Gülüklü(Hülüklü) Çorba
0 (0)

Turizmin başkenti olan Antalya’nın Alanya ilçesinde düğün yemeklerinin vazgeçilmez lezzeti gülüklü çorbadan bahsedeceğim. Gülüklü çorbayı yerli ve yabancı ziyaretçiler tarafından büyük bir ilgiyle yenmektedir. Gülüklü çorba Alanya’nın yerli halkı tarafından vazgeçilmez tatları arasında yer almaktadır. Bu vazgeçilmez tat nasıl yapılır biraz buna değinelim. Gülüklü çorba haşlanmış nohut, haşlanmış tavuk eti, pirinç, tavuk suyu, tereyağı, domates salçası, limon suyu ve baharatların yanı sıra adından anlayacağımız gibi gülük denilen kıymadan hazırlanan küçük köfte toplarıyla yapılır. Yani nohut ve tavuk ayrı haşlanmaktadır. Bir tencereye konulan yağda domates salçası bir süre kavruluyor. Salça belirlenen kıvama geldikten sonra tavuk suyu ekleniyor. Kıymadan hazırlanmış ve kızartılmış küçük toplar şeklindeki köfte ve haşlanmış nohut tavuk suyuna koyuluyor ve kaynaması bekleniyor. Bu karışıma haşlanmış tavuk eti ve pirinç ekleniyor. Çorba limon suyu ve baharatları eklenerek sunuma hazır hale gelmektedir.  Başta da söylediğim gibi yerli ve yabancı ziyaretçiler tarafından büyük bir ilgiyle tadılmaktadır. Bu çorba Alanyayı tanıtan ve Alanya’nın simgesi haline gelen bir çorbadır. Düğünlerde , cenazelerde toplu yemeklerde Alanya halkı tarafından tercih edilmektedir. Ayrıca bu çorba hastalar için de bir şifa kaynağıdır. Grip, nezle gibi hastalıklara çok iyi gelmektedir. Turizm şehri olduğu için buraya gelen yabancılar tarafından da çorba alışkanlığı oluşmuştur. Çorbanın lezzetine alışan yabancılar zaman zaman kahvaltı yerine gülüklü çorbayı tercih etmektedirler. Yapılışı bakımından zahmetli olsa da lezzetiyle bu zahmetin önüne geçmektedir. Alanya’ya gelen veya yolu düşen olursa mutlaka bu harika tadı tatmasını tavsiye ederim. Yedikten sonra sizin de iyiki böyle bir çorbayı içmişim diyeceksiniz.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Hem Çok Uzak Hem Çok Yakın: Yabancı!
0 (0)

Hayatı ve hayatın olgularını saçma bulan Camus bunu kitabına da aynen yansıtmış. Kitabın baş karakteri duygulara ve eylemlere daha doğrusu sorumluluk gerektiren, toplumsal normlar içerisinde ve erdemi sorgulanan eylemlere oldukça yabancı. Bu izlenimi bize hemen kitabın başında da veriyor zaten. Annesinin ölümü ile başlayan hikayede, kahraman bunun için bir üzüntü duymuyor. Hatta hemen ertesi gün kız arkadaşı ile sahile gidebilecek kadar duygularından uzak karşılıyor annesinin ölümünü. Annesi dün ölmüş bir adamın bugün sahile gitmesi topluma göre erdemsiz bir eylemdir. İşte biraz önce de bahsettiğim gibi kahraman bu olgulardan gayet uzak. Kitabın ilerleyen bölümlerinde kahramanın bu kendine has hayat anlayışı her olayda vuku buluyor. Öyle ki sevgilisi ile olan beraberliğini tutkuları adına yaşıyor. Yani burada da duygularından uzak ve sadece fizyolojik gereksinimleri ile hayatını devam ettiriyor. Burada sevgilisinin kahramana söylediği “Seni sırf farklı olduğun için seviyorum ve evlenmek istiyorum. Belki de ileride sırf farklı olduğun için senden ayrılırım” benzeri bir cümle beni çok etkiledi. Çünkü buna benzer bir diyalog Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam kitabında geçiyordu. – Asla aradığı kadını bulamayan ve bu süreçte bir çok kadınla beraberlik yaşayan Bay C, yine bir kaç günlük bir ilişkisine kadının sürekli çocuk gibi burnunu çektiği ve bu onu sevimli gösterdiği için başlamış, aynı sebepten ötürü bir kaç gün sonra ayrılmıştı. – Yani Albert Camus burada içinde bulunduğu absürdizm akımını aşk kavramı üzerinde etkili bir biçimde ele almış. Öyle ki karşı cinsle bir ikili ilişkide bulunmak için duygularını kullanıp bu ilişkiyi bir nedene bağlamak saçmadır. Çünkü ; nedenlerin doğuracağı sonuçlar zamanla değişebilmektedir. Gibi bir anlam yaratıyor okurun zihninde ve hatırı sayılır derecede de bir haklılık payı var aslında. Yine de ben bir şair olarak olaylara daha duygusal pencereden yaklaştığım için, bu kadar realist bir düşünceden biraz kaçtım okurken.


