Arama:
Sakinliğin sükuneti “minimalizm”
0 (0)

Birçoğumuzun son zamanlarda çokça duyduğu bir terim “minimalizm”. Peki nedir bu minimalizm? Ya da ne değildir gelin birlikte inceleyelim. Öncelikle söylemeliyim ki bu yazımda minimalizmi en ince detaylarına kadar anlatmayacağım, zaten bunu tek bir yazıda anlatmam pek mümkün değil. Yapmak istediğim minimalizmin kısaca ne olduğunu açıklayıp sizleri bu konuyu araştırmaya teşvik etmek.

İlk olarak minimalist olmak için 100’den az şeyle yaşamalısınız, bir araba, ev veya televizyon sahibi olamazsınız, bir kariyere sahip olamazsınız gibi safsataları bir kenara bırakalım. Bunlar minimalist yaşamın sonuçlarından biri olabilir ama başlangıcı değil. Minmalizmin içerisinde bu tür şeylerin olduğunu iddia eden insanlar genelde minimalist değildirler.

Tek bir cümleyle özetlemek gerekirse: Minimalizm, önemli olana odaklanarak hayatın fazlalığından kurtulmak için bir araçtır. Yani minimalizm, tüketici kültürünün tuzaklarına karşı özgürlüğü bulmanıza yardımcı olabilecek bir araçtır.

Bu anlam, maddi mülkiyete sahip olmanın tamamıyla yanlış olduğu anlamına gelmez. Bugünün genel sorunu eşyalara verdiğimiz anlamlardır. Gösteriş yapmak için eşyalara harcadığımız parayı sağlığımızdan, ilişkilerimizden, tutkularımızdan, kişisel gelişimimizden önde tutuyorsak burada bir hata var demektir. Minimalizm paranızı daha bilinçli harcamanız konusunda size yardımcı olabilir.

Minimalizmi benimseyen birçok kişi, minimalizmin onlara maddiyat harici; zamanı geri kazanma, anı yaşama, tutkularının peşinden gitme, gerçek özgürlüğü tatma, daha fazla üretme ve daha az tüketme, vücut sağlığına odaklanma, hayat amacını keşfetme gibi birçok alanda yardımcı olduğunu söylemektedir.

Hayatlarına minimalizmi katan kişilerin ortak noktası, mutluluğu bulmayı başarmış olmalarıdır. Bizim de aradığımız şey zaten bu değil mi? Hepimiz mutlu olmak istiyoruz. O halde minimalistler gibi mutluluğu nesnelerde değil de hayatın kendisinde arayarak; neyin gerekli neyin gereksiz olduğunu bulabiliriz. Bunu denemekten zarar gelmez.

Minimalizm hakkında daha fazla şey öğrenmek isterseniz birçok yerli ve yabancı blogger var. Bu sayfaları incelemenizi öneririm.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Güçlü bir manipülatif “hale(halo) etkisi”
0 (0)

Reklamda gördüğünüz bir ürüne ya da daha içeriğini bilmeden sadece kapağını gördüğünüz bir kitabı çok sevdiğiniz oldu mu? Ya da daha zor bir soru soruyum iştesiniz ve patronunuz iş arkadaşınız Cenk’in yaklaşmakta olan bir proje için iyi bir takım lideri olup olmayacağı konusunda fikrinizi soruyor. Cenk’i iyi tanımıyorsun, ama Cenk uzun boylu ve çekici bir insan olarak görüyorsun. Sırf bu yüzden evet dermiydiniz?

Tanımadığınız/bilmediğiniz bir objeye ya da kişiye olumlu yaklaşmanızın bir sebebi var. Buna hale(halo) etkisi denmektedir. Bu etki nedir gelin birlikte inceleyelim.

Hale etkisi, bir kişi veya obje hakkında bildiğiniz tek bir özelliğe dayanan akıl yürütme hatasını tanımlayan psikolojik bir terimdir. Bu bakışınızı olumlu ya da olumsuz olarak değiştirebilir.

