Arama:
Mutluluk
0 (0)

Mutluluk her insanın hak ettiği bir şeydir her insan mutlu olmayı hak eder. Bazen mutluluğu bir kişiden bekleriz o mutluysa biz de mutlu oluruz ondan gelen en ufak şey bile sizi mutlu eder tabi mutlu olmak göreceli bir kavramdır. Beni mutlu eden bir şey başka bir insana saçma gelebilir bu tamamen doğal bir olaydır. Bazen küçük bir olayla mutlu olursun bazen ise küçük bir hediyeyle. Mutlu olmak aslında insan istediği sürece çok basittir ama günümüz dünyasındaki insanlar sürekli kendilerini mutsuz ve huzursuz etmenin bir yolunu bulurlar. Günümüz insanları sadece kendi mutluluklarını düşünmeye başladılar başka bir insanın mutlu olmasını çekemeyecek kadar küçük duruma düştüler. Mutluluğun bence belirli ve sabit bir tanımı yoktur kimi insan sevdiği ile vakit geçirince mutlu olur.

Mutluluk küçük anlardır ailemle birlikte oturmak ve orada olmak, onların komik hikayelerini dinlemek, ağlayana kadar gülmek. Bence mutluluk her an var olmak ve neşeyi bulmaktır. Nefes almak için havaya ihtiyacım olduğu gibi mutluluğa da ihtiyacım var.

Mutluluk, her günü güvenle ve heyecanla selamlamak, seçimlerimden emin ve emin hissetmektir. Hayatın tüm kusurlarıyla birlikte harika olduğunu kabul ettiğimde, bu coşku dalgasının üstesinden pek fazla şey gelemez!

Bana göre mutluluk, her zaman gülümsemek ya da asla üzülmemek değil, bunun yerine, mutluluk, hayatınızdaki çıkışların yanı sıra inişlerin de kıymetini bilmektir. Bazı düşünceleri, duyguları ve deneyimleri umutsuzca tutmaya veya uzaklaştırmaya çalışmadan, hayatın sunduğu her şeyle birlikte olmanıza ve gerçekten hissetmenize izin verin. Mutluluk her zaman büyük bir şey olmak zorunda değildir bazen mutluluk iyi geçen bir gün olabilir sevgilinizden, sevdiğinizden veya eşinizden güzel bir söz duymak olabilir.

Her zaman mutlu olmaya mutlu yaşamaya ve mutlu etmeye çalışın mutluluk insana uzun ömürler ve sağlıklı bir yaşam sağlar gülün, güldürün ve mutlu edin.

 

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Sevgi
0 (0)

Gerçek sevgi birkaç aşamadan oluşur. Saygı, merhamet, mutluluk, mantık ve değer.

Saygı; Karşındaki insanın görüşü ne olursa olsun onu mantıklı bir şekilde anlamak ve ne kadar kendi yapısına ters olsa da anlayışla kabul etmektir. Saygı duyulmayan bir ortamda sevgi bulmak çok zordur. Sevgi bu saygısızlığın içindeyse kendini bulmakta çok zorlanır ve zaman içinde kaybolur.

Merhamet; Merhamet etmek sadece insanlara karşı değil, doğadaki her şeye karşı acıma duymaktır. Bitkilere, eşyalara, insanlara… Merhamet duymak, hiçbir şekilde karşıdakine zarar vermemeyi, kıyamamayı ve onun güzellik içinde yaşamasını kapsar. Merhametli kişi, kıyamama duygusunu sevgiyle birlikte yaşar. Hayatında olan şeyleri sevgiyle çözebileceğinin bilincindedir. Kirletmeden, kırmadan da bir şeyleri halledebileceğinin farkındadır. Hayatını merhametle güzelleştireceğinin farkında olan kişi sevmeye ve bir şeyleri düzeltmeye daha yatkındır. Kendini sevmeyen bir kişi, hiçbir şeye sevgi ve saygı duyamaz. Birini sevmek kendini sevmektir.

Mutluluk; Mutluluk duygusal bir doluluk ve tamamlanma halidir. Beklentileri doğru ayarda yaşayıp, onlarla saygı içerisinde kalmaktır. Mutluluk kendine fırsatlar yaratıp onlarla yaşamayı bilmektir. Küçük ya da büyük hiçbir şeye çok fazla anlam yüklemeden kendi başına mutluluğunu ve umudunu yaşatabilmektir. Bir şeyi sevmek için mutlu olmayı sevmek gerekir. Sürekli kendine bir boşluk yaratan insan mutlu olmayı bilemez ve sevemez. Mutlu olmayı hakkıyla yaşayamaz ve bocalar. Elinde güzellikler varken bunun değerini ölçemez. Kişi kendi mutluluğunu her zaman kendisi yaratır. Mutluluğu yakalamak her zaman kişinin kendi bakış açısıyla bağlantılıdır. Kirli bir pencereden bir çiçeği izlemek, onun çiçek olmadığını değiştirmediği gibi kişinin kirli bir bakış açısında olduğunu da değiştirmez.

