Arama:
Çocuk Deyip Geçmeyin!
0 (0)

 

 

Yaren Ünver:

Merhaba. Aksaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü 4.sınıfın Web Tasarımı dersi kapsamında röportaj yapmam gerekiyor. Bu konuda bana yardımcı olur musunuz?

 

 Mustafa Üçgül:

Evet, abla sana yardım edebilirim.

 Yaren Ünver:

O halde ismini öğrenebilir miyim?

 

Mustafa Üçgül:

Adım Mustafa soyadım Üçgül

Yaren Ünver:

Kaç yaşındasın?

 

Mustafa Üçgül:

10 yaşındayım.

 

Yaren Ünver:

Kaçıncı sınıfa gidiyorsun Mustafa?

Mustafa Üçgül:

  1. sınıfa gidiyorum.

Yaren Ünver:

Hangi okula gidiyorsun?

 

Mustafa Üçgül:

Necip Fazıl Kısakürek ilkokuluna gidiyorum.

Yaren Ünver:

Oyun oynamayı seviyor musun?

 

Mustafa Üçgül:

Evet, oyun oynamayı seviyorum.

Yaren Ünver:

Peki, en çok oynamayı sevdiğin oyun hangisi?

Mustafa Üçgül:

Aslında futbol oynamayı çok seviyorum ama virüs olduğu için birazcık dışarıya çıkamıyorum o yüzden futbol oyunu oynayamıyorum.

 

Yaren Ünver:

Virüs seni nasıl etkiledi?

 

Mustafa Üçgül:

Virüs olduğu için dışarıya çıkamadım ve birçok şeyi yapamadım. Mesela okula gidemedim, arkadaşlarımla oyun oynayamadım, parka gidemedim, bisiklet süremedim.

Yaren Ünver:

Bu durumlara üzüldün mü? En çok hangisine üzüldün?

 

Mustafa Üçgül:

Okula gidemediğim için çok üzüldüm. Çünkü arkadaşlarımı çok özledim.

Yaren Ünver:

Mustafa tek isteğimiz virüsün bir an önce bitip senin ve arkadaşlarının dışarıya çıkabilmesi, okula gidebilmesi. Peki, dışarıya çıkamadığın için evde nasıl vakit geçiriyorsun?

Mustafa Üçgül:

Canlı derslerim oluyor. Canlı derslerime giriyorum. Ödevlerimi yapıyorum. Kitap okuyorum.

Yaren Ünver:

Oyun oynamıyor musun?

Mustafa Üçgül:

Oynuyorum ama tabletten oyun oynuyorum.

Yaren Ünver:

Peki, ekran karşısında çok fazla vakit geçirmek senin sağlığın açısından doğru mu? Çünkü hem canlı derslere giriyorsun hem de tabletten oyun oynuyorsun?

 

Mustafa Üçgül:

Evet, zararlı ama ben çok fazla tabletten oyun oynamıyorum. Sadece ödevlerimi bitirdiğim zaman annem ödül olarak arada sırada tabletimi veriyor.

Yaren Ünver:

Mustafa sence uzaktan eğitim mi daha iyi, yoksa okula giderek öğrenmek mi daha iyi?

 

Mustafa Üçgül:

Bence okulda eğitim görmek daha güzel. Çünkü teneffüslerde arkadaşlarımla oynayabiliyorum ve arkadaşlarımla görüşebiliyorum.

 

Yaren Ünver:

Uzaktan eğitimle mi daha iyi öğreniyorsun yoksa okula giderek mi daha iyi öğreniyorsun?

 

Mustafa Üçgül:

Ben okula gittiğimde derslerimi daha iyi anlıyorum,  aklıma daha çok giriyor ve soruları daha iyi sorabiliyorum.

Yaren Ünver:

Peki Mustafa. Benimle röportaj yaptığın için sana çok teşekkür ederim. Senin de bana sormak istediğin bir soru var mı? Ya da sende bir şeyler eklemek ister misin?

 

Mustafa Üçgül:

Benim sana sormak istediğim bir soru yok. Bende sana çok teşekkür ederim. Virüs ile ilgili bir şeyler söyleyebilirim aslında. Virüs ile ilgili senden bir isteğim var. İnsanları maske takmaları için uyarabilir misin?

Yaren Ünver:

Umarım insanlar röportajımızı görür ve senin de isteklerini dikkate alarak hareket ederler. Böyle düşünmene çok sevindim. Kendine iyi bak. J

Mustafa Üçgül:

Teşekkür ederim sende kendine iyi bak.

