Arama:
Formulaz
5 (2)

Eski bir Karadeniz geleneği olan Formulaz yarışları, Rize’nin Ardeşen ilçesinin Tunca Beldesinde her yıl ağustos ayının 3. Haftasında gerçekleşmektedir. Formulaz, Tunca Beldesinin uzun dik yokuşunda tahtadan yapılan arabalar ile gerçekleştirilen yarışın ismidir.

Her Karadenizli çocukluğunda mutlaka tahtadan araba yapıp Karadeniz’in o dik yokuşundan aşağıya kendini salıvermiştir. Sonuçta bu bir yarıştı, benim yaptığım tahtalı araba arkadaşımın tahtalı arabasından hızlı olmalı ve yarışı kazanamam gerekiyordu. Tabii bu azim sadece bende yoktu. Herkes yarışı kazanmak istiyordu. Evet, ara sıra o dik yamaçtan aşağıya yuvarlandığımızda oluyordu. Bunun sonucunda ise kimimiz kolunu kimimiz ayağını kırıyordu. Her ne kadar tehlikeli olsa da bir o kadar da eğlenceliydi. Açıkçası eğlenmek için zaten fazla seçeneğimiz de yoktu.

Çocukluğumuzun eğlence kaynağı olan tahtalı araba yarışları ilk olarak 2009 tarihinde Ardeşen’in Tunca Beldesinde gerçekleşti. İlk etapta Formulaz yarışları sadece Karadeniz bölgesinde ses getirse de 2016 yılında ise uluslararası bir platforma taşınmıştır.

Tahta araba yarışlarına katılabilmek için elbette belirli kurallarda mevcuttur. Öncelikle yapacağını aracın tamamı ile ahşap olması gerekmektedir. Teker yüksekliğinin en fazla 25 cm olması, eninin 40 – 75 cm, boyunun da 130- 170 cm arası olması lazım. Ayrıca tüm yarışmacıların kara lastik ve kıl çorap giymesi zorunludur. Bu şartlara uyan herkes yarışa katılabilir.

Her ne kadar biz çocukluğumuzda yarış sırasında önlem almasak da uluslararası çapında bir yarış haline gelmesiyle yarışçıların yaralanmaması için çeşitli önlemler de alınmaya başlandı.  Önlemler kapsamında yarışmacılar kask, kolluk ve dizlik takıyorlar.  Yol boyunca, ‘Dikkat tahta araba çıkabilir’, ‘Uçuruma düşmek yasaktır’, ‘Sollama yapmak yasaktır’ ve ‘En keskin viraj 53 metre geride kaldı’ yazılı ilginç tabelalar da yer almaktadır. Yarışlarda, sağlık ekipleri olası kazalarda yaralananlara müdahale etmek için beklerken, jandarma ekipleri de yol boyunca güvenlik önlemi alıyorlar. Tabii bir de alanda bekleyen tahtadan yapılmış bir “Lazbulans” da mevcut.

Hız tutkusu olan herkesi “Formulaza” davet ediyorum…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 2 Average: 5]
Çek Kaşığını Benim Önümden!
5 (1)

Evet, başlık biraz korkutucu gelmiş olabilir ya da ne alaka ya kuymak ile bu başlık diyebilirsiniz. Haklısınız 🙂 alakasını birazdan anlayacaksınız çünkü bu cümleyi duyunca benim çok hoşuma gitti ve neden başlık olarak bunu yapmayayım ki dedim 🙂 neyse, bir Trabzonlu olarak tabii ki en sevdiğim şey olan kuymak nasıl yapılır, püf noktaları nedir, mıhlama ve kuymağın farkı nedir ve bu çek kaşığını benim önümden cümlesinin hikâyesi nedir sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunun için komşumuz olan ve yemekleriyle Çerkezköy’e nam salan Sevim teyzemizle hem kuymak yaptık hem de kuymak hakkında mini bir söyleşi gerçekleştirdik. Ben Trabzonluyum evet ama asla kuymağı böyle güzel yapamıyorum, evet bundan utanmalıyım 🙂 şimdi sözü evimizi mis gibi kokutan Sevim teyzemize bırakalım.

