Arama:
Lanetli Güzel Kadın
0 (0)

Stheno (Güçlü), Euryale (Uzağa Atlayan), Medusa (Kraliçe) adında üç kardeş varmış. Medusa adındaki kardeş, aralarında tek ölümlü olanıymış. Bu kız o kadar güzelmiş ki evrende ona rakip bir kadın bulmak mümkün değilmiş. Güzelliği ile tüm evreni kıskandırır ve tüm tanrıları kendine aşık edebilirmiş. Baş tanrı Zeus’un en sevdiği kızı zeka tanrıçası Athena’ya ait bir tapınakta yaşayan bu üç kardeş arasında Medusa kendini tanrılara adamış. Athena Medusa’nın güzelliğinden etkilenmiş fakat kendisini daha güzel bulduğundan dolayı pek fazla umurunda olmamış.

 

Zaman geçmiş ve Athena Atina şehrinde koruyucu olmak istiyormuş fakat başka bir tanrı daha varmış koruyucu olmak isteyen, oda denizlerin tanrısı Poseidon’muş. Kendi aralarında anlaşamadıkları için öneri sonucunda Atina şehrine kim daha faydalı olan bir şey yaparsa ve bunu halk belirleyecek, yapan kişi Atina şehrinin koruyucusu olacak. Halk Atina şehrinin koruyucusunu Athena olarak seçmişler.

 

 

Medusa’nın güzelliği dilden dile dolanırken Poseidon’un kulağına gitmiş ve yenilgiyi hazmedemediğinden dolayı tapınağa gitmiş. Gittiği sırada dilden dile dolanan Medusa’nın güzelliğini görmüş ve ona deliler gibi tutulmuş. Zaman geçtikçe bu sevdaya yenik düşerek tapınağa bir gün gizlice girerek, gizlice Medusa’ya sahip olmuş ve çok fazla zaman geçmeden Athena’nın kulağına gitmiş bu olay. Athena kendini aşağılanmış hissetmiş ve bu olayı kullanarak Medusa’yı cezalandırmış. Güzeller güzeli yüzünü çirkinleştirmiş, sırma saçlarının yerine yılanları koymuş. Medusa’nın gözlerinin içine bakanları taşa çevirmesi için lanetlemiş.

 

 

            Athena bu lanetli ceza ile öfkesini dindirememiş zaman içerisinde ve bu sebepten dolayı Medusa’yı öldürmek istiyormuş. Bunun için Zeus ile Danae’dan olma, yani üvey kardeşi olan Perseus ile bir ortaklık sonucunda Medusa’nın kafasını kestirmeye karar vermiş. Perseus bu isteği yerine getirmek istemiş ve bundan dolayı tanrılar ona birtakım eşyalar vermiş. Bu eşyalar bir görünmezlik sağlayan miğfer, sihirli bir kılıç ve kanatlı sandaletmiş. Bu eşyaları kullanarak Medusa ve kardeşlerinin sürülmüş olan dünyanın en kuzeyinde yer alan Hyperborea’ya gitmiş. Kardeşleri uyur halde bulmuş, bunu da fırsat olarak değerlendirerek Medusa’nın kafasını bedeninden ayırmış. Bu sırada lanetlenmesinin sebebi olan Poseidon’dan halen hamileyken başsız bedeninden kanatlı at Pegasus ile dev Khrysaor meydana gelmiş. Perseus Medusa’nın kafasını çantasına atmış ve Olimpos’a geri dönmüş.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Ölümsüz Aşk
0 (0)

Hayal edin öyle bir aşk var ki ölürken bile birbirlerinden ayrılmayarak ve mutlu bir şekilde hayat arkadaşınızın acısını duymadan gözünüzü yumuyorsunuz. İşte böyle bu zamanda hayallerde her zaman yer alan büyük bir aşk efsanesi var Helen Mitolojisinde. Bu aşk hikayesi Bergama’da yemyeşil ovanın bir kenarında bulunur ve hiçbir ağaca benzemeyen kendine özgü iki koca dalın farklı çeşit tek bir ağaçta ağaç vardır. Neden benzemez, bu ilginç ağacın hikayesi nedir acaba? Hadi gelin bu ağacın altında yatan efsanevi büyük bir aşkı hafızalarımıza kazıyalım ki insanlığımızı, dünyaya olan aşkımızı unutmayalım.

