Arama:
0 (0)

Direnişin Teslimiyeti ve Teslimiyetin Zilleti

Yaşadığınız evi, şehri ve ülkeyi terk etmek zorunda kalsaydınız ne hissederdiniz?

Gözlerinizi kapatıp bir kaç dakika bunu düşünmeye başlayın…

Düşündükçe içiniz ürpermeye başladı öyle değil mi?

Çaresiz hissetmeye başlıyor insan kendisini…

Hor görülen, itilip kakılan onca insan var şu yalan dünyada.  Bu dünyada insanın en büyük düşmanı insandır. Ve zalim insanın zulmü insanlığa karşı yapılan bir eylemdir. Dünyanın dengesini bozan ve dünyaya ayak uyduramayan insan yozlaşmış ve zalim olmuştur. İnsanın kendi kendine bile zulmettiği bu dünyada başkasına ettiği zulmü görüp susarak sessiz kalanlarda zulmetmiş sayılmaz mı?

Güzel sözler, davranışlar insanlığa iyi gelirken insanlığa karşı yapılan zulümler niye vardır? Dünya zulmedenler ile dolup taşıyor ve kimse kimsenin umurunda değil.

 

Sanırım şu hayatta en çaresiz ve üzücü şey, bir şeyi yapmak zorunda bırakılmak olsa gerek. Birileri sırf sizin dininiz, diliniz hatta ırkınız yüzünden, yaşadığınız coğrafyayı cehenneme çeviriyor. Veyahut sizi oradan göç etmeye mecbur bırakıyor. Cehenneme çevirdiği coğrafyanın da kendisine ait olduğunu iddia ediyor sonra. Benliğinizi unutturmak için elinden geleni yapıyor.

Benliğinize o kadar düşman ki bu kişiler, evlerinizin içine bir tane hiç tanımadığınız adam koyuyor ve dininizin gerektirdiği şeyleri yapmamanız için sizi izliyor.

Hatta canı isterse evde bulunan kız çocuklarına, kadınlara tecavüz edebiliyor..

Nereden mi bahsediyorum?

Doğu Türkistan.. Kanayan yaramız… Hem din, hem ırk kardeşlerimiz…

Yanı başımızda Suriye…

Akdenizden biraz ilerleyelim, Filistin…

Tüm İslam coğrafyasında aynı vahşet yaşanıyor…

Bizlerse sıcacık yuvalarımızda her şeye gözlerimizi yumuyoruz. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın hesabı…

Bu dava ne sadece Filistin’in ne de sadece Doğu Türkistan’ın… Bu dava hepimizin!

Orada insanlar zulüm altında iken, türlü türlü işkencelere maruz kalırken; onların duyuramadığı sesler biz olmalıyız. Efendimizin buyurduğu gibi;

”Zulme sessiz kalan, zulmü yapan gibidir.”

Ne zulme sessiz kalmalıyız ne de yardımımızı esirgememeliyiz. Ortadoğu coğrafyasında vahşet hakimken, son kale Türkiye kalmışken elimizden gelenin fazlasıyla kardeşlerimizin tam olarak yanında bulunmalıyız.

Özetleyecek olursak eğer; Merhametli kimselere ( merhameti sınırsız) Rahman da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhametle davranın ki gökte olan da ( Allah ) size merhamet etsin.

 

 

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Hayal Et Şu An Neredesin?
5 (2)

Evet şu an her ne yapıyorsan ara ver ve hayal et! Çünkü buna o kadar ihtiyacımız var ki… Markete bile gitmeye korktuğumuz, yan komşumuz kapımızı çalsa üstümüzü başımızı düzelteceğimiz yerde maske aradığımız, artık evimizde  misafire bir bardak çay bile veremediğimiz zamanlarda en çok hayal etmeye ihtiyacımız var. Önce kulaklığımızı takıyoruz ve arkamıza yaslanıyoruz. Aşağıya link bırakacağım müthiş eseri dinleyerek hayallerinizde uçsuz bucaksız yerlere gidebilirsiniz 🙂

https://www.youtube.com/watch?v=VYCOg-yglNM

Ben ileride bir karavanım olsun istiyorum. İçine atlayıp orası senin burası benim dolaşmak istiyorum. Çok şey mi istiyorum? Şu an karavanı olanlara ciddi takmış durumdayım hep videolarını izliyorum şu Koronavirüs döneminde en rahat onlar. Ne maske takmak zorundalar ne de eve kapanmak zorundalar. Hayat onlara güzel 🙂 Yanında kafa dengi bir arkadaşın olacak tabii. Karavanının içinde küçük bir soba, üstünde demlik, arka fonda rahatlatıcı bir müzik, üzerimizde battaniye, elimizde kitap. Aman Allah’ım harika bir an değil mi? Önünde eşsiz bir manzara…