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Dünya’nın En İyi Eğitimine Sahip Ülkesi Finlandiya
0 (0)

Eğitim şart. Bu konuda hepimiz hemfikiriz. Finlandiya eğitim sistemi dünya ülkeleri arasında yıllardır en saygın eğitim sistemi olarak görülür. Öyle ki klasik bir eğitim sisteminden çok Finlandiya da eğitim kurumları çocukları yetiştirmeyi öncelik olarak görüyor. Ödev ve sınav yok. Bizim ülkemizde olmadığında öğretmenlerin zan altında bırakıldığı ödev kavramı Finlandiya için önemli değil ve hiçbir öğrenciye ödev verilmiyor. Çünkü öğretmenin yeri okuldur. Çocukların oyun oynamak, büyümek, kim olduklarını anlayabilmek için daha çok zamana ihtiyaçları olduğunu düşünüyorlar. Sadece görerek yaşayarak, merak ederek öğrenmenin tadını çıkartmak istiyorlar.

Öğrencilerin ilk olarak teste tabi tutuldukları yaş sınırları 16. Bu yaş döneminden sonra da meslek tercihlerine giden kapının açıldığını görebiliyoruz. Sınavın öğrencilere sadece mukayese ettiğini ve eğitimin temel kavramı olan merakı öldürdüğünü savunan Finlandiya eğitimcileri öğrenciler okula başladıktan en az 6 yıl boyunca not verme uygulaması yapmıyor. Aynı zamanda bu sayede öğrenciler ve öğretmenler gerçek birer arkadaş oluyorlar. Çünkü çocuklar öğretmenlerini not tehdidi olarak görmeyi bırakıyor. Aynı yerde yemek yiyorlar, birlikte deney yapıp, birlikte öğreniyorlar. Okulda giyilen bir üniforma bulunmuyor, ayrıca öğrencilerini sıcak ev ortamında hissetmeleri için de okulda ayakkabı giyilmiyor. Alışık olduğumuz okul sıraları, tahtaları, küçük okul bahçelerini bu ülkede görmek neredeyse imkansız.

Her öğrenciye bir birey olarak değer veriliyor. Eğer bir öğrenci yeterince iyi öğrenemiyorsa, öğretmenleri bunu hemen fark ediyor ve öğrencinin öğrenme programını onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenliyor.  Aynı durum okul ortamına uyum sağlayamayan, sıkılan öğrenciler içinde geçerli. Finlandiya da okula başlama yaşı 7. Yaşları ne olursa olsun okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyorlar. Eğer öğrenci okuluna 2 km den uzak bir yerde yaşıyorsa okul otobüsleriyle gidip geliyor. Ülkenin bütçesinin 12.2 si eğitim için ayrılmış durumda. Finlandiya da öğrenciler ilkokul da eğitim hayatına hafta da 20 saatle başlar okullar bazı günler 3 saat bazı günler ise 4 saat ve bu saatlerin içinde öğle saatleri ve teneffüsler de dahil. Sanata, müziğe ve spora çok değer veriliyor.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Uzaktan Eğitim
5 (1)

2020 Mart ayından itibaren Korona virüs pandemsi ülkemize gelmesiyle beraber maske, sosyal mesafe, hijyen gibi kurallar uzaktan eğitimde hayatımıza girmeye başladı. Birçok iş yerleri, parklar ve okullar tatil olmaya başladı. Okulların yüz yüze eğitimle açılmaması mümkün olmadığı için tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de uzaktan eğitimle devam etme kararı aldı.

Uzaktan eğitim pandemi sürecinde öğrenciler için büyük bir avantaj. Hiçbir öğrencinin dersi kalmadan uzaktan eğitimle devam etmiştir. Yaşadığımız dönemde internet kullanmayan veya internet erişimi olmayan çok nadir kişi kalmıştır. Eğer bu pandemi yirmi ve ya otuz sene önce olmuş olsaydı belki de uzaktan eğitim gibi bir kavram olmayacak kimsenin ders alma alternatifi olmayacaktı. Günümüzde gelişen teknoloji ile öğrenciler bilgisayar başına geçip derslerini takip ediyor evinde. Uzaktan eğitim online olduğu için istenilen yerden bağlanılabiliyor buna bağlı olarak zaman ve mekandan tasarruf olmuştur. Yurt ücretleri, yol masrafları gibi maliyeler sadece internet ücretine bede olmuştur.

Uzaktan eğitimin bence en güzel avantajı da her üniversitenin eşit şartlarda olmasıdır. Şuan Oxford Üniversitesi ile Aksaray Üniversitesinin hiçbir farkı kalmamıştır. Bütün üniversiteler aynı şartlarda uzaktan olarak online olarak eğitim veriyor. Kim hangi üniversitede okursa okusun eğitimini herkes gibi bilgisayar başında almak zorunda. Üniversitelerin bu durumda uzaktan eğitim sistemini daha da geliştirmesi gerekmektedir. Pandemi gibi ve ya dünyanın başına gelebilecek başka bir olumsuzlukta uzaktan eğitimde her an kaliteli eğitim vermeye hazır olmalıdır.

