Arama:
Yağmur Sonrası
0 (0)

Yağmur sonrası gibi çamurlu bir hal aldı her şey… Her adımda başlıyor çamur neredeyse tüm benliğimize. Bu muhteşem kitabın konusu 2. Dünya Savaşı’nın tam ortasında yaşanan yasak aşk ve işlenen korkunç bir cinayet. İnsan geçmişini ne kadar unutmaya ve saklamaya çalışsa da geçmiş sanki dün yaşanmış gibi kişiye yapışıp kalır. Calloway ne kadar çabalasa dahi yetmiş yıl sonra gelen bir mektup adeta kapanan yarasını yeniden açar. Her şey 2. Dünya Savaşı’nın en hararetli zamanında başlar.

Calloway savaş zamanında hemşirelik yapmış ve bu acıyı yıllardır yaşamış yaşlı bir kadındır. Calloway savaş zamanında Bora Bora adasında görev almaktaydı. Genç, güzel ve nişanlı bir kadındır. Bu durumdayken görev aldığı ada da hesaba katmadığı bir şeyle karşılaşır. Aşk. Kalbini heyecanla, tutkuyla dolduran asker Westry Green’e karşı koyamaz. İlk görüş aşk vardır ya işte tam anlamıyla onu yaşamaktaydı Anne. Bu iki âşık her gün buluşup aşlarını yeşeren çiçekler gibi filizlendiriyorlardı. Bir gece buluşurken korkunç bir cinayete şahit olurlar. Bu cinayet iki aşığı birbirinden ayırır. Westry bu cinayet olayını saklar. Daha sonra yaşanan bir saldırı sonucunda birlik Avrupa’ya gider. Westry bu birlik ile birlikte Avrupa’ya gider. Anne ise evine döner. Nişanlı olduğu kişiyle evlenmek üzereyken gelen bir telefonla Westry ’in ağır yaralı olduğunu öğrenir. Düğünü erteleyip Paris’e gider. Fakat Westry kendisini görmek istemez. Anne evine dönerek ertelediği düğün gerçekleşir. Anne, Westry’e olan aşkını kalbine gömer. Yılar boyu kendisinden uzak kalır.  Anne yılardır bu ayrılığın azabını çekmektedir.  Bir gün hiç beklenmedik bir anda eline bir mektup geçer. Bu mektupla birlikte vicdanını rahatlatmak için Bora Bora adasına gider. Oraya gitmenin iki sebebi vardı hem vicdanını rahatlatmak için hem de yıllardır içine gömdüğü aşkı tekrar yaşamak için. Anne Bora Bora adasına gidip mektuptaki kişiyi bulur ve oradaki gizemli cinayetin çözülmesine yardımcı olur. Tabiki kitap bundan ibaret değildir. Ben okuduğum kadarıyla sizlere aktarmaya çalıştım. Sizlerin Sahar Jıo’nun kaleme aldığı Yağmur Sonrası adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim. Bu kitabı okumak isteyen arkadaşlarıma şimdiden iyi okumalar.

Umut tükenmiş gibi görünse de ikinci şans her zaman vardır… Ya yoksa?

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
İyisiyle Kötüsüyle 2020
0 (0)

2020 yılını geri de bıraktığımız bu günlerde geriye dönüp bakacak olursak, 2020 yılı felaketlerle dolu bir yıl oldu dersek sanırım yanlış  olmaz.2020 öyle bir sene oldu ki sadece Türkiye için değil bütün dünya ülkeleri için adeta inişli bir yıl oldu. Ama bu kadar olumsuzluğun içinde bazı şeylerin kıymetine vardığımız bir yıl oldu. Sağlığın ne kadar önemli, dışarıya çıkmak gibi küçük bir eylemin bile ne kadar önemli olduğunu fark ettik. 2020 yılı virüslerin, depremlerin, orman yangınlarının ve daha bir çok olayı içine sığdırabilecek bir yıl oldu. Doğal afetler sadece bizim ülkemizde değil, Avustralya’da da yaşandı ve ve belki de şu ana kadar yaşananlar arasında en vahimiydi. Uçsuz bucaksız ormanların uzun süre yanması içimizi de yaktı. Ormanda yaşayan binlerce hayvanında hayatını kaybetmesi hepimizi büyük acı verdi.   Hatırlayalım İzmir de meydana gelen depremde tek yürek olduk aslında insan olduğumuzun farkına vardık. Öyle unutmuşuz ki kendi benliğimizi. Enkaz altından kurtarılan çocuklarla hala bir umudumuzun olduğunu hatırladık. 2020 bize ne kadar acı şeyler hatırlatsa da bir umut hep içimizde yaşayacak.

2020 yılının bir de Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmesi ile birlikte sevindik. Ayasofya Camiinde 24 Temmuzda ilk namaz kılındı.  bunun yanında her yıl olduğu gibi kadınların yarası olan kadın cinayetleri yine devam etti. Pınar Gültekin cinayetiyle birlikte 2020 yılında 350’nin üzerinde kadın cinayeti işlendi. Kadın cinayetlerinin dışında 2020 yılında hayatını kaybeden ünlü sanatçılarımızda oldu. Kimi öğrenciler bu sene üniversite kazandılar ama gitmek nasip olmadı kimileri de uzaktan mezun oldular. umarım 2021 yılı daha güzel olayların yaşandığı bir yıl olur.

