Dyatlov Geçidi(Ölüm Geçidi)
0 (0)

61 yıl önce Ural Dağları’nda ilerleyen bir grup kayakçı,
yolculuğun sonunda toplamak için karlara yiyecek, ek kayaklar
ve bir mandolin gömdü. Neşeli ve kaygısız bir tanesi elleriyle
kendi hazırladıkları yapmacık bir gazeteyi açarak manşeti okumaya
başladı: “Alınan en son bilgilere göre Ural Dağları’nın kuzeyinde
korkutucu kar adamlar yaşıyor.”

Ek malzemelerini depolayan grup, “Zirve 1079” olarak bilinen eğime
doğru hareket etmeye başladı. Söz konusu yer, bölgenin yerlileri
tarafından “Ölüm Dağı” (Kholat Syakhl) olarak adlandırılıyordu.
O anlardan kalan bir fotoğraf, grubun başını çeken kayakçıların
giderek şiddetlenen kar fırtınası içine ilerleyişini gösteriyordu.
O günün gecesinde, dokuz tecrübeli kayakçı çadırlarından kar fırtınasının
içine attı kendini. Bazıları neredeyse çıplaktı. Cesetleri bulunduğunda
birçoğunda kemik kırıkları vardı, bir tanesinin dili yoktu. Onlarca yıl,
ölenlerin aileleri ve arkadaşları dışında çok az kişi yaşananlardan haberdar
oldu. Ölümlerin geniş kitleler tarafından duyulması 1990 yılını buldu. O sene,
emekli bir yetkilinin tanık olduklarını anlatmasıyla gizemli ölümler hakkında
oluşan merak hızla yayıldı.


Komsomolskaya Pravda gazetesinde 2012’den bu yana
Dyatlov Geçidi Kazası hakkında makaleler yayınlayan Natalya Barsegova, “Dyatlov
hepimizin çözmek istediği Sovyet gizemini temsil ediyor… Araştırmaya başlayan herkes
gizemi çözecek insan olduğuna inanıyor ancak ilerledikçe, kendilerini bataklığa
saplanmış halde buluyorlar” diyor.

Dyatlov Geçidi Vakası hakkında bilinenleri şu şekilde özetleyebiliriz: Dokuz kayakçı,
tarih Ocak 1959’u gösterirken o zamanlar komünist adı Sverdlovks ile bilinen Yekaterinburg’da
gece trene atlayarak şarkılar eşliğinde yolculuklarına başladı. Amaçları 16 gün içinde 320
kilometre kat etmek ve yolculukları esnasında birçok zirveye çıkmak, ardından bahar sömestrı
öncesinde geri dönmekti. Rastladıkları oduncular onları kamp yerlerine doğru belli bir mesafe
götürdükten sonra, kuzeye doğru kızaklarla ilerlemeye devam ettiler. 28 Ocak günü, terk edilmil
bir köye ulaştılar. 1 Şubat’ta, belirledikleri kamp alanına ulaştılar.
Onlarca gün sonra araştırmacılar kayakçıların izlerini donmuş bir nehir üzerinde buldu. İzler,
Ölüm Dağı’nın eteklerinde başlıyordu. Çadırları, rüzgarın süpürdüğü bir yamacın eğiminde yarı
devrilmiş bir halde bulundu. İçinde yiyecek ve kalın kış giysileri bulunuyordu. İlk bulgular,
grubun çadır içinde yemek yapma hazırlığında olduğuna işaret etti. Bir köşede, dokuz çift bot
duruyordu. En tuhaf olanı, çadır içeriden yarılmıştı.


Çadırın aşağısında kalan ormanda araştırmacılar bir sedir ağacının altında iki ceset buldu.
Cesetler bir kamp ateşi kalıntısının yanındaydı. Sıcaklığın -40 derece indiği bir gecede kayakçılar
ortadan kaybolmuştu. Bazıları sadece iç çamaşırları ile karanlığa dalmıştı. Ağacın üzerindeki
insan derisi kalıntıları, bir tanesinin dalları kırdığı anlamına geliyordu. Dyatlov ile iki diğer
kayakçının cesetleri, ağaçtan onlarca metre ötede bulundu. Onların da botları ve montları yoktu.
Karların erimeye başladığı iki ay sonra, geride kalan dört kişinin cesetleri de ortaya çıktı.
İki tanesinin kırık kaburgaları vardı, bir tanesinin kafatası çatlamıştı.
1959 baharında gerçekleştirilen ilk soruşturmada, birçok soru işareti cevapsız bırakıldı.
Neden kayakçıların tümü mutlak ölüm ile sonuçlanacağını bilselerde fırtınaya kendilerini atmıştı?
Vücutlarındaki yaralanma ve kırıkların sebebi neydi? İki tane cesedin üzerinde tespit edilen radyasyon
nereden geliyordu? Bu sorular ve daha fazlası araştırmacıların boyunu fazlasıyla aşıyordu. Şaşkın
bir halde sonuçladıkları araştırmalarında “cinayet olmadığını ve karşı koyamadıkları doğal kuvvetlerden
öldüklerini” belirttiler. Dosya kapandı, sonuçlar “gizli” olarak rafa kaldırıldı. Bu tür sonuçlandırmalar
o zamanın Sovyet Rusya’sında rutin bir durumdu.

Hiçbir zaman onlara tam olarak ne oldu bulunamadı…

 

 

 

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]