 

Olympos dağında tanrıların tanrısı Zeus orada sıkılır ve haberci tanrı olan oğlu Hermes’i yanına çağırmış. Şunları söylemiş “Oğlum, şu ölümlülerin yaşadığı yerde yani dünyada bir şeyler oluyor. İnatçı ölümlüler bizi unutmaya başlıyorlar sanırım. Onların yanına gidip bakalım neler oluyor, neden bizim için kurban kesmekten aciz kaldılar?” Hermes bu fikri beğenmiş ve üstlerine yırtık pırtık kıyafetler giyerek dünyaya inmişler.

 

Dünyada Ege kıyısında bir sahil kenarında bulmuşlar kendilerini. Başlamışlar yürümeye, yürürken Frigya ovasına geldiklerini fark etmişler. Birçok evin kapısını tanrı misafiriyiz diyerek çalarlar “Hadi yolunuza gidin, misafir edecek yerimiz yok evde.” diyerek kapılarından kovarlar ve fark ederler ki yüzlerine kapanan kapılar gibi insanlarında yürekleri sevgiye saygıya kapanmıştır. Zeus bu duruma çok kızmıştır ve ovanın tepesine doğru tırmanmaya başlamışlar.

 

Olimpos’tan sıkılarak dünyaya inen tanrılarımız küçücük, duvarları kiremitleri dökülen bir ev görmüşler tepeye yakın. Hemen bu küçücük evin kapısını çalmışlar ve Baukis adında yaşlı bir kadın açmış kapıyı. İçeride oturan kocası Philemon (Filemon) “Bak konuklarımız var.” demiş büyük bir sevinçle. İri olan tanrılarımız dar kapıdan eğilerek geçtikten sonra küçük odada yer alan sedirin üstüne oturtmuş Baukis. Yaşlı karı koca evin küçüklüğünden dolayı özür diliyorlar ve “Kendi eviniz gibi rahat oturun.” diyorlarmış.

 

Yaşlı çift misafirlerini en iyi ağırlamak istedikleri için yemekleri ısıtmaya, tavuk yakalayıp onu pişirmeye başlamışlar bir yandan da oradan buradan muhabbet etmeye başlamışlar ve Philemon ile eşi Baukis böyle olası durumlar için kıyada köşede sakladığı eski şarap testisini alıp bir bacağı sakat masanın üstüne koymuş. Bu testinin içindeki şarabın öyküsünü anlatmaya başlamış yaşlı karı koca. Bu testiyi gençliklerinin sonuna doğru geldikleri zaman, bir gün olur da kapının önüne aniden gelen bir konuk olursa onun için saklamışlar. Bu içkinin üzümlerini savaş sırasında vefat eden oğulları topladığını ilave etmişler sözlerine. İşin ilginç tarafı içki döküldükçe azalması gerekir iken tersine çoğalıyormuş. Oğullarına olanları anlatırken gözyaşlarına zor engel olmuşlar ve sonra acı tatlı konuşmaya devam etmişler. Fakat konukları artık izin alarak gitmek isterler ama yaşlı çift ısrar ederler yatıya kalmaları için. Konuklar ısrarın üzerine istemeyince daha fazla bir şey demezler. Uğurlamak adına yaşlı çift konukları ile birlikte tek tek kapıdan sokağa çıkmışlar.

 

Konuk tanrılar tepeye doğru tırmanacaklarını söyleyerek onlara eşlik etmelerini istemişler, biraz yürüdükten sonra yaşlı çift arkalarına baktıkları zaman tüm ova sular altında kalmış ama evleri beyaz mermer ile kaplı göz alıcı bir tapınak yükselmekteymiş. Bu durumda konuklarının tanrı olduğunu anlamışlar ve tam bir şeyler söylemek istedikleri anda Zeus araya girip unutulmaz konukseverlikleri için teşekkür etmiş.

