Arama:
Doğmak ve Büyümek
0 (0)

İnsanın doğumu daha dünyaya gelmeden anne karnında başlar bir meniden başlar bir insanın doğumu anne karnında yeterli besinleri alarak büyür ve dünyaya gelir. İnsan doğduğunda yanında sadece annesi babası vardır bir tek onları tanır onları da kokusundan tanır büyüme esnasında ailesinden konuşmayı, yürümeyi, cevap vermeyi, bir şeyler başarmayı, kısaca hayatta karşısına çıkabilecek her şeyi bir insan ailesinden annesinden babasından öğrenir, nasıl bir insan olacağı, eğimi hayatı, karakteri, kültürü, dini, dili, yaşayacağı toplum, göreceği yerler dediğim gibi hayatta büyüyünce ergenlik çağından çıkıncaya kadar her şeyi ailesinden öğrenir, çok gariptir ki; ergenlikten sonra bile insan annesine babasına ihtiyaç duyar  bu bir şey öğrenmek olmasa da sevgisi, sohbeti o varlığını hissetmeyi yanında birisinin olduğu hissini hissetmek ister.

Büyümek kolay gelir herkese herkes küçükken keşke hemen büyüsem der fakat büyüyünce de keike büyümeseydim der insan oğlu böyledir aslında ne istediğini bilemediği zamanlar vardır birisi de bu zamanlar işte güzel olacağını iyi olacağını hisseder fakat olduğu zaman eskiden daha iyi olduğunu anlar. Gelen gideni aratır derler ya bu büyüme olayı için yazılmış olabilir küçükken büyüsek deriz büyürüz küçüklüğümüzü özleriz keşke küçük olsak deriz ama iş işten geçmiş olur. Neden mi büyümeyi sevmez hiç kimse; çünkü sorumluluklar artar insanın yapması gereken şeyler artar örneğin; işe gitmesi gerekir küçükken sadece yat, kalk, yemek ye, oyun oyna, koş, eğlen, gül, canın ne isterse onu yap ama dediğim gibi büyüyünce  istek artıyor yemek yemek değil yemek yapmak, evin ihtiyaçlarını karşılamak gibi küçüklerin isteklerini karşılamak gibi yeni sorumluluklar geliyor  o yüzden büyümek ne kadar güzel olsa da bir o kadar da kötüdür insana göre ama hayat herkes doğar, büyür, yaşar ve ölür…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Çizgi filmler, diziler çocuklarımızı etkiliyor mu?
0 (0)

Günümüzde teknolojilerin gelişmesiyle birlikte eğlenebileceğimiz ve zaman geçirebileceğimiz araçlar ortaya çıkmıştır. Bunlardan en önemlisi televizyondur. Hemen hemen herkesin evinde olan bir eğlence aracıdır. Tüm aile bireylerin evde oturup hep beraber oturup izlediği araçtır. İstinasız çocuklarında ilgi odağıdır. Çocuklar içinde vakit geçirebileceği, eğlenebileceği ve öğretici içeriklerde üretilmiş ve gösterilmeye başlanmıştır.

Çizgi filmler ve diziler farklı ve renkli içerikleriyle çocukların dikkatini çekmektedir. 2 yaşından sonra çocuklar etrafında bulunan şeyleri keşfetmeye başlar. Yapılanları taklit etmeye ve duyduğu cümleleri söylemeye başlar. Çevresini tanımaya çalışır. Çizgi filmler çocukları hem iyi hem de kötü yönde etkileyebilir. Bu çizgi filmin içeriğine bağlıdır. Çocuklarımıza çizgi film izletmeden önce o çizgi filmleri ilk önce bizler izleyerek çocukları kötü yönde etkileyecek bir unsur olup olmadığı kontrol etmemiz gerekir.

