Arama:
Çizgi filmler, diziler çocuklarımızı etkiliyor mu?
0 (0)

Günümüzde teknolojilerin gelişmesiyle birlikte eğlenebileceğimiz ve zaman geçirebileceğimiz araçlar ortaya çıkmıştır. Bunlardan en önemlisi televizyondur. Hemen hemen herkesin evinde olan bir eğlence aracıdır. Tüm aile bireylerin evde oturup hep beraber oturup izlediği araçtır. İstinasız çocuklarında ilgi odağıdır. Çocuklar içinde vakit geçirebileceği, eğlenebileceği ve öğretici içeriklerde üretilmiş ve gösterilmeye başlanmıştır.

Çizgi filmler ve diziler farklı ve renkli içerikleriyle çocukların dikkatini çekmektedir. 2 yaşından sonra çocuklar etrafında bulunan şeyleri keşfetmeye başlar. Yapılanları taklit etmeye ve duyduğu cümleleri söylemeye başlar. Çevresini tanımaya çalışır. Çizgi filmler çocukları hem iyi hem de kötü yönde etkileyebilir. Bu çizgi filmin içeriğine bağlıdır. Çocuklarımıza çizgi film izletmeden önce o çizgi filmleri ilk önce bizler izleyerek çocukları kötü yönde etkileyecek bir unsur olup olmadığı kontrol etmemiz gerekir.

Çocuklarımızı şiddete yönlendirecek, kötü sözler söyletecek ve çocukların bilmemesi gereken şeyleri bilmesini önleyecek çizgi filmler seçilip izletilmeli dir. Bu durumda çizgi filmler kontrol edilip izletilmezse ilerde çocuklarda psikolojik sorunlar yaratabilir. Çizgi filmlerin kötü yönleri olduğu gibi çocukları iyi yönde etkileri de vardır. Bunlar çocuğun eğlenmesini, zaman geçirmesini ve bilmediği şeyleri öğrenmesini sağlayabiliyor. Çocuğun gelecek ile ilgili hayal kurabilmesini ve aklını çalıştırabileceği ögelerin yer alması ve çocuğun çevresine ve aile bireylerine karşı nasıl davranabileceğini öğretmektedir. Çocuklara sevgiyi, saygıyı ve arkadaşlığı öğretmektedir. Çocuklara deprem, sel gibi doğal afetlerde nasıl davranmaları gerektiklerini çizgi filmlerde öğrenmeye başlamışlardır. Bu yönden çizgi filmler çocuklar için kötü bir eğlence aracı değil, bilgileneceği ve hayal kurabileceği ve yeni icatlar yapabileceği bir araç haline gelmektedir.

Örneğin; Pepe çoğu çocuğun sevdiği bir çizgi filmdir. Pepe’de Pepe’nin  kardeşiyle ilgilenmesi, büyükleriyle birlikte beraber vakit geçirmesi, iş bölümlerin yapılması ve herkesin uyması, büyükleriyle saygılı davranması gibi güzel davranışlar gösterilmektedir. Ayrıca çocuklara kendini tanıyabilmesi kendi kapasitelerini göstermesi, spora yönlendirmesi ve düşünme, sorgulama, eleştirme gibi davranışları öğretmektedir.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Güçlü bir manipülatif “hale(halo) etkisi”
0 (0)

Reklamda gördüğünüz bir ürüne ya da daha içeriğini bilmeden sadece kapağını gördüğünüz bir kitabı çok sevdiğiniz oldu mu? Ya da daha zor bir soru soruyum iştesiniz ve patronunuz iş arkadaşınız Cenk’in yaklaşmakta olan bir proje için iyi bir takım lideri olup olmayacağı konusunda fikrinizi soruyor. Cenk’i iyi tanımıyorsun, ama Cenk uzun boylu ve çekici bir insan olarak görüyorsun. Sırf bu yüzden evet dermiydiniz?

Tanımadığınız/bilmediğiniz bir objeye ya da kişiye olumlu yaklaşmanızın bir sebebi var. Buna hale(halo) etkisi denmektedir. Bu etki nedir gelin birlikte inceleyelim.

Hale etkisi, bir kişi veya obje hakkında bildiğiniz tek bir özelliğe dayanan akıl yürütme hatasını tanımlayan psikolojik bir terimdir. Bu bakışınızı olumlu ya da olumsuz olarak değiştirebilir.