 

Biraz sustuktan sonra baş tanrı Zeus; “Bizden bir şey dileyin.” demiş gülümseyerek. Yaşlı çift bir şey istemediklerini söylemişler sadece evleri için teşekkür etmişler fakat baş tanrı Zeus ısrar etmiş. Çift kendi aralarında fısıldaşarak birkaç bir şey konuşmuşlar ve karar vermişler. Philemon “Biz bugüne kadar baş başa çok mutlu yaşadık ve bu yaştan sonra bizi ayırmayın. Birimiz önce öteki sonra ölmesin bunu kaldırabilecek kadar gücümüz yok. İkimiz de aynı anda ölmek istiyoruz.” Tanrıların tanrısı olan Zeus’un emri ile çift Bergama’daki Frigya ovasının tepesinde hala bulunan tapınağın bekçileri olmuşlar, bir gün tapınağın avlusunda omuz omuza vermiş iken o ana kadar birbirlerine söylemediklerini söylemeye çalışırken ikisinin bedenine bir uyuşukluk gelmiş. Ayağa kalkmak istemelerine rağmen kalkamamış ve orada ağaca dönüşmeye başlamışlar tıpkı Darphane (Defne)’nin hikayesinde olduğu gibi. Ardından birisi meşe diğeri ıhlamur ağacı olmuş ve birbirlerine karşılıklı kenetlenerek iyice birbirlerine sarılmışlar.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
İlkler
0 (0)

Daha önceki yazımızda geçen savaşı özetleyerek anlatmıştım sizlere. Helen ozan Homeros tarafından 10 yıl süren savaşta o kadar yazılacak yer var iken bu ozan sadece bir tanrının öfkesinden başlayıp savaşı bitirene kadar geçen zamanı anlatmaktadır, bu kısım AŞİL’İN ÖFKESİ olarak bilinmekte. Şimdi ise meşhur Truva Savaşının nasıl bir arap saçından patlak verdiğini okuyacaksınız.

Olimpos’taki tanrılar bir şölen düzenlemek isterler, bu şölen bir düğün şölenidir ve tanrılar tarihinde bir çok ilke imza atar bu şölen. Tanrılar tanrısı Zeus, aşık olduğu tanrıça güzeller güzeli Tetis’i istemeye istemeye bir ölümlü olan Kral Peleus’la evlendirmek zorunda kalır. Eğer ilişkiye girer ve bir çocuğu olur ise tanrıçadan bu çocuk ilerleyen zamanlarda tahtından indirebileceği kehanetinde bulunulmuş ve bunun gibi bir ihtimalin düşüncesi bile Zeus’un uykularını engellemektedir. İşte bu yüzden tanrılar tanrısı Zeus Tetis’i bir ölümlü ile birliktelik sürdürmesini izlemek zorundadır.

Şölene tüm tanrılar ve tanrıçalar çağrılmıştır, kavga tanrıçası Eris haricinde. Eris’in çağrılmamasının sebebi şölende bir tatsızlık, huzursuzluk çıkmasını engellemek içindi. Fakat Eris yapacağını yaptı şölene çağrılmamasının intikamını eğlencenin tam ortasında, tanrıların tanrısı Zeus’un masasının üzerine havadan bir altın elma atarak aldı. Masada bulunan Zeus’un karısı ve kızı bu elmayı tutmak için atılarak yakaladılar. Elmanın üstünde “Baştanrı Zeus bu altın elmayı tanrıçaların en güzeline sunsun!” diye bir yazı bulunmaktaydı. Zeus olduğu yerde donakaldı. Olimpos’taki tanrıçalardan olan Hera ve Atena kendilerini tartışmasız evren güzeli olarak sayıyorlar ve bunun haricinde bir olasılığın olabileceğine bile ihtimal vermiyorlardır. Üstüne üstlük sonradan Olimpos’a gelen fakat güzelliği ile tüm evreni kendine hayran bırakan Afrodit de Zeus’un masasında bulunmaktadır. Zeus bu zorlu seçimi ve bu seçim ile üç tanrıçadan hangisini seçerse seçsin başına bela alacağını bildiği için kendini bu durumdan bir şekilde kurtarması gerekiyordu. Biraz bekleyerek bir plan düşünerek bir öneri sundu. Bir güzellik yarışması yapılacak ve bu yarışmada güzeli seçecek kişi Troya (Truva) kralının oğlu prens Paris olacaktı. Bu öneri herkes tarafından kabul edildi. Eris’in intikamından doğan tanrıçalar arasındaki ilk evrensel güzellik yarışması , prens Paris’in çobanlık yaptığı Kazdağları’nda düzenlenecekti.