Pandemi bitse bile bazı uygulama gerektirmeyen derslerin uzaktan online ders şekilde verilmesi daha verimli olacağını, zamandan ve mekandan tasarruf sağlanabileceğini hatta böyle bir uygulama ile derslerin daha verimli olacağını düşünüyorum. Uygulamalı dersler yüz yüze teorik olan derslerde online olarak verilmesi daha avantajlı ve verimli olabilir.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Korona Virüs’ün Hayatımıza Girişi ve Etkileri
0 (0)

 

 

Korona virüs, aralık ayında Çin’in Wuhan bölgesinde ortaya çıkmasıyla birlikte dünyayı etkisi altına aldı. İlk olarak karşımıza yüksek ateş ve nefes darlığı ile tanımlanan yeni viral solunum yolu hastalığı olarak çıkmıştır. Hastalığın damlacık ve temas yoluyla bulaştığı bilinmektedir. Oluşturduğu küresel salgın durumundan ötürü pandemi olarak tanımlanmaktadır. Korona virüs Hastalığı genel olarak yüksek ateş ve öksürük, ilerleyen durumlarda solunum güçlüğü ile seyreden bir hastalıktır. Bunlara ilave olarak bulantı-kusma, kas-eklem ağrısı, iştahsızlık gibi farklı semptomların da ortaya çıkabildiği gösterilmektedir. Ülkemiz bu virüsle ilk olarak  Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 11 Mart’ta yaptığı açıklamada, Avrupa üzerinden gelen bir hastanın test sonuçlarının pozitif çıktığını bildirdi. 13 Mart’ta da ikinci bir kişinin de testlerinin pozitif olduğunu açıkladı. Ve sonrasında ülkemiz kırmızı alarma geçti. Tedbir amaçlı birçok kısıtlama getirildi. İlk ve orta okullar ile liselerin, 16 Mart itibarıyla iki hafta tatil edilmesine, öğrencilerin 23 Mart’tan itibaren bir hafta süreyle evden internet ve televizyon kanalları üzerinden eğitimlerine devam etmesine karar verildi. Üniversiteler, 16 Mart tarihinden itibaren 3 hafta süreyle tatil edildi. Vaka sayısı arttıkça yeni önlemler alındı ve eğitime uzaktan devam edilme kararı alındı. Üniversiteler dönemlerini kapattılar. Eğitimlere uzaktan eğitim sistemi ile sürdürülmeye başlandı. Spor müsabakalarının nisan ayı sonuna kadar seyircisiz oynanması kararlaştırıldı ve durumun ilerlemesi nedeniyle tüm spor faaliyetleri durduruldu. Kamu görevlilerinin yurt dışına çıkışı izne tabi oldu. Cumhurbaşkanlığınca genelge yayınlandı. Korona virüs nedeniyle kamu görevlilerine yurt dışı yasağı getirildi. Üniversitelerdeki idari ve akademik personele tatil olmayacak, korona virüsün Türkiye’deki seyrine göre bu konunun yeniden değerlendirileceği söylendi. Bakanlığa bağlı tüm ana sınıf ve kreşlerin de korona virüs önlemleri kapsamında tatil edilerek özel kreş, gündüz bakımevleri ile özel çocuk kulüpleri 16 Mart’tan itibaren bir sonraki açıklamaya kadar tatil edildi. Askerlerin çarşı izinleri geçici süreyle durduruldu.  Adalet Bakanlığı ceza infaz kurumlarında korona virüs testi pozitif çıkan tutuklu ve hükümlü bulunmadığını, son dönemde yurt dışına çıkmış yabancı, Türk vatandaşı ziyaretçilerin tutuklu ve hükümlüleri ziyaret etmesine izin verilmediğini açıkladı. Fakat son zamanlarda ceza evlerinde çıkan vakalar sonucu yeni bir kararname yayınlanarak kabul edildi. Bazı suçlar dışında ceza evleri de boşaltılmaya başlandı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da 81 il valiliğine korona virüs tedbirlerini içeren genelge gönderdi. Halkın toplu olarak bulunduğu alanlar, Bilim Kurulunca belirlenen şekilde, sık periyotlarla temizlenecek ve dezenfekte edilecek. İnsan sirkülasyonunun yoğun olduğu yerler ve binalar ile toplu taşıma araçlarına dezenfektanlar yerleştirildi. Din İşleri Yüksek Kurulu, korona virüs görülen ülkelerde yüksek risk grubundaki Müslümanların cuma namazı yerine evlerinde öğle namazı kılabileceklerini, kamu sağlığını korumakla yetkili otoritelerce karar alınması halinde karantina bölgesindekilere cuma namazının farz olmadığını bildirdi. Camiler kapatıldı ve her ezan sonrası ülkenin salgın hastalıktan kurtulması için dua edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığınca, tüm sanatsal etkinlikler nisan ayı sonuna kadar erteledi.  Belediyelerin sosyal, kültürel ve sanatsal etkinlikleri iptal edildi. Hastanelere ziyaretçi kısıtlaması getirilerek, mesai saatleri içinde ziyaretçi kabul edilmemesi kararlaştırıldı. Sadece acil durumlarda hastanelere gidin çağrısında bulunuldu. Açık ve kapalı tüm cezaevlerindeki görüşlerle ceza infaz kurumları arasındaki nakiller iki hafta süreyle ertelendi sonrasında durduruldu. Almanya, Fransa, İspanya, Norveç, Danimarka, Belçika, Avusturya, İsveç ve Hollanda’ya uçuşlar 17 Nisan’a kadar durduruldu ve sonrasında ülkemizin kapıları tamamen kapatıldı. Ülkemiz vatandaşlarına evde kal çağrısında bulunuldu. 7’den 70’e kapsayıcıyı önlemler alındı. Korona virüsün yayılmaması için alınan önlemlerin tamamı insan sağlığının değerli olması ve önlemler ile ölüm sayısının yükselmemesini sağlamak.

