Arama:
Sağlığımızı Ne Kadar Önemsiyoruz?
0 (0)

Yazılarımda sağlığa değinmesem olmazdı. Size sorsalar hayatta ki en değerli şey nedir diye? Kimisi para, kimisi aşk, kimisi başka, başka  şeyler söyler. Evet söylediklerinizde hepiniz haklısınız ama sağlık olmayınca ne cepteki paranın, ne de kalpteki sevginin bir önemi kalmıyor. Hele ki bu zamanda herkesin en değer verdiği şey sağlık olduğuna eminim. İnsanın  sevdiğini hasta ettiği bir zaman da yaşıyoruz. Mecazen hasta etmekten bahsetmiyorum bildiğimiz hastalıktan bahsediyorum. Kimisi bunu bilinçli kimisi bilinçsizce yapıyor. Hastalıkların çoğaldığı bir zamanda yaşıyoruz. Her geçen gün sevdiklerimiz aramızdan teker, teker ayrılıyor. Aldığımız tedbirler yeterli mi sizce? Bence daha çok yolumuz var. İnsanlar bir birey ama bu zamanda bir birey olarak düşünmek yanlış geliyor bana. Aileni ve sevdiklerini düşünmek zorundasın.

‘Bana bir şey olmaz yaaaa’ demek ne kadar doğru olabilir.  Belik sana bir şey olmayacak sen dokuz canlı olabilirsin ama çevrendekiler senin kadar şanslı doğmamış olabilir. Geçen haberlerde gördüğüm bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Adam virüs olduğu için iş yerinden izin almak istiyor. İş verenin umurunda bile değil adamı çalışması için işe çağırıyor. Bu sebepten dolayı başka arkadaşına virüs bulaşıyor ve babası, annesi ve kardeşini kaybediyor. Sonuçta kendisi de işten çıkarılıyor. Hayat ne kadar acımasız dimi, pardon hayat değil, insan ne kadar acımasız  öyle değil mi? Hayat aynı, insanlar farklı. Kimsenin kimseye sevgisinin olmadığı bir zamanda yaşıyoruz. Sevgi beklide fazla gelebilir herkes herkesi sevmek zorunda değil. Ama saygı duymak zorunda. Şöyle diyebiliriz, kimsenin kimseye saygısının kalmadığı bir zamanda yaşıyoruz. Bazılarımız içinden buna yaşamak denilirse dediğini duyar gibiyim.  Kendin için değil, sevdiklerin için dene bunu. Emin ol yanılmayacaksın.

Tedbirler konusunda daha çok yolumuz var o ilk günkü endişe, korku gözlerimizde yok gibi.  İnsan buna da alışıyor öyle değil mi. Peki alıştıklarımız sevdiklerimizi geri getirmeye yetecek mi?  Alışma ! Sen alışırsan, o alışırsa ne olacak böyle. Gerekiyorsa o çok sevdiğin mekana gitme! Beş çaylarını ertele hatta uzun bir süre ertele. Çünkü buna ülkece ihtiyacımız var. Yapabiliriz biraz zor gibi görünse de imkansız değil. Dilerim ki, yazdıklarım ışık görevi üstlenir de birilerine yol gösterir. Çünkü hayat sevdiklerimizde güzel.

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
127 Saat
0 (0)

127 Saat

2011 yapımlı olan film gerçek hayattan alınmış dram, hayatta kalma ve biyografi filmidir.  Başrolünü James Franco’nun (Aron Ralston) üstlendiği Macera tutkunu olan Aron kimseye haber dahi vermeden tek başına Blue Canyona gidip mahsur kalmasını anlatıyor. Aron’un yaşadığı anları kaydettiği anlar Youtube’de bulunmakta. Kendinizi ister istemez empati kurarak insanı filme daha çok çekiyor. Ayrıca film içinde birçok ders veriyor.

Film İlginç kamera çekimleri ile dikkat çekiyor. Oldukça hareketli başlayan film Aron’un düşerek kayanın koluna düşüp ezmesi ile bir anda insanı afallatıyor. Sanki o acıyı içinizde hissediyorsunuz. İlk anda şoka giren Aron daha sonra kurtulmak için elinden geleni yapıyor. Hatta küçük çakısı ile koca kayayı oymaya bile çalışıyor. Planlı olan Aron saati ile belirlediği zamanlarda suyu içiyor. Kurduğu sistem ile kendini bağlayarak uyuyor. Hayaller ve halüsinasyonlar görüyor. Kamerası ile olanlar hakkında görüntüler çekiyor. Psikolojisi gittikçe yıpranıyor bağırıyor, ağlıyor ama kimse onu duymuyor. O kadar kötü durumda oluyor ki lensini yiyor, idrarını içiyor. Ama pes etmiyor kayayı oymaya devam ediyor. Sabahları birazda olsa vuran güneşten yararlanmaya çalışıyor. Kamerası ile yaptıklarını anlatmaya devam ediyor. Artık dayanamayan Aron kolunu bağlıyor ve o küçük ve kör çakısı ile kolunu kesmeye çalışıyor, ama nafile. Bir anda fırtına kopuyor, yağmur yağıyor bulunduğu kanala sular dolmaya başlıyor. Suyun kaldırma etkisi ile kurtuluyor arabasına binip kız arkadaşının evine giriyor ama kız arkadaşını onu evine almıyor ve ağlayarak uykusundan uyanıyor. Gözleri kanlanmıştı ama o eğleniyor ve kamerası ile komedi programı çekiyor. Aniden bıçağını koluna saplıyor. Halüsinasyonlar artıyor. Artık dayanamıyor kanını içiyor ve son gücü ile kolunu kırıp kesmeye başlıyor. O saatten sonra filmi izlemesi gittikçe zorlaşıyor ve en sonunda kolunu kesiyor. Ani bir şoka giren Aron hızlıca toparlanıyor, kolunu sarıyor kayanın fotoğrafını çekiyor ve yola koyuluyor. Oldukça pis bir su birikintisi gören Aron doyasıya su içiyor. Tekrar yola koyulan Aron gittikçe bitkinleşiyor karşısına çıkan bir aileden yardım istiyor su içiyor. Aile ile beraber yola devam eden Aron artık yere yığılıyor. İşte tam o anda bir helikopter gelip onu kurtarıyor.Tek kollu olmasına rağmen asla dağcılıktan kopmayan Aron artık akıllanmış ve nereye gittiğini haber vermek için not bırakmaya başlar.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!