Eris’in intikamından doğan güzellik yarışmasında her üç tanrıçada birinci olmak istedikleri için ilk güzellik yarışmasında ilk rüşvet ortaya çıkar. Her biri birbirinden habersiz hiç kimseye bir şey belli ettirmeden Paris’in Kazdağları’nda bulunan kulübesine gitmiştir ve burada prense kendilerini birinci seçmesi için farklı farklı şeyler önermişlerdir. Kulübeye ilk Zeus’un karısı tanrıça Hera gitmiş, bütün Asya kıtasının imparatorluğunu rüşvet olarak sunmuştur fakat Hera bilmemekteydi Paris’in mal mülkte gözü olmadığını. Ardından Hera’nın ve Zeus’un kızı Athena kulübeye ulaşmış, her girdiği savaşta başarı ile bütün dünyaya yayılacak olan şan ve ün sunmuştur rüşvet olarak fakat onun da prens hakkında bir bilgisi olmadığı belliydi çünkü prens Paris hiçbir zaman savaşları sevmemiştir. En son Olimpos’a sonradan gelen Afrodit kulübeye ulaşınca Paris bir anda şok olup çarpılmışa döner çünkü Afrodit’in yanında görünmeyen yaramaz aşk tanrısı Eros prensin kalbine aşk oklarını fırlatmaktadır. Afrodit güzelliğini kullanarak prensin aklını başından alır ve başını döndürür. Ardından tanrıça Afrodit usulca kulağına şöyle der, “İşte, sana benim kadar alımlı olan Yunanistanlı güzel Helena’nın aşkını öneriyorum! ” ve gider.

Zaman geçtikten sonra ilk evrensel güzellik yarışması Kazdağları’nda, tanrıların tanrısı Zeus ve tekmil tanrıların gözlerinin önünde prens Paris, tanrıçalardan Afrodit’i tanrıçalar arasında en güzeli olarak açıkladı. Paris’in Yunanistan’a gittiği bir ara sözünü tutmak için Eros’u görevlendirdi ve Eros da aşk oklarını Helena’ya gönderir bu sayede Yunanistan’daki alımlı, göz alıcı güzelliği olan Helena Paris’e deli divane tutulur. Bu büyük aşka yenik düşen Helena Paris ile Troya sarayına kaçar, fakat Yunanistan’ın Başkralı Agamemnon Helena’nın zorla kaçırılıp sarayda saklandığı ve tanrıların tanrısı Zeus ile bir kaç kez konuştuğunu öne sürer. Zeus’un Agamemnon’un Helena’nın namusunu temizlemek için görevlendirildiğini söyleyerek Troya’nın surlarına dayanır ve savaş başlar.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
İlyada
0 (0)

Destanın Yazarı Ve Ön Bilgilendirme

 

HOMEROS

Eski yunan mitolojisinde yaşadığı varsayılan olan bir şair bulunmakta ve bu şair öyle destanlar yazmış ki bu günlerde bile hala ününü devam ettirmektedir. Bu şairin ne zaman ve nasıl doğduğu bilinmemek ile birlikte önceden dediğim gibi var olup olmadığı da şüphelidir. Fakat bu şair ile ilgili anlatılanlar özellikle yunanlılar tarafından HOMEROS hakkında anlatılanların bir çoğunu doğru olarak nitelendirmektedir. Bu şair ile ilgili bilinen özellikler arasında, çok az yazma okuma bilen kişilerin olduğu tarihte kent kent dolaşan en büyük ozan olarak sayılmaktadır. Yunanlı yazarlar, bu ünlü ozanın nerede doğduğu hakkında kesin bir bilgi bulunmamakta fakat yazarların arasında tartışma konusu olmaktadır, büyük olasılıkla HOMEROS İÖ 8. yüzyılda yaşadığı varsayılmasıyla birlikte, farklı yazarlara göre doğum yeri; Atina, Kolophon (bugün İzmir’in güneyinde Değirmendere), İthake, Argos, Rodos, İzmir ve Sakız Adası gibi yerler varsayımlar içerisindedir.

Biz bugün ki yazımız da bu meşhur ozanın İLYADA destanı hakkında bilgi vereceğiz ve bu destanı anlatacağız. İLYADA Truva savaşı ve savaşta yer alan söylenceleri dile getiren, kuşaktan kuşağa aktarılarak yazılan bir destandır.