Mantık; Mantık yürütmek aklı başında olan her insanın yapabileceği bir durumdur. Doğru veya yanlış demek yerine belirsizlik ifadesi taşıyan her durum, netliğini biraz daha kaybeder ve mantık içermez. Mantık kişinin kendine göre doğru olanı değil, her açıdan doğru olanı bulması ve anlayışla karşılaması demektir. Kişi durumları sadece kendine göre yorumlayıp ona göre hareket ettiğinde bencillik taşımış olur. Bencillik, mutluluğu engeller. Kişiyi kendine hapseder ve mantıktan uzaklaştırır. Mantıklı düşünemeyen kişi doğruyu bulamaz. Doğruyu bulmak sevmeyi bulmaktır.

Değer; Öz değer veya değer vermek. Değer kişinin kendine veya başka bir şeye duyduğu saygı ve sevgi halidir. Kendini sevmek hayatı sevmektir. Kişinin kendine duyduğu öz değer, hayatını kolaylaştıracak bir eylemdir. Her durumda kendini suçlamamayı ve sorumluluk almayı bilmektir. Yanlış yaptığında kendine kızmak, kendini aşağılamak kişiyi ruhsal yetersizliğe iter. Doğru yapan kişi kendiyle gurur duyduğu gibi, yanlış yaptığında da bunu kabullenip, mantık içerisinde durumu düzeltmesi gerekir. Değer, hak edilen ölçüde yaşandığı zaman mutluluğu da yanında getirir. Hak edilmeyen bir şeye fazla önem vermek, beklentiye girmektir. Beklentileri doğru ayarda yaşamak, değer verme yolunda doğru adımları gösterir ve kişinin kendini yeterli hissetmesinde büyük rol oynar.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna
0 (0)

Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor; rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum ‘Kürk Mantolu Madonna’yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.”

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulanmadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.

Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına dair, yanıtlaması zor sorular soruyor.

Kürk Mantolu Madonna, Türk Edebiyatı’nın öncü yazarlarından biri olan Sabahattin Ali’nin başyapıtlarından biridir. Yazar kitapta Raif Efendi’nin içsel yolculuğunu aşk ile sarıp sarmalayarak okuyucuya sunmuştur. Okunduğunda uzun süreli izler bırakan, mutlaka okunması gereken bir kitap ve aynı zamanda psikolojik tahliller, betimlemeler açısından çok tatmin edici.

Kitap, Rasim’in işini kaybetmesi ve iş arayışına koyulmasıyla başlar. İş aradığı bir gün, eski arkadaşlarından Hamdi ile karşılaşır ve ondan yardım ister. Nitekim Hamdi, müdürü olduğu işyerinde bir iş teklif eder. Rasim, utana sıkıla da olsa bu teklifi kabul eder. Raif Efendi denen yaşlı, sessiz, sakin bir adamla aynı odada çalışacaktır.
Raif Efendi çok az konuşuyor, kendisine verilen çevirileri titizlikle yapıyor ve boş zamanlarında masasının çekmecesinde duran bir kitabı okuyordur. Raif Efendi’nin hastalanıp işe gelmediği günlerden birinde, yapılacak bir çevirinin ona ulaştırılması gerektiğinden Rasim, Raif Efendi’nin evinin yolunu tutar.

İçeri adımını atar atmaz, Raif Efendi’nin içine kapanıklığının sebebini anlamıştır. Bu zavallı, yaşlı adam oldukça kalabalık bir evde sürekli ezilmektedir ve üstelik bu kalabalık ailenin tek geçim kaynağı Raif Efendi’nin üç kuruşluk maaşıdır. Lakin bu defa Raif Efendi çok hastadır. Rasim’den iş yerindeki çekmecesinden eşyalarını getirmesini rica eder. Asıl hikaye, Rasim’in çekmecedeki kara kaplı defteri bulup okumasıyla başlar. Okuduktan sonra defteri yakacağına dair Raif Efendi’ye söz verir. Defter, Raif Efendi’nin hayat öyküsünü anlatmaktadır:

Raif, genç bir delikanlı olmasına rağmen içine kapanık ve oldukça yalnızdır. Tek dostu kitaplarıdır. Babası bir sabun fabrikası işletmektedir ve Raif’in sabunculuğu öğrenebilmesi için onu Almanya’ya göndermeye karar verir.

