Arama:
İnfobezite Nedir?
0 (0)

Bilginin sadece tüketildiği değil, üretildiği de bir dönemdeyiz. Bu üretimin sebep olduğu durumlardan biri olan “infobezite” konusundan bahsedeceğim bugün size. Türkçeye infobezite olarak geçen sözcüğün esası, “infobesity” information (bilgi\ enformasyon) ve obesity (obezite) kelimelerinin birleşiminden oluşur. Yeni bir kavram olan infobezite, bilginin fazla tüketimini belirtir. Yanlış ve fazla beslenmenin yol açtığı obezite dijtalleşmenin de yanlış ve fazla tüketim ile infobeziteye yol açar. Dijitalleşme hayatımızı ne kadar olumlu etkilese de olumsuz yönleri de küçümsenemeyecek kadar fazladır. Gün içinde internette fazlaca vakit geçiriyoruz. Bilgi tüketiminin yanında üretimi de yapabiliyoruz. Bu döngü hem bizim hem de internet kullanıcılarının beynini fazla bir şekilde dolduruyor. Gerekli gereksiz birçok bilgiye ulaşıyoruz ve bilinçsiz bir şekilde bu bilgileri tüketiyoruz, bu da bilgi obezliğine neden oluyor. Hepimiz ne kadar bilinçli kullandığımızı düşünsek de bilinçsiz kullandığımız gayet açık. Sadece düşünün o siteden o siteye aktarılırken gözümüze çarpıp okuduğumuz şeylerin aklımızda nasıl yer edindiğini? Tam burada açıkça hepimizin infobezite bireyler olduğu ve bunu nasıl engelleyeceğimizi bilmediğimizi görüyorum. Çok fazla bilgi doluyuz. Gün içinde kullandığımız her mecrada açıkça yeni bir bilgiye maruz kalıyoruz. Bıraksak, kullanmasak diye düşünenler olabilir fakat bu dönemde internet kullanmadan ödev bile yapamıyoruz. En basit ödevde bile mutlaka bir literatür taraması gerektiriyor. Fazla dijitalleşmenin tabii ki eksileri olacak diyenleri duyar gibiyim ve size katılıyorum. Ne kadar ben kullanmıyorum aşırı desek bile 1 saatlik internet kullanımımızda hangi mecra olursa olsun, mutlaka bir bilgiye maruz kalıyoruz. İleride ne tarz sorunlara neden olur bu infobezite hiçbir fikrim yok ama pek olumlu olacağını düşünmüyorum. Umarım bu bilgi obezliği hayatımızı çok olumsuz etkilemez.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Arabeskin Babası: Müslüm Baba
5 (1)

Arabesk müziğinin en kaliteli sanatçılarından olan Müslüm Babayı tanıyalım.

Müslüm Gürses kimdir?

Müslüm Gürses (Müslüm Akbaş, 5 Temmuz 1953; Fıstıközü, Halfeti, Şanlıurfa – 3 Mart 2013, İstanbul), arabesk ve Türk halk müziği sanatçısı.

7 Mayıs 1953’de Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesinin Fıstıközü köyünde kerpiç bir evde dünyaya geldi. Annesinin adı Emine’dir. Babası Mehmet Akbaş rençberlik yapar, türkü söylemeyi sever, bağlama çalardı.

Akbaş çiftinin Müslüm’den sonra Ahmet ve Zeyno adında bir erkek, bir de kız çocukları oldu. Müslüm Gürses’in çocukluğunun ilk yılları Şanlıurfa’da geçti. Müslüm Gürses üç yaşındayken ekonomik nedenlerden dolayı ailecek Adana’ya göç etmek zorunda kaldılar.

Müslüm Gürses, şarkıcılığa 1965 yılında, küçük yaşta Adana’da bir çay bahçesinde şarkılar söyleyerek başladı. Terzi çıraklığı ve kunduracılık işleri yaptı, o yıllarda bir gazinoda sahneye aldı. İlkokuldan mezun olduktan sonra 14 yaşındayken, 1967 yılında Adana Aile Çay Bahçesi’nde düzenlenen yarışmaya katıldı ve birinci oldu.