Yunanca Truva’nın karşılığı İlios olduğu için HOMEROS destanın adını İLYADA koymuştur. Var olduğu dönemde herkesin bu olayı bildiğini varsayarak Truva kuşatmasını baştan sona anlatmaz; savaşın 10. yılında sadece son dört günü yazmaya karar vererek destana başlar. Savaş neredeyse bitmek üzeredir ve Truva efsanesinin bu kısmıAŞİL’in Öfkesi olarak bilinir.

 

İLYADA’NIN ÖYKÜSÜ (AŞİL’İN ÖFKESİ)

Truva Savaşı esnasında Akhalar’ın (Yunanlılar’ın) başkomutanı Kral Agamemnon’dur. AŞİL yunan ordusunda dövüşen büyük bir savaşçı, kralın ise en yiğit ve başına buyruk askeridir. AŞİL kimseye boyun eğmeyerek kendi bildiğini yapan bir kahramandır. AŞİL‘in savaş esnasında kaçırdığı bir kız yüzünden, Agamemnon ile araları açılır. Agamemnon tutsak tutuğu bir kızı babasına vermeye razıdır fakat onun yerine AŞİL‘in sevdiği BRİSEİS’i istiyordu. AŞİL Agamemnon’a boyun eğmek zorunda kalır ve kızı ona verir fakat hırsını alamayarak savaştan çekilir. Bu durum Truvalılar’ı sevindirir fakat Yunanlılar’ı zor duruma sokar. AŞİL, Agamemnon’u cezalandırmak ister ve deniz tanrıçası olan annesi THETİS’i çağırır, THETİS’te tanrıların tanrısı ZEUS’tan yardım istemekte çözüm bulur. Böylece çok fazla vakit geçmeden sadece AŞİL ve Agamemnon değil, tanrılar ve tanrıçalar da kavganın içinde bulunmaktadır ve bu durum yunan askerlerini telaşlandırmaktadır.

Agamemnon, gördüğü bir rüyaya kendini kaptırır ve ordusuna artık daha fazla orada kalmayacaklarını söyleyerek, yakın bir zamanda Yunanistan’a geri dönüleceğini söyler. Ordusundaki askerler bu duruma çok sevinir ve o günü can havliyle beklerler. Agamemnon Truva’yı ele geçirmeden geri döneceklerine sevineceklerini düşünmediği için büyük bir düş kırıklığına uğrar. Yunanlı komutanlar bu durumdan sonra orduyu tekrardan savaş düzenine sokmakta zorlanır. Bütün bu olaylardan ötürü Yunan ordusunun savaş gücü ve savaş birliğini zayıflatmıştır.

Hektor savaşın yeniden canlanması ile Truva savaşının çıkma nedeni olan, Paris’in Sparta Kralı Menelaos’un karısı ZEUS’un bir ölümlüden olan kızı HELEN‘i kaçırması olduğuna göre bir çözüm önerir. Bu öneri doğrultusunda Paris ile Menelaos aralarında dövüşür. Paris tam yenilmek üzere iken, tanrıça AFRODİT (Paris’in annesi) onu son anda kaçırır ve yenilmekten kurtarır. Bu durumdan dolayı ordular arasında tekrar savaş başlamıştır.

Truva savaşında, iki tarafında savaşçıları göğüs göğüse ve yiğitçe savaşmaktadır. Fakat ortada asıl kahramanlar bulunmamakta. AŞİL savaşa katılmayı reddetmeye devam ediyor; Paris ise yenilginin acısı hazmetmeye çalışmakta, Hektor geri çekilmekte. Bunun sebebi ise kardeşi olan Paris’ten hesap sormak ve karısını görmektir. Zaman geçtikten sonra Hektor ile Paris anlaşıp savaşa geri dönmüştür. Bu geri dönüş ile Truvalılar düşmanlarına karşı daha güçlü görünmektedir. Bu güçlü durumdan dolayı Agamemnon’un cesareti kırılmış ve AŞİL‘i geri getirmeye karar vermiştir ve AŞİL‘e aralarındaki zıtlığı gidermek amacıyla mektup gönderir. Fakat AŞİL bu mektubu reddeder.