Olay örgüsünün devamında kahramanın günlük hayatı, komşuları ile ilişkileri işlenmiş. Burada da asla bulunduğu bir ortamı ya da ilişkiyi nedenlerine göre yargılamıyor, kararlarına duygularından arınmış şekilde yaklaşıyor ve eylemlerinde bir mesuliyet hissetmiyor. Tüm bunların sonucunda işlediği cinayetle beraber kitabın son bölümü başlıyor. Bu bölümle beraber yazar absürdizm akımını bir kahraman ile hikayeleştirmiş ve günlük yaşantısı ile beraber hayata nasıl yaklaştığını göstermişti. İşte son bölümde tabiri caizse altın vuruşu yapıyor. Yani her görüşün ve yaşam tarzının olduğu gibi böyle bir yaşam tarzının da karşısında insanlar duruyor ve onu yargılama ile beraber toplumdan dışlamaya kadar gidiyor bu süreç. Burada da yargı süreci ile aslında bu durum hikayeleştirilmiş diyebiliriz. Kahramanın işlediği cinayetten daha çok annesinin ölümü karşısında sergilediği tavırla ilgili yargılanması, kahramanla beraber okuru da hayrete düşürüyor. İşte tam burada yine yazar absürdizm akımını okura çok iyi aktarmış ve bir nevi kendine haklılık payı çıkarılmasını sağlamış diyebiliriz. Burada da kaleminin ustalığından söz etmek lazım. Yine tam burada altı çizilmeye ve tek başına kitabın temasını yüklenmeye layık görülmüş bir cümle var. Kahramanın kendisini savunan bir sanığa karşı kullandığı “Hayatımda ilk defa bir erkeğe sarılmak istedim.” cümlesi. Öyle ki kahraman hayatı boyunca ilişkilerine duygularından uzak katılım sağlamış ve bununla beraber sarılmak gibi duyguların yarattığı bir eylemi, sadece karşı cinse karşı tutkularının bir sonucu olarak sergilemiştir. Böyle bir durumda bir erkeğe karşı vefa, kardeşlik, sevgi gibi duygular besleyip sarılması beklenemez ve bunu sadece kadınlara karşı olan tutkuları sonucu yapmıştır. Fakat ilk defa böyle bir istek kendisinde vuku bulmuştur. İşte tam da burada şu ana kadar kusursuz işlenen absürdizm akımı bir çelişkiye düşmüştür. Öyle ki hiç bir insan yaşamını tamamen duygulardan arınmış şekilde idame ettiremez ve esasında duygusuz kalmak bile gizli kalmış bir duygusallık örneğidir. Tüm bunlarla beraber kahramanın yargı sürecinden idam kararının çıkması ve ölümü beklerken geçirdiği zamanla beraber kitap son buluyor. Kahraman her yerde olduğu gibi ölümü beklerken de gayet soğukkanlı zaman geçiriyor. Son olarak kitabı biçimi bakımından ele almak istiyorum. İçeriğin çok iyi kurgusallaştırılması ve kahramanların hikayenin doğru yerlerinde bulunması başarılı bir çalışma. Fakat olay örgülerinde kopuklukların olması ve hikayenin bir bakıma yüzeysel işlenmesi biraz can sıkıcı. Böyle bir durum benim gibi, öyküde derine inilmesi ve öykücüklerle beraber temanın kuvvetlendirilmesini seven okurlara bir hayal kırıklığı yaşatmıştır diye düşünüyorum. Tabi Yabancı kitabının Albert Camus’un ilk kitabı olduğunu da unutmamak lazım ki böyle bir durumda yine övgüye layık olduğunu düşünüyorum. Zaten Nobel Edebiyat Ödülü’nü alarak bunu kanıtlamış durumda.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Yabancı: Şahmeran
0 (0)

Doğa, Ankara Emniyet Müdürü Osman Güngör’ün kızıdır. Sosyal hayatı pek sevmeyen, zamanını daha çok kitap okuyarak ve müzik dinleyerek geçiren 18 yaşında bir kızdır. Okuldan sonraki zamanlarını ise sürekli alışveriş yaptığı bir kitapçıda çalışarak geçirir. Ve abisi Atalay Güngör, bir ay önce ülkenin en başarılı avukatlarından Levent Çağıran’ı öldürmüştür. Fakat Doğa, abisinin yaptığı bu şeyin sonuçlarına kendisinin katlanacağından bihaberdir. Genelde insanlardan ve onlarla muhatap olmaktan hoşlanmayan Doğa’nın hayatında sadece ailesi ve çocukluğundan beri arkadaş olmaları zorunluymuş gibi sık sık birlikte zaman geçirdiği, aile dostlarının kızı Umay vardır.