Sesiyle küçük yaşlarda dikkat çeken Gürses kendisiyle yapılan bir röportajda o dönemle ilgili olarak şunları söylemiştir: “İlkokulu bitirdim. Gerisi yok. Adana’da damda yatarken uzun hava okudum. Arkadaşım Halkevine gidiyordu, ben de gittim. Derken Çukurova Radyosu’nda sanatçı oldum”. Soyadını da orada çalışırken “Gürses“ olarak değiştirirler.

1967 yılından itibaren TRT-Adana-Çukurova Radyosunda da her hafta Cumartesi günü canlı olarak türküler söyledi. 1968 yılından itibaren piyasaya ilk 45’likleri çıkarmaya başladı. İlk plağı 1968 tarihli “Emmioğlu/Ovada Taşa Basma” plağıdır ve Ömür Plak , Adana basımıdır. Ömür Plak ile toplam 4 adet 45’lik yaptı.

İstanbul’a gelen Gürses, Selahattin Sarıkaya’nın sahibi olduğu Sarıkaya Plak ile 2 adet 45’lik plak doldurdu: “Giyin Kusan Selvi Boylum/Hayatımı Sen Mahvettin” ile “Gitme Gel Gel/Haram Aşk”.

Daha sonra 1969 yılında yine İstanbul’da Palandöken firması ile çıkış parçası olan “Sevda Yüklü Kervanlar”ı içeren “Sevda Yüklü Kervanlar/Vurma Güzel Vurma” isimli 45’lik Plağı çıktı. Bu plak tam 300.000 adet satarak rekor kırmıştır.

Gürses, bu plaktan sonra askerliğini yaptı, tekrar İstanbul’a gelerek aynı firmada plaklarını çıkarmaya devam etti. Palandöken firması ile tam 13, sonra Bestefon firması ile tam 4, daha sonra Hülya Plak ile tam 15 ve nihayet Çın Çın Plak ile tam 2 adet 45’lik plak doldurdu.

Müslüm Gürses`in dinleyici kitlesi birçok araştırmaya konu olmuştur. Doktora tezleri dahi yazılmıştır (Mesela 2002/ Bağlam Yayıncılık : Caner Işık / Nuran Erol , “Arabeskin Anlam Dünyası ve Müslüm Gürses Örneği “).
1999 yılında Müslüm Gürses’in o dönemde 15 yıl boyunca albümlerini çıkardığı Elenor plak firmasıyla yolları ayrıldı.

Ölümü
Müslüm Gürses, 15 Kasım 2012 Perşembe günü Memorial Hastanesi’nde geçirdiği by-pass ameliyatından sonra akciğer ve kalp yetmezliği nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Kendisine solunum cihazı bağlandı.

Gürses, 3 Mart 2013’te, yaklaşık dört aydır tedavi görmekte olduğu İstanbul Memorial Hastanesinde hayatını kaybetti. 4 Mart 2013 günü Teşvikiye Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Diskografi
1975 Müslüm Gürses 1 Çınçın Plak
1976 Müslüm Gürses 2
1976 Öldürdüğün Yetmedi Mi Uzelli
1977 Müslüm Gürses 3 Çınçın Plak
1978 Müslüm Gürses 4
1979 Gazla Şoför
1979 Bağrıyanık Saner Plak
1980 Umutsuz Hayat Arma Müzik
1980 Esrarlı Gözler Emre Plak
1981 Mutlu Ol Yeter (1) Modern Plak
1982 Müzik Ziyafeti Akdeniz Plak
1982 Tanrı İstemezse Uzay Plak
1983 Anlatamadım Kale Plakçılık
1983 Dertliler Meyhanesi Dünya Müzik
1984 Yaranamadım Elenor Müzik
1985 Güldür Yüzümü
1987 Gitme
1986 Sevda Yolu
1986 Yıkıla Yıkıla

