Arama:
AŞKIN AĞACI
5 (2)

Tanrıların babası Zeus’un oğlu Apollon Güneş Tanrısı olduğu zamanlarda, her sabah, dört tanrısal atın çektiği altın arabasıyla güneşi peşine takıp, gökyüzünü bir uçtan diğer ucuna giderken karşına dev bir piton çıkmış ve tanrısal kılıcı ile öldürmüş fakat sonradan vicdanı rahat etmediği için yeryüzünde 7 yıl yaşamış. Bu yedi yılın ardından Tanrıların Tanrısı olan Zeus oğlunu ormanda çalmayı öğrendiği liri sayesinde Apollon’u müzik tanrısı yapmış.

Bir gün dört tanrısal atın çektiği altın arabası ile dolaşırken, elinde ok ve yay ile Aşk Tanrısı Eros ile karşılaşmış. Apollon kendini tutamayıp Eros’a “ Ey aşkın tanrısı! Bu savaş aletleri senin elinde hiçte güzel durmuyor. Onları bana ver, asıl yerlerine gelsin, yani savaş muharebesinde kullanırım onları ben. Bilirsin ki benim attığım oklar her zaman yerini bilir. ” Bizim bebek yüzlü Aşk Tanrımız bunlara çok sinirlenmiş ve cevap verdikten sonra Apollan’a bu dediklerinin hesabını ödetmek için oklarının tadına baktıracakmış. Bunun bir fırsatını arıyor iken, Apollon günlerden bir gün yeşilliklerin içinde yer alan ülkesinde lirini çalarken ormanda tek başına dolaşan güzeller güzeli su perisi olan Daphne’yi görür ve görür görmez vücudu titreme ile ürpermiş. Tanrıçaları bile kıskandıracak olan bu güzelliği izlemeye başlamış ama Apollon Daphne’yi izlerken bu durumu izleyen biri daha vardı, Eros. Apollon’un onu küçümsediği zamanın intikamını almanın iyi bir yolu diye düşünmüş ve sevinerek hemen planını uygulamaya koyulmuş. İlk önce aşk okunu Apollon’un kalbine nefret okunu ise evlenmeye hiçbir zaman sıcak bakmayan Daphne’ye saplamış. Bu şekilde kendini beğenmiş sözlerin intikamını almış, Aşk Tanrısı Eros.

Her gün ormana gidip dolaşan güzeller güzeli su perisi Daphne’yi görmek için Apollon her gün yeryüzüne inip su perisini gizlice izliyormuş, aşkından yanıp tutuşan Güneş Tanrısı. Bir gün kendi kendini cesaretlendirip su perisinin karşısına çıkmaya karar verir ve karşına çıkınca su perisi korktuğu için, kalbindeki nefretten dolayı kaçmaya başlar. Apollon çaresiz su perisinin peşinden koşmaya başlar ve kovalamaca başlar. Apollon arkadan aşkını haykırırken “Tüm yeryüzünde bana aşık olmayacak canlı yokken sen neden benden kaçıyorsun?”, Daphne bu aşk sözlerinden daha da korkmaya başlar. Bu sırada olup bitenlerin hepsini tahtından izleyen Tanrıların Tanrısı Zeus, oğlunun bu durumuna üzülüyormuş ama müdahale etmek istemiyormuş. Daphne kaçarken Apollon’da kovalamaya devam ederken, bi an gelmiş ki Daphne artık Apollon’un nefesini ensesinde hissetmeye başlamış. Yorgunluktan artık bacaklarında derman kalmamış, artık yorgunluktan titriyormuş. Birden durmuş ayağı ile toprağı eşeleyerek bir feryat etmiş;”Ey toprak ana, beni ört, beni sakla, beni koru” Daphne öyle bir içtenlik ile söylemiş ki, vücudu birden ağırlaşmaya, ayakları toprağın derinlerine doğru kaymaya, yeryüzünde tüm kadınları kıskandırcak bedeni kabuk bağlamaya, kokusundan bütün canlıların başını döndürecek kadar güzel saçları yapraklara dönüşmeye, ince ve narin kolları uzayıp dallara dönüşmeye başlamış. Daphne artık bir defne ağacına dönüşmüş. Apollon gördüklerinin karşısında şaşkınlıkla ne yapacağını bilmeyerek izlemekle yetinebilmiş.