“Bir karavan lazım bize, sınırsız kahve ve bitmeyen kitap bir de deniz manzarası…”

Ahh şu mükemmel ortamdan daha iyi ne olabilir ki? (koronanın bitmesi dışında tabii) Sabahın ilk ışıkları açık küçük pencerenizden yüzünüze vuruyor, gözlerinizi açamıyorsunuz. Hemen dışarı çıkıp temiz havayı içinize çekiyorsunuz. Çektiniz mi? Havayı güzel görünce tabii bir koşuya çıkıyorsunuz arkadaşınızla. Ardından dışarı sandalye atıp manzaraya karşı kahvaltı ediyorsunuz. Birlikte bulunduğunuz yeri keşfe çıkıyorsunuz. Aman Allah’ım o kadar muhteşem bir yer ki birbirinden güzel yerler keşfediyorsunuz. Mesela dağların arasından şarıl şarıl küçük bir şelale akıyor. Ayaklarınızı sokuyorsunuz buz gibi. Tabii fotoğraf çekinmeyi unutmuyoruz 🙂 Akşam karavanın önünde yere oturmuşuz elimize Ukulele (tabii ki benim sevdiğim müzik aleti olacaktı) alıyoruz birkaç parça tıngırdatıyoruz.  Şarkılar söylüyoruz. Varsa etrafta kediler, köpekler bize eşlik ediyor. Kendinizi o kadar eşsiz hissediyorsunuz ki çünkü bir yere ait değilsiniz her yer artık sizin keşfedeceğiniz bilinmezliklerle dolu. Özgür ruhunuz karavanınızla serbest kaldı. Artık özgürsün. İstediğin yerde istediğin kadar kalabilirsin. Bir gün deniz kenarında uyanmak isterken bir gün yeşilliklerin arasında uyuyabilirsin. Sadece yüreğinin götürdüğü yere gidiyorsun. Bu duyguyu uzun zamandır yaşamıyoruz.

 

 

 

“Kocaman bir karavan kitaplar, müzik, hayaller. Sen ve ben. Var mısın? “

Benden bu kadar, şimdi sizi hayallerinizle baş başa bırakıyorum…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 2 Average: 5]
Özgürlük
0 (0)

Gördüğümüz fotoğrafı “özgürlük” sözcüğüyle karşılaştırdığımızda insanın gözünde bazı şeyler canlanır. Misal oynayan çocuklar, kusursuz bir gökyüzü, yemyeşil ağaçlar, upuzun bir yol ve en önemlisi de uçan kuşlar. İnsanların kendi özgürlüğünü, benliğini farkına varmasındaki en önemli etmen kuşlar değil midir? Bence onlar Ahmet Arif’in bir şiirinde açıkça dile getiriyor. Birde kuşlar var Hakim Bey. Her şeyin başı onlar. Onlar özgürlüğü koyuyor insanların kafasına. Baksanıza hiçbir şeyin farkında olmadan uçuşuyorlar.

Ne güzel demiş dimi ama belki yanıldığı bir nokta vardır. Belki kuşlar her şeyin farkındalar. İnsanların nasıl olduklarını bildikleri için uzak durmayı tercih ediyorlar. Her neyse de “hep uçsunlar” bence. Samut kavramlar gibi soyut kavramlarda önemlidir. Misal çocukların yüzlerindeki eşit seviyeli masumiyet gibi. Yemyeşil ağaçların yan yanaymış gibi uzaması, durması, gökyüzündeki bulutların adaletli bir şekilde dağılması… Her gün aynı duyguyu veren huzur ve eşit mesafede olduğunu düşündüğüm upuzun yol… Bana göre özgürlük bir yoldur. Amacına ulaşmadan ziyade o yolda hangi acıları çektiğin önemlidir. Zahmetsiz bir yolu değil de bunu sevdiğin için özgürsündür. En önemlisi özgürlük kendi kararını kendin vermek demektir. Ama unutmayın ki sizin özgürlüğünüz başkalarının hakkını gasp ettiğiniz yerde biter. Tıpkı iyi başlayan bazı şeylerin sonunun kötü bitmesi gibi ki zaten mutlu sonlar yalnızca masallara ait değil miydi?