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Herkesin sahip olduğu nükleer silah!
0 (0)

Bilim-kurgu filmlerinde klişe haline gelmiş bir söz vardır; “Çok güçlü bir silah, eğer kötü ellere geçerse büyük sorunlara neden olabilir.” Cidden ürkütücü bir söz, zira insanın en önemli iç güdüsü, güvende hissetmektir. Bir gün kendine karşı kullanılacak, kendisine zarar verebilecek bir silahın varlığını düşünmek, insanı içten içe ürkütüyor. Şimdi bilim-kurgu filmlerinden, bir adım dışarıya çıkalım. Yani gerçek hayata. Belki bir adım bile atmamıza gerek yok. Çünkü; bilim-kurgu filmlerinin bu senaryosu, her an burnumuzun dibinde! Evet, kötü ellere geçtiği zaman, büyük sorunlara yol açabilecek nükleer silahlar her an hayatımızda.  Amerika Birleşik Devletleri’nin, 1945 yılında Hiroşima’ya atmış olduğu ve uzun yıllar etkisi sürmüş olan atom bombası, elbette bu tehlikeli nükleer silahlardan birisi. Ama ben daha kolay ulaşılan, etkisini zamanla gösteren ve neredeyse herkesin şu an faal olarak kullanmakta olduğu bir silahtan bahsetmek istiyorum: Sosyal medya!

 

Silahlar, tetiklendiği andan itibaren insana zarar verir. Nükleer silahlar ise insanlara, yani koca bir topluma! Bu yüzden, sosyal medyaya nükleer silah benzetmesi yapma gereği duydum. Çünkü kötü, ‘daha yumuşak bir ifade ile’ bilinçsiz ellere geçtiği takdirde; koskoca toplumlara büyük zararlar verebilir.

Biraz iyimser yaklaşacak olursak, elbette hiçbir sosyal medya mecrası, kötü amaçlara hizmet etmek adına piyasaya sürülmedi. Sadece bilinçsiz kullanıcıların elinde, tehlikeli bir silaha dönüştüler. Medya, bir ülkenin dördüncü büyük gücüdür. Bundandır ki ülkeler, medyanın özdenetim ya da devlet eliyle denetlenmesi adına ortak fikre sahiptirler. Geleneksel medyada üretici olmak için, maddi-manevi bazı engellere göğüs germek gereklidir. Bundan dolayı belirli sayıda üretici vardır ve denetlenmesi bir hayli basittir. Ancak sosyal medya için, aynı durum geçerli değil. Üretici olmak için, bir hesap açmak yeterli. Bu kadar fazla hesabı denetlemek ise çok zor bir hale dönüşüyor. Durum böyleyken, sosyal medya üreticileri toplumun, ahlaki, ailevi, dini ve geleneksel bağlarına zarar verebilecek, içerikler üretmekten çekinmiyor. Çok az sayıda kitleye hitap eden bir sosyal medya hesabı bile, çok tehlikelidir. Çünkü kelebek etkisi, asla hafife alınmayacak bir durumdur.

Artık sosyal medya hesaplarının bilinçsiz paylaşımlarının önüne geçmek, neredeyse imkânsız. Ancak biz bilinçli bir medya tüketicisi ve üreticisi olursak; bu silahtan neredeyse hiç yara almadan kurtulabiliriz.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Kadın Gazeteci Olmanın Zorlukları
5 (1)

Yenigün Gazetesin ‘in muhabiri Yağmur Ensari , Diyarbakır ‘da kadın gazeteci olmanın zorluklarını  anlatı.

Diyarbakır ‘da çalıştığı Yenigün Gazetesinde muhabir Yağmur Ensari  kadın  Gazeteci  olmanın ve  yaşadığı sorunları değerlendirdi . Sahada aktif bir kadın  gazeteci olmak  güzel bir duygu   olduğunu Söyledi.

