Arama:
Muhteşem Bir Game Of Thrones Prodüksiyonu
0 (0)

Yeni bir şey izleyip yorumlamak yerine sadece izlediğim ve sevdiğim şeyleri izleyebildim. Biri The Office mesela. Covid19 sürecinde ve sokağa çıkma yasaklarındaki çökük moralimi sekiz sezonu baştan sona peş peşe izlediğim, bence tarihin en eğlenceli dizisiyle toparladım. Tekrar teşekkürler Michael Scott. Ve başından sonuna kadar Game of Thrones’u bir kez daha izledim. Bu planı aslında dizi geçen sene olaylarla ve krizlerle bittiğinden beri istiyordum. Tarihin bu en iddialı prodüksiyonuna, yakın zaman dilimimizin en büyük televizyon olayına her şey bittikten, şimdi ne olacak diye bekleme stresi kalmadan hatta her şeyin sonunu bildikten sonra baktığımda ne düşüneceğimi merak ediyordum. Çünkü ben de dünyadaki bütün insanlarla birlikte 2019 da Game of Thrones’un finalinde ne olacağını, bunun iyi mi kötü mü bir final olduğunu düşünerek aşırı heyecanlanıp başka hiçbir şeye dikkat etmeyip kritikle geçirdim. Finaliyle ilgili fikrim ise aynı kaldı. Bir şekilde bu kadar merak edilen, yüz binlerce teori üretilmiş bir şeyi toparlamaları gerekiyordu. Onlar da en ortalama şeyi seçmişler. Ama hayranı olduğumuz pek çok karakterin hikâyesini bize istediğimiz gibi vermedi. Şahsen Cersei’yi taş yığınlarının altında bırakmaktan başka bir son görmek isterdim. Çok basit bir ölüm. ‘Haydi haydi, buraları hızla geçelim!’ gibi yazıp geçmişler. Ama final sezonu genel olarak başarılı bence özellikle Winterfell savaşı ve bir önceki geceyi anlattıkları iki bölüm göz yaşartıyor.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Makyajın Bilinmeyen Yönleri
0 (0)

Fotoğraf alıntı değildir. 

Yaşadığımız olaylar, geçirdiğimiz günler, kimseye anlatamadığımız sıkıntılar ve bu olaylar gibi daha birçok olumsuz olaylar. Ne yazık ki hepimiz istemediğimiz halde, kendimizle alakalı olsun veya olmasın olumsuz olaylar yaşarız ya da olumsuz olaylar yaşayan birinden etkileniriz.

Bu durumda insan kendini motive edecek ya da kafasını dağıtacak bir şeyler arar. Her insan için aynı şeyi söyleyemem tabii ki. Bazı insanlar o sıkıntıya yoğunlaşıp içine kapanabiliyor. Hatta oturup boş boş duvarlara bakabiliyor. Ne yemek yiyor ne de konuşuyor. Bazı insanlar da benim gibi kendine bir uğraş arıyor. Mesela ben çoğu zaman etrafım, odam, dolabım, makyaj malzemelerim ya da kitaplığım temiz ve düzenli olduğu halde hepsini bozup tekrardan düzeltiyorum. O an belki de bana hepsi dağınık gibi geliyor. İş yaparken aklımdaki probleme yoğunlaşmıyorum. Tam tersi durumlarda söz konusu olabiliyor tabii ki. Çok etkilendiğim bir olay söz konusu ise bende boş boş oturuyorum ne yazık ki. Genel olarak ufak şeylere canımı sıkıyorum. Bu yüzden yaptığım işler kafamı dağıtmaya yetiyor.

Peki siz canınızı sıkan bir şey olduğunda ne tarz işlerle kafanızı dağıtmaya çalışırsınız? Bugün kadınlar üzerine yoğunlaşmak istiyorum yazımda. Kadınlar diyorum ama erkeklerde makyaj yapıyor. Lütfen yanlış anlaşılmasın, daha çok kadınlar yaptığı için kadınlar üzerinden örnek vermek istedim. 🙂

Şimdi sizlerle küçük makyaj çekmecemi paylaşacağım 🙂 

Fotoğraflar alıntı değildir. 