Not: Arka fonda bu Karadeniz Şarkısını dinleyebilirsiniz 🙂

https://www.youtube.com/watch?v=Qf4J3Y-JwaQ

“İki sevdaluk olmaz

Birinden geçeceğum

Seni da yerdum ama

Kuymaği seçeceğum”

                                       Turan Şahin

Aslıhan Kılıçaslan: Sevim teyzeciğim kuymağı denemek isteyenler için önce malzemeleri sayabilir misin?

Sevim Balçın: Tabii. Kuymağın güzel olması için öncelikle her şeyin doğal olması gerekir. 2 kaşık beyaz un, 5 kaşık fırınlanmamış mısır unu, 1 kaşık dolu dolu tereyağı, Trabzon telli peynir, su. Malzemelerimiz bu kadar. Şimdi sıra sihirli parmaklarımızda.

Aslıhan Kılıçaslan: Benim en merak ettiğim şey bu kuymak her Karadeniz’in her şehrinde birbirinden farklı yapılıyor. Mesela kuymak diyen de var mıhlama diyen de nedir bunun ayırt ediciliği?

Sevim Balçın: Kızım, Rize yöresi mıhlama yapar Trabzonlular Samsunlular genelde kuymak yapar. Tabii Trabzon ve Samsun’un kuymağı da farklı olur. Her yörenin yaptığı birbirinden çok farklıdır. Samsunlular kavrulmuş undan yaparken Trabzonlular kavrulmamış undan yapar ve beyaz un katar, uzayan peynir katarlar. Rizelilerin mıhlaması ise çoğunlukla peynir katarlar, devamlı çevirirler, kuymak gibi dip tutmaz. Bizim yaptığımızda kuymak dip tutmazsa kimse onu kuymak diye yemez. Farkı budur.

Aslıhan Kılıçaslan: Kuymağa bunu katmazsam asla olmaz, kuymak tadı vermez dediğin bir ürün var mıdır?

Sevim Balçın: Tabii olmaz mı hiç. Uzayan peyniri ve tereyağı olmazsa o kuymak değildir. Ama bunların hepsinin organik olması gerekir. Biz mısır unumuzu, tereyağımızı, peynirimizi köyden gelirken bol bol yanımıza alırız sırf kuymağımız güzel olsun diye. Hele dip tutmazsa kuymağında olmamış demektir.

Aslıhan Kılıçaslan: Herkes aynı lezzeti tutturabilir mi? Ben Trabzonluyum ama dibini pek tutturamam, yağını üstüne çıkaramam. Yoksa sadece ben mi beceremiyorum 🙂

Sevim Balçın: Herkes aynı lezzeti tutturamaz kızım. Teflon tavada güzelce onu pişiriyorsun 40-45 dakika kısık ateşte göz göz olana kadar pişiyor tereyağı çıkıyor üzerine sonra da sofraya getirip sıcak sıcak yiyorsun. Mesela bazısı yapıyor kuymağı ne yağı üzerine çıkmış ne de dip tutmuş kuymak mı bebek maması mı belli değil. Yani herkes tutturamaz aynı lezzeti.

Aslıhan Kılıçaslan: Kuymağımızı yaptık soframıza koyduk peki yanına hangi yiyecekler yakışır. Soframızı nasıl zenginleştiririz?

Sevim Balçın: Genelde sabah kahvaltısında yapılır kuymak o yüzden yanına kahvaltılık koyulur. Bizim yöremizde genelde turşu kavururlar, kuzine sobasında bazlama ekmeği yapılır, yanına da mis gibi bir çay oldu mu o sofra tamamdır. Ama tabii bu bazlama, turşu kavurması geleneği daha çok köydeyken yaptığımız bir şey şehirde yanına kahvaltılık ve çay olur.

Aslıhan Kılıçaslan: Sevim teyzeciğim kuymağın tadı nasıl çıkar?

