Arama:
Kitaplar Sessiz Öğretmenlerdir
0 (0)

Her bir mevsimin kendisine has güzellikleri vardır. Her mevsim başka anılar ile gelir. İnsan her anını doyasıya yaşamalıdır mevsimlerin. Hayatın tadı her mevsim başka güzeldir. Çünkü mevsimler İnsana farklı duygular ve farklı hisler yaşatır. İnsan mevsimleri yaşamayı sevmelidir. Kışı ayrı sevmelidir mesela, Bir kahvenin sıcaklığıdır kış, yağan karların bembeyaz örtüsünde kaybolan şehrin güzelliğidir. İlkbaharı da ayrı sevmelidir insan. Çünkü ilkbahar insana sonsuz güzelliklerde renkler birçok çiçek sunar. Bence insanlar mevsimlere, mevsimlerin değişimine ayak uydurmalıdır. Her bahar geldiğinde mevsiminde çiçek açmalı, her kış geldiğinde zorlanacağını bilmelidir. Hayatımızın da mevsimleri vardır. Çocukluğumuz, gençlik yıllarımız, olgun yaşlarımız ve yaşlılık dönemi… Her dönem mevsimlerin tabiatın çehresini değiştirdi gibi bizi değiştirir. Yaprakların sararması misali, yaş aldıkça çocukluk ve gençlik yıllarına özgü pırıltı da fotoğraflarda kalır. Ruhumuzdaki coşkun’un, yüzümüzdeki ışığın yerini farklı bir sükunet; solgun bir aydınlık alır. Güzel düşünür ve güzel bakarsan her mevsimde bir güzellik saklıdır. Her yeni sayfa, her mevsim yeni umutlarla yeni bir hareketlilikle buluşturur bizi. Mevsimlerde insan ruhundaki değişim gibi farklı bir ruh taşır. Kimi zaman durgun, kimi zaman coşkun, kimi zaman da fırtınalı bir hale bürünür. Takvimlerin kapısını, yeni bir mevsim çalarken sürprizlerle yepyeni tabiat manzaralarına ve günlük yaşamdaki değişikliklere tanıklık ederiz. Her mevsim, farklı renkleriyle ve hareketliliği ile hayatımızda yeni bir sayfa açar. Bütün mevsimler yeni bir yaşam macerasıdır. Yepyeni hikayelerin ilk sayfasıdır mevsimler. Aslında mevsimler insana çok şey anlatır. Hayatın başlangıcını sonunu. İyiliği ve güzelliği mırıldar insana. Hayatı ve ölümü hatırlatır. İnsanlar da değişir mevsimler gibi. Ya da şöyle insanlar mevsimler gibidir, onların da yazı, kişi, bahar ve sonbahar vardır yaşamlarınd Kimi zaman günleri uzunken; kimi zaman da geceleri, soğukları, yalnızlıkları uzundur. Bazen bir yaz rehaveti bazen de bahar dirilişi. Amaç her mevsim yeşil kalabilmektir oysa.

Üniversite bitirip son nokta konsada kişinin kendini eğitmesi, dünyayı ve yaşamını gözlemlemesi, karşısına çıkan değişimlere ayak uydurması, tecrübelerden ders alarak kendini geliştirmede, yaşam okulun adı konmamış sınıflardır. Eğitimin en zoru olan bu “Yaşam Okulu” nda başarı, zorlukları yenme ve engelleri aşma gücü kitap sayfalarında bizlere göz kırpar. Yalnızca başarı ve güç değil kendini tanımanın, doğru yolda yürümenin sırları da kitap sayfalarında gizlidir. Kitap okumak, insanı manen besler, bilgi ile güçlendirir. Hayatın zorluklarına karşı uyarır, eğitir. Okuduğumuz kitapları, edindiğimiz bilgileri hayata uyarlamalıyız. Öğrettikleri kadar, kitap bize yaşamı tanıtır ve sevdirir. Kitaplar hayat hakkında bize çok şey öğretir. Bizim kendimize olan güvenimizi arttırır. Kitaplar en iyi arkadaştır hayatınızda, bizi sorunlarla başa çıkmamız da çok büyük payları vardır. Özellikle insanda empati duygusunu çok geliştiriyor. Kitaplar biz insanlara yol gösteren hatta uygarlığa yol gösteren ışıktır. Bence en önemli özelliği de bizi herkes gibi olmaksan korur. Çünkü kitaplar sessiz öğretmenlerdir.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Başarı Şans İşi Midir?
0 (0)