Ben makyaj yaparken kendimi çok mutlu ve özel hissediyorum mesela. Irkımı değiştirecek boyutta fazla makyaj yapmıyorum tabii ki.  🙂 Daha doğrusu bu kadar fazla makyaj yapmayı hiç denemedim, denemek ister miyim orası da belli değil. 🙂

Bazı insanlar kadınlar erkekler için makyaj yapıyor der bazıları diğer kadınlardan daha güzel olmak için diye söylerler. Aslında ben kendim için makyaj yapıyorum ve makyaj yaparken kendimi mutlu hissediyorum. Asla makyajsız dışarıya çıkmam, asla makyajsız fotoğraf çekinmem, ya da asla makyajsız fotoğraflarımı sosyal medya da paylaşmam diyen insanlardan değilim. Kendime güvenim o konuda tam. Çünkü kendine güvenmeyen insan makyajsız hiçbir şey yapamazmış. Bir de şu sıralar sosyal medya da gezen bir tabir var:

“ Makyaj yapma süreniz 4 dakikadan fazla ise çirkinmişsiniz.”

Kesinlikle Yalan. 🙂 

Yaptığımız makyaja göre bu süre değişir. Ben belki bir ruj süreceğim ya da bir göz kalemi kullanacağım. Bu işlemi yapmak 4 dakikamızı almaz.  🙂  O yüzden uydurma sözlere inanmak yerine siz kendinizi nasıl mutlu hissediyorsanız öyle olun. Dilerseniz makyaj yapın, dilerseniz yapmayın. İnsanların bizim hakkımızda söyledikleri değil, bizim kendimizi nasıl hissettiğimiz önemli.  

Kendinizi mutlu hissettiğiniz an, sizin en güzel anınızdır. En güzel makyaj gülüp kahkaha atmaktır. 🙂

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
The Neighbourhood
I Think I Try Too Hard
5 (1)

The Neighbourhood

Bugün sizinle harika bir müzik grubunu tanıştıracağım. Onları dinlerken kendinizi bambaşka bir dünyada bulacaksınız. The Neigbourhood grubunu keşfettiğimde 16 ya da 17 yaşındaydım. Yaptıkları şarkılarda hep kendimden bir parça bulmuşumdur. Şu an 22 yaşındayım ve hala onları dinlerken sanki ilk defa dinliyormuş gibi hissediyorum. Onlar bir rock grubu olarak kurulsalar da kendilerinin karanlık pop yaptıklarını savunuyorlar. Ki bu doğru. O kadar derin cümleler var ki şarkılarında insan bazı şeyleri sorguluyor. Eminim bu grup sizin içinizde sakladığınız bütün duyguları dışarı çıkaracak. En azından kendinize karşı daha dürüst olmayı öğreneceksiniz. Biraz daha olgunlaşmış hissedeceksiniz. En azından ben bunları ve daha fazlasını öğrendim bu gruptan. Hepimiz insanız duygularımız var ve bu duygular hepimizi bir şekilde mutlaka etkiliyor. Kendimizi sürekli kontrol altında tutuyoruz bir çoğumuz ağlamaktan çekiniyor belki de bırakmalıyız, sonuçta insanlık hali değil mi? İşte bu grup tam da bu problemleri ele alıyor. Duygularımız konusunda ya da hareketlerimiz, nasıl göründüğümüz hakkında diğer insanların düşüncelerinin değil bizim kendimiz hakkında düşündüklerimiz ve hissettiklerimizin önemli olduğunu vurguluyor.

Hepimiz diğer insanları umursuyoruz, onlara göre hareket ediyoruz ama onların bizden önemli olmadıklarını unutuyoruz. Neden onlar bu kadar önemli ki? Cidden bizim değerimizi onlar mı belirler yoksa biz mi? Bu konuda cidden oturup iyice düşünmeliyiz hepimiz, onlar sadece kuru kalabalık çünkü. Bizi gerçekte tanımıyorlar bile, gece kafamızı yastığa koyarken ne düşündüğümüzü, gerçekten neleri sevdiğimizi, neleri sevmediğimizi, nelere ağladığımızı nelere güldüğümüzü bilmiyorlar. Peki biz gerçekten kim olduğumuzu biliyor muyuz? Kendimizi ne kadar tanıyoruz? Tanımıyoruz çünkü hep başkaları şekillendirdi bizim hayatlarımızı, biz değil. O yüzden önce kendimize kendimizi anlatalım diğerleri bizi tanımasa da olur. Ağlayalım, gülelim kendimiz için bir şeyler yapalım. Çünkü hayat bizim hayatımız. Ben bu gruptan bunları öğrendim ve sizinle de bu grubu tanıştırmak istedim. İşte The Neigbourhood’un sanat eserlerinden birkaçı:

Keep on dreaming

Don’t stop breathing

Fight those demons

Sell your soul not your whole self

Oh, if they see it when you’re sleeping

And I can’t even see if it’s out there anymore…

Hayal etmeye devam et

Nefes almaya devam et

O şeytanlarla savaş

Ruhunu sat fakat benliğini değil

Seni uyurken görürlerse gitmelerini sağla

Ve hala oradalar mı artık göremiyorum…

We were too close to the stars

I never knew somebody like you somebody

Falling just as hard

I’d rather lose somebody than use somebody

Maybe it’s a blessing in disguise (I sold my soul for you)

I see my reflection in your eyes (Tell me you see it too)

Yıldızlara çok yakındık

Senin gibi birini tanımadım, senin gibi birini

Düşmek de çok zor

Birini kaybetmeyi tercih ederim birini kullanmaktansa

Her kahırda bir lütuf olabilir (Senin için ruhumu sattım)

Gözlerindeki yansımamı görüyorum (Sen de gördüğünü söyle)

Maybe you’re right, maybe this is all that I can be

But what if it’s you, and it wasn’t me?

What do you want from me?

What do you want from me?

Belki de haklısındır tüm olabildiğim budur

Ama ya sorun ben değilsem ve sen isen?

Benden ne istiyorsun?

Benden ne istiyorsun?

I thinl I try too hard

How I look what I do, what I’m sayin’

I spend too much time explainin’ myself

I hope there’s some time to change it

Sanırım çok fazla uğraşıyorum

Nasıl göründüğüm, ne yaptığım ne söylediğim hakkında

Kendimi açıklamak için çok zaman harcıyorum

Umarım bunu değiştirmek için biraz zaman vardır.

Bence acilen bu grubu dinlemeye başlamalısınız. Sizinle en sevdiğim gruplardan birini paylaşıyorum ve bunu yapmayı hiç sevmem. Hadi koşun farklı bir dünyaya adım atın.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
DOĞAL ÜRÜNLERİN EN GÜZEL HİKMETİ
5 (1)

 

Doğallığın en güzel hali, yaz kirazı 🙂

Bu yazımda sizleri biraz geçmişe götürmek istiyorum. Biraz geçmiş biraz günümüz. Günümüz diyorum ama aslında herkesin günü böyle değil ne yazık ki. Ne yazık ki demek zorundayım. Çünkü geçmiş lezzetlerden uzaklaştık, artık yerini hazır gıdalar almış bulunmakta ve hazır gıdalar insanları birbirinden uzaklaştırmakta.

 

Aklınıza gelebilecek her şeyin hazırı çıktı artık. Salçadan pekmeze, balıktan tarhanaya hatta doğranmış soğana kadar ilerletmeye devam etti. Eskiden öyle miydi? Eskiden diyorum ama bende çok yaşlıymışım gibi konuştum. 🙂 Ama biz dondurulmuş hiçbir şey almıyoruz. Evet, evet hiçbir şey almıyoruz.

Kışlık yiyeceklerimizi yazın kendimiz yapıyoruz. Pekmez, tarhana, konserve, salça, kuru üzüm, kuru fasulye ve aklınıza gelebilecek her şey. Hatta ben her şeyi kurutup çayını yapıyorum kendime.

Kirazın lezzetlisi dalından, yenilmiyor tadından. 🙂

Kirazın lezzetlisi dalından, yenilmiyor tadından. 🙂

Elma kabuğunu kurutmuştum yazın, kışın kendime çay yaparım düşüncesi ile.  İyi ki de kurutmuşum diyorum. 🙂 Çünkü elma kabuğu kuruş, biraz limon kabuğu, biraz tarçın, biraz da karanfil katıp bir güzel demliyorum. Resmen vitamin deposu oluyor. Şifa buluyor insan. Bitkisel ve doğal olan her şeyi seviyorum. Çünkü bana daha sağlıklı geliyor ama çikolataya da yok diyemiyorum tabii ki 🙂

Konserve yaparken tüm teyzelerim toplanır bir araya. Kimimiz domates soyar, kimimiz soyulan domatesleri doğrar, kimimiz kahve yapar, kimimiz kahve, kimimiz yemek. Kahkahalar havada uçuşuyor tabii ki. 🙂 Hep birlikte yapıyoruz, hep birlikte yiyoruz her şeyi.