Korona virüs (KOVİD-19) salgını kapsamında alınan tedbirler neticesinde evde kendi sosyal izolasyonumuzu sağlamak için evde kal kuralına uyuyoruz. Peki, evde kalmak ailemiz, okulumuz ve özgürlüğümüzü nasıl etkiledi ya da bu kavramlara bakış açımız nasıl değişti?

 

 

Korona virüs ve Kısıtlanan Özgürlük;

Özgürlük, bağlı olmama; dışardan etkilenmemiş olma; engellenmemiş olma; zorlanmamış olma durumudur. Fakat hayatımızı giren korona virüs bizi birçok durumdan mahrum bıraktı. Okulumuz, arkadaşlarımız, sosyal aktivitelerimiz ve daha niceleri. Zor zamanlardan geçiyoruz. Dilediğimiz gibi sokağa çıkıp dilediğimiz gibi insanlarla sosyalleşemiyoruz. Çünkü korona virüs çok kolay bulaşıyor ve daha kesin bir tedavisi de bulunamamıştır. Çevremizdekilerin bizim sorumsuzluğumuz yüzünden hastalanmaması ve hayatlarını kaybetmemeleri için aynı şekilde hasta olmamak virüs taşıyıcılığı yapmamak için kendi özgürlüğümüzden fedakarlık etmemiz gerekiyor. Sosyal ve sosyalleşmeyi seven bir millet olduğumuz için evde kaldığımız bu dönem bizleri oldukça zorluyor.  Önceden kalkmakta güçlük çektiğimiz erken saatte olan derslere gitmek için can atıyoruz. Fakında olmadan yaşadığımız zamanları özlüyoruz. Aslında elimizin altında bulunan imkanlara burun kıvırdığımızı hiç alışkın olmadığımız bir döneme girdiğimizde fark ederek özlemle anımsıyoruz. Sabah yürüyüşe çıkamıyor, akşam hava almak için bir mekanda oturamıyoruz. Sürekli birlikte olduğumuz arkadaşlarımızla sadece dijital ortamlardan görüntülü konuşabiliyoruz. Alışveriş yapmak istesek açık avm bulmak olanaksız. Dijital platformlardan ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz. En kötüsü de özgür olduğumuz zamanların kıymetini kısıtlama altındayken fark ediyoruz. Hala özgür birer vatandaşız fakat bu günlerin kıymetini de bilmeyerek hayıflanıyoruz. İş veya okul temposunda ‘Ah keşke uzun süre evimde olsam, hiç dışarıya çıkmayacağım.’ dediğimiz fırsatı bulmamıza rağmen sürekli elimizin altındaki olanakları küçük görerek anı değerlendirmesini bilmiyoruz. Yani özgür bir birey her şekilde özgürdür. Biz bu zorlu günlerde özgürlüğü çıkıp dışarıda vakit geçirmek olarak kendimize empoze etmemeliyiz. Vahşi doğada yaşamaya alışkın bir hayvanı kendi habitatından ayırarak evcilleştirmeye çalışıyoruz. Süslü kafesler, renkli kıyafetler, bize ait olduklarını düşünmeleri için sahibi olduğumuzu gösteren tasmalar… Şuan doğal ortamlarından ayrılan hayvanlardan tek farkımız kendi evimiz içerisinde kendi isteklerimizi yapıyor olmamız. Özgürlükleri ellerinden alınıp bir kafese hapsedilen canlıların mutlu olmaları söz konusu bile değil. Tıpkı bizler gibi korona virüs sayesinde empati yaparak değer yargılarını çeşitlendirebiliriz. Başa bir bakış açısı ile de, insanlar şuan ben özgürüm özgür bir ülke de yaşıyorum diyebiliyorlar. Özgürlük başka insanların hak ve sorumluluklarını kısıtlamadan yaptığın davranışlar  bütünüdür. Dışarıya çıkan insanlar etrafındaki herkesi riske atarak onların özgürlüklerini kısıtlıyor. Tabiatlarına geri dönmek istiyorlar örneğin; mangal yapmak, balık tutmak, pikniğe gitmek, sokakta oyun oynamak, arkadaşlarıyla ev sınırları içerisinde parti vermek vb. Diğer insanların canlarını önemsemeyerek özgürlük çerçevesinde olduğunu düşünüp başlarına buyruk geziyorlar. 2-3 ay sonra tamamen kısıtlanmamış olarak yaşamak varken insan sağlığını riske atacak davranışlarda bulunmamalıyız.

