Neden çoğunluğu takip ediyoruz?
0 (0)

Birçoğumuz ne yapmamız gerektiğini bilmediğimiz zamanlarda, ne yapacağımızı öğrenmek için diğer insanların neye inandıklarına nasıl davrandıklarına bakarız. Toplumsal kanıt ilkesi bize bunu söylemektedir. Bu güçlü taklit davranışı hem çocuklarda hem yetişkinlerde bir şey satın almadan, yerde yatan bir hastaya yardım etmeye, bir fobiden kurtulmaya kadar pek çok farklı alanda gözlemlenebilir. Peki bu davranışı nasıl lehimize kullanabiliriz? Ya da hangi durumlarda kesinlikle toplumsal kanıt ilkesine çok dikkat etmeliyiz? Gelin birlikte inceleyelim.

İlk olarak grubun büyük çoğunluğu bir olguyu doğru olarak kabul ediyorsa bu o olgunun doğru olduğu anlamına gelmez. Bu durumu bir örnek üzerinde inceleyelim bunun için ülkemizde yaşanmış güzel bir örnek var “çiftlik bank dolandırıcılığı”. Bu dolandırıcılık vakasında nasıl böyle bir şeye inandığı sorulan birçok kişi “o kadar kişi yanılıyor olamaz diye düşündüm.” benzeri cevaplar vermiştir. Bu ilkenin kötü yanı, eğer grubun büyük çoğunluğu bir olguya inandıysa, kalan azınlığında bu olguya inanması kaçınılmazdır.

İkinci olarak bu olayı nasıl lehimize kullanabileceğimize bir örnek üzerinde inceleyelim. Yapılan bir araştırmada [1] köpeklerden korkan bir grup anaokulu öğrencisine, günde 20 dakika bir çocuğun mutlu bir şekilde köpekle oynaması seyrettirilmiştir. Sadece 4 günlük bir etkinlikten sonra çocukların %67’si oyun odasında köpeği severek, köpekle yalnız kalmaya ikna olmuştur. Daha sonrasında yapılan benzer deneyde çocuklar canlı olarak birinin köpekle oynamasını görmemiş sadece video olarak izlemiştir. Videolarda çocuklar üzerinde aynı tepkilere neden olmuş ve en etkili videoların köpekleriyle oynayan pek çok farklı çocuğun olduğu videolarmış. Buradan çıkarmamız gereken, bir kişinin fobisinden kurtulması için kendine benzer kişileri gözlemlemesi gerekir. Yani eğer siz bu etkinlikte çocuklara, 40 yaşında kişilerin köpekleri sevdiği videoları gösterseydiniz. Bu muhtemelen hiç bir işe yaramayacaktı. Unutmayın bize benzeyenlerin tepkilerini taklit ederiz.

Üçüncü olarak hoş olmayan bir vaka [2] üzerinden bir tavsiye vereceğim. 1964 yılında Catherine Genovese topluma açık bir alanda, yardım çığlıkları kesilene kadar 35 dakika içinde üç kere saldırıya uğrayarak öldürülmüştür. İşin daha da ilginç tarafı 38 tane komşusu olayı kendi dairelerinden seyretmiş ancak hiçbirisi polisi aramamıştır. Bu olay toplumsal kanıt ilkesinin kötü tarafıdır. O kadar kişinin aramamasının sebebi izleyenlerin “belki başkası yardım eder, hatta biri polisi aramıştır bile” diye düşünmesidir. Tavsiyem insanların yoğun olduğu alanda başınıza bir şey gelirse -bu bir kriz, hastalık olabilir- hemen bir kişiyi gözünüze kestirin ve o kişide kafa karışıklığı kalmayacak şekilde yardım isteyin. Örneğin isteyeceğiniz yardım “mavi gömlekli beyefendi, kriz geçiriyorum hemen ambulansı arar mısınız?” şeklinde olmalı. Unutmayın etrafta ne kadar fazla yardım edebilecek kişi varsa her bireyin kişisel sorumluluğu azalmaktadır.

Çoğunluğu izlediğiniz durumlarda eğer hatalı bir şey görüyorsanız otomatik pilotu kapatın ve doğru olduğunu düşündüğünüz şeyi yapın. Dikkatli olun! Kalabalığın bir şeye inanması onun doğru olduğu anlamına gelmez. Grubun içinden birçok kişi de toplumsal kanıt ilkesine dayanarak sadece kalabalığı izliyor olmalı. İkna alanında daha fazla bilgi edinmek isterseniz bu metni hazırlarken kaynak olarak kullandığım “İknanın psikolojisi(Robert B. Cialdini)” kitabını mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

Kaynaklar;
[1]; http://www.uky.edu/~eushe2/Bandura/Bandura1968JPSP.pdf
[2]; http://www.acikbilim.com/2012/02/dosyalar/seyirci-kalmanin-anatomisi-hello-kitty.html

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]