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
0 (0)

Direnişin Teslimiyeti ve Teslimiyetin Zilleti

Yaşadığınız evi, şehri ve ülkeyi terk etmek zorunda kalsaydınız ne hissederdiniz?

Gözlerinizi kapatıp bir kaç dakika bunu düşünmeye başlayın…

Düşündükçe içiniz ürpermeye başladı öyle değil mi?

Çaresiz hissetmeye başlıyor insan kendisini…

Hor görülen, itilip kakılan onca insan var şu yalan dünyada.  Bu dünyada insanın en büyük düşmanı insandır. Ve zalim insanın zulmü insanlığa karşı yapılan bir eylemdir. Dünyanın dengesini bozan ve dünyaya ayak uyduramayan insan yozlaşmış ve zalim olmuştur. İnsanın kendi kendine bile zulmettiği bu dünyada başkasına ettiği zulmü görüp susarak sessiz kalanlarda zulmetmiş sayılmaz mı?

Güzel sözler, davranışlar insanlığa iyi gelirken insanlığa karşı yapılan zulümler niye vardır? Dünya zulmedenler ile dolup taşıyor ve kimse kimsenin umurunda değil.

 

Sanırım şu hayatta en çaresiz ve üzücü şey, bir şeyi yapmak zorunda bırakılmak olsa gerek. Birileri sırf sizin dininiz, diliniz hatta ırkınız yüzünden, yaşadığınız coğrafyayı cehenneme çeviriyor. Veyahut sizi oradan göç etmeye mecbur bırakıyor. Cehenneme çevirdiği coğrafyanın da kendisine ait olduğunu iddia ediyor sonra. Benliğinizi unutturmak için elinden geleni yapıyor.

Benliğinize o kadar düşman ki bu kişiler, evlerinizin içine bir tane hiç tanımadığınız adam koyuyor ve dininizin gerektirdiği şeyleri yapmamanız için sizi izliyor.

Hatta canı isterse evde bulunan kız çocuklarına, kadınlara tecavüz edebiliyor..

Nereden mi bahsediyorum?

Doğu Türkistan.. Kanayan yaramız… Hem din, hem ırk kardeşlerimiz…

Yanı başımızda Suriye…

Akdenizden biraz ilerleyelim, Filistin…

Tüm İslam coğrafyasında aynı vahşet yaşanıyor…

Bizlerse sıcacık yuvalarımızda her şeye gözlerimizi yumuyoruz. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın hesabı…

Bu dava ne sadece Filistin’in ne de sadece Doğu Türkistan’ın… Bu dava hepimizin!

Orada insanlar zulüm altında iken, türlü türlü işkencelere maruz kalırken; onların duyuramadığı sesler biz olmalıyız. Efendimizin buyurduğu gibi;

”Zulme sessiz kalan, zulmü yapan gibidir.”

Ne zulme sessiz kalmalıyız ne de yardımımızı esirgememeliyiz. Ortadoğu coğrafyasında vahşet hakimken, son kale Türkiye kalmışken elimizden gelenin fazlasıyla kardeşlerimizin tam olarak yanında bulunmalıyız.

Özetleyecek olursak eğer; Merhametli kimselere ( merhameti sınırsız) Rahman da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhametle davranın ki gökte olan da ( Allah ) size merhamet etsin.

 

 

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
5 (1)

Kayıp Aranıyor: Merhamet

Nedir Merhamet?

Merhamet, şu iki adımlık yerküre üzerinde eşref-i mahlukata bahşedilen en güzel duygu olsa gerek.

Hani Resûl-i Kibriya  Efendimiz buyurdular ya;

                              ”Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.”

      Alem-i insanın merhameti yaradan Rabbimizin merhametinin yanında okyanusta bir damla su misali kalsa da, bu iki adımlık yerkürede insanın merhameti olmasaydı eğer yaşanılacak bir yer olmazdı.  Az önce de dediğimiz gibi merhamet tüm canlılara verilen bir histir. Ama günümüzde merhametin kendisini incittiler. Öyle bir incittiler ki; hayvanların canına kadınların haysiyetine dokundular. Hayvanlara türlü işkenceler yapan, kadınları katleden ve çocuklara tecavüz edildiği bir döneme geldik yani ahir zamana…

Rivayet o ki, Hatemü’l Enbiya Efendimiz  Uhud seferinde önlerine yavrusunu emziren siyah-beyaz bir kedi çıkıyor ve Efendimiz askerlerin istikametini değiştiriyor. Daha sonra seferden dönerken kediyi sahiplenip ismini Müezza koyuyor. Ve yine buyurduğu başka bir hadiste;

”Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.”

Oysa merhamet özdendir, yaratılıştandır. İnsanoğlu merhameti sonradan öğrenmez. İnsanoğlu merhamet ile dünyaya gelir.