Örneğin yukarıdaki örnekte evet demenizin sebebi Cenk’in dış görünüşüne bakarak Cenk’e atfettiğiniz diğer olumlu terimlerdir. Yani sırf çekici olduğu için liderlik yapabileceğini ve zeki olduğunu düşünürsünüz. Cenk’in gerçekten iyi bir takım lideri olup olmayacağını bilmemenize rağmen, bilinçaltında bu görüşleri oluşturuyorsunuz. Yani, bir kişinin algılanan olumlu ya da olumsuz özelliği, o kişi için bir görüş yansıtır.

Başkaları hakkında nasıl fikir oluşturduğunuzu daha iyi anlamak için hale etkisini örneklerle inceleyelim. Bu sayede, düşünme alışkanlıklarınızı değiştirebilir ve diğer insanlara karşı ön yargılı kararlar vermeden daha bilinçli kararlar verebilirsiniz.

Örneğin, abartılı bir ifade olan “ilk görüşte aşk” genellikle fiziksel görünüşe dayanarak o kişi hakkında diğer olumlu şeylere inanmanızı sağlar. Karşınızdaki kişinin iyi ya da kötü olduğunu bilmeden dış görünüşünü beğendiyseniz onu iyi olarak tanımlamanız muhtemeldir.

Hale etkisi göre düşünce ilk izlenimlere ve fiziksel görünüme dayandığından, çekiciliğimizin diğer insanları etkileyebileceği mantıklıdır.

Bir kafede olduğunuzu hayal edin. Burada iyi giyinmiş birini görüyorsunuz ve onu fiziksel olarak çekici buluyorsunuz. Akıllı, eğlenceli ve iyi bir iş ahlakına sahip olduğunu varsayabilirsiniz. Spordan yeni çıkmış birini görüyorsunuz bu kişinin de çalışkan, formda ve mutlu olduğunu düşünebilirsiniz. Kafede karşılaştığınız üçüncü kişi yeni uyanmış olabilir; kıyafetleri darmadağınık ve saçları da karışık. Bu, ilk gördüğünüz kişiden daha yoğun çalışan biri olabilir ya da ikinci gördüğünüz kişiden daha formda ve mutlu olabilir. Ancak son gördüğünüz kişiyi sırf dış görünüşünden tembel, düzensiz gibi sıfatlarla tanımlamanız muhtemeledir.

Hale etkisinin hayatımızdaki derecesi göz önüne alındığında, ön yargıları gerçeklerden ayırt etmek zor olabilir. Ön yargılı yaklaşmadan başkaları hakkında daha objektif düşünerek bu tür öznel görüşleri azaltabiliriz. Hale etkisi, insanların ilk izlenimlere dayanarak başkalarını yargılamak için hızlı davrandığından, düşünce sürecinizi yavaşlatmak yararlıdır.

Daha önceki örneklerde patronunuzun size iş arkadaşınız Cenk’in liderlik yetenekleri hakkında sorular sorduğunu konuştuk. Örneğin bu durumda hemen cevap vermek yerine, patronunuza tekliflerini tam olarak düşünebilmeniz için size bir gün süre vermesini isteyebilirsiniz. O zaman Cenk ile konuşup iyi bir takım lideri olup olmayacağı hakkında düşünebilirsiniz. Yavaşlamak ve tüm gerçekleri toplamak, hale etkisinin potansiyel zararlı yan etkilerini önlemenize yardımcı olabilir. Görünüşün yanıltıcı olabileceğini unutmayın ve ön yargıyla yaklaşmak yerine bir kez daha düşünün.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Neden rüya görürüz
0 (0)

Rüya kelime anlamı[1] itibariyle gerçekleşmesi imkânsız durum, hayal ya da gerçekleşmesi beklenen ve istenen şey, umut anlamlarına gelmektedir. Peki neden rüya görürüz? Bunun belirli bir sebebi var mı? Öncelikle belirtmeliyim ki rüyanın neden görüldüğü hakkında günümüzde kesin bir doğruya ulaşılamamıştır fakat araştırmacılar bu konuda birçok teori ortaya atmışlardır. İlk olarak psikolojide önemli bir kaç ismin rüyaları nasıl yorumladıklarını inceleyelim.

Öncelikle psikolojinin önemli isimlerinden Freud’un bu konudaki görüşüne bakalım. Freud’a göre rüyalar[2], insanların etik değerler sonucu kendini bazı konularda “frenlemesi” ve toplumsal baskılar sonucu bastırdıkları düşünce ya da duyguların bir nevi dışavurumudur. Yani kısaca, bilinç dışının ön plana çıkması olarak da değerlendirebileceğini söylemektedir.