Sevim Balçın: Kızım kuymağın tadı öyle kaşıkla çatalla çıkmaz. Bir kere ekmeğini alacaksın eline bandıra bandıra yiyeceksin. Yanında çayını sıcak sıcak içeceksin. Dibe sıra geldi mi eyvah başlar kavga.

Aslıhan Kılıçaslan: Benimde sıkça dâhil olduğum bu kuymak dibi kavgası nedir, nasıl çıkmış ortaya?

Sevim Balçın: Eskiden o kuymak dibi için çok birbirimizin ellerine vururduk. Kaşıkla ellerimize vururduk ki benim bölgemdeki dibi yeme diye. Sofradan dip yiyemedik diye çok ağlayıp kalktığımız günler olmuştur. Çünkü eskiden hiç kahvaltılık yok sadece kuymak ve kuymağın dibini yiyeceksin. O da mecbur ister ye ister yeme yoksa aç kalacaksın. Annemiz yapardı sofraya kuymağı koyardı herkes dibini dört gözle beklerdi ki ne zaman dibine sıra gelecek de yiyeceğiz diye. O anda senin kardeşin önüne saldırmışsa kaşığı vururdun eline çek benim önümden diye artık ağlamak mı sızlamak mı o sofrayı siz düşünün.

“Aşk ona bakmaya kıyamamak mı,

Bakıp da doyamamak mı,

Yoksa tereyağli kuymak mi?”

 

İşte dostlar çek kaşığını benim önümden başlığını neden attığımı anlamışsınızdır umarım. Bu kavgaya hep bende dâhilim bu başlığı nasıl atmam 🙂 daha önce denemeyenler umarım bu yazıdan ilham alır ve kuymağı yapmaya çalışır. Eminim benden çok daha güzel yapacaksınızdır. Karadeniz ile alakası olmayan birçok arkadaşlarım annemi arayıp hep kuymak tarifi alırlar, evlerine hiç kullanmadıkları halde mısır unu vs. alırlar, siz düşünün artık. Şimdi gidip ekmeğimi bana bana kuymağımı yiyeyim 🙂

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Marmara’nın Küçük Karadeniz’i
4.9 (9)

Bölge içinde bölge mi olur demeyin. Türkiye’de yaşıyorsanız her şey mümkün. Üstelik hiç de uzakta değil hemen İstanbul’un yanı başında Sakarya’da. İklim koşullarıyla Karadeniz Bölgesi’ni andıran Sakarya, Karadeniz’e gidemeyenlere büyük fırsatlar sunuyor. Gerek yaylaları, gerek gölleri ve akarsuları ile Karadeniz’i Marmara’ya getiriyor. Biz de bu fırsatı kaçırmıyor güzel mi güzel bir Karadeniz esintisi almak isteyenleri Davlumbaz Yaylası’na götürüyoruz kemerleri takın!

Haftanın yoğunluğundan, temiz hava alma ihtiyacından tutun da keyifli bir kamp akşamına kadar her şey bu yaylada sizi karşılıyor. Daha herkes tarafından çok keşfedilmemiş olacak ki yollar biraz bozuk. Aslında yolların bozukluğu bir bakıma iyi, arabaya zarar gelmesin diye o kadar yavaş gidiyorsunuz ki bu sayede yoldaki güzel orman manzarasının da tadına varıyorsunuz. Hatta şanslıysanız benim gibi sevimli dostlarımızla da karşılaşabilirsiniz! Yaylada hâlâ yaşayan yerliler olduğu için  koyun sürüleri ya da inek sürüleri görmek mümkün. Yaylanın hiç şüphesiz en keyifli yanı Sülüklü Göl’e karşı olan manzarası. Manzara eşliğinde kitap okumayı, fotoğraf çekilmeyi ve hatta kamp yapmayı siz değerli okuyucularıma kesinlikle tavsiye ediyorum. Özellikle de imkanınız varsa kampta kaldığınız gece yıldızları izlemenizi ve fotoğraflamanızı da öneririm. Bir başka gezi yazısında görüşmek üzere gezenti kalın!

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 9 Average: 4.9]
error: İçerik korumalıdır!!