Yunanlılar AŞİL‘in yokluğunda savaşa devam etmek zorunda kalmıştır ve savaşta durum zaman geçtikçe kötülemeye başlamaktadır, sadece Agamemnon değil birçok savaşçı yaralanmıştır. Truvalılar’ın Yunan gemilerine ulaşmak üzereyken Yunanlılar’ı koruyan tanrılar işe el atarak Truvalılar’ı engellemişlerdir. Tanrılar karışmış olsalar bile Truvalılar yılmayarak en sonunda bir Yunan gemisini ateşe verip yakmayı başarmışlardır ama Patroklos büyük bir cesaret ile Truvalılar’ın diğer gemileri yakmasını engellemiştir. Bunu gören AŞİL kendi kendine bir karar alarak, kendi zırhını Patroklos’a vererek bununla savaşa girmesini ve geri çekileceğini düşündüğü Truvalılar’ı izlememesini önermiştir. Fakat Patroklos savaş heyecanı ile Truvalılar’ın peşine düşmüştür ve Hektor tanrıların yardımıyla onu öldürmüştür. Truvalılar bu zafer coşkusu ile Patroklos’un zırhını kentte gezdirmiştir ve Yunanlılar Patroklos’un ölüsünü Truvalılar’ın elinden almayı başarmışlardır.

AŞİL en yakın dostunun ölümden büyük bir acı duymaktadır ve bunun hesabını Truvalılar’a ödetmeye kararlıdır. Bu acı ile tutuşurken onun acısını biraz olsun azaltmak için gelen annesi THETİS yeni bir zırh armağan eder ve hesabını ödetmesine, öcünü almasına yardım edeceğine dair söz verir. AŞİL zaman geçmeden savaşa geri döner, bu amansız savaşa tüm tanrılar dahil olmuştur. AŞİL birçok düşmanını öldürür ve sonunda en yakın dostunu öldüren Hektor ile Truva surlarının dibinde karşı karşıya gelmiştir. AŞİL dostunun acı ile Hektor’u yenilgiye uğratarak öldürür. Hektor’un Patroklos’a yaptığının bir benzerini AŞİL‘de Hektor’a yapar, arkasında sürükleyerek arabasıyla Hektor’un ölüsünü Truva’nın çevresini üç kez dolandırır.

Bu hikaye burada son bulmamaktadır, destana göre Patroklos’un cenaze töreniyle ve Truva’da Kral Priamos’un, oğlu Hektor’un ölüsünü fidye karşılığında geri alışıyla son bulur.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Yunan Mitolojisinde Tanrıların Doğuşu
5 (3)

           İnsanın soyunun nereden geldiği, dünyanın (evrenin) nasıl oluştuğu gibi sorulara yanıt verilmeye çalışılan öykülere yaradılış efsaneleri denir.

 

           Yunan mitolojisindeki tanrılar ve efsanelerde doğaüstü olaylara cevap aranırken ortaya çıkmıştır. Eski yunan mitolojisinde tanrılar yaratılmadan evvel bütün evrenin şekilsiz bir karanlık tarafından kuşatıldığına inanılırdı. İşte bu KHAOS (hiçlik, kargaşa) adı verilen karanlığın yaratılmasının ardından geniş göğüslü kalıcı ve kuvvetli tanrıların evi olan OLİMPOS DAĞI’nı barındıran GAİA (toprak ana) yaratılmaktadır. Sonsuz bir boşluk, sessiz bir karanlık olan KHAOS, URONOS ve GAİA’nın yaratılması ile ortadan kalktı. GAİA’dan NYX (gece) ile ERABOS (yeraltı karanlığı) yaratıldı. NYX ise çiftleşme olmadan AİHTER (gökyüzü ışığı) ile HEMERA (gün ışığı) adında ışıksal tanrılar doğmuştur. Fakat GAİA bunlardan evvel kendine eş değer nitelikte yıldızlı gökyüzü URONOS’u ve NYMPH tanrıçalar)’ın oturmayı sevdiği vadileri, büyük dağları doğurmuştur. GAİA EROS’un yardımıyla herhangi bir birleşme olmadan PONTUS (köpüklü denizler)’u meydana getirdi.