Bir anne düşünelim, 9 ay karnında taşıdığı yavrusunu bin bir sancı ve zorlukla dünyaya getirir. Ama ona bahşedilen o annelik ve merhamet duygusu çektiği tüm sıkıntıları unutturur. Zaten öyle olmasaydı o kadar sancı ve ağrıdan sonra şefkatle yaklaşamazdı çocuğuna.

1400 yıl önce görülen bu merhamet, peki şu anda, teknolojinin en son noktaya geldiği zamanda, ne durumda sizce?

Günümüzde insanlar bencil ve sadece kendi nefislerini düşünür hale gelmiş. Etrafındaki tüm canlılara merhamet nazarı ile bakmayı unutmuşuz ne yazık ki. Bu duyguyu unuttuğumuz için yanı başımızda yapılan tüm kötülüklere sessiz kalıyoruz ya da umursamıyoruz.

Ne oldu da bu hale geldik, dağlara hayvanlar için yem serpen halifeden, kuşlar için evlerin mimari planına bölme ekleten ataların torunları olarak ne oldu ki hayvanlara, insanlara eziyet eder hale geldik, ne oldu da onlardan esirgedik merhameti…

Sonuç olarak toparlamak gerekirse, bizleri yoktan var eden Rabb’imize karşı acizliğimizin farkında olursak, “Kendini bilen, Rabb’ini bilir.” diyerek haddimizi bilirsek, sekülerleşmek yerine özümüze dönersek bu sorunların altından kalkabiliriz belki de, olur ya başaramasak dahi en azından Hz. İbrahim kıssasındaki karınca misali tarafımız belli olur.

 

 

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Umut
0 (0)

Umut

İnsanı ayakta tutan tek şey umut. Hep umuyoruz çünkü bir şeylerin daha iyi olacağını hayal ediyoruz. Size bir soru, insandan umudu alırsak geriye ne kalır? Hiçbir şey değil mi.. İnsanoğlunu depresyona sürükleyen şey de ümitsizlik zaten. Eğer umudumuzu yitirmişsek gelecek bizim için sadece kaostan ibaret olur. Bunların peşinden hemen korku ve endişe gelir. Aslına bakacak olursak eğer depresyon realisttir. Gelecek ile ilgili hayal kurmanın aptallık olduğunu savunur. Haklılık payı vardır ama biz insanız. Hayal dünyasında yaşıyoruz. Eğer realist ve materyalist varlıklar arıyorsak bu iş için robotlar daha uygundur. Biz insanız, bu dünyada hem varız hem yokuz.

Bizler bu hayatın birer soluk renkleriyiz.

Aslında umudun özünde hayal var. Bir insanı inandığı yerden vurmak, hayal kırıklığına uğratmak bir nevi o insanı öldürmekle eş değerdir. Kendine has, mutlu dünyasında hayaller kuran bir insan düşünelim ve biri ona gelip kurduğu bu hayallerin asla gerçekleşmeyeceğini söylüyor. Sonra bu umutlarla dolu olan kişi düşünüp bir sonuca varıyor ve o kişiyi haklı buluyor. Çünkü söylediği şeyler ona mantıklı geliyor. Peki bu hayalleri yıkılan insanın ruh halini düşünebiliyor musunuz? İnandığı, emin olduğu her şey anında yıkılacaktır. Aniden gelen bir ruh darlığı ve depresyon havalarına girecektir. Sonra da ona yapıldığı gibi o da başkalarının hayallerini yıkıp, umutlarını söndürecek. Depresyon bulaşıcı bir şey, işte bu yüzden topluma hızla yayılır.

Ülkemizin, günümüzün ekonomik koşulları  geleceğe olan umudumuzun zedelenmesine sebep olur. Bunun akabinde gelen korku, kaygı ve endişe toplumda depresyona sebebiyet veriyor. İşte bunu yapmamamız gerekiyor. Çünkü Allah teala diyor ya ” Korkma çekinme üzülme hüzünlenme ye’se kapılma. Allah bizimle beraberdir. (Tevbe,9/40) ” Bu ayeti hayatımıza şiar edinirsek eğer, ümitsizliğe kapılacak geleceğimizi mahvedecek davranışlardan geri adım atmış oluruz. Sürekli mantığımızla hareket etmek yerine biraz kalbimizi de dinlememiz gerekir. Kendinizi biraz rahat bırakın, ümitsizliğe kapılmayın. Ve en önemlisi kimseyi hayal kırıklığına uğratmayın. Bırakalım insanlar istediği gibi hayaller kurup, yaşasın.

Bu yazıyı okuyup her şeyi unutup ama tek bir şey aklınızda kalsın isterseniz, şöyle diyebilirim; Bu hayatta kimsenin hayal kırıklığı yaşadığı kimse olmayın. Çünkü birine hayal kırıklığı yaşatmak, onu öldürmek gibidir.

 

Çünkü umudu, hayalleri olmayan biri dünyada yaşamayı manasız ve gereksiz bulacaktır.

Dünyada bizi ayakta tutan tek şey umut..

Yitirmeyelim, yitirtmeyelim…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!