Çocuklarımızı şiddete yönlendirecek, kötü sözler söyletecek ve çocukların bilmemesi gereken şeyleri bilmesini önleyecek çizgi filmler seçilip izletilmeli dir. Bu durumda çizgi filmler kontrol edilip izletilmezse ilerde çocuklarda psikolojik sorunlar yaratabilir. Çizgi filmlerin kötü yönleri olduğu gibi çocukları iyi yönde etkileri de vardır. Bunlar çocuğun eğlenmesini, zaman geçirmesini ve bilmediği şeyleri öğrenmesini sağlayabiliyor. Çocuğun gelecek ile ilgili hayal kurabilmesini ve aklını çalıştırabileceği ögelerin yer alması ve çocuğun çevresine ve aile bireylerine karşı nasıl davranabileceğini öğretmektedir. Çocuklara sevgiyi, saygıyı ve arkadaşlığı öğretmektedir. Çocuklara deprem, sel gibi doğal afetlerde nasıl davranmaları gerektiklerini çizgi filmlerde öğrenmeye başlamışlardır. Bu yönden çizgi filmler çocuklar için kötü bir eğlence aracı değil, bilgileneceği ve hayal kurabileceği ve yeni icatlar yapabileceği bir araç haline gelmektedir.

Örneğin; Pepe çoğu çocuğun sevdiği bir çizgi filmdir. Pepe’de Pepe’nin  kardeşiyle ilgilenmesi, büyükleriyle birlikte beraber vakit geçirmesi, iş bölümlerin yapılması ve herkesin uyması, büyükleriyle saygılı davranması gibi güzel davranışlar gösterilmektedir. Ayrıca çocuklara kendini tanıyabilmesi kendi kapasitelerini göstermesi, spora yönlendirmesi ve düşünme, sorgulama, eleştirme gibi davranışları öğretmektedir.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
İzlanda’da Yaşam
0 (0)

İzlanda, Atlas Okyanusunun kuzeyinde volkanik bir ada üzerinde bulunan ve çevresinde bir çok küçük adadan oluşan bir devlettir. En yakın komşusu Grönland’dır.

İzlanda, coğrafi koordinatlarına rağmen çok soğuk değildir. Haziran,Temmuz, Ağustos ayları en sıcak zamanlarını yaşarlar ve kaydedilmiş en yükek sıcaklık değeri ise 29 derecedir. Yaz ve kış olmak üzere iki mevsim görülür. Kaydedilmiş en düşük sıcaklık değeri ise -39 derecedir.

Adanın büyüklüğü ise bir ucundan diğer ucuna 400 km’dir. Volkanik bir ada üzerine kurulan İzlanda’da 15 tane yanardağı bulunmakta. Bazı depremler sonunda yanardağlar faaliyete geçiyor.

İzlanda’nın nüfusu 320.000 kişidir ve çoğunluğu Hristiyan veya putperesttir. %80 şehirlerde geri kalanı köylerde yaşamaktadır. İzlanda’nın en şaşırtan kısmı ise, 1869 yılından bu yana ordusu veya askeri yok. Sadece ulusal polis teşkilatı var. Sebebi ise, Birleşik Krallık ile askeri güvenlik antlaşması olduğundan NATO’ya üye.

İzlanda’nın işsizlik oranı %0, okur yazar oranı ise %100. Bizim ülkemize kıyasla ne kadar yüksek bir oran değil mi?

2007 yılında ise yaşanılabilir en iyi ülke seçilmiş. 1944 yılında Danimarka’ya bağlıymış fakat 1944 sonrası bağımsızlığını ilan etmiş. İhracatının %70’i balık. Geçimlerini balık ile sağlıyorlar.

Nehirde akan sularda hiç bir atık madde bulunmamakta, sular tertemiz. Çünkü hiçbir fabrikanın atıkları nehire karışmıyor.

İzlanda’nın atları meşhur.100.000 civarı at var yani nüfusun 3’te 1’i ve bu atlar başka ülkelere çıkarılamıyor yasak çünkü.

Ülke’nin en can alıcı şelalesi ise, Gulfoss. 70 metre yüksekten aşağıya düşüyor. Altın şelale olarakta biliniyor. Tabi İzlanda’da tek bir şelale değil, tam 10.000 den fazla şelale bulunmakta.

En turistik noktası ise Mavi göl. Mavi renkte olan ve doğal sıcak suyu olmasından dolayı suyun deri hastalıklarına iyi geldiğinede inanılıyor. Yaz kış farketmeksizin hizmet veriyor.