Raif Efendi, Almanya’ya vardığında bir pansiyona yerleşir ve bir sabun fabrikasında işe başlar. Lakin zamanla fabrikaya daha az uğramaktadır. Her gün parkları, sergileri ve Almanya’nın çeşitli yerlerini sabahtan akşama kadar gezmektedir. Bir gün, gazetede reklamını gördüğü bir sergiye gider ve bir tabloyla karşılaşır: Kürk Mantolu Madonna ile.

O gün ve devamında serginin açılışından kapanışına kadar o tabloyu seyreder. Kürk Mantolu Madonna onu çok etkilemiştir. Yine Kürk Mantolu Madonna’yı seyre daldığı günlerden birinde, yanına bir kadın gelir ve tabloyu birine benzetip benzetmediğini sorar. Raif Efendi utancından kafasını kaldırıp kadının yüzüne bakamadan onu annesine benzettiğini söyler. Ama utancından yalan söylemiştir.</p>

Raif Efendi, pansiyonda kalan bir arkadaşıyla gezerken, sergide konuştuğu kürk mantolu kadına rastlar. Ertesi gün, kadını tekrar görebilme umuduyla aynı yerde onu beklemeye başlar ve geldiğinde onu bir gece kulübü olan Atlantis’e kadar takip eder. İçeri girdiğinde, Kürk Mantolu Madonna ile karşılaşır, keman çalıp şarkı söylemektedir. Kadın şarkıdan sonra gelip Raif Efendi’nin masasına oturur ve adının Maria Puder olduğunu, Kürk Mantolu Madonna’nın ise kendisinin otoportresi olduğunu söyler.

O günden sonra Maria Puder ve Raif Efendi arasında bir arkadaşlık başlar. Maria Puder’in her fırsatta ondan herhangi bir beklentisi olmaması gerektiğini, hiçbir erkeğe bağlanıp aşık olamadığını dile getirmesine rağmen Raif Efendi ona sırılsıklam aşıktır.

Her gün buluşup botanik parkları, sergileri, bahçeleri gezmektedirler. Sonunda Maria Puder de Raif Efendi’ye aşık olduğunu itiraf eder. Fakat her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi, onların mutluluklarının da bir sonu vardır. Bir gün Raif Efendi bir telgraf alır. Telgrafta babasının öldüğü, gelip fabrikanın başına geçmesi gerektiği yazılıdır. Raif Efendi, işlerini düzene soktuğunda Maria Puder’i de yanına aldırmak üzere Türkiye’ye döner.

Bir süre mektuplaşırlar fakat birdenbire Maria’dan gelen mektuplar kesilir. Raif Efendi, senelerce ondan habersiz yaşar ve eski içine kapanık haline geri döner.

Yıllar sonra İstanbul’da Maria’nın kuzeni ile karşılaşır. Yanında da küçük bir kız çocuğu vardır. Yıllar önce Maria’nın öldüğünü, küçük kızın ise kendi kızı olduğunu öğrenir Raif Efendi. Kimse kızın babasının kim olduğunu bilmemektedir. Raif Efendi ilk defa kızıyla karşılaşmıştır ve Raif Efendi annesinin kuzeniyle beraber bir trenle uzaklaşmaktadır ondan…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Uzak İlişki Nasıl Yürütülür
0 (0)

İlişkiniz başladıktan sonra çeşitli nedenlerle aynı şehirlerde yaşamak zorunda kalmak ya da farklı bir şehirde yaşayan biriyle duygusal olarak yakınlaşmak akla meşhur sözü getirebilir: Gözden ırak, gönülden ırak. Pek çok insan uzakta olan biriyle bir ilişki sürdürmenin imkansız olduğunu düşünür. Peki mesafeler sağlıklı bir ilişki için engel midir? İki insan gerçekten birlikte olmak isterse ne mesafeler, ne kim oldukları, ne nerede yaşadıkları, ne diğer insanların ne dediklerine, ailelerin beklentileri, ne de geçmişte ne hayal ettikleri önemli olur. Kalpten birbirine bağlı insanlar, gerçekten sevmeyi bilenler engel koymaz engel yıkarlar.