Kışlık yiyecekler bizi birbirimize bağlıyor, arttırıyor muhabbetleri. 🙂 Bir kere hiç unutmuyorum. Sabah bizim eriştemizi kestik, öğlen teyzemin konservesini yaptık, akşam diğer teyzemin reçelini. Birlik olunca hiçbir şey tadından yenmiyor. Bu duruma en çok anneannem seviniyor. Çünkü kızları ve torunları hep bir arada oluyor. 🙂

Konserveden önce çekilen, ufak çaplı bir domates ailesi 🙂

Siz bizi bir de yufka ekmek yaparken görün. Çocuklar sıkma ya da gözleme yemek için kapıda bekler, tandırın sıcağından teyzelerimin yanağı al al olmuştur. Anneannem nazar duası okur kimse nazar etmesin düzenimiz bozulmasın diye. 🙂

Yani bu fotoğraflardaki gördüğünüz her şey tek bir evde ama onlarca parmak var. Hasret kalınan doğal ürünleri istiyorsanız, sizi de bir araya toplayan anneannem gerek. 🙂

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Hayvanlar ve İnsanlar Arasındaki En Güzel Bağ
0 (0)

 

 

Yeğenim Alparslan 🙂 

 

Yıllardır şiddet haberleri ile uyanıyoruz. Kadına şiddet, çocuğa şiddet, hayvana şiddet ve daha da fazlası…  Peki, hangi biri hak ediyor şiddeti, ya da şiddetin hak etmesi olur mu? Bu yazımda sizlerle hayvanlardan bahsetmek istiyorum. En çok sevdiğim konu hayvanlar ve onlara karşı duyduğum karşılıklı sevgi. Karşılıklı diyorum çünkü bir insanı severseniz karşılık alamayabilirsiniz ama hayvanlara gösterdiğinizi sevgi asla karşılıksız değildir.   Tabii ki benimle aynı düşüncelere sahip olmayan birçok insan vardır ama ben bu şekilde düşünmüyorum.

23 yaşındayım ve kendimi bildim bileli hep hayvan besledim ve hep hayvanlarla iç içe büyüdüm.  Ne yazık ki apartman dairesinde olduğum için sadece akvaryum da balık, ya da civciv besleyebiliyordum. Dışarıda ise sadece kedi ve köpek besleyebiliyordum. Ona da annem izin vermiyordu. 🙂 Evin içerisine girer diye annem hep korkardı. Hala da korkuyor. Aslında annem de hayvanları çok seviyor ama sadece uzaktan çünkü korkuyor.

Sizinle komik ve bir o kadar da beni çok mutlu eden anımı paylaşmak istiyorum. Yazları biz hep köye gidiyoruz. Ben köye gitmeden genelde hayvan alıyorum. Bazen civciv, bazen tavşan, bazen de ördek. Yine bir gün köye gitmeden tavşan aldım. Annem yine sadece uzaktan seviyor.  Babam tavşanıma tahtadan ev yaptı. Annem de evi taşımaya bile korkuyor. Tavşanımın adı Ponpon’du. Öğle saatlerinde bırakırdım akşama doğru Ponpon evine gelirdi.  O kadar akıllı bir tavşandı ki köpek yanından geçerken asla hareket etmez ölü taklidi yapardı sanki. J Bir gün annem evimizin önünde uzanıyordu. Uyuya kalmış. Bir baktım ki ponpon annemin kalbinde uyuyor. Ponponu alsam annem uyanacak, almasam annem kalkınca korkup çığlık atacak. Hiçbir şey yapmadım ve annem uyandı ve korkmadan elini Ponpon’un üzerine koydu. Sevdi, sevdi, sevdi. Artık annem hayvanlara dokunabiliyor ve sevgisi sadece uzaktan değil.  🙂

İkisi de birbirinden korkuyor 🙂 

Yani demem o ki siz hayvanlara sevgi gösterdiğiniz zaman sevginiz karşı kalmıyor. Çocuklar özellikle hayvanlarla daha çok iç içe. Yeğenim Alparslan hayvanları çok seviyor.  Sevmek, oyun oynamak için kediye yaklaşıyor. Ancak kedinin kuyruğunu çekiyor. Alparslan sevdiğini sanıyor ama kedinin canı acıyor. Çünkü zavallı kedicik kaçıyor. Ama Alparslan’a zarar vermiyor. Çünkü onun savunmasız bir çocuk olduğunu biliyor. Ne yazık ki büyük insanlar çocuklar kadar saf ve temiz değil.  Çocukların hayvanlara karşı mükemmel bir bağı var aslında. Umarım tüm insanların, tüm insanlığın da hayvanlara karşı olumlu güçlü bir bağı olur. Belki bu bağ tüm olumsuz olayları ortadan kaldırır. Şiddetsiz bir dünyada yaşamak eminim ki bütün insanların en temel hakkı…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!