Görebildiğimiz Kadar Mı?
5 (1)

Bu yazımda sizlere bir tablodan bahsedeceğim. Sanırım en çok yazmaktan keyif aldığım konulardan birisi tablolar 🙂 hele de o ilginç hikâyelerini okuyorum ya nasıl etkileniyorum anlatamam. Benim için o tablo ölümsüz bir hale geliyor. Bugün bahsedeceğim tablo The Son Of Man (İnsanın Oğlu)  Sürrealist Ressam Rene Magritte tarafından 1964 yılında resmedilmiş. Resmi anlamak için daha öncesinde biraz Sürrealizm akımından mı bahsetsek? Sürrealizm bildiğiniz üzere gerçeküstücülük. 1920’lerde başlayan bir sanat akımı. Bu akımın amacı rüya ve gerçeklik arasındaki çelişkileri gidermek. Konu olarak insanların bilinmeyen bir evre olan bilinçaltını resmetmeye yöneldiler. Sürrealizm akımı Dada hareketinden etkileniyor ve büyüyor. Dada hareketine değinecek olursak orta sınıfın kendini beğenmişliğine karşı olan bir akım. Sürrealist resimlerde iki ayrı tarz vardı. Salvador Dali, Rene Magritte ve Yves Tanguy hipergerçekçi resimler yaparak nesneleri canlı detaylarla resmettiler. Üç boyutluluğun illüzyonu nesnelerdeki rüyamsılığı vurguladı. Joan Mirro ve Max Ernst gibi sanatçılar bilinçsiz bir zihne ulaşmanın bir yolu olarak büyük ölçüde otomatizme güveniyorlardı. Bazı ressamlar hem hipergerçekliği hem de otomatizmi resimlerinde kullandılar. Yani birbirlerini dışlamıyorlar. Şimdi gelelim The Son Of Man tablosuna…

The Son Of Man tablosu aslında bir otoportredir. Rene Magritte eserlerinde çokça kullandığı yeşil elma figürünü bu resminde de kullanmış. Tabloya bakınca sizi de böyle içine çekmiyor mu? Yoksa bana mı öyle geliyor 🙂 bu resim için sanatçı herkesin her zaman bir şeyler sakladığını ve bunu kimsenin asla bilemeyeceğini anlatmak istiyor. Çünkü bir gözü hafif açıkta kalmış yani etrafımızda gördüğümüz her şey başka bir şeyi saklamaktadır. Herkesin bir sırrı vardır ve bunu daima gördüğümüz şeyin arkasına saklı olanı görmeye çalışıyoruz ama bu imkânsız bir şey. Bu herkesin çıkardığı anlam. Ama benim için bir anlam daha taşıyor sanki. Elmayı yüzünün tam ortasına yerleştirmiş ve arkadan bir gözü biraz açıkta kalmış yani burnumuzun ucunu göremiyoruz belki de görmek istemiyoruz düşüncesi sardı beni. Ayrıca elma figürünün yasak anlamına geldiğini biliyoruz. Ama kırmızı elma tutkuyu cinselliği temsil ederken yeşil elma aklı ve düşünceyi temsil etmekte. Bir yerde okumuştum yeşil elma doğayı da temsil ediyormuş o zaman ressamın anlatmak istediğiyle tam uyuşmuyor mu? Yani insanlar doğadaki birçok şeyi görmezler ve doğanın ardındaki sırları aramaya ve çözmeye çalışırlar anlamını da yüklüyor gibi. Oldukça gizemli olduğu aşikâr. Zaten kendisi de bu konuya ilişkin olarak olarak şöyle demiştir.

“Resimlerim gizem içerir, bu ne anlatıyor diye sorabilirsiniz, hiçbir şey, zaten gizem de bir şey anlatmaz.

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]