Muhabir Eylem Beyaz : Merhaba öncelikle bize kendinizi tanıtabilir misiniz?

Yağmur Ensari :  Yağmur Ensari , 28 yaşındayım , Dicle Üniversitesi  Radyo ve Televizyon programcılığını okudum . Bu sektörde 4 yıldır aktif olarak çalışıyorum.

Muhabir Eylem Beyaz :  Bu mesleği kendiniz mi seçtiniz ?

Yağmur Ensari        :  Evet kendim seçtim .  Bu mesleği kendim tercihimle seçtim . Ve işimi severek yapıyorum.

Muhabir Eylem Beyaz:  Kadın gazeteci olmayı nasıl tanımlarsınız ?

Yağmur Ensari        : Bir kadının evindeki kendi sosyal sosyal yaşantısındaki ayrıntıcı ve farklı bakış açısı sektöre ve iş hayatına haberlere , olaylara bakış açısında görmek olarak tanımlıyorum . yani toparlayacak olursam kadın gazeteci olmayı kadın inceliği ve zarafetine habere yansıtmak kadının dikkatini habere yansıtılması olarak görüyorum

Muhabir Eylem BeyazSektörde aktif  çalışan gazeteci olmak  nasıl ?

Yağmur Ensari        : Sahada aktif bir kadın  gazeteci olmak  güzel bir duygu  çünkü sektör  erkek hakimiyeti olduğu bir sektör daha fazla erkeklerin hakim olduğu , gerek meslektaşlarımın çoğunluğun erkek , gerekse de görüşmeye gittiğimiz bir iş dünyasında erkek hakimiyeti var . bununla başa çıkmak gibi bir şey kadın gazeteci olmak ,kadın gazeteci olmak sektöre girdiğiniz zaman yaklaşık 10-15 erkek arasında Diyarbakır ‘ın özelinde buna örnek veriyorum . bu sayı arasında nadir bir elin parmak sayasını geçmeyecek kadar kadın olmak demek yani erkek egemenliğinin içerisinde kadın dokunuşu , kadın varlığının olması  ve ortaya çıkmasıdır.

Muhabir Eylem Beyaz:   Kadın gazeteci olmak zor mu ?  

Yağmur Ensari : Sahada  çalışan aktif bir kadın gazeteci olmak zor. Çünkü Sahanın zorlukları erkek egemen olan bir meslekte kadın olmanın zorlukları illaki vardır. Örnek verecek olursam sektörde kadın gazetecinin olmanın en büyük zorluğu kadın gazetecinin sayısı azlığı olmasıdır. Sektörde kadın gazeteci sayısı az olduğu için toplumda gazetecilik bir erkek mesleği olarak aksediliyor. Özellikle bizim bulunduğumuz bölgede kadın gazetecilik sayısı parmak sayısı geçmeyecek kadar yer alıyor. Böylede olunca ortaya bir erkek gazetecilik bir erkek mesleği gibi kadın yapamaz bir algı ortaya çıkıyor. Bunun da getirisi olarak saha da çalışan kadınları bir kısmı zorluklar getiriyor. Yani kadın gazeteci olarak sahada çalışmak çok zor. Bunu özellikle belirtmek isterim sahada çalışan kadınlar gazeteciler için bu çok zor . Ama büroda çalışan kadın gazeteci çalışanlarımız var onlarında işleri zor ama saha erkek egemenliği daha fazla baskın olduğu bir ortam da kadın gazeteci olmak haliyle zor oluyor.

Muhabir Eylem Beyaz: Kadın gazeteci olmanın zorlukları nelerdir. ?