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Korona Virüs’ün Hayatımıza Girişi ve Etkileri
0 (0)

 

 

Korona virüs, aralık ayında Çin’in Wuhan bölgesinde ortaya çıkmasıyla birlikte dünyayı etkisi altına aldı. İlk olarak karşımıza yüksek ateş ve nefes darlığı ile tanımlanan yeni viral solunum yolu hastalığı olarak çıkmıştır. Hastalığın damlacık ve temas yoluyla bulaştığı bilinmektedir. Oluşturduğu küresel salgın durumundan ötürü pandemi olarak tanımlanmaktadır. Korona virüs Hastalığı genel olarak yüksek ateş ve öksürük, ilerleyen durumlarda solunum güçlüğü ile seyreden bir hastalıktır. Bunlara ilave olarak bulantı-kusma, kas-eklem ağrısı, iştahsızlık gibi farklı semptomların da ortaya çıkabildiği gösterilmektedir. Ülkemiz bu virüsle ilk olarak  Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 11 Mart’ta yaptığı açıklamada, Avrupa üzerinden gelen bir hastanın test sonuçlarının pozitif çıktığını bildirdi. 13 Mart’ta da ikinci bir kişinin de testlerinin pozitif olduğunu açıkladı. Ve sonrasında ülkemiz kırmızı alarma geçti. Tedbir amaçlı birçok kısıtlama getirildi. İlk ve orta okullar ile liselerin, 16 Mart itibarıyla iki hafta tatil edilmesine, öğrencilerin 23 Mart’tan itibaren bir hafta süreyle evden internet ve televizyon kanalları üzerinden eğitimlerine devam etmesine karar verildi. Üniversiteler, 16 Mart tarihinden itibaren 3 hafta süreyle tatil edildi. Vaka sayısı arttıkça yeni önlemler alındı ve eğitime uzaktan devam edilme kararı alındı. Üniversiteler dönemlerini kapattılar. Eğitimlere uzaktan eğitim sistemi ile sürdürülmeye başlandı. Spor müsabakalarının nisan ayı sonuna kadar seyircisiz oynanması kararlaştırıldı ve durumun ilerlemesi nedeniyle tüm spor faaliyetleri durduruldu. Kamu görevlilerinin yurt dışına çıkışı izne tabi oldu. Cumhurbaşkanlığınca genelge yayınlandı. Korona virüs nedeniyle kamu görevlilerine yurt dışı yasağı getirildi. Üniversitelerdeki idari ve akademik personele tatil olmayacak, korona virüsün Türkiye’deki seyrine göre bu konunun yeniden değerlendirileceği söylendi. Bakanlığa bağlı tüm ana sınıf ve kreşlerin de korona virüs önlemleri kapsamında tatil edilerek özel kreş, gündüz bakımevleri ile özel çocuk kulüpleri 16 Mart’tan itibaren bir sonraki açıklamaya kadar tatil edildi. Askerlerin çarşı izinleri geçici süreyle durduruldu.  Adalet Bakanlığı ceza infaz kurumlarında korona virüs testi pozitif çıkan tutuklu ve hükümlü bulunmadığını, son dönemde yurt dışına çıkmış yabancı, Türk vatandaşı ziyaretçilerin tutuklu ve hükümlüleri ziyaret etmesine izin verilmediğini açıkladı. Fakat son zamanlarda ceza evlerinde çıkan vakalar sonucu yeni bir kararname yayınlanarak kabul edildi. Bazı suçlar dışında ceza evleri de boşaltılmaya başlandı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da 81 il valiliğine korona virüs tedbirlerini içeren genelge gönderdi. Halkın toplu olarak bulunduğu alanlar, Bilim Kurulunca belirlenen şekilde, sık periyotlarla temizlenecek ve dezenfekte edilecek. İnsan sirkülasyonunun yoğun olduğu yerler ve binalar ile toplu taşıma araçlarına dezenfektanlar yerleştirildi. Din İşleri Yüksek Kurulu, korona virüs görülen ülkelerde yüksek risk grubundaki Müslümanların cuma namazı yerine evlerinde öğle namazı kılabileceklerini, kamu sağlığını korumakla yetkili otoritelerce karar alınması halinde karantina bölgesindekilere cuma namazının farz olmadığını bildirdi. Camiler kapatıldı ve her ezan sonrası ülkenin salgın hastalıktan kurtulması için dua edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığınca, tüm sanatsal etkinlikler nisan ayı sonuna kadar erteledi.  Belediyelerin sosyal, kültürel ve sanatsal etkinlikleri iptal edildi. Hastanelere ziyaretçi kısıtlaması getirilerek, mesai saatleri içinde ziyaretçi kabul edilmemesi kararlaştırıldı. Sadece acil durumlarda hastanelere gidin çağrısında bulunuldu. Açık ve kapalı tüm cezaevlerindeki görüşlerle ceza infaz kurumları arasındaki nakiller iki hafta süreyle ertelendi sonrasında durduruldu. Almanya, Fransa, İspanya, Norveç, Danimarka, Belçika, Avusturya, İsveç ve Hollanda’ya uçuşlar 17 Nisan’a kadar durduruldu ve sonrasında ülkemizin kapıları tamamen kapatıldı. Ülkemiz vatandaşlarına evde kal çağrısında bulunuldu. 7’den 70’e kapsayıcıyı önlemler alındı. Korona virüsün yayılmaması için alınan önlemlerin tamamı insan sağlığının değerli olması ve önlemler ile ölüm sayısının yükselmemesini sağlamak.

