ateş göle, odunlar ise balığa dönüşür. Zeliha’nın gözyaşları ise Ayn Zeliha gölünü oluşturur.

 

 

Eğer Urfa’ya yolunuz düşer de gelirseniz bu iki göl mutlaka listenizde olmalı. Etrafta yer alan çay bahçelerinde biraz mola verip bu büyülü atmosferde kendinizi dinleyebilirsiniz.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Hayatı zenginleştirici bir bakış açısı: Wabi-Sabi
0 (0)

Size bir soru kusurlarınızı örtmeye mi çalışırsınız yoksa kusurlarınızla barışık mısınızdır? Birçok insan kusurlarından çekinerek onları kapatmaya çalışır. Bu yazımda kusurlarda güzellik bulmayı öğütleyen bir Japon felsefesini inceleyeceğiz. Hadi gelin wabi-sabi nedir birlikte inceleyelim.

Wabi-sabi, Zen budizminden etkilenen eski bir Japon felsefesidir. Japon kültürünün temel kavramlarından biridir. Yine de, Japon halkına wabi-sabi’nin açıklamasını sorsanızda muhtemelen her insan farklı bir cevap verirdi. Çünkü wabi-sabi’nin net bir tanımı yok. Bu aslında her birey için farklı algılanır.

Wabi’yi “sade şıklık” olarak, sabi’yi de “kusurlardan keyif alma” şeklinde tanımlayabiliriz. Basitleştirilmiş bir şekilde, wabi-sabi, dünyanın doğal kusurunu kutlamayı ve bu kusurda belirli bir güzelliği görmeyi düşünmek olarak tanımlanabilir. Bu, hem çevremizdeki şeyler hem de kendimiz için zamanın etkisini önemli hale getiren bir bakış açısıdır. Yani onlar için zaman; çürüme değil değerlenme ve zarafet bulmaktır. Ayrıca bu felsefe, zamanla meydana gelen kusurları bir benzersizlik ve zamanın geçiciliğinin farkındalığı olarak algılar. Bu felsefeyle, dünyada geçici varlıklar olduğumuzun farkında oluruz.

Yani wabi-sabi doğal büyüme, ölüm ve çürüme döngüsünün kabulü, doğadaki kusur ve derinlikte güzellik bulma sanatıdır. Bu, normalliğin güzelliğinin ve dünyadaki yaşamın doğal döngüsünün bir çeşit kutlamasıdır.

Peki antik Japon krallığını bir kenara bıraksak bu felsefeyi modern dünyada nasıl uygulayabiliriz? Aslında bu felsefeyi benimsemek oldukça kolay ihtiyacımız olan şeyler; sadelik ve basitlik. Hepsi bu. Eğer bakış açınızı değiştirirseniz sahip olduğunuzu düşündüğünüz kusurlarınızın da sizin bir parçanız olduğunu kabul etmeniz ve onlarla yaşamayı öğrenmeniz hiç de zor değil. Burada söylemek istediğim şey şu an ki durumunuzu olduğu gibi kabul etmeniz değil. Bizler hareketli ve bilinçli canlılarız eğer bizim çabamız dahilinde değiştirebileceğimiz bir şey varsa bunu değiştirebiliriz ama çabamız dahilinde olmayan – örneğin ölüm – konuları sükunetle karşılamak ve bunun doğal bir döngü olduğunun farkına varmak bizim elimizdedir.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!