Apollon o kadar çok üzülmüş ki bol bol su perisinin dönüştüğü defne ağacına sarılmış ve ağlamış, yapraklarının kokusunu doyasıya içine çekmiş. Apollon defne ağacına şöyle demiş;”Ey güzeller güzeli ben seni çok sevdim. Sen beni istemedin ve benden kaçtın. Oysa ki ben sana ne kadar aşıktım ve şu yeryüzünde beni reddedecek başka canlı yoktu. Ben seni karım yapacaktım. Madem ki benim karım olamadın o zaman benim onur ağacım olacaksın. Bundan böyle ben ve tüm kahramanlar senin ağacının dallarıyla süsleyecekler kendilerini. Kokulu saçlarından olan bu ağacın yaprakları yaz ve kış yeşil kalacak ve ben onları taç yapacağım başıma.” Bu içten ve sevgi dolu sözler üzerine defne ağacına dönüşen Daphne saygıyla eğilmiş Apollon’a.

Bu güzel ve romantik aşk hikayesi bugün Antakya’nın Harbiye’sidir. Öyle duyumlar ve söylentilerde var ki Harbiye’nin şelaleri de güzeller güzeli su perisi Daphne’nin döktüğü göz yaşlarıymış  .

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 2 Average: 5]
UMUT ARAYIŞI
5 (1)

Açma kutuyu söyletme kötüyü atasözü acaba gerçekten atalarımızdan mı gelmekte yoksa, bizim geçmişimiz mitolojiye mi dayanmakta? Bunu bir efsane ile inceleyelim ve bunun cevabına siz karar verin.

 

PROMETHEUS

       Prometheus balçıktan insanlar var etme, Epimetheus canlılara vasıflarını bahşetme yeteneklerine sahip tanrılardır. Epimetheus görevini yaparken fark etmeden elindeki tüm önemli özellikleri hayvanlara dağıtmış ve hayvanlar artık daha uzağı görebilir, daha hızlı koşabilir, daha iyi koku alabilir ve daha yükseğe sıçrayabilmektedir. Epimetheus elindeki güçleri tutarsız kullandığı için insanlara hiçbir güç kalmamıştır. Bu sebepten dolayı Epimetheus kardeşi Prometheus’tan yardım istemek durumda kaldı. Prometheus zeki ve ileri görüşlü olduğu için bu özelliğini kullanarak bir plan hazırladı. Bu planı uygulamak için tanrıların tanrısı Zeus’dan ateşi çalarak insanlara verdi.

ZEUS

       Zeus bu duruma sinirlenmiş ve kızarak, Prometheus’u cezalandırmak istemiştir. Bu yüzden Demirci Tanrı Hephaistos’a buyruk ile güzeller güzeli bir kadın yaratır, bu kadına Tanrıça Afrodit’in biçimini verir ve bu kadını Epimetheus’a sunup onunla evlendirmeye karar verir. Adını Pandora koyarlar, sebebi ise her tanrıdan özellik barındığı için Tanrıların Armağanı ismi koyularak Sonradan Anlayan anlamına gelen Epimetheus’a gönderilir. Epimetheus bu armağanın arkasını aramadan kadınla evlenmeyi kabul etti fakat abisi Prometheus zeki ve ileri görüşlü bir tanrı olduğu için bunun Zeus’un bir oyunu olduğunu anlamasına rağmen kardeşi onu dinlemedi.

PANDORA

       Zeus bu planın adım adım işlediğini görünce bir sandık hazırlar ve bu sandığı Ulak ve Haberci Tanrı Hermes ile Pandora’ya gönderir ama bu sandığı asla açmaması gerektiğini söyler. Pandora merakına yenik düşerek sandığı açar. Açtığı an sandığın içinden hapsolan tüm kötülükler, hastalıklar, kasvetler, üzüntüler vs. hepsi serbest kalır ve Pandora saniyeler içinde serbest kalan kötülükleri görür ardından hemen kapağı kapatır. Bu kötülükler dünyada ki neşenin, mutluluğun üzerine aniden kasvet gibi çökmüştür. Sandığı kapattığı anda o harika olan içgüdü, yani UMUT içeride hapis kalır. Bu da bize gösteriyor ki yukarıda sayılan tüm olumsuzlukların Zeus’un bir planın parçasıdır. Umut ve iyilik Pandora’nın kapattığı sandıkta kalmıştır. Yani tüm umut ve iyilik insan oğlunun içindedir. Bu yüzden şu atasözünü rahatlıkla ağız dolusu haykırabiliz;  ”AÇMA KUTUYU SÖYLETME KÖTÜYÜ”…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
SİZ KARAR VERİN
5 (1)

Hiç araştırdınız mı tıptaki bir çok terimin nereden geldiğini? Ben size söylim Yunan Mitolojisinden gelmekte, en basiti Hipokrat Yemini/Anıtını. Yunan tanrısı Hipokrates’den gelmekte. Hikayeleri size durgunluk verecek terimleri ve nasıl bağlantılı olduklarını araştırdım, buldum, bunu da sizinle paylaşmak istedim.