 

Korona virüs Döneminde Aile Bağları:

Türkiye aile kavramı üzerinde oldukça hassasiyet gösteren ataerkil bir ülkedir. Diğer ülkelere göre anne, baba, kardeş yani akrabalık ilişkilerini oldukça ön planda ve önemli tutar. Sağlık ise bizlerin akrabalık ilişkilerinde ayırt edici bir özelliğini ortaya koyuyor. Hasta büyüklerimize bir tas çorba yapıp götürmemiz, annelerimizin bizleri büyütürken çektiği zorluklar, çocukken çıkan ateşimizi düşürmeye çalışması, komşumuz hasta olduğunda geçmiş olsun ziyaretine gitmemiz…  Bütün bunlar bizlerin gelenek görenek ve toplum özelliklerimizde yer alan davranışlardır. Dünyaca konuşulan korona virüs döneminde de en büyük birlik ve beraberlik yine bizim ülkemizdedir. Hayatsal fonksiyonlarımızı sürdürebilmek için bir sirkülasyonun olması gerekiyor. Çocukların dışarıyla temasa geçmemesi ve aynı zamanda yaşamsal ihtiyaçların da karşılanması için anne ve babalarımızın işlerine gidip para kazanması gerekiyor. Dışarıyla iletişime geçen anne ve babamız için oldukça endişeleniyoruz. Kişisel temizliklerine dikkat etmelerini ve olabildiğince kendi izolasyonlarını yapmalarını sağlıyoruz. Evde kal çağrısı ve çeşitli kısıtlamalar sonucu aile bireyleriyle sosyal mesafeyi koruyarak evde can sıkıntısını gidermek amaçlı yeni faaliyetler yapıyoruz. Öncelerde yoğun iş temposunda aile bağlarını ihmal ediyorduk bu dönemde ise aile bireylerimizi daha iyi tanıyarak isteklerimizi hatta hiç sormayı akıl dahi etmediğimiz hayallerini öğreniyoruz. Yeni baba olmuş bir bireyin belki de çocuğuyla doya doya ilgilenmesini sağlayan bir dönemdeyiz. Aile demişken, bizler için evde beslediğimiz evcil hayvanlar da çok önemlidir. Kedi, köpek, kaz, inek, koyun ve kuzu daha niceleri. Evcil hayvanlarımız da ailemizin üyeleridir. Yurt dışında evcil hayvanların virüs taşıyıcısı olabileceği ve hayvanlardan bulaştığı öğrenildiğinde apartman camlarından ölmeleri için atılan canlıları gördüğümde aklıma ülkemin ailesine her zaman sahip çıkacağı ve zor durumda bırakmayacağı geldi. Korona virüs döneminde olumsuz yansıyan temeli sağlam atılmamış hastalıklı zihniyete sahip insanlar ise evde kaldığımız bu dönemde aile üyelerine işkence ederek şiddete başvurabiliyor. Böyle durumlarda ise devlet ücretsiz psikiyatri servisinden yararlanma ve kolluk kuvvetlerini devreye sokmaktadır. Kendi ailem için konuşacak olursam, babam ve annem sürekli çalıştıkları ve şehir dışında üniversite okuduğum aile üyelerine duyduğum özlem ortadan kalktı. Sadece pazar kahvaltılarında annem, babam ve kardeşlerimle görüşebiliyorken kendi karantinamızı ilan ettiğimiz günden bu yana birlikte kahvaltı yaparak her günümüz pazar günüymüş gibi hissediyorum. Film izliyoruz, kitap okuyoruz, oyun oynuyoruz, hatta ve hatta iş bölümü yaparak temizlik bile yapıyoruz. Aile bireylerimle ilişkimi pekiştirmek ve yoğun iş-okul temposundan uzakta olmak bazen mutlu bazen hüzünlü olmamı sağlıyor. Bulunduğumuz duruma şükrederek en güzel şekilde değerlendirmeyi sağlıyoruz. Evsiz insanların ailesi olmayan insanların durumlarının güçlüğünü anlayabiliyoruz. Bazen sıkıldığımızda yatağa bağlı onca bakıma muhtaç insanın yerine kendimizi koyarak bulunduğumuz durumdan hayıflanmamayı öğreniyoruz.