İzlanda’ya ateşin buzla, buzun ateşle imtihanı diyorlar. İzlanda iklimi ne kadar soğuk olursa olsun yerin altında her zaman 100 derece sıcaklıkta su bulunmakta. İzlanda hükümeti ise bu suları evlere, okullara hatta seralara kadar ulaştırıyor.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
440 Yıldır Yaşayan Canavar!
5 (1)

Öğretmen öğrenciden derste anlattıklarını yalnızca tekrar etmesini istememeli, aynı zamanda anlattıklarının anlamını ve özünü vermelidir. Öğrenciyi çıkardığı dersleri ezberleyip ezberlemediğine değil, davranışlarına bakarak değerlendirmelidir. Öğrettiği şeyin özümsenip özümsenmediğini görebilmek için öğrencinin aynı konuyu değişik açılardan ele almasını istemelidir. Yiyeceği olduğu gibi geri çıkarmak yiyeceğin midede işlem görmediğinin, dönüşmediğinin kanıtıdır. Sindirmesi için verilen şeyin şeklini ve durumunu değiştirmediyse mide görevini yapmamış demektir.

Bu sözler Fransız yazar Michel de Montaigne’ye ait. 1571’de yazmaya başlayıp, 1580’de yayımladığı Denemeler kitabında yer vermiş bu paragrafa. Aradan 440 seneden fazla zaman geçmiş. Dile kolay dört buçuk asır! Bu kadar eski kitapları okurken insan o anın şartlarını düşünmekte zorlanıyor bazen. Çünkü aradan çok uzun süre geçmiş ve çok fazla şey değişikliğe uğramış. Haliyle, günümüzün teknolojisini yaşayan okur kitabın bahsettiği bazı sorunları anlamakta güçlük çekiyor. Fakat tam burada çok dikkat çeken ve çok acı bir durum var. Montaigne’nın bundan dört buçuk asır evvel kaleme aldığı sorun, bugün hala devam ediyor ve bir çözüm bulunamamış: Eğitim! Arabalar, akıllı binalar, telefonlar, televizyonlar birçok şey hayatımıza eklenmiş, hayatımızda zaten olan şeylerde muazzam derecede geliştirilmiş. Ama en önemli sorunlardan birine hala bir sorun bulunamamış. Üstelik neredeyse tüm dünyada! Füzeleriyle, ordularıyla, ekonomileriyle övünen bazı büyük dünya ülkeleri bile, eğitim konusunda hala asırlar öncesinde kalmış. Günümüz öğrencileri bir üst eğitim kurumuna geçtiği takdirde, eğitimin daha iyileşeceğini düşünüyor. Ancak ne yazık ki bu durum bütün eğitim kurumlarında aynı, hatta üniversitelerimizde bile! Maalesef öğrencilerden yaratıcılık beklemek, öğrendikleri ile neler yapabildiklerini görmek yerine, onlara ne anlatıldıysa aynısı tekrar isteniyor. Oysa herkes öğrendiğinin üstüne kendi yaratıcılığını koyduğu takdirde çoğu konuda büyük gelişmeler kaydedilir. Ancak öğrenilen bilgi tıpatıp saklanırsa ve öğrencilerin elinden yaratıcılık yeteneğini alınırsa sürekli aynı yerde sayılır. Bir örnekle düşüncemi kuvvetlendirmek istiyorum; ortaokul yıllarında fen bilgisi dersinde günlerce uğraşarak araştırılan ve sayfalarca yazılarak performans ödevi şeklinde teslim edilen hiç bir kimyacının hayatını birçoğumuzun hatırlamadığına eminim. Ancak bir defa bile laboratuvara girip bir deney yapmışsak (bunlar okullara göre uygulanmamış, ya da farklı uygulanmış olabilir. O yüzden isim vermiyorum) o deney sonucunda nasıl bir tepkime ile karşılaştığımızı hatırlarız. Çünkü öğrenme sürecinin içinde yer aldık. Dışarıda gerçekleşmiş bir olayı, ezberlemeye çalışmadık.