Yağmur Ensari        : Kadın gazeteci olmanın zorlukları anlatmak saymakla bitmez . Öncelikle cinsiyetçi bir yaklaşımla karşılaşıyorsunuz. Çünkü gazetecilik ne kadar da olsa fiziki bir güç getiri olan bir şey fiziki olarak güçlü olmak zorundasın . Sürekli kadınsın sen sen güçlü değilsin  bu habere kadın gitsin sen kadınsın gitmesin gibi bazı söylem ve tutumlarla karşı karşıya kalabiliyorsun. Çünkü kadınların yapamayacağı kadınlara uygun bir meslek olmadığını düşünülüyor. Kadın gazeteci olduğumuz için bazı durumlarda ve çoğunlukla şiddete daha rahat maruz kalabiliyorsunuz . Bu durum sadece  fiziksel bir şiddet değildir. Sözlü bir şiddet veyahut ufak tefek olsa da kadın olduğunuz için  bir kısmı tacizlere maruz kalabiliyorsunuz. Çünkü sektörde sürekli bir erkek baskınlığı var. Sektörün içerisinde sürekli bir kadın gördükleri zaman tutum ve tavır tamamen değişiyor. Kadın bu işi yapıyorsa toplumun her katmanında her mesleğinde olduğu gibi gazetecilikte de kadınlara yönelik cinsiyetçi barındıran bir takım zorluklarla karşılaşıyorsunuz.

 

 

Muhabir Eylem Beyaz : Neden kadın gazeteci sayıları daha az bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Yağmur Ensari  : Öteki meslek gruplarında bir iş başvuruna gittiğiniz zaman kadın olmak avantajlı ve pozitif  ayrımcılık uygulanabiliyor. Çünkü kadının duruşu kadın olması  başlı başına bir işe alım sebebi olabiliyor çoğunlukla bazı mesleklerde . Ancak gazetecilikte fiziki ve psikolojik olarak kadını gazeteciliğe uygun görmedikleri için kadın hep ikinci hata üçüncü tercih olarak kalıyor. X seçenek her zaman kadının karşısına bir erkek var başvuran erkek tercih ediliyor. Daha sonra başka bir erkek var ona öncelik veriliyor. Son aşamasında artık ya kadın işini çok başarılıdır. Ya da artık mecburen kadın istihdam edelim diye bu sebepten dolayı kadınlar daha az sektörde yer alıyorlar. Kadınların sektörde az olmasının en büyük nedeni ben buna bağlıyorum. Çünkü ciddi anlamda bir kadınların fiziki ve psikolojik olarak ciddi anlamda sektöre uyumlu olmadıklarını düşünüldüğü için kadınların da bu nokta da işe başvurularında bir azalma oluyor. Kadın alınmayacağım mantığıyla düşüncesiyle hareket ediliyor. Bu sebepten dolayı ortaya çok az kadın gazeteci çıktığını görüyoruz.

 

Muhabir Eylem Beyaz : Kadın gazetecilerin artırılması için neler yaptırılmalıdır ?

Yağmur Ensari : Kadın gazetecilerinin artırılması için öncelikle çeşitli istihdamlar sağlanmalıdır. Teşvikler olmalıdır. Teşviklerden kastım özellikle medya kuruşları , medya sahipleri şu öneride bulunabilir. Örneği bir proje yapılır ve bir proje kapsamında kadın gazetecileri sektöre kazanılması üzerine bir proje yapılır. Ve bu proje ile kadın gazeteci istihdamına öncelik veren iş yerlerine bir takım öncelikler sağlanırsa böylelikle sektördeki kadın varlıklarına daha fazla artmış olur. Kadın gazeteciliğin eğitim noktasında çünkü ne yazık ki çoğu kadın arkadaşımız üniversiteye gittikten sonra işe birkaç kere başvurduktan sonra bir karamsarlığa düşüyorlar ve mesleğe ve sektörden uzaklaşıyorlar. Sektörden bu uzaklaşmanın getirisiyle beraber sektörden tamamen kopma noktasına gelen meslektaşlarımız olabiliyor. Bu kadınlara yönelik eğitim programları yapılabilir. Kadınları gazeteciliğe yöneltecek çalışmalar yapılmalıdır. Avrupa Birliği Projeleri olabilir, kalınma Ajansları , Ticaret ve Sanayi Odaları olabilir, İletişim Başkanlığı , Basın İlan Kurumu gibi önemli ve etkin kurum ve kuruşlarda tarafından çalışmalar yapılabileceğini düşünüyorum . Ne yazık ki gazetecilik , Radyo ve  Televizyon , İletişim bir çok bölümde mezun olan gazeteci özellikle kadın arkadaşlarımız şuan da bambaşka bir sektörlerde çalışıyorlar. Hayatlarını o şekilde devam ettiriyorlar. Bu kadınların yeniden sektöre çekilmesi için sektöre yeniden bir kadın bakışı getirmek adına yeni çalışmalar , poglarımlar , yeni istihdam programları yapılmalıdır.