           URONOS bir gece karısı olan GAİA’nın yanına gider ve o gece NYX doğar. URONOS GAİA’dan doğan çocuklarını doğduğu gibi onları saklamaktan ve ışıktan uzak tutmaktan büyük keyif almaktadır. Fakat GAİA bu durumdan hiç hoşnut değildir, bundan dolayı URONOS’tan intikam almak ve çocuklarını kurtarmak için bir plan kurgular. Gri metalden keskin dişleri olan bir tırpan yapar. Çocuklarını bir araya toplayan GAİA babalarının kötülüklerini anlatarak onlardan intikam planı için yardım ister.

            URONOS ve GAİA’nın çocukları olan oğulları KRONOS(en küçükleri), OKEANOS (en büyüğü), KOİOS, KRİYOS, HYPERİON, İAPETOS ve kızları THEİA, RHEA, TETHYS, PHOEBE, THEMİS, MNEMOSYNE’i toplayarak planını anlatır. Erkek çocuklarına şunları söyler; “Ah benim çocuklarım lanetli babanın çocukları beni dinleyin ve babanızı bu kötü emeller için cezalandırmak ister misiniz?” Herkes korkar ve kimse konuşamaz bir kişi haricinde, o kişi KRONOS’tur. Cesaret toplayarak annesine şunları der; “Anne, ben söz veriyorum ve bu planı uygulayacağım. Bu kötü düşünceleri başlatan URONOS’tur.” GAİA sevinir ve oğlunu planı uygulayacağı yere saklar, tırpanı eline verir, planı oğluna anlatır. URONOS gece sevgi dolu bir biçimde GAİA’nın yanına gelir, tüm dünyayı kucaklar iken KRONOS saklandığı yerden çıkar. Sol eliyle babasını tutar, sağ eliyle elindeki tırpanı kullanarak babasının erkekliğini keser, omzunun üstünden arkaya atar. Babasının erkekliği denize düşmüştür ve bu erkeklikten AFRODİT meydana gelir.

           GAİA ve URONOS’tan olan erkek ve dişi titanlar üç tane erkek, üç tane kız kardeşi eş olarak alır. THEİA ve HYPERİON’dan HELİOS (güneş), SELENA (ay) ve EİOS (tan yeri) doğar. PHOEBE ve KOİOS’tan LETO (ay ve büyücülük tanrıçası), ARTEMİS (vahşi doğa, avcılık, okçuluk ve ay tanrıçası ) ve HEKATE (büyücülük ve cadılık tanrıçası) doğar. Böylece PHOEBE tanrıçaların hanedarlığını oluşturur. RHEA ve KRONOS’tan üç kız, üç erkek çocuk doğmuştur. Kızlar; HESTİA (sürülerin ve evlerin tanrıçası), DEMETER (bereket tanrıçası) ve HERA (ana tanrıça). Erkekler; HADES (ölülerin tanrısı), POSEİDON (deniz altı tanrısı) ve ZEUS (tanrıların tanrısı).

            KRONOS doğan bütün çocuklarını yutmaktadır çünkü erkek kardeşlerinin arasında kral kalmak istemektedir. RHEA bunu anladığı zaman annesinin ve babasının yanına giderek onlardan yardım istemiştir. KRONOS fark etmeden nasıl çocuğu dünyaya getirebileceğini sormuştur. GAİA ve URONOS kızlarını dinler ve kızlarını Kreta (Girit) Adası’na gönderir. Orada GAİA yeni doğan torununu alır ve adadaki Aigaion Mağarasına bırakır. RHEA beze bağlanmış olan taşı, oğlu ZEUS diye KRONOS’a verir ve KRONOS arkasını aramadan, taş olduğunu anlamadan yutar. O erkek çocuk hızlı bir şekilde büyür. Babasını tahtan indirmek ve intikam almak ister. Çünkü biliyorki babasını tüm gücünü kötülüklerden almaktadır. ZEUS babasından intikamını alır, tahtan indirir. Babasının yuttuğu tüm kardeşlerini geri tükürtürür ayrıca babasının erkek kardeşlerinide kurtarır(kardeşlerinin hepsini mahkum tutuyormuş). Kurtarılanların arasından KYKLOPEN (kykloplar- tek gözlü canavarlar) teşekkür etme amacıyla gök gürültüsü ve şimşeği armağan ederek güçlerini verir. ZEUS’un en bilinen gücü olan şimşek buradan gelmektedir.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 3 Average: 5]
error: İçerik korumalıdır!!