 

Korona virüs İle Değişen Okullar:

Aksaray Üniversitesi 16 mart tarihinde korona virüs kapsamında okulların tedbir amaçlı 3 hafta tatil edildiğini açıkladı. İlk şaşkınlığımızı memleketlerimize geldiğimizde attık ve vaka artışından kaynaklı olarak virüsün yayılma hızını önlemek amaçlı tatil süresinin uzayabileceği konuşuluyordu. Eğitim alanında kargaşa olamaması ve eğitimin aksamaması için yapılan açıklama sonucunda internet üzerinden uzaktan eğitim gibi dijital veri tabanlı bir sistemin eğitim alanında uygulanabileceği ve alt yapımızın olduğu duyuruldu. Bizler de bu dersleri dijital ortamlardan takip etmeye başladık. Örgün eğitime alışmış olunduğu için tam anlamıyla oturması 2-3 haftayı bulmuş olsa da öğretmenlerimizle onların ses, görüntü ve sistem üzerinden yükledikleri dökümanlar yardımıyla eğitimimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Etkileşimde bulunamama, anlık soru soramama ve sadece tek taraflı bir iletişimin olması biraz sıkıcı geliyor. Ülkenin doğru habere, alanında kendisini geliştirmiş gazetecilere ihtiyacı var diyerek kendimi motive etmeye çalışıyorum. Şunu da söylemeliyim ki ders esnasında yapılan esprileri ve öğretmenlerimin saha anılarını dinlemeyi çok özledim. Ülke olarak eğitime vermiş olduğumuz önem göz önündedir ve korona virüs kriz döneminde oldukça iyi yönetilerek aksamaya uğramaması için tüm çalışmalar zamanında yapılmıştır. Korona virüs döneminde en çok duyurunun, açıklamanın yapıldığı alanın, sağlık ve eğitim olduğunu unutmamalıyız. Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır(. Mustafa Kemal Atatürk). Muharebe meydanlarını sadece cenklerle sınırlandırmamalıyız. Siber saldırılar, soğuk savaşlar, pandemiler. Bunlarla Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi eğitim ile üstesinden gelebiliriz. Bir şeyi başarabilmek için önce o şeyin eğitimini almalı kulaktan dolma bilgilerle iş yapmamalıyız. Bu sebeple eğitimin durdurulması bir neslin eksik, geç kalınmış olmasına sebep olacaktır. Demem o ki eğitime verilecek 1 yıllık ara bizim geleceğimizden alınmış 10 yıla bedel olacaktır. Bir sistemi temelleştirmek zaman alacaktır. Ama o temelin bozulması saniyeler… Ulu Önder Atatürk’ün de söylediği gibi: Eğitim ve öğretimde uygulanacak yol, bilgiyi insan için fazla bir süs, bir zorbalık vasıtası, yahut medeni bir zevkten ziyade maddi hayatta muvaffak olmayı temin eden pratik ve kullanılması mümkün bir cihaz haline getirmektir. Eğitimlerimiz hız kesmeden devam ediyor. Sadece uygulanan yöntemler değişti. Sırada oturduğumuz zamanları özlüyor olsak da öncelikle kendi sağlığımız sonrasında aile ve ülkemizin sağlığı için evde kalıyoruz. Çünkü hayat eve sığar.

 

 

 

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Meğer Eskiden Ne Güzelmişiz…
0 (0)

 

Tüm dünyayı etkisi altına alan ve binlerce insanın aramızdan ayrılmasına sebep olan Corona Virüs(Covıd 19) ne yazık ki hala birçok insanın aramızdan ayrılmasına sebep oluyor. Bu virüsün bizden aldığı birçok şey var. Sağlığımız, özgürlüğümüz, eğitimimiz, arkadaşlarımız, ailemiz ve daha sayamadığım birçok şey…

 

Bizden bir şeyler almasının yanı sıra aynı zaman da bizim değersiz gördüğümüz şeylerin aslında bizler için  ne kadar önemli ve değerli olduğunu öğretti. Aile, özgürlük, sağlık, temizlik gibi kavramlar bunlardan sadece bir kaçı.

 