Korona virüs (KOVİD-19) salgını kapsamında alınan tedbirler neticesinde evde kendi sosyal izolasyonumuzu sağlamak için evde kal kuralına uyuyoruz. Peki, evde kalmak ailemiz, okulumuz ve özgürlüğümüzü nasıl etkiledi ya da bu kavramlara bakış açımız nasıl değişti?

 

 

Korona virüs ve Kısıtlanan Özgürlük;

Özgürlük, bağlı olmama; dışardan etkilenmemiş olma; engellenmemiş olma; zorlanmamış olma durumudur. Fakat hayatımızı giren korona virüs bizi birçok durumdan mahrum bıraktı. Okulumuz, arkadaşlarımız, sosyal aktivitelerimiz ve daha niceleri. Zor zamanlardan geçiyoruz. Dilediğimiz gibi sokağa çıkıp dilediğimiz gibi insanlarla sosyalleşemiyoruz. Çünkü korona virüs çok kolay bulaşıyor ve daha kesin bir tedavisi de bulunamamıştır. Çevremizdekilerin bizim sorumsuzluğumuz yüzünden hastalanmaması ve hayatlarını kaybetmemeleri için aynı şekilde hasta olmamak virüs taşıyıcılığı yapmamak için kendi özgürlüğümüzden fedakarlık etmemiz gerekiyor. Sosyal ve sosyalleşmeyi seven bir millet olduğumuz için evde kaldığımız bu dönem bizleri oldukça zorluyor.  Önceden kalkmakta güçlük çektiğimiz erken saatte olan derslere gitmek için can atıyoruz. Fakında olmadan yaşadığımız zamanları özlüyoruz. Aslında elimizin altında bulunan imkanlara burun kıvırdığımızı hiç alışkın olmadığımız bir döneme girdiğimizde fark ederek özlemle anımsıyoruz. Sabah yürüyüşe çıkamıyor, akşam hava almak için bir mekanda oturamıyoruz. Sürekli birlikte olduğumuz arkadaşlarımızla sadece dijital ortamlardan görüntülü konuşabiliyoruz. Alışveriş yapmak istesek açık avm bulmak olanaksız. Dijital platformlardan ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz. En kötüsü de özgür olduğumuz zamanların kıymetini kısıtlama altındayken fark ediyoruz. Hala özgür birer vatandaşız fakat bu günlerin kıymetini de bilmeyerek hayıflanıyoruz. İş veya okul temposunda ‘Ah keşke uzun süre evimde olsam, hiç dışarıya çıkmayacağım.’ dediğimiz fırsatı bulmamıza rağmen sürekli elimizin altındaki olanakları küçük görerek anı değerlendirmesini bilmiyoruz. Yani özgür bir birey her şekilde özgürdür. Biz bu zorlu günlerde özgürlüğü çıkıp dışarıda vakit geçirmek olarak kendimize empoze etmemeliyiz. Vahşi doğada yaşamaya alışkın bir hayvanı kendi habitatından ayırarak evcilleştirmeye çalışıyoruz. Süslü kafesler, renkli kıyafetler, bize ait olduklarını düşünmeleri için sahibi olduğumuzu gösteren tasmalar… Şuan doğal ortamlarından ayrılan hayvanlardan tek farkımız kendi evimiz içerisinde kendi isteklerimizi yapıyor olmamız. Özgürlükleri ellerinden alınıp bir kafese hapsedilen canlıların mutlu olmaları söz konusu bile değil. Tıpkı bizler gibi korona virüs sayesinde empati yaparak değer yargılarını çeşitlendirebiliriz. Başa bir bakış açısı ile de, insanlar şuan ben özgürüm özgür bir ülke de yaşıyorum diyebiliyorlar. Özgürlük başka insanların hak ve sorumluluklarını kısıtlamadan yaptığın davranışlar  bütünüdür. Dışarıya çıkan insanlar etrafındaki herkesi riske atarak onların özgürlüklerini kısıtlıyor. Tabiatlarına geri dönmek istiyorlar örneğin; mangal yapmak, balık tutmak, pikniğe gitmek, sokakta oyun oynamak, arkadaşlarıyla ev sınırları içerisinde parti vermek vb. Diğer insanların canlarını önemsemeyerek özgürlük çerçevesinde olduğunu düşünüp başlarına buyruk geziyorlar. 2-3 ay sonra tamamen kısıtlanmamış olarak yaşamak varken insan sağlığını riske atacak davranışlarda bulunmamalıyız.