İsviçreli psikiyatr ve analitik psikolojinin kurucusu Carl Jung’a göre[3], tıpkı düşüncelerimiz gibi, rüya, arketip ve öteki zihinsel imgelerin de kendi ayrı ruhsal gerçeklikleri vardır. Bunlar bize, “bizim” asla düşünemeyeceğimiz çok değerli kavrayışlar kazandırabilir. Bununla birlikte, Jung rüyaların yerine getirdiği çeşitli işlevlerin olduğunu belirtir. Bu işlevler:

Bilinçli zihnin bir biçimde kusurlu ya da çarpıtılmış alanlarının telafisi işlevini görmek

Kolektif bilinçdışından arketipsel anıları geri getirmek

Yaşamlarımızın bilinçli olarak farkında olmadığımız iç ve dış yönlerine dikkat çekmek olarak tanımlamıştır.

Gelin şimdide yazımın başında belirttiğim teorilerden bazılarını birlikte inceleyelim.

1- Hatırlamak için rüya görürüz
Uyumak, zihinsel aktivitelerin verimini artırmak için çok iyi bir yoldur. Fakat bunun yanında uyurken rüya görmek çok daha iyidir. Bilim insanları, bazı hafıza işlemlerinin yalnızca uyku esnasında meydana geldiğini ve gördüğümüz rüyaların da bu yapılan işlemlerin bir sonucu olduğunu düşündüler.

2- Unutmak için rüya görürüz
Beynimizde sayısızca sinir bağlantısı bulunmaktadır. Tasarladığımız ve gerçekleştirdiğimiz her şey bu bağlantıları oluşturur. 1983 yılında bilim insanları tersten öğrenim denilen nöro-biyolojik rüya teorisinden yola çıkarak uyku esnasında ve özellikle uykunun en derin evresi adını verdiğimiz REM
döngüsünde sinirsel bağlantıların beyin tarafından incelenip hiçbir işe yaramayacak olanların silinip atıldığını tespit etmiştir. Rüya görmemizin asıl nedeni olan bu unutma süreci olmadan, beynimiz gereksiz sinirsel bağlantılarla dolabilir ve bu unutulması gereken düşünceler organizma uyanıkken gerçekleşmesi gereken düşünme eylemini engelleyebilir.

3- İyileşmek için rüya görürüz
Beyin içindeki stres sinir ileticileri, uykunun en derin evresi olan “REM” bölümünde daha az aktiftir. Bu nedenle bazı bilim insanları, rüya görmenin amaçlarından birinin psikolojik açıdan iyileşmeyi sağlamak amacıyla, olumsuz tecrübelerimizin bizlere verdiği acıyı azaltmak olduğunu ileri sürmektedirler.

Bu teorilerden çıkarabileceğimiz kısa sonuç ise, rüyaları görmemizin nedeni uykudayken bilinçaltımızın beynin kontrolü altında olmasıdır.

Kaynaklar:
[1] https://sozluk.tdk.gov.tr
[2] https://wannart.com/icerik/7433-freuda-gore-ruyalarin-anlami-nedir
[3] https://holyharmony.wordpress.com/2014/12/25/ruyalar-ve-semboller/

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
SİZ KARAR VERİN
5 (1)

Hiç araştırdınız mı tıptaki bir çok terimin nereden geldiğini? Ben size söylim Yunan Mitolojisinden gelmekte, en basiti Hipokrat Yemini/Anıtını. Yunan tanrısı Hipokrates’den gelmekte. Hikayeleri size durgunluk verecek terimleri ve nasıl bağlantılı olduklarını araştırdım, buldum, bunu da sizinle paylaşmak istedim.

 

AKHİLLEUS(AŞİL)

=> Yarı tanrı Peleus ile su tanrıçası olan Thetis’in oğlu çeyrek tanrı Akhilleus’u ölümsüz hale getirmek için annesi Thetis ölümsüzlük nehri Styx’e ayak bileklerinden tutarak suyun içine daldırarak Akhilleus’u ölümsüz kılmıştır. Ancak Thetis’in bileklerinden tuttuğu yerler ıslanmadığı için Akhilleus Truva Savaşı’nda topuğundan vurularak ölmüştür. Bu yüzden tıp dilinde ayak bileklerindeki tendonlara Akhilleus(Aşil)  Tendon’u denmektedir.

 

 

ADONİS(ADONİS KASI)

=> Suriye kralının kızı Myrrha, Afrodit tarafından cezalandırılarak dadısının yardımıyla kendi babasıyla birlikte olur, babası son gece kızı olduğunu anlar ve onu öldürmek ister fakat tanrılar Myrrha’yı mersin ağacına dönüştürürler. 9 ay sonra ağaçtan dünyanın en güzel erkeği Adonis dünyaya gelir. Adonis’e hem Afrodit hem de Persephone aşık olur. Zeus olaya müdahale ederek 6 ay birinde 6 ay birinde kalmasına karar verir. Adonis Afrodit’in yanında kalmak için yeryüzüne çıktığında ilkbahar olur ve her yer bereketlenir ve bu yüzden Adonis bereket ve erkeklik tanrısıdır.