 

AKHİLLEUS(AŞİL)

=> Yarı tanrı Peleus ile su tanrıçası olan Thetis’in oğlu çeyrek tanrı Akhilleus’u ölümsüz hale getirmek için annesi Thetis ölümsüzlük nehri Styx’e ayak bileklerinden tutarak suyun içine daldırarak Akhilleus’u ölümsüz kılmıştır. Ancak Thetis’in bileklerinden tuttuğu yerler ıslanmadığı için Akhilleus Truva Savaşı’nda topuğundan vurularak ölmüştür. Bu yüzden tıp dilinde ayak bileklerindeki tendonlara Akhilleus(Aşil)  Tendon’u denmektedir.

 

 

ADONİS(ADONİS KASI)

=> Suriye kralının kızı Myrrha, Afrodit tarafından cezalandırılarak dadısının yardımıyla kendi babasıyla birlikte olur, babası son gece kızı olduğunu anlar ve onu öldürmek ister fakat tanrılar Myrrha’yı mersin ağacına dönüştürürler. 9 ay sonra ağaçtan dünyanın en güzel erkeği Adonis dünyaya gelir. Adonis’e hem Afrodit hem de Persephone aşık olur. Zeus olaya müdahale ederek 6 ay birinde 6 ay birinde kalmasına karar verir. Adonis Afrodit’in yanında kalmak için yeryüzüne çıktığında ilkbahar olur ve her yer bereketlenir ve bu yüzden Adonis bereket ve erkeklik tanrısıdır.

 

HYPNOS(HİPNOZ)

=> Nyx(Gece) ve Erebus(Karanlık)’un oğludur. Hypnos Lethe(Unutkanlık) nehrinden gelen ve gece ile gündüzün birleştiği mağarada yaşıyormuş. Yattığı yatağı abanozdan yapılmış ve mağaranın girişinde ise hipnoz bitkileri yetişirmiş. Mağrasına ışık ve ses giremezmiş. Daha sonralarda ise kendine ait bir rüya adası Lemnos’ta yaşamaktadır. Durgun ve nazik bir tanrı olduğu için, muhtaç insanlara yardım etmekten çekinmez ve uykuları nedeni ile de hayatlarının yarısına sahip bir tanrıdır.

 

NARKİSSOS(NARKOZ)

=> Kendine aşık olan kızları aldırmayıp, hiçbirine karşılık vermeyen bir tanrıdır. Çok güzel olan peri kızı olan Ekho bir gün avlanan bir avcı görmekte, bu avcı bizim aldırmaz yakışıklılar yakışıklısı Narkissos’tur ve peri kızı Ekho bu avcıya aşık olur fakat farkında o an fark etmez bu aşkın imkansız olduğunu. Narkissos bu aşka karşılık vermediği için Ekho acı çekerek günden güne eriyerek ölür. Diğer tanrılar bu duruma çok kızarak Narkissos’u cezalandırmak isterler. Av peşinde koştuğu bir gün susar ve bitkin durumda bir nehrin kenarına gelir. Su içmek için eğildiğinde kendi yansımasını görür ve daha önce görmediği için kendi güzelliğine aşık olur, büyülenir. Yerinden kalkamaz, o şekilde orada ne su içebilir ne de bişiler yiyebilir. Böylece Ekho’nun yaşadıklarının aynısını yaşayarak aynı şekilde ölür.

 

İRİS(İRİS TABAKASI)

=> Thaumas ile Elektra’nın kızı olup Okeanos’un soyundandır. Tanrıların yalanlarını ortaya çıkaran melek olarak nitelendirilir. Gök ile yeri birbirine bağlama görevinden dolayı Zeus ona gökyüzünden yeryüzüne haber taşımaktadır. Bundan dolayı gök kuşağının sembolü olmuştur ve insan vücudunda gözlerin renkli kısımlarının ismini bu melek tanrının ismini vermişlerdir.

 

 

PAN(PANİK)

=> Hermes’in Arkadya’lı (kimi kaynağa göre Dryope, kimi kaynağa göre ise Penelope olduğu söyleniyor) bir periden doğma oğlu, Zeus’un torunudur. Kırın, satirlerin ve çobanların tanrısıdır. Yarı keçi yarı insan, keçi boynuzlu, keçi ayaklı, insan suretli olduğu için korkutmayı seven bir tanrıdır. Ormanda gezen insanları aniden önüne çıkarak veya çığlı ile içlerine büyük ve ani bir korku, ürperti saldığı için panik kelimesinin türemesin de katkı sağlamıştır. Korkutucu olmasına karşın kırlarda dolanırken flüt çalarmış.

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
error: İçerik korumalıdır!!