 

Korona virüs Döneminde Aile Bağları:

Türkiye aile kavramı üzerinde oldukça hassasiyet gösteren ataerkil bir ülkedir. Diğer ülkelere göre anne, baba, kardeş yani akrabalık ilişkilerini oldukça ön planda ve önemli tutar. Sağlık ise bizlerin akrabalık ilişkilerinde ayırt edici bir özelliğini ortaya koyuyor. Hasta büyüklerimize bir tas çorba yapıp götürmemiz, annelerimizin bizleri büyütürken çektiği zorluklar, çocukken çıkan ateşimizi düşürmeye çalışması, komşumuz hasta olduğunda geçmiş olsun ziyaretine gitmemiz…  Bütün bunlar bizlerin gelenek görenek ve toplum özelliklerimizde yer alan davranışlardır. Dünyaca konuşulan korona virüs döneminde de en büyük birlik ve beraberlik yine bizim ülkemizdedir. Hayatsal fonksiyonlarımızı sürdürebilmek için bir sirkülasyonun olması gerekiyor. Çocukların dışarıyla temasa geçmemesi ve aynı zamanda yaşamsal ihtiyaçların da karşılanması için anne ve babalarımızın işlerine gidip para kazanması gerekiyor. Dışarıyla iletişime geçen anne ve babamız için oldukça endişeleniyoruz. Kişisel temizliklerine dikkat etmelerini ve olabildiğince kendi izolasyonlarını yapmalarını sağlıyoruz. Evde kal çağrısı ve çeşitli kısıtlamalar sonucu aile bireyleriyle sosyal mesafeyi koruyarak evde can sıkıntısını gidermek amaçlı yeni faaliyetler yapıyoruz. Öncelerde yoğun iş temposunda aile bağlarını ihmal ediyorduk bu dönemde ise aile bireylerimizi daha iyi tanıyarak isteklerimizi hatta hiç sormayı akıl dahi etmediğimiz hayallerini öğreniyoruz. Yeni baba olmuş bir bireyin belki de çocuğuyla doya doya ilgilenmesini sağlayan bir dönemdeyiz. Aile demişken, bizler için evde beslediğimiz evcil hayvanlar da çok önemlidir. Kedi, köpek, kaz, inek, koyun ve kuzu daha niceleri. Evcil hayvanlarımız da ailemizin üyeleridir. Yurt dışında evcil hayvanların virüs taşıyıcısı olabileceği ve hayvanlardan bulaştığı öğrenildiğinde apartman camlarından ölmeleri için atılan canlıları gördüğümde aklıma ülkemin ailesine her zaman sahip çıkacağı ve zor durumda bırakmayacağı geldi. Korona virüs döneminde olumsuz yansıyan temeli sağlam atılmamış hastalıklı zihniyete sahip insanlar ise evde kaldığımız bu dönemde aile üyelerine işkence ederek şiddete başvurabiliyor. Böyle durumlarda ise devlet ücretsiz psikiyatri servisinden yararlanma ve kolluk kuvvetlerini devreye sokmaktadır. Kendi ailem için konuşacak olursam, babam ve annem sürekli çalıştıkları ve şehir dışında üniversite okuduğum aile üyelerine duyduğum özlem ortadan kalktı. Sadece pazar kahvaltılarında annem, babam ve kardeşlerimle görüşebiliyorken kendi karantinamızı ilan ettiğimiz günden bu yana birlikte kahvaltı yaparak her günümüz pazar günüymüş gibi hissediyorum. Film izliyoruz, kitap okuyoruz, oyun oynuyoruz, hatta ve hatta iş bölümü yaparak temizlik bile yapıyoruz. Aile bireylerimle ilişkimi pekiştirmek ve yoğun iş-okul temposundan uzakta olmak bazen mutlu bazen hüzünlü olmamı sağlıyor. Bulunduğumuz duruma şükrederek en güzel şekilde değerlendirmeyi sağlıyoruz. Evsiz insanların ailesi olmayan insanların durumlarının güçlüğünü anlayabiliyoruz. Bazen sıkıldığımızda yatağa bağlı onca bakıma muhtaç insanın yerine kendimizi koyarak bulunduğumuz durumdan hayıflanmamayı öğreniyoruz.

 

Korona virüs İle Değişen Okullar:

Aksaray Üniversitesi 16 mart tarihinde korona virüs kapsamında okulların tedbir amaçlı 3 hafta tatil edildiğini açıkladı. İlk şaşkınlığımızı memleketlerimize geldiğimizde attık ve vaka artışından kaynaklı olarak virüsün yayılma hızını önlemek amaçlı tatil süresinin uzayabileceği konuşuluyordu. Eğitim alanında kargaşa olamaması ve eğitimin aksamaması için yapılan açıklama sonucunda internet üzerinden uzaktan eğitim gibi dijital veri tabanlı bir sistemin eğitim alanında uygulanabileceği ve alt yapımızın olduğu duyuruldu. Bizler de bu dersleri dijital ortamlardan takip etmeye başladık. Örgün eğitime alışmış olunduğu için tam anlamıyla oturması 2-3 haftayı bulmuş olsa da öğretmenlerimizle onların ses, görüntü ve sistem üzerinden yükledikleri dökümanlar yardımıyla eğitimimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Etkileşimde bulunamama, anlık soru soramama ve sadece tek taraflı bir iletişimin olması biraz sıkıcı geliyor. Ülkenin doğru habere, alanında kendisini geliştirmiş gazetecilere ihtiyacı var diyerek kendimi motive etmeye çalışıyorum. Şunu da söylemeliyim ki ders esnasında yapılan esprileri ve öğretmenlerimin saha anılarını dinlemeyi çok özledim. Ülke olarak eğitime vermiş olduğumuz önem göz önündedir ve korona virüs kriz döneminde oldukça iyi yönetilerek aksamaya uğramaması için tüm çalışmalar zamanında yapılmıştır. Korona virüs döneminde en çok duyurunun, açıklamanın yapıldığı alanın, sağlık ve eğitim olduğunu unutmamalıyız. Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır(. Mustafa Kemal Atatürk). Muharebe meydanlarını sadece cenklerle sınırlandırmamalıyız. Siber saldırılar, soğuk savaşlar, pandemiler. Bunlarla Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi eğitim ile üstesinden gelebiliriz. Bir şeyi başarabilmek için önce o şeyin eğitimini almalı kulaktan dolma bilgilerle iş yapmamalıyız. Bu sebeple eğitimin durdurulması bir neslin eksik, geç kalınmış olmasına sebep olacaktır. Demem o ki eğitime verilecek 1 yıllık ara bizim geleceğimizden alınmış 10 yıla bedel olacaktır. Bir sistemi temelleştirmek zaman alacaktır. Ama o temelin bozulması saniyeler… Ulu Önder Atatürk’ün de söylediği gibi: Eğitim ve öğretimde uygulanacak yol, bilgiyi insan için fazla bir süs, bir zorbalık vasıtası, yahut medeni bir zevkten ziyade maddi hayatta muvaffak olmayı temin eden pratik ve kullanılması mümkün bir cihaz haline getirmektir. Eğitimlerimiz hız kesmeden devam ediyor. Sadece uygulanan yöntemler değişti. Sırada oturduğumuz zamanları özlüyor olsak da öncelikle kendi sağlığımız sonrasında aile ve ülkemizin sağlığı için evde kalıyoruz. Çünkü hayat eve sığar.

 

 

 

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Meğer Eskiden Ne Güzelmişiz…
0 (0)

 

Tüm dünyayı etkisi altına alan ve binlerce insanın aramızdan ayrılmasına sebep olan Corona Virüs(Covıd 19) ne yazık ki hala birçok insanın aramızdan ayrılmasına sebep oluyor. Bu virüsün bizden aldığı birçok şey var. Sağlığımız, özgürlüğümüz, eğitimimiz, arkadaşlarımız, ailemiz ve daha sayamadığım birçok şey…

 

Bizden bir şeyler almasının yanı sıra aynı zaman da bizim değersiz gördüğümüz şeylerin aslında bizler için  ne kadar önemli ve değerli olduğunu öğretti. Aile, özgürlük, sağlık, temizlik gibi kavramlar bunlardan sadece bir kaçı.

 