Evden dışarıya çıkamıyoruz. Türkiye’de 65 yaş üstü, kronik rahatsızlığı olan vatandaşlarımız ve 20 yaşın altındaki genç kardeşlerimizin sokağa çıkması kesinlikle yasaklandı. Hafta sonu ise herkese yasak hale geldi. 48 saat evden çıkmamamız gerektiği söylendi. Peki neden? Çünkü hem kendi sağlığımızı hem de etrafımızda ki insanların sağlığını tehlikeye atmamak için. Bizlerin de devletimizin aldığı tedbirler doğrultusunda hareket etmemiz gerekiyor. Kimisi bu kuralları siyasete çekerek hükumete karşı gelerek yasağı dinlemedi kimisi de bize bir şey olmaz diyerek virüs yokmuş gibi devam etti. Peki biz ne yaptık, bizim bu durumda ne yapmamız gerekiyor? Öncelikle içinde bulunduğumuz duruma sebep olan Corona Virüsü’nün siyasi bir şey olmadığını anlamamız gerekir.  Bu virüs bir salgın hastalık. Siyasiyle ya da siyasilerle ilgili bir durum söz konusu değildir. Tüm vatandaşlarımızın bunu anlayarak hareket etmesi gerekir. İnsanlar bir şeyi bağırarak söylüyorsa ve bu virüsün gitmesi için uğraşıyorsa bu uğraş sadece ama sadece sağlığımızı düşündükleri, vaka sayısının daha fazla artmamasını sağlamak içindir. Eğer bu virüsün bize ve sevdiklerimize zarar verebileceğini ve bir gün bize de bulaşacağını düşünerek hareket edersek zaten en hızlı şekilde tedbirlerimizi almış  ve virüsün yayılmasını bu şekilde engelleyebiliriz. Şu süreçte herkes kendinin doktoru olması lazım.   Nasıl kendimizin doktoru olacağız, nelere dikkat edeceğiz neler yapmamız ya da neler yapmamamız gerekiyor? Bu süreç içerisinde öncelikle yapmamız gereken  şey kendi izolasyonumuzu oluşturmak Yani kendimizi izole etmek. Mesela kişisel eşyalarımızın sayısını çoğaltmamız gerekiyor. Diş macunumuzun, havlumuzun hatta kullandığımız tabak, çatal, bardak  ve kaşıklarımızın  da ayrı olması gerekiyor. Bunları söyleyen ben miyim? Hayır. Yetkililer böyle olsun istiyor. Özellikle de ellerimizi yıkadıktan sonra sildiğimiz havlunun ayrı olması konusuna önemle vurgu yapıyorlar. El hijyenimize dikkat etmek bu konuda en önemli hususlardan biridir. Çünkü virüsün en çok temas yolu ile insandan insana bulaşabileceğini söylüyorlar. Kendi evimiz içerisinde de ailemizle sosyal mesafemizi korumamız gerek. Kendimiz taşıyıcı olabiliriz. Biz gençlerin taşıyıcı olabileceğimizi unutmamamız gerekir. Hem kendi hem de ailemizin sağlığını düşünmek zorundayız. Çünkü Sağlık Bakanı Fahrettin Koca İstanbul’da bir kişinin on altı kişiye bulaştırdığını ve vakanın bu şekilde hızla yayıldığını söylemişti. Bu yüzden bu konu da bizlere büyük görevler düşüyor En büyük görevimiz ise evde kalmak.

 

 

 

Corona Virüs( Covıd 19) bizden ailemizi, sevdiklerimiz, özgürlüğümüzü, sevdiklerimizi hatta neredeyse eğitimimizi elimizden aldı. Ana sınıfı öğrencisinden üniversite öğrencisine kadar herkes evde. Eğitimlerine uzaktan devam etmek zorundalar. Bu durum hem aileleri hem de üniversite öğrencilerini olumsuz etkilemekte. Öğrenciler yüz yüze iletişimden aldığı verimi ne yazık ki uzaktan eğitimden alamamakta. Bu öğrencilerin içinde ne yazık ki bende varım. Çünkü sınıf ortamı her şeyden daha iyi. Arkadaşlarınla iç içe olmak, onlarla birlikte gülerek ders işlemek, birçok hocamızın espri yaparak ders anlatması dersi daha keyifli hale getiriyordu ve bizim daha istekli ders dinlememizi sağlıyordu. Yine de karamsar olmayarak derslerimizi büyük bir özveri ile sanki sınıftaymış gibi gerekirse ders esnasında hocalarla konuşarak dersi eğlenceli hale getirip dinleyeceğiz. Ben öyle yaparak kendimi ders dinlemeye daha istekli hale getiriyorum çünkü.

 

 

Meğerse Covıd 19 bizden aldıkları şeyler kadar bize öğreteceği de çok şey varmış. Eskiden sabah erken kalkıp derse gitmek istemezken şimdi gerekirse hiç uyumam ama yine de dersime giderim diyorum. Düşüncelerimizi ve düşüncelerimizin yanı sıra davranışlarımızı da etkiledi. İnsan uzak kaldığı her şeyi çok özlüyormuş. Üniversitedeyken keşke ailemin yanında olsam, evimde olsam diyordum oysa şimdi keşke okulda olup yine arkadaşlarımla sıcak havada güneşin altında çimlere oturup gülüp eğlensek diye düşünüyorum. Şikâyet ettiğim şeyleri özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama Corona Virüs bize bunları da öğretti.

 

 