Yazımın girişinde yararlandığım alıntıdan da anladığımız üzere, eğitim sistemi yüzyıllardır eleştiriliyor. Fakat hala bir sonuca ulaşılmış değil. Umuyorum ki gelecek kuşaklar adına bu durum değişir.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Şaka Gibi Bir Yıl Oldu
0 (0)

Çin’in Vuhan Kentinde Ocak 2020’de başlayan yeni Korona Virüs ortaya çıkan ve daha sonra tüm Dünya’yı etkisi altına alan Korona virüs salgını yüzbinlerce insan virüse yakalanarak ve insan hayatının ölümüne sebep oldu. Dünya olarak ve Ülke olarak çok sancılı bir dönem yaşadık ve hala da yaşıyoruz ne yazık ki… 13 Mart tarihi itibariyle , Türkiye içinde bulundu.  2020’den 2021’e yeni yıla girince dönüp arkama bakınca uzak kavramını tüm iliklerime kadar hissettiğimiz yalnızlık dolu bir yıl , buruk , acı , sancılı, hayal kırıklığı , hüzünlü , öfkeli, isyanlı ve  kayıplar dolu bir yıl oldu. Ne çok kötü anılar biriktirmişiz . Toplum olarak çok ağır şeyler yaşıyoruz.

Eskisi gibi olacak mıyız.

Sosyal yaşantılarımız ilişkilerimiz bizi ayakta tutan samimiyetimizin ifade şekli olan sevdiklerimize, ailelerimiz, dostlarımıza , sarılabileceğimiz günler olur. Yaşadığımız bu süreçte; Sosyal hayatın ne kadar önemli olduğunu , özgürlüğün ne kadar kıymetli olduğunu , tokalaşma , sarılarak ne kadar kıymetli ve güçlü olduğunu , aile bağların , aile ziyaretlerin , aile muhabbetlerin sıcaklığın ne kadar  kıymetli en değerli hazine olduğunu bize öğretti.

Depremin olmadığı , can kayıplarımızın olmadığı , Annesini , Babasını kardeşini , çocuğunu, eşini , sevdiklerini kaybetmeyen , çocuklarının ölmediği ve tıpkı Ayda gibi Elif gibi mucizeler , umutlar olur.

kadınlarımız ; Ne çok kadınlarımız şiddetler yaşadı ve öldürüldü .  Hayır dediği için , boşanmadığı  istediği için…. Kadın olduğu için hayatlarını bu uğurda yaşamlarını yitirilen kadınlar Melek, Pınar, Fatma, Özlem ve sayamadığım binlerce kadın Kadın bir erkek canını sıktı diye ya da istediğini yapmadı diye dövülmeyi ve en önemlisi de öldürülmeyi asla hak etmiyor. Kadınlar eşi tarafından , sevgilisi, babası, evlatları tarafından öldürülüyor. Dilerim kadınlarımızın daha çok değere verdiği, önem verdiği zamanlar olur.

Covid 19 vakası açıklandığı ilk günden bu yana Dünya’nın Ülkemizin  kahramanları ‘Sağlık Çalışanları ‘hayatlarının en büyük tehlikede olduğu dönem , yaşamlarının büyük  bir fedakarlıkla ,  büyük bir emekle görevlerini yapmasını ailelerini göremeyen , çocuğunu , eşini, annesini , babasını, sevdiklerini göremeyen  yoğun bir mesai saatlerine kalan , yıpranan, yorulan ama  büyük bir özveriyle görevini yapan Dünya’nın ve Ülkemizin kahramanları

 

Geleneksel eğitime ara verilerek yerine online eğitim modeline dönüşen bir eğitim sistemi oldu.  Yüksekova’da bulunan Şişemizin köyündeki öğrenciler, İnternete erişemedikleri için filen eğitime ara verilmiş duruma gelen öğrenciler …   Öğrencilerin okul koridorlarında olmadığı , sıralarında  olmadığı ,  kitaplara dokunamadığı, yüz yüze eğitim olmadığı, kampüste geçen muhabbetlerin olmadığı ve daha sayamadığım bu sürü şeyler dilerim en yakın zamanda buluşmak dileğiyle

Çocuklarımızın oynadığı özgürce parklarda gezdiği ve yaşlılarımızın parklarda dinlendiği yürüyüşler yaptığı günleri görürüz.

Dillerim tüm insanlığa ve ülkemize sağlık dolu ,maskesiz yaşadığımız , acılarımızın geride kaldığı daha fazla umut, sevinçler ,  sevdiklerimizle birlikte oldukları günleri görme dileğiyle…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!