Evden dışarıya çıkamıyoruz. Türkiye’de 65 yaş üstü, kronik rahatsızlığı olan vatandaşlarımız ve 20 yaşın altındaki genç kardeşlerimizin sokağa çıkması kesinlikle yasaklandı. Hafta sonu ise herkese yasak hale geldi. 48 saat evden çıkmamamız gerektiği söylendi. Peki neden? Çünkü hem kendi sağlığımızı hem de etrafımızda ki insanların sağlığını tehlikeye atmamak için. Bizlerin de devletimizin aldığı tedbirler doğrultusunda hareket etmemiz gerekiyor. Kimisi bu kuralları siyasete çekerek hükumete karşı gelerek yasağı dinlemedi kimisi de bize bir şey olmaz diyerek virüs yokmuş gibi devam etti. Peki biz ne yaptık, bizim bu durumda ne yapmamız gerekiyor? Öncelikle içinde bulunduğumuz duruma sebep olan Corona Virüsü’nün siyasi bir şey olmadığını anlamamız gerekir.  Bu virüs bir salgın hastalık. Siyasiyle ya da siyasilerle ilgili bir durum söz konusu değildir. Tüm vatandaşlarımızın bunu anlayarak hareket etmesi gerekir. İnsanlar bir şeyi bağırarak söylüyorsa ve bu virüsün gitmesi için uğraşıyorsa bu uğraş sadece ama sadece sağlığımızı düşündükleri, vaka sayısının daha fazla artmamasını sağlamak içindir. Eğer bu virüsün bize ve sevdiklerimize zarar verebileceğini ve bir gün bize de bulaşacağını düşünerek hareket edersek zaten en hızlı şekilde tedbirlerimizi almış  ve virüsün yayılmasını bu şekilde engelleyebiliriz. Şu süreçte herkes kendinin doktoru olması lazım.   Nasıl kendimizin doktoru olacağız, nelere dikkat edeceğiz neler yapmamız ya da neler yapmamamız gerekiyor? Bu süreç içerisinde öncelikle yapmamız gereken  şey kendi izolasyonumuzu oluşturmak Yani kendimizi izole etmek. Mesela kişisel eşyalarımızın sayısını çoğaltmamız gerekiyor. Diş macunumuzun, havlumuzun hatta kullandığımız tabak, çatal, bardak  ve kaşıklarımızın  da ayrı olması gerekiyor. Bunları söyleyen ben miyim? Hayır. Yetkililer böyle olsun istiyor. Özellikle de ellerimizi yıkadıktan sonra sildiğimiz havlunun ayrı olması konusuna önemle vurgu yapıyorlar. El hijyenimize dikkat etmek bu konuda en önemli hususlardan biridir. Çünkü virüsün en çok temas yolu ile insandan insana bulaşabileceğini söylüyorlar. Kendi evimiz içerisinde de ailemizle sosyal mesafemizi korumamız gerek. Kendimiz taşıyıcı olabiliriz. Biz gençlerin taşıyıcı olabileceğimizi unutmamamız gerekir. Hem kendi hem de ailemizin sağlığını düşünmek zorundayız. Çünkü Sağlık Bakanı Fahrettin Koca İstanbul’da bir kişinin on altı kişiye bulaştırdığını ve vakanın bu şekilde hızla yayıldığını söylemişti. Bu yüzden bu konu da bizlere büyük görevler düşüyor En büyük görevimiz ise evde kalmak.

 

 

 

Corona Virüs( Covıd 19) bizden ailemizi, sevdiklerimiz, özgürlüğümüzü, sevdiklerimizi hatta neredeyse eğitimimizi elimizden aldı. Ana sınıfı öğrencisinden üniversite öğrencisine kadar herkes evde. Eğitimlerine uzaktan devam etmek zorundalar. Bu durum hem aileleri hem de üniversite öğrencilerini olumsuz etkilemekte. Öğrenciler yüz yüze iletişimden aldığı verimi ne yazık ki uzaktan eğitimden alamamakta. Bu öğrencilerin içinde ne yazık ki bende varım. Çünkü sınıf ortamı her şeyden daha iyi. Arkadaşlarınla iç içe olmak, onlarla birlikte gülerek ders işlemek, birçok hocamızın espri yaparak ders anlatması dersi daha keyifli hale getiriyordu ve bizim daha istekli ders dinlememizi sağlıyordu. Yine de karamsar olmayarak derslerimizi büyük bir özveri ile sanki sınıftaymış gibi gerekirse ders esnasında hocalarla konuşarak dersi eğlenceli hale getirip dinleyeceğiz. Ben öyle yaparak kendimi ders dinlemeye daha istekli hale getiriyorum çünkü.

 

 

Meğerse Covıd 19 bizden aldıkları şeyler kadar bize öğreteceği de çok şey varmış. Eskiden sabah erken kalkıp derse gitmek istemezken şimdi gerekirse hiç uyumam ama yine de dersime giderim diyorum. Düşüncelerimizi ve düşüncelerimizin yanı sıra davranışlarımızı da etkiledi. İnsan uzak kaldığı her şeyi çok özlüyormuş. Üniversitedeyken keşke ailemin yanında olsam, evimde olsam diyordum oysa şimdi keşke okulda olup yine arkadaşlarımla sıcak havada güneşin altında çimlere oturup gülüp eğlensek diye düşünüyorum. Şikâyet ettiğim şeyleri özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama Corona Virüs bize bunları da öğretti.

 

 