 Muhabir Eylem Beyaz : Çok teşekkür ederiz eklemek istediğiniz bir şey var  mı ?

Yağmur Ensari : Öncelikle  kadınların bu alanda görmeyi çok isterim.  Bu mesleğe karşı karamsar olmamalarını  isterim. Ve kadın gazeteciğin artırılmasını isterim bu sektörde   teşekkür ederim.

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Başkanın Adamları Filmi
5 (2)

1997 yapımlı Başkanın Adamları filminin başrolünü Dustin Hoffman ve Robert De Niro paylaşmıştır. Filmde çok güzel bir ikili olmuşlardır .Manipülasyonun gücünün medya üzerinden çok güzel anlatan bir filmdir.

Başkanın Adamları filmi “Bir köpek kuyruğunu neden sallar, çünkü köpek akıllıdır. Eğer kuyruk akıllı olsaydı, Kuyruk köpeği sallardı.” cümlesi ile başlıyor. Bu cümle filme başlamadan filmin hakkında bize filmin ana fikri ile izleyiciye bazı ipucu veriyor. Filmi izlediğimiz zaman bana göre bu giriş cümlesinin anlamı hükümetlerin halkı istediği gibi yönlendirebiliyor, istediği gibi manipüle edebiliyor ve doğru olmasa bile halkı olmuş gibi inandırabiliyor.

Filmi kısaca özetleyecek olursak. Amerika Başkanlık seçimlerine 11 gün gibi kısa bir süre kalmıştır. Amerikan Başkanın küçük bir kız çocuğuna odasında taciz ettiği iddiaları vardır. Bu iddiaların seçimi kaybettirecektir Seçimin kaybedilmemesi için Başkanın profesyonel adamları hemen harekete geçtiler. Başkanın bu sırada Çin ziyaretindedir Başkan sorunun çözümünü yardımcılarına bırakmıştır. Başkanın profesyonel adamları halkın dikkatini başka yöne çekmek istemişlerdir. Bunun için Başkanın yardımları Hollywood’un ünlü bir yapımcısı ile anlaşıp stüdyolarda bir savaş varmış gibi gösterip, sahte haberlerle tüm dünyayı savaş varmış gibi inandırmışlardır. İlk sahnede Arnavutluk savaştan çıkmış gibi gösterilip o savaşında temsili olarak elinde beyaz kedi olan bir kadının savaştan kaçarken ki hali temsil olmuştur. Ardından bir sahne daha yazılmıştır. İkinci sahnede ABD’nin askerlerinden birinin esir alınmış gibi gösterilip halkın milli duyguları kabarmıştır. Hapisten bir tecavüzcüyü kahraman asker gibi göstermişlerdir. Bu asker uçakta gelirken uçak düştüğü için ABD’ye ölüsü gelmiştir gerçek bir kahraman gibi tören yapılmıştır. Bu kurgularla yeniden seçim kazanılacaktır.

Başkanın Adamları filminden yönetmenler halkı medyada ile nasıl manipüle ettiği hatta seçimlerin bile kaderini nasıl değiştirdiğini bu film ile görmüş olduk.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 2 Average: 5]
error: İçerik korumalıdır!!