 

HYPNOS(HİPNOZ)

=> Nyx(Gece) ve Erebus(Karanlık)’un oğludur. Hypnos Lethe(Unutkanlık) nehrinden gelen ve gece ile gündüzün birleştiği mağarada yaşıyormuş. Yattığı yatağı abanozdan yapılmış ve mağaranın girişinde ise hipnoz bitkileri yetişirmiş. Mağrasına ışık ve ses giremezmiş. Daha sonralarda ise kendine ait bir rüya adası Lemnos’ta yaşamaktadır. Durgun ve nazik bir tanrı olduğu için, muhtaç insanlara yardım etmekten çekinmez ve uykuları nedeni ile de hayatlarının yarısına sahip bir tanrıdır.

 

NARKİSSOS(NARKOZ)

=> Kendine aşık olan kızları aldırmayıp, hiçbirine karşılık vermeyen bir tanrıdır. Çok güzel olan peri kızı olan Ekho bir gün avlanan bir avcı görmekte, bu avcı bizim aldırmaz yakışıklılar yakışıklısı Narkissos’tur ve peri kızı Ekho bu avcıya aşık olur fakat farkında o an fark etmez bu aşkın imkansız olduğunu. Narkissos bu aşka karşılık vermediği için Ekho acı çekerek günden güne eriyerek ölür. Diğer tanrılar bu duruma çok kızarak Narkissos’u cezalandırmak isterler. Av peşinde koştuğu bir gün susar ve bitkin durumda bir nehrin kenarına gelir. Su içmek için eğildiğinde kendi yansımasını görür ve daha önce görmediği için kendi güzelliğine aşık olur, büyülenir. Yerinden kalkamaz, o şekilde orada ne su içebilir ne de bişiler yiyebilir. Böylece Ekho’nun yaşadıklarının aynısını yaşayarak aynı şekilde ölür.

 

İRİS(İRİS TABAKASI)

=> Thaumas ile Elektra’nın kızı olup Okeanos’un soyundandır. Tanrıların yalanlarını ortaya çıkaran melek olarak nitelendirilir. Gök ile yeri birbirine bağlama görevinden dolayı Zeus ona gökyüzünden yeryüzüne haber taşımaktadır. Bundan dolayı gök kuşağının sembolü olmuştur ve insan vücudunda gözlerin renkli kısımlarının ismini bu melek tanrının ismini vermişlerdir.

 

 

PAN(PANİK)

=> Hermes’in Arkadya’lı (kimi kaynağa göre Dryope, kimi kaynağa göre ise Penelope olduğu söyleniyor) bir periden doğma oğlu, Zeus’un torunudur. Kırın, satirlerin ve çobanların tanrısıdır. Yarı keçi yarı insan, keçi boynuzlu, keçi ayaklı, insan suretli olduğu için korkutmayı seven bir tanrıdır. Ormanda gezen insanları aniden önüne çıkarak veya çığlı ile içlerine büyük ve ani bir korku, ürperti saldığı için panik kelimesinin türemesin de katkı sağlamıştır. Korkutucu olmasına karşın kırlarda dolanırken flüt çalarmış.

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Pandemi ve yalnızlaşan toplum
0 (0)

Covid-19’un  ortaya çıkması  dünya toplumun üzerinde  çok ciddi ekonomik , sağlık boyutunda etkileri oldu . Bunun yanı sıra beraberinde ortaya çıkan toplumsal travmaların ve psikolojik sorunların yükseldiği bir dönem oldu . yaşanılan bu dramatik durumu ele aldığımız da , Ürkmüş bir toplumla karşılaşmaktayız. Gerek tüm alışkanlıkların bir kenara bırakılması gerekse de bireylerin birbiriyle olan bir ilişkinin ortadan kalmış olması ciddi psikolojik tahribatlar ortaya çıkarmaktadır. Bütün yaşamı kendiyle sınırlayan ve hiçbir şekilde eş , dost , akraba  arkadaş vs. .görüşmelerinin sohbetlerini kısacası temaslarını bir bütünen  askıya almış olmaları  bireylerin kendilerini   yalnız ve ürkek bir birey olgusunu ortaya çıkardı.