Örneğin yukarıdaki örnekte evet demenizin sebebi Cenk’in dış görünüşüne bakarak Cenk’e atfettiğiniz diğer olumlu terimlerdir. Yani sırf çekici olduğu için liderlik yapabileceğini ve zeki olduğunu düşünürsünüz. Cenk’in gerçekten iyi bir takım lideri olup olmayacağını bilmemenize rağmen, bilinçaltında bu görüşleri oluşturuyorsunuz. Yani, bir kişinin algılanan olumlu ya da olumsuz özelliği, o kişi için bir görüş yansıtır.

Başkaları hakkında nasıl fikir oluşturduğunuzu daha iyi anlamak için hale etkisini örneklerle inceleyelim. Bu sayede, düşünme alışkanlıklarınızı değiştirebilir ve diğer insanlara karşı ön yargılı kararlar vermeden daha bilinçli kararlar verebilirsiniz.

Örneğin, abartılı bir ifade olan “ilk görüşte aşk” genellikle fiziksel görünüşe dayanarak o kişi hakkında diğer olumlu şeylere inanmanızı sağlar. Karşınızdaki kişinin iyi ya da kötü olduğunu bilmeden dış görünüşünü beğendiyseniz onu iyi olarak tanımlamanız muhtemeldir.

Hale etkisi göre düşünce ilk izlenimlere ve fiziksel görünüme dayandığından, çekiciliğimizin diğer insanları etkileyebileceği mantıklıdır.

Bir kafede olduğunuzu hayal edin. Burada iyi giyinmiş birini görüyorsunuz ve onu fiziksel olarak çekici buluyorsunuz. Akıllı, eğlenceli ve iyi bir iş ahlakına sahip olduğunu varsayabilirsiniz. Spordan yeni çıkmış birini görüyorsunuz bu kişinin de çalışkan, formda ve mutlu olduğunu düşünebilirsiniz. Kafede karşılaştığınız üçüncü kişi yeni uyanmış olabilir; kıyafetleri darmadağınık ve saçları da karışık. Bu, ilk gördüğünüz kişiden daha yoğun çalışan biri olabilir ya da ikinci gördüğünüz kişiden daha formda ve mutlu olabilir. Ancak son gördüğünüz kişiyi sırf dış görünüşünden tembel, düzensiz gibi sıfatlarla tanımlamanız muhtemeledir.

Hale etkisinin hayatımızdaki derecesi göz önüne alındığında, ön yargıları gerçeklerden ayırt etmek zor olabilir. Ön yargılı yaklaşmadan başkaları hakkında daha objektif düşünerek bu tür öznel görüşleri azaltabiliriz. Hale etkisi, insanların ilk izlenimlere dayanarak başkalarını yargılamak için hızlı davrandığından, düşünce sürecinizi yavaşlatmak yararlıdır.

Daha önceki örneklerde patronunuzun size iş arkadaşınız Cenk’in liderlik yetenekleri hakkında sorular sorduğunu konuştuk. Örneğin bu durumda hemen cevap vermek yerine, patronunuza tekliflerini tam olarak düşünebilmeniz için size bir gün süre vermesini isteyebilirsiniz. O zaman Cenk ile konuşup iyi bir takım lideri olup olmayacağı hakkında düşünebilirsiniz. Yavaşlamak ve tüm gerçekleri toplamak, hale etkisinin potansiyel zararlı yan etkilerini önlemenize yardımcı olabilir. Görünüşün yanıltıcı olabileceğini unutmayın ve ön yargıyla yaklaşmak yerine bir kez daha düşünün.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Hayatı zenginleştirici bir bakış açısı: Wabi-Sabi
0 (0)

Size bir soru kusurlarınızı örtmeye mi çalışırsınız yoksa kusurlarınızla barışık mısınızdır? Birçok insan kusurlarından çekinerek onları kapatmaya çalışır. Bu yazımda kusurlarda güzellik bulmayı öğütleyen bir Japon felsefesini inceleyeceğiz. Hadi gelin wabi-sabi nedir birlikte inceleyelim.

Wabi-sabi, Zen budizminden etkilenen eski bir Japon felsefesidir. Japon kültürünün temel kavramlarından biridir. Yine de, Japon halkına wabi-sabi’nin açıklamasını sorsanızda muhtemelen her insan farklı bir cevap verirdi. Çünkü wabi-sabi’nin net bir tanımı yok. Bu aslında her birey için farklı algılanır.

Wabi’yi “sade şıklık” olarak, sabi’yi de “kusurlardan keyif alma” şeklinde tanımlayabiliriz. Basitleştirilmiş bir şekilde, wabi-sabi, dünyanın doğal kusurunu kutlamayı ve bu kusurda belirli bir güzelliği görmeyi düşünmek olarak tanımlanabilir. Bu, hem çevremizdeki şeyler hem de kendimiz için zamanın etkisini önemli hale getiren bir bakış açısıdır. Yani onlar için zaman; çürüme değil değerlenme ve zarafet bulmaktır. Ayrıca bu felsefe, zamanla meydana gelen kusurları bir benzersizlik ve zamanın geçiciliğinin farkındalığı olarak algılar. Bu felsefeyle, dünyada geçici varlıklar olduğumuzun farkında oluruz.

Yani wabi-sabi doğal büyüme, ölüm ve çürüme döngüsünün kabulü, doğadaki kusur ve derinlikte güzellik bulma sanatıdır. Bu, normalliğin güzelliğinin ve dünyadaki yaşamın doğal döngüsünün bir çeşit kutlamasıdır.

Peki antik Japon krallığını bir kenara bıraksak bu felsefeyi modern dünyada nasıl uygulayabiliriz? Aslında bu felsefeyi benimsemek oldukça kolay ihtiyacımız olan şeyler; sadelik ve basitlik. Hepsi bu. Eğer bakış açınızı değiştirirseniz sahip olduğunuzu düşündüğünüz kusurlarınızın da sizin bir parçanız olduğunu kabul etmeniz ve onlarla yaşamayı öğrenmeniz hiç de zor değil. Burada söylemek istediğim şey şu an ki durumunuzu olduğu gibi kabul etmeniz değil. Bizler hareketli ve bilinçli canlılarız eğer bizim çabamız dahilinde değiştirebileceğimiz bir şey varsa bunu değiştirebiliriz ama çabamız dahilinde olmayan – örneğin ölüm – konuları sükunetle karşılamak ve bunun doğal bir döngü olduğunun farkına varmak bizim elimizdedir.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Dünya sizin etrafınızda dönmüyor “sahne ışığı etkisi”
0 (0)

Hiç diğer insanların gözlerinin sizin üzerinizde olduğunu düşündüğünüz oldu mu? Ya da aklınızdan ne geçtiğini bildiklerini düşündüğünüz oldu mu? Bilmelisiniz ki kimse düşündüğünüz kadar size dikkat etmiyor. Gelin bu duruma sebep olan sahne ışığı etkisini beraber inceleyelim.

Sahne ışığı etkisi, sosyal psikologlar tarafından, başkalarının hakkımızda ne düşündüğünü abartmak zorunda olduğumuz eğilime atıfta bulunmak için kullanılan bir terimdir. Başka bir deyişle, hatalarımızı veya kusurlarımızı tüm dünyanın görmesi için her zaman üzerimizde bir sahne ışığı olduğunu düşünmeye eğilimliyiz.

Örneğin, geç uyanırsanız ve darmadağınık saçlarla iş yerine gidersiniz, herkesin bu durumunuzu fark ettiğini ve gizlice sizin hakkınızda kötü yorumlar yaptığına inanabilirsiniz. Hatta size acıdıklarına veya alay ettiklerine ikna olup iş arkadaşlarınıza kızabilir veya onlardan saklanmaya çalışabilirsiniz.

Bu etki aşırı öz-bilinçli olmanın yanı sıra, kişinin başkasının kendinden farklı düşündüğünü anlayamadığında gerçekleştiğine inanılıyor.

Tüm insanlar, özellikle de sosyal kaygısı olanlar, kendilerine, eylemlerine ve görünümlerine çok odaklanırlar ve herkesin de farkında olduğuna inanırlar. Sahne ışığı etkisinin farkında olmak, sosyal durumlarda sinirlilik veya utancı azaltmaya yardımcı olabilir.

Kimsenin size gerçekten dikkat etmediğini fark edebilirsiniz. Bu noktaya geldiğiniz zaman bu konuda çok fazla endişelenmeyi bırakacaksınız. Bununla birlikte, sosyal kaygıya sahip olanlar için, bu gerçeği tanımak ve sahne ışığı etkisine bağlı kaygının üstesinden gelmek çok daha zor olabilir.

Peki çözüm olarak ne yapabiliriz?

Dikkatinizi dışa doğru odaklayarak ve diğer insanların size tepkilerini görerek sahne ışığı etkisinin üstesinden gelebilirsiniz. Bu, hem endişenize odaklanmayı bırakmanıza hem de diğer insanların size ne kadar az dikkat ettiğini fark etmenize yardımcı olacaktır.

Her ne kadar herkes kendiniz hakkında ne düşündüğünüzü biliyor gibi görünse de, aslında hiç kimse zihninizi okuma yeteneğine sahip değildir. İnsanların gerçekten kendi durumlarında yakalandığını gördükten sonra, sahne ışığının size parlamadığını ve kusurlarınızı vurgulamadığını anlamak daha kolay olacaktır.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Yaşam kalitenizi artırıcı bir eylem “dijital detoks”
0 (0)

Eskiden günlük rutininiz olarak yaptığınız ya da ara sıra keyif almak için yaptığınız bazı şeylerden artık zevk almadığınızı mı hissediyorsunuz? Bu durumun büyük sorumlusu dopamindir. Peki yaptığımız şeylerden eskisi kadar zevk almamız mümkün mü? Dopamin detoksu ile evet. Gelin hem bu dopamin nedir hemde dopamin detoksu nasıl yapılır birlikte inceleyelim.

Dopamin, coşku, zevk ve motivasyon duyguları yaratan beynin bir nörotransmiteridir. Beyin, bir kişinin düşünme ve davranışını geliştirmek için doğal olarak dopamin üretir. Beyindeki dopamin seviyesini artıracak yemek, nikotin, alkol ve uyuşturucu gibi duygu durumunu artırıcı birçok madde ve aktivite vardır. Dopamin seviyesi bu dış etkilerle artığında, beyin doğal dopamin üretimini yavaşlatarak uyum sağlamaya çalışır. Bu aktivite devam ederse, dopamin üretimi eninde sonunda duracaktır.

Yani bu durumda eskiden yapmaktan zevk aldığınız şeyleri yapmakta zorlanacak ve daha fazlasını, daha yenisini isteyeceksiniz. İşte bu sebepten dolayı sosyal medya ağları sürekli yeni içeriklerle karşınıza gelir. Aynı şeyleri görmekten sıkılırsınız ve sayfayı yenilediğinizde karşınıza yeni içerikler gelir. Bu durum da size dopamin salgılatarak uygulama içinde daha fazla kalmanıza olanak tanır. Bu durumda da konu dopamin detoksunun bir türü olan dijital detoksa geliyor.

Öncelikle dopamin detoksu nedir bunu konuşalım. Dopamin detoksu en kısa tabiriyle yapmaktan zevk aldığınız şeylerden bir süreliğine uzaklaşmaktır. Bu sayede duyarlılığını yitirmeye başlayan dopamin reseptörleriniz kendine gelir. Bu kendine gelme süresi bağımlılık boyutunuza göre değişkenlik gösterebilir. Genel olarak birçoğumuz kitap okumak yerine telefonla uğraşmaktan daha fazla zevk alıyoruz. Normalde kitap okumaktan da zevk almamız gerekirken, kitabı elimize aldığımızın belki onuncu dakikasında sıkılabiliyoruz ama telefon için düşünürsek saatlerce başımızı kaldırmadan telefonla uğraşabiliriz. İşte biz bu durumu değiştirebiliriz. Yapmamız gereken dijital detoksu uygulamak.

Peki dijital detoksu nasıl uygularız. Oldukça basit; bağımlılığınızı artıran elektronik ürünlerinden bir ya da bir kaç günlüğüne uzak durarak dijital detoksu başarıyla tamamlamış olursunuz. Bu durumu açıklaması kolay olsa da yapması o kadar basit değildir. Yine de kararlılık gösterek bu detoksu deneyebilirsiniz. Ya da bu detoksu yapmak istemezseniz gün içinde telefonla/bilgisayarla geçirdiğiniz vakti sınırlayabilirsiniz.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!