     Şansın insan hayatında çok önemli bir rolü vardır. Hayat insana hoyrat davrandığı zaman başarılı olmak mümkün değildir. Hayatta başarılı olan insanlar kendilerini daima öğrenme, büyüme, gelişmeye yönelirler bence. Bu hep böyle değil midir? Başarılı olduysan bir işte daima daha fazlasını istersin. Bazıları ise hayatta kendilerine verilen imkân ve yeteneklerin sabit olduğunu düşünürler. Sabit zihniyete sahip olan insanlar kendilerine doğuştan verilen imkân ve yeteneklerle hayatı tamamlayacaklarını düşünürler. Dolayısıyla öğrenmek ve ilerlemek için çaba göstermenin gerekli olmadığına inanırlar. Ben şansa inanmıyorum açıkçası, çünkü şans diye bir şey vardır aslında fakat bir işte başarı elde etmek için çaba göstermezsek sadece şans beklersek hayatımız boyunca şansız biri olmanın keyfini çıkarırız. Hepimiz öyle değil miyiz doğduğumuz andan itibaren hayatta bir şeyleri başarmak için çabalıyoruz. Biraz daha açacak olursak 21 yaşındayım 15 yıldır okumaya çalışıyorum. İlkokul, Ortaokul, Lise şimdi de Üniversite peki ne için? İşte başarmak için, hepimizin hayalleri, hedefleri bulunuyordur elbet. Fakat bu hayaller ve hedeflere ulaşmak için büyük çabalar sarf etmemiz gerekir. Bizim çaba sarf edelim ki hayat da bunun karşılığını alalım işte tüm bu hayallerimize giden yolda tek bir şansımız vardır. Çok çalışmak, hedeflerimize doğru ilerlemek ve bu yolda önümüze çıkan engelleri de aşmak için çaba sarf etmektir. Doğuştan şanslı insanlar da vardır elbet fakat çok varlıklı ailelerin, çok yetenekli, çok iyi eğitimli çocuklarının da başarısız olma nedenleri de sahip oldukları “sabit zihniyettir.” Aslında. Bunu şu şekilde örnekleyebiliriz günümüz televizyon programlarında bile izlerken zengin aile çocuğunun aslında hiçbir iş yapmadığını sadece olan varlıktan faydalandığı görünüyor. Bu gerçek hayatta da böyledir aslında. İşte bunu şans olarak görenler var fakat bu şans değil de nankörlüktür. Elinde olanı geliştirmeye büyümeye daha çok başarıya gitmenin yolunu arayarak bu yolda karşılaştığın olumlu davranışlardır şans aslında. Hayatta başarmak daima bizim elimizdedir. Kendimize hedefler koyup bu hedefler doğrultusunda ilerlemeliyiz. İşte bu zaman da gerçek şans ve başarıya ilerler onu elde etmiş oluruz.

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Riski devretmeyi bırak
0 (0)

Ucunda kaybetme ihtimali olan bir şeye giriştiğinizi düşünün. Burada denememeyi mi seçersiniz yoksa kaybetme riskini göze mi alırdınız? Olaya bir kişi daha ekleyelim bu kişi girişmek istediğiniz alanda sizin riskinizi alabilecek biri bu durumda riski siz mi alırdınız yoksa riski devreder misiniz?

Birçok kişinin riski devredeceğini düşünüyorum. Riski devredek büyük bir yükten kurtulduğunuzu sandınız ne yazık ki yanılıyorsunuz sadece gelişmekten kaçtınız, daha iyi bir size ulaşmaktan vazgeçtiniz.

Örneğin yukardaki durumun sınıfta sunum yapmak olduğunu varsayalım. Bu durumda en az soru gelecek konuyu siz almaya çalışırsınız ya da imkanınız varsa hiç sunum yapmamayı tercih edersiniz. Bu tercihiniz sonucunda ileride – örneğin iş hayatında – yapacağınız sunumlarda daha fazla zorlanmanız muhtemeldir. Çünkü geçmişte sunum anlamında bir kez daha pratik yaparak gelişebilecekken bu durumdan vazgeçtiniz. Bu gibi durumlarda deneyip denememek arasında kararsız kaldığınızda Michael Jordan’ın “yenilgiyi kabul ederim ama denememeyi asla” sözünü hatırlayabilirsiniz.

Riskleri kafanızda büyütmeyi bir kenara bırakın sonunda başarılı ya da başarısız olabilirsiniz ama her durumda deneyim kazanacaksınız. Başarısızlığı bir düşünce biçimi olarak görüp sonuç olarak görmezseniz hiçbir zaman yenilmiş olmayacaksınız sadece o konuya olan deneyiminiz daha da artacaktır.

Burada bahsetmek istediğim şey her riske gözü kapalı atlamanız değil. Örneğin sokakta biri, bir sağlık durumundan muzdarip olduğu zaman etrafınızda doktorun olup olmadığına bakmanız gerekli burada insan hayatı varken deneyimden, gelişimden bahsedilemez.

Şimdi sizden istediğim geçmişe dönüp kaçındığınız risklerin birçoğunun aslında ne kadar ufak tefek şeyler olduğunu farketmeniz ve bundan sonra bu gibi durumlarda riskin boyutunu objektif bir şekilde belirleyip eğer risk alınacak boyuttaysa risk almanız. İnsan olduğumuzu ve bilinçli varlıklar olduğumuzu unutmayın değiştirmek istediğiniz bir şey varsa bunu değiştirebilirsiniz en azında bir adım atabilirsiniz. Özendiğiniz kişiler aslında sizden pek de farklı değil belki de tek farkları risk alıp ilk adımı atmış olmaları.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Kim hayatını mahvetmek ister?
0 (0)

Kendinizi geliştirmekten sıkılıp hayatını daha kötü konuma getirmek istediniz mi? Hadi