Doğa, her zamanki monoton günlerinden birini tamamlayacağı bir gün, çalıştığı kitapçıdan çıkarken bir silahlı saldırıya uğrar. Katilimiz her ne kadar usta olsa da dikkati dağıldığından doğru isabet alamayıp hedefini ıskalayınca, planlarında değişiklikler uygulamaya ve yapacaklarını daha ileri bir tarihe ertelemeye karar verir. Bu yaşanan üzerine, ailesi daha da dikkatli davranmaya başlar ve küçük fırsatlara bile şans vermemeye çalışır. Oysa katilimiz daha tahmin edilemeyecek bir plan kurmaktadır.

Doğa’nın yaptığı diğer bir şey ise, erkeklere çok ilgili olan Umay’ın erkekler ile ilgili muhabbetlerini dinlemektir. Her ne kadar, kendini Umay ile arkadaş olmak zorunda bırakılmış gibi hissetse de, Umay’ın onu karanlık dünyasından bir nebze de olsa çekip çıkardığını kabul etmektedir ve ona karşı içinde bir sevgi beslemektedir. Umay sık sık yeni erkeklerle tanışan bir kızdır ve her seferinde evden tek başına çıkamadığı için ‘Doğa ile birlikte çıkıyormuş’ yalanını uydurarak ilk randevularına Doğa’yı da götürmektedir. Doğa bu durumdan hoşnutsuz olsa da onun tüm ısrarlarına daha fazla “hayır” diyemiyor ve gitmeyi kabul ediyordu.

Bir gün yine aynı tip bir buluşmaya giderler ve Umay’ın yemeğe çıktığı çocuk Ediz Çağıran’dır. Bir ay önce Doğa’nın abisi tarafından öldürülen ünlü avukatın oğlu… Doğa’nın katili… İfadesiz yüzündeki yemyeşil gözleri gören Doğa, olumsuz şeyler sezse de, adamın neden öyle baktığına bir türlü anlam veremez. Ta ki birkaç saate kadar… Ediz fırsatını bulduğu zamanlardan birinde Doğa’yı Umay’ın gözleri önünde kaçırır ve katilin gücü karşısında ne Umay’ın ne de Doğa’nın elinden hiçbir şey gelmez.

Ediz, annesiz ve sevgisiz büyüyen bir çocuktur. Annesi, o doğarken ölmüş ve kendisini annesinin ölüm sebebi olarak görerek hiçbir zaman doğum günlerini kutlamamıştır. Hayatında sadece babası olmuştur ve Ediz her zaman babasına hayran bir çocuktur. Onunla büyümüş, her şeyi ondan öğrenmiş ve büyüyünce onun gibi başarılı bir avukat olmak istemiştir. Ama hayallerine giden yolda büyük adımlar attığında; bir polis memuru babasını, ondan ve hayattan koparmıştır. İntikamını almak için ise bu polis memurunun kız kardeşini kaçırmış, onun için çok kötü işkenceler düşünmüştür. Nefretini acısıyla beslemektedir.

Doğa’yı kaçırdıktan sonraki ilk işi onu Hatay’a götürmektir. İlk başlarda onu öldürme planları olsa da ilerleyen günlerde yapacağı bazı işlerde ona ihtiyacı olacağını anlamış ve öldürme planını ertelemiştir. Bu süre zarfında Doğa defalarca Ediz’in elinden kaçma teşebbüsünde bulunsa da hepsi başarısız sonuçlanmıştır. Ediz ise tüm bu kaçmalarından sonra Doğa ile bir anlaşma yapmıştır. Doğa ya Ediz ile kalıp ona yardım edecektir ya da abisi Atalay ölecektir. Doğa tercihini Ediz’e yardım etmekten yana kullanır çünkü Atalay’ın ölmesini istemez.

Ediz Doğa’yı kuklası gibi kullansa da her geçen gün ona olan öfkesi biraz daha soğumakta ve asıl suçlunun o değil, Atalay olduğunu kabullenmektedir. Yine de onu birçok planına alet eder ve geçen iki ay boyunca ikisi de birbirleriyle iyi kötü birçok şey paylaşırlar. Ve bu da arada duygusal bir şeylerin doğmasına sebep olur.

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!