Şuan ailemin yanında olmama rağmen onlara sarılamıyorum. Onları   kucaklayamıyorum.  Onları öpemiyorum. Herkes evde birbirine çok uzak. Çünkü her gün otobüse binerek işe gitmek zorunda olan babam var. Ona çok dikkat ediyoruz. İşten geldiğinde hiçbir yere dokunmadan direk sterilize ediyor ve dezenfektan ile ellerini dezenfekte ediyoruz. Sonra babam  ellerini iyice yıkıyor ve direk banyo yapıyor. Daha sonra aramıza katılıyor. Sanki ailemin yanında değilmişim gibi hissediyorum kendimi. Farklı şehirde olsam ya da yanlarında olmasan belki daha az özlerdim ailemi. Ama onların yanında olup sanki yanlarında değilmişim gibi davranmak kendimi çok farklı hissetmeme yol açıyor. Ailemi onların yanındayken bile çok özlüyorum. İnsanın içini ister istemez bir korku kaplıyor. Hele de ailenizden kronik rahatsızlığı olan bir birey varsa. Ona bir şey olacak korkusu ile üzerine titriyorsunuz. Ne yazık ki elinizde olmayan sebeplerle bunu yapıyorsunuz. Ama her akşam oturup birlikte muhabbet ediyorsunuz. Eskilerden, eski yaşam tarzlarından, eski yaşam standartlarından konuşuyorsunuz. Ne kadar nimete sahip olduğunuz için bir kere daha şükrediyorsunuz. Şuan her şey elimizin altında olmasına rağmen bizler hiçbir şeyin kıymetini bilmiyoruz. Hasta olana kadar sağlığımızın darda olana kadar paramızın kıymetini bilmiyoruz. Sanki herkes aynı şartlar altında yaşamak zorundaymış  gibi davranıyoruz. Ailenizle fotoğraf albümünü kurcaladığınız da hiç bilinmeyen hikâyeler ortaya çıkıyor. Herkesin ufak tefek tatlı yalanları dökülüyor ve yüzleri güldürüyor. Ailenizin ve şimdiki zamanın, sahip olduğunuz her şeyin bir veli nimet olduğunu anlıyorsunuz.

 

 

Herkesin evde kalmak zorunda kaldığı şu günler de özgürlük kavramı aklıma geliyor. Biz evin içerisinde hareket edebiliyoruz. Odadan odaya koşuyoruz. Bahçeye, balkona çıkabiliyoruz. Peki ya hayatlarının sonuna kadar tekerlekli sandalye de yaşamak zorunda olan insanlar nasıl geçirmiş şu zamanları? Evde olmaktan şikâyet ediyoruz ama asla o insanların yerine koymuyoruz kendimizi. Belki de onlar keşke evde olsak keşke hayatımız boyunca hiç evden çıkmasak ama yürüyebilsek diye geçiriyorlardır içlerinden. Evimizin manzaralı olmayışından şikâyet etmeye başladık artık. Hiçbir şeyi beğenmiyoruz. Peki ya tek manzarası odanın tavanı olan insanlar ne yapsın? Onlar için ister saray da yaşa ister tek odalı bir evde. Ne yazık ki onların manzaraları değişmez. Peki ya mahkûmlar?

Yıllarını dört duvar arasına sığdırmış, sığdırmak zorunda olan insanlar var. İnsanlar şuan ben özgürüm özgür bir ülke de yaşıyorum diyerek elini kolunu sallaya sallaya gezmeye devam ediyor. Balık tutanı mı ararsın yoksa son ses müzikle sahilde tur atanı mı ararsın. Kimse özgür değildir. Özgürlük başka insanların hak ve sorumluluklarını kısıtlamadan yaptığın davranışlar  demektir. Şimdi dışarıya çıkan insanlar etrafındaki herkesi riske atarak onların özgürlüklerini kısıtlamıyor mu? Tabii ki de kısıtlıyor. Ama onlar yaptığı davranışların özgürlük çerçevesinde olduğunu düşünüyor.

Tek sorun bu da değil. Ülkemizde yine insanların sağlığını düşündükleri için bu süreçte pek çok iş yerleri geçici olarak kapatıldı. Bu yüzden hem iş yeri sahibi hem de kapatılan iş yerinde çalışan insanlar ne yazık ki ekonomik olarak olumsuz bir durum yaşadı. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başlatmış olduğu ve yedi aylık maaşını bağışladığı Biz Bize Yeteriz Türkiye’m kampanyası bu dönemde işsiz kalan ve ekonomik açıdan olumsuz durumda olan vatandaşlarımız için çok güzel bir kampanya oldu. Herkes gücünün yettiği kadar bağış yaptı. Sanatçısından sporcusuna oyuncusundan esnafına kadar herkes birlikte birbirlerine kenetlenerek yardım ettiler. Küçücük çocuklar kumbaralarındaki paralarını bağışladılar.  Çanakkale Savaşında nasıl birbirlerine kenetlendilerse yine öyle kenetlendi herkes. Bu zorlu süreçten hep birlikte el vererek yüne dayanışma içerisinde çıkacağımıza inanıyorum. Virüs ortadan elbette ki kalkacak ancak onun sonunda biraz ekonomik dengesizlikler olacaktır. Biz bunun da üstesinden geleceğiz. İyi insanlar iyi ki var.

 

 

Biz dedelerimizi evde durduramıyoruz. Sürekli dışarı çıkmak istiyorlar. Peki, bahçede top oynamak isteyen, küçük bir ağacın altında piknik yapmak isteyen ve oyun çağında olup yeni oyunlar öğrenmesi gereken  bu çocukları nasıl evde durduruyoruz? Dışarıya hasret kalan çocuklarımızın en güzel manzarası artık pencereden.  O yüzden özgürlük adı altında dışarıya çıkan insanlar bir de başkaları tarafından baksınlar hayatlarına.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!