 

Pandemi ilan edilen Covid 19 ’aileler üzerindeki ürkekliği kuşkusuz günbe gün artan vaka sayılarında kaynaklanmaktadır. Bir bütünen gündemi bu vakaları takip etme üzerine olan birey artık en yakınındakine dahi ürkek  tedirgin olan bir psikolojik sorunu yaşamaktadır. Bireyler üzerinde yaşanılan bu psikolojik  sorun ister istemez kişileri yalnızlaştırdı. Yaşamsal alışkanlıkların bir çoğu ev ile sınırlandırıldı . Bu da beraberinde tek düzey ve monoton bir yaşam halini almaktadır. İfade biçimlerinin değiştiği , sohbetlerin kısaldığı, renklilik ve farklılıkların ortadan kaybolması kişileri bireyselleşen bir hal aldı .

Aileler içinde yaşanan zorluklar  her birey üzerinde farklı etkiler yaratmaktadır. Yalnızlaşan gençler ,çocuklar, ve yaşlılar gibi ayrı ayrı yaşanılan farklı zorluklarla kategorileştirilebilir. Örneğin  , gençlerin dinamik hareketli yaratıcı ve yeniliklerle dolu geçen zamanda bir eve sığdırılarak bunu gerçekleştirilmesi mümkün olmadığını ve bunu yapma gayret ve çabasını çok başarılı olamadığını zorlanıldığı gözle görülür bir hal almıştır. Okula gidemeyen gençlerin ,sinemaya gidemeyen  , sportif faaliyetler yürütemeyen kısacası genç kesimin kendini  özgür his etiği ve stres atığı alanların  ortadan kalması negatif oluşan bir halini almaktadır. Bu ruh halinin yaratığı tahribatlar bıkınlaşan ve karamsar ve geleceğine dönük hayal kırıklarıyla dolu bir düşünce kaosu yaşanmaktadır. Bu da genç kesimi yalnızlaşmasına neden olmaktadır.  Bunun yanı sıra çocukların öğrenmeye en yatkın olduğu ve gelişmesine katkı sağlayan bu zamanların ciddi zorluklarla yaşamaktadırlar. Gerek aile içerisinde ve gerek toplum içerisinde kazanılan ve edinilecek olan bütün bilgiler ne yazık ki  yapılamamaktadır. Çocukların en hareketli olduğu ve merak duygusunun fazla olduğu    bu dönemler ne yazık ki Pandemi ‘nin yaratmış olduğu etkiler yüzünden gelişememektedir. Halbuki bir çocuğun en renkli zamanı en mutlu , en coşkulu hisetiği ;   okul , parklar , sokaklar gibi alanların olmayışı temel eğitimin geciktirdiği gibi içe kapanan ürkek ve yalnızlaşan nesil olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirte biliriz.

 

Bu dönemde en büyük zorluğu hiç kuşku yok ki yaşlılarımız çekmektedir. Normal şartlarda bile yalnızlık psikolojisine  kapılan  yaşlılarımız şuan da  çok ciddi psikolojik zorluklar  çektiğini görebilmekteyiz. Yaş itibari ile sevmeye ve sevilmeye ihtiyaç duyduğu ellerinden öpülmesinden tutalımda  , torunlarının başlarını okşamaya kadar mutlu oldukları dönemler pandeminin yaratmış olduğu kısıtlamalar nedeniyle ciddi bir yalnızlaşmayı yaratmaktadır. Hepimizin de bildiği üzere yaş ilerledikçe çocuklaşan , duygusallaşan yaşlılarımız kendilerini teselli edebilecek hiçbir faaliyete bulunamadıkları için büyük zorluklarla karşılaşıyorlar.

 

 Korona virüs sebebiyle sosyolojik yani toplumsal açıdan günlük ve geleneksel alışkanlıklarımız dondurulmuş durumda .Tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüse (Covid19) karşı yapılan tedbirler devam ederken değişen yaşam bicimizi , alışkanlıklarımızı etkilemektedir. Bu süreçte sosyal yaşantımız ve ilişkilerimizde değişiyor. Geleneksel yaşantılarımız bizi ayakta tutar ve sosyal alışkanlıklarla yaşantımız sürdürürüz. Aile bağlarımız , akraba ziyaretleri, samimiyetin ifade şeklini , dostlarımızla sevdiklerimizle tokalaşma ve sarılarak destek almak sosyal alışkanlıklar ,sosyal ilişkiler bizi ayakta tutar. Bunlardan koparılarak büyük bir riskler yaşarız. Toplum olarak yeni bir toplum biçimiyle karşı karşıya geldik. Bu süreci ortak bir bilinçle ve dayanışmayla atlatabiliriz.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!