Şuan ailemin yanında olmama rağmen onlara sarılamıyorum. Onları   kucaklayamıyorum.  Onları öpemiyorum. Herkes evde birbirine çok uzak. Çünkü her gün otobüse binerek işe gitmek zorunda olan babam var. Ona çok dikkat ediyoruz. İşten geldiğinde hiçbir yere dokunmadan direk sterilize ediyor ve dezenfektan ile ellerini dezenfekte ediyoruz. Sonra babam  ellerini iyice yıkıyor ve direk banyo yapıyor. Daha sonra aramıza katılıyor. Sanki ailemin yanında değilmişim gibi hissediyorum kendimi. Farklı şehirde olsam ya da yanlarında olmasan belki daha az özlerdim ailemi. Ama onların yanında olup sanki yanlarında değilmişim gibi davranmak kendimi çok farklı hissetmeme yol açıyor. Ailemi onların yanındayken bile çok özlüyorum. İnsanın içini ister istemez bir korku kaplıyor. Hele de ailenizden kronik rahatsızlığı olan bir birey varsa. Ona bir şey olacak korkusu ile üzerine titriyorsunuz. Ne yazık ki elinizde olmayan sebeplerle bunu yapıyorsunuz. Ama her akşam oturup birlikte muhabbet ediyorsunuz. Eskilerden, eski yaşam tarzlarından, eski yaşam standartlarından konuşuyorsunuz. Ne kadar nimete sahip olduğunuz için bir kere daha şükrediyorsunuz. Şuan her şey elimizin altında olmasına rağmen bizler hiçbir şeyin kıymetini bilmiyoruz. Hasta olana kadar sağlığımızın darda olana kadar paramızın kıymetini bilmiyoruz. Sanki herkes aynı şartlar altında yaşamak zorundaymış  gibi davranıyoruz. Ailenizle fotoğraf albümünü kurcaladığınız da hiç bilinmeyen hikâyeler ortaya çıkıyor. Herkesin ufak tefek tatlı yalanları dökülüyor ve yüzleri güldürüyor. Ailenizin ve şimdiki zamanın, sahip olduğunuz her şeyin bir veli nimet olduğunu anlıyorsunuz.

 

 

Herkesin evde kalmak zorunda kaldığı şu günler de özgürlük kavramı aklıma geliyor. Biz evin içerisinde hareket edebiliyoruz. Odadan odaya koşuyoruz. Bahçeye, balkona çıkabiliyoruz. Peki ya hayatlarının sonuna kadar tekerlekli sandalye de yaşamak zorunda olan insanlar nasıl geçirmiş şu zamanları? Evde olmaktan şikâyet ediyoruz ama asla o insanların yerine koymuyoruz kendimizi. Belki de onlar keşke evde olsak keşke hayatımız boyunca hiç evden çıkmasak ama yürüyebilsek diye geçiriyorlardır içlerinden. Evimizin manzaralı olmayışından şikâyet etmeye başladık artık. Hiçbir şeyi beğenmiyoruz. Peki ya tek manzarası odanın tavanı olan insanlar ne yapsın? Onlar için ister saray da yaşa ister tek odalı bir evde. Ne yazık ki onların manzaraları değişmez. Peki ya mahkûmlar?

Yıllarını dört duvar arasına sığdırmış, sığdırmak zorunda olan insanlar var. İnsanlar şuan ben özgürüm özgür bir ülke de yaşıyorum diyerek elini kolunu sallaya sallaya gezmeye devam ediyor. Balık tutanı mı ararsın yoksa son ses müzikle sahilde tur atanı mı ararsın. Kimse özgür değildir. Özgürlük başka insanların hak ve sorumluluklarını kısıtlamadan yaptığın davranışlar  demektir. Şimdi dışarıya çıkan insanlar etrafındaki herkesi riske atarak onların özgürlüklerini kısıtlamıyor mu? Tabii ki de kısıtlıyor. Ama onlar yaptığı davranışların özgürlük çerçevesinde olduğunu düşünüyor.

Tek sorun bu da değil. Ülkemizde yine insanların sağlığını düşündükleri için bu süreçte pek çok iş yerleri geçici olarak kapatıldı. Bu yüzden hem iş yeri sahibi hem de kapatılan iş yerinde çalışan insanlar ne yazık ki ekonomik olarak olumsuz bir durum yaşadı. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başlatmış olduğu ve yedi aylık maaşını bağışladığı Biz Bize Yeteriz Türkiye’m kampanyası bu dönemde işsiz kalan ve ekonomik açıdan olumsuz durumda olan vatandaşlarımız için çok güzel bir kampanya oldu. Herkes gücünün yettiği kadar bağış yaptı. Sanatçısından sporcusuna oyuncusundan esnafına kadar herkes birlikte birbirlerine kenetlenerek yardım ettiler. Küçücük çocuklar kumbaralarındaki paralarını bağışladılar.  Çanakkale Savaşında nasıl birbirlerine kenetlendilerse yine öyle kenetlendi herkes. Bu zorlu süreçten hep birlikte el vererek yüne dayanışma içerisinde çıkacağımıza inanıyorum. Virüs ortadan elbette ki kalkacak ancak onun sonunda biraz ekonomik dengesizlikler olacaktır. Biz bunun da üstesinden geleceğiz. İyi insanlar iyi ki var.

 

 

Biz dedelerimizi evde durduramıyoruz. Sürekli dışarı çıkmak istiyorlar. Peki, bahçede top oynamak isteyen, küçük bir ağacın altında piknik yapmak isteyen ve oyun çağında olup yeni oyunlar öğrenmesi gereken  bu çocukları nasıl evde durduruyoruz? Dışarıya hasret kalan çocuklarımızın en güzel manzarası artık pencereden.  O yüzden özgürlük adı altında dışarıya çıkan insanlar bir de başkaları tarafından baksınlar hayatlarına.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!