Arama:
Şamanizm
5 (1)

Eski zamanlarda bizlerin de mensup olduğu bir din. Asya kıtasına tamamen yayılmıştır ve tek tanrılı bir inanca sahiptir. Şamanlığın genetik kökenleri olduğuna inanılır. Şamanizm yayıldığı coğrafyalardaki tüm toplumlardaki kültürleri etkilemiştir fakat kendisi de yayıldığı toplumlardan etkilenmiştir. Şu an baktığımız zaman ülkemizdeki Alevi-Bektaşi geleneğindeki bazı ritüeller, Şamanizm ritüelleri ile benzerlik gösterir. Şaman kelime anlamı olarak büyücü, rahip anlamına gelmektedir. Bu sebeple bazı araştırmacılar Şamanizm’in bir din olduğunu kabul etmemişlerdir. Üstelik bir kitabı, kurucusu veya bir ibadet tarzı olmadığını söyleyerek düşüncelerinin bunlar ile desteklendiğini ifade etmişlerdir. Bazı araştırmacılar ise dine doğru bir gelişme evresi olarak gördüklerini belirtmişlerdir. Bazı araştırmacılar da Gök Tanrı ve Yeraltı Tanrısı ve bunlara bağlı ruhlara dayanan bir din olarak kabul etmişlerdir. Şaman kelimesinin etimolojik kökeni üzerine yapılan çalışmalar bu terimin Tunguzca’dan Rusça yolu ile Batı bilim dünyasına geçtiği bilinmektedir.  Şamanların varlığına ait ilk bilgiler 6. yüzyıl Çin kaynaklarından elde edilir. Kelime kökeni konusunda tam bir netlik yoktur, bazı araştırmacılar Mançuca vey Moğolca olduğunu düşünürken, azıları da Sanskritçe olduğunu söylerler. En çok kabul gören görüş “şaman” kelimesinin Tunguzca bir kelime olduğudur. Tunguzca’da dilenci din adamı anlamına gelmektedir. Türk halkları ise şamanlara genellikle “kam” adını vermişlerdir. Kam “kâhin, büyücü” anlamına geldiği gibi “uzman hekim, bilim adamı, felsefeci” anlamlarına da gelir. Kutadgu Bilig’de de geçen kam kelimesi hekimin yanında yer alan, hekim hastayı ot ile tedavi ederken kendi yöntemleriyle daha çok ruhsal yolla, efsun ve sihirle iyileştirmeye çalışan kişi olarak tanımlanır. Şamanın görevleri genel olarak ruh çağırma, kehanet, tedavi ve büyü olarak tanımlanır. Bu görevlerini ruhlar aracılığı ile Tanrı ile ilişki kurması semavi dinlerdeki peygamberlere benzerliği Şamanizm’in din olarak ele alınmasında etkili olmuştur. Dünya üzerinde çok geniş alana yayılan şamanlık özellikle Türk-Moğol kültür tarihinde önemli bir yer tutar. Şamanlık anaerkil toplumsal yapının izlerini taşımaktadır. Kadın ve erkek şamanlar vardır, ancak kadın şamanların daha kuvvetli oldukları kabul edilir. Dişi kutsallıkların önemli ve saygın olduğu görülmektedir. Şamanlık eğitimi vardır fakat her eğitim alanın iyi bir Şaman olacağı söylenemez. Şamanlık genetiktir. Mesela altı parmaklı doğan bir bebek ya da epilepsi nöbeti geçiren birinin ileride çok iyi bir Şaman olacağına inanılırdı. Epilepsi nöbeti geçiren kişinin nöbet sırasında ruhlarla iletişime geçtiği düşünülüyordu. Şimdi baktığımızda Şamanizm inancının genellikle ilkel toplumlarda hala devam ettiğini görüyoruz çünkü insanlar modern tıp sayesinde birçok şeyin sebebini biliyor.  Yani teknoloji ve tıp gelişince her şeyin değiştiği gibi inançlar da değişmiştir.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Mutluluğa İnanma Duygunu Diri Tut
0 (0)

 

Günümüz hastalıkları başında yer alan kavram  ‘Güvensizlik’. İnsanlara güvensizlik, kendine güvensizlik, mutluluğa güvensizlik… Teknolojinin ilerlemesi ve sözüm ona iletişimin mekan tanımazlığı belki de bizi bu duruma yönlendirdi belki de toplumsal normların alaşağı olması ile hayatımızın büyük korkuları haline geldi. Dışarıya çıktığımızı varsayalım, insanlarla konuşmaya yardım istemeye çalıştığımızda donuk ve kuşkucu tavırlarla karşı karşıya kalmamız çok olağan. Çünkü hayat 20-30 yıl öncesi kadar masum ve duru değil. Her alanda manipülasyon ve kötü niyete maruz kaldığımız gerçeğini değiştirmek istesek de yapamıyoruz. Peki, bu durum bizlere neler getirdi neler götürdü?

Sosyal mecraların ortaya çıkışı, adı üzerinde sosyalliği arttırmış olsa da kişileri yalnızlaştırdı. Nasıl mı oldu? Şöyle ki, kişiler arası mekana bağlı iletişim sıfıra indi. Özlediğimiz arkadaşlarımızın yüzünü görmek için günlerce, haftalarca beklememize gerek kalmadan (face time) görüntülü konuşma uygulamaları dakikalar almadan iletişime geçebiliyor hale geldik. Sohbetler samimiyetsiz olmaya başladı, arkadaşlıkların ruhu öldü. Aynı şekilde sosyal ağlar üzerinde vakit geçiren bireylerin kendilerine ait özgüvenleri de yok oldu. Kendi sosyal mecralarında paylaşmış oldukları benlikler, yapay ve karşı tarafa ihtişamlı görünme amacıyla doldu taştı. Her bilgi ve her kişiye ulaşımın kolaylaşması ile insanlar doyumsuzlaşmaya ve memnuniyetsizleşmeye meyil eder oldular. Ama unutmamalıyız ki inanmak başarmanın yarısıdır. İnsanlara, kendine ve mutluluğa inanacaksın ki yaşam standartların da yükselsin. Ne yani Gizem, ben bunları yapmazsam mutlu olamaz mıyım da diyebilirsiniz. Haklılık payınız çok büyük. Fakat hayatınıza güvensiz ve inancız devam ederseniz mutlu olamayacağınızı hepimiz biliyoruz. İstisnalar kaideyi bozmaz tabii ki.

Sağlıklı iletişim kurmak için sosyal mecralara yönelmek yerine çevremize bakmalıyız. Dokunarak, hissederek, güvenimizin temellerini oluşturmalıyız. Sanal mecralar yerine, farkına vararak yaşamalıyız. Teknolojinin nimetlerini kendimizi geliştirmek için kullanmalıyız. Hayatımızın odak noktası yapmadan farkında olup gerçeklik payını ölçmeliyiz. Mutluluğumuzu ikinci plana atmadan yaşamımızı sürdürmeliyiz. Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullamadan ilerlemeliyiz. Çünkü mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer. Nehir ise asla durmaz.  Dayatılan ne olursa olsun, farkında olmalıyız.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
HİNDİSTAN TİHAR FESTİVALİ
5 (3)

Hindistan, 1,353 milyar nüfusu ile, 22 den fazla dilin konuşulduğu  çeşitli kültür ve inançların olduğu dünyanın en büyük ikinci ülkesidir.Bu ülkede inekler kadar değerli bir diğer canlı ise köpekler. Nepal ve Hindistan’ da her yıl ekim ve kasım aylarında kutlanan TİHAR adında bir festival var ve bu festivalin başrolü köpekler. Festivalin kutlandığı bu süre boyunca köpeklerin dünyada ki varlıkları için tanrıya şükrediliyor. Hint dinlerinde ki YENİDEN DOĞUŞ inanışına göre bu yaşamda kötü ruhlardan arınma en başta geliyor ve köpeklerin insanı kötü ruhlardan arındırdığına dair bir inanışa sahipler. Bu inanıştan dolayı 7 yaşına basmış kız çocukları ve kadınlar köpekle evlendiriliyor. Evlilikte köpeklerin kadınlara yaşamı boyunca şans ve bereket getireceğine inanılıyor. Evlilikten 2 yıl sonra kadının tamamen kötü ruhlardan arındığı ve bir daha kötü ruhların kadına gelmeyeceği söyleniyor. Festivalde kadının ve köpeğin düğünü görkemli bir şekilde kutlanıyor. Her ikisine de özel kıyafetler dikiliyor ve düğün genellikle kutsal yerlerde yapılıyor. Düğün günü belirli bir saat boyunca fakirlere, çocuklara ve sokak hayvanlarına yemek dağıtılıyor. Evliliğin bozulması için ise kadının ya hemcinsiyle evlenmesi gerekiyor yada köpeğin evi terk edip kaybolması gerekiyor. Eğer Hindistan’a yolunuz düşer de yanlışlıkla bile olsa köpeğe veya ineğe en ufak bir zararda bulunursanız 6-12 ay arasında yıkanamaz ve temizlenemezsiniz, sakalınız ve tırnaklarınızı kesemezsiniz hatta sosyal hayatınızı ve iş hayatınızı devam ettiremezsiniz. Bu ceza süresi bittikten sonra yine Hindistan’da kutsal kabul edilen bir ağacın altında büyük bir ziyafet verip, o ağacın yapraklarını  yaktıktan sonra günahlarınızdan anca bu süre zarfında arındığınıza inanılır ve serbest kalırsınız. Hindistan’ın bu ilginç geleneğini bitirmeden önce, bir kaç gelenekten daha bahsetmek istiyorum KURBAĞALARIN EVLENDİRİLMESİ. Bu düğünü ise yağmur tanrısının isteği üzerine yaptıklarını söylüyorlar. Birde ülke de para kazanmak amacıyla yapılan yılan oynatma işleri var.  Hindistan’ın hemen hemen her köşesinde yılan oynatan bir Hintli görebilirsiniz. Bunu yapmalarının sebebi ise  Hindu dininin en büyük tanrılarından biri kabul edilen ve çoğu zaman boynunda bir kobra yılanıyla simgelenen Şiva’nın izinden gidenler olarak kabul ediliyor.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 3 Average: 5]
error: İçerik korumalıdır!!