Sevdiğiyle yan yana olmayı kim istemez? Ancak arada mesafeler varsa bu ilişkiniz için zorlayıcı bir durum yaratır. Kendinizi yalnızlık hisleriyle boğuşurken bulabilirsiniz. İstediğiniz anlarda ona ulaşamamak paylaşımlarınızın derinleşemediği hissine kapılmanıza neden olur. Ona dokunamamak, sarılamamak, kokusunu içinize çekememek alıştığınız ilişki biçimlerinden farklı gelebilir ve bunu yadırgayabilirsiniz. Ancak bu zorunlu uzaklığı tatlı bir hale getirmenin de yolları vardır.

Sürekli yan yana olma hali ilişkilerde bir süre sonra duyarsızlaşmayı getirebilir. Uzakta olmanın ilişkinize kattığı özlem, merak gibi duygular iki taraf için de Daha motive edici olabilir. İlişkilere dair klişe inançları bir kenara bırakın. Herkes mutlaka gün içinde birkaç saatte olsa görüşmeli, hafta sonları mutlaka beraber geçirilmeli gibi kurallar yoktur. Her ilişkinin kendinden doğan ihtiyaçları, her insanın da ilişkide büründüğü bir tabiatı vardır. Kimisi gerçekten de sık görüşmeyi sevmez, Özlemek ister. Eğer bu uzaklık sizin ve partnerinizin doğasına uygunsa mesafeler asla sizin için sorun olmayacaktır.

İlişkiler her iki taraf için de birer keşif sürecidir. Kurallardan ve şablonlardan özgürleşmiş bir ilişki inşa ettiğinizde mesafeler sizin için bir engel değil aksine sevginizi güçlendirecek bir araç haline gelir.

Uzakta olduğunuzda iletişim kuracağınız kanallar bellidir. Mesajlaşma, mail ya da görüntülü konuşmalarla onun yanında olduğunuzu hissettirin. Günaydın ve iyi geceler mesajları ile varlığınızı hatırlatın. Gün içinde gittiğiniz yerlerden fotoğraflar ya da videolar yollamak, arkadaşlarınızın yanında vakit geçirirken bile onu hatırladığınızı göstermek için aramak özel hissettirecektir. Böylelikle sürekli iletişimde kalmış olursunuz. Ayrıca gün sonunda birbirinizi mutlaka görüntülü arayarak, gün içinde yaptıklarınızı paylaşın.

Farklı şehirlerde farklı yaşamlar sürmenin olumsuz yanları olacaktır. Herkesin kendi rutinine kapılması ona gösterdiğiniz özeni gölgelememelidir. Onun hoşlanmadığı şeyleri yapmaktan kaçının. Örneğin gece dışarıya çıkmanızdan hoşlanmıyorsa bu hassasiyetine özen gösterin. Siz dışarda eğlenirken aklının sizde olması ya da size eşlik edemiyor oluşundan dolayı duyduğu eksiklik duygusunu büyütmeye izin vermeyin ve onu güçsüz hissettirmeyin.

Eğer ortak zevklerinizden biriyse beraber online oyunlar oynayın. Netflix‘te beraber diziye başlayın ve bölümleri birlikte sırayla izleyin hatta uygun değilse onun uygun olduğu anı bekleyin. Bu uzakta da olsanız bir ortaklık duygusunun gelişmesine olanak sağlayın.

Süpriz yapalım. Diyelim onun takviminden dolayı çok yakın bir zamanda görüşme ihtimali görünmüyor, o zaman programınıza bir göz atın ve uydurabiliyorsanız yanına gidin.

Sosyal medya ve diğer iletişim kanalları ile artık haberleşmek çok daha kolay. Ama arada romantik ve eski haberleşme metotlarını hayatınıza katın. Mektup yazmak, kartpostal yollamak tatlı sürprizlerdendir.

Bu durumun ne kadar süreceğini, ne zamana kadar ayrı yerlerde olacağınızı konuşun. Hiçbir çift uzun süre uzaktan ilişki yürütmek istemez. Planlarınızı birlikte yapın. Planlarınızın aynı yönde olması hem geleceğe daha umutla bakmanızı hem de uzakta geçirdiğiniz zaman içinde daha motive olmanızı sağlar.

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Hayatınızı Kazanın
0 (0)

Onun İçin Nasıl Özel Ve Vazgeçilmez Olabilirim?

Hayata karşı mücadeleci bir tavır kazanmak erkek içinde kadın içinde cezp edicidir. Evrimsel olarak insan hayatta kalmaya ve mücadele etmeye kodlanmıştır. Barınmak, beslenmek ve güvenliği sağlamak sadece ilkel insanın derdi değil, aynı motivasyonu bizde taşıyoruz. Artık beslenmek için mağaramızdan çıkıp avlanmıyoruz ancak kariyer inşa ederek hayata tutunmaya çalışıyoruz.

 

 

Ama değişmeyen bir şey var hala: güçlü olan ve uyum sağlayan hayatta kalıyor. Hayatınızdaki insan sizi ne kadar severse sevsin zorlu hayat koşulları karşısında güçlü Bir duruş görmek isteyecektir. Çalışmak ve kendi gelir kaynağınızı yaratmanız karşı taraf için saygı uyandırıcıdır. Özellikle evliliklerde çalışmayan bir tarafın olması yükün de o kişinin üzerine binmesine yol açar. Bu nedenle hem dengeyi sağlamak adına hem de ilişkinizi korumak adına girişimci olun. Maddi olarak evinize, ailenize katkıda bulunmaya başladığınızda eşiniz için de vazgeçilmez olursunuz.

Boş Gezmeyin: İlgi alanı olmayan, yaşamında yaratıcı çözümler üretmeyen, kendini geliştirmeyen ve hayata dahil olmayan birisi pek az insanın ilgisini çekecektir. Boş gezmek, zamanını boşa harcamak ve sürekli tüketmek sadece hayatınızdaki insana değil pek çok kimseyi sizden uzaklaştıracaktır. Düzenli bir işiniz olmasa bile vaktinizi olumlu anlamda değerlendirmeye ve kendinizi geliştirmeyi adayın. Günümüzde bilgiye erişmek artık çok daha kolay ancak ne yazık ki derinleşmek çok daha zor. Çünkü inanılmaz bir bilgi bombardımanına maruz kalıyoruz ve ilgimizi dağıtacak çok fazla şey var. Hatta ne yazık ki vaktimizin çoğunu sosyal medyada başkalarının yaşamlarını seyrederek geçiriyoruz. Bunun yerine hobi edinmek, uzak seyahatlere çıkmasanız bile yaşadığımız kentin tarihini keşfetmek, yeni bir yemek tarifi öğrenmek, seçtiğiniz bir alanda derin okumalar yapmak ve hatta bunları sevgilinizle tartışmak, akıl yürütmek ilişkinizi beslemek adına yapabileceklerinizden

İlişkilerde tartışmadan kaçınmak için sıkça yapılan hatalardan biri de seçimleri hep karşı tarafa bırakmaktır. Çok basit bir programı yaparken bile “Sen nasıl istiyorsan öyle olsun“ farklı bir yerden sonra hayatınızdaki insan için sıkıcı olmaya başlayacaktır. Bu yüzden kendi fikrinizi söylemekten çekinmeyin. Her soru için kendi cevabınız olsun. Kimse bir ilişkide iktidarı tamamıyla ele geçirmek istemez. İlişki iki kişilik seçimlerin dengeli bir şekilde yayılmasıyla güzelleşir. Sadece bir tarafın seçimlerinden oluşan şeyin adına ilişki demek zordur. Fikrinizi söylerken onaylanmama ya da beğenilmeme endişesi de taşımayın. Bir birey olarak kendinizi ifade etmeniz hem karşı taraf hem de sizin için saygı uyandırıcıdır.

Erkeklerde kadınlarda kendilerini dinleyebilecekleri zaman aralıklarına ihtiyaç duyarlar. İnsan ilişkileri ve yorucu hayat koşusunda ne yazık ki çoğu zaman ruhumuzu ıskalarız. Hatta mutlu bir ilişki içinde olsak dahi kendi kendimize kalacağımız anlar yaratmak için yanıp tutuşa biliriz. Çok eski bir hikayedir, Meksika’daki İnka tapınağına çıkmak isteyen bir grup Arkeoloğa birkaç yerli rehberlik etmektedir. Yolu hızlı bir şekilde yarıladıktan sonra yerli grup, yere oturup beklemeye başlar. Haliyle bu durumu Avrupalı arkeologlar şaşırırlar. “Neden bekliyoruz?“. Diye sorduklarında yaşlı rehber şu cevabı verir: “o kadar hızlı yol aldık ki ruhumuz geride kaldı, onu bekliyoruz.“ Nefes almak için yaratacağınız bu boşluklar ruhunuzu yakalayacağınız önemli duraklardır. Düşünmek, bazı konularda kararlar almak, daha verimli olmak ve sağlıklı bir ilişki için gereklidir.

Aşk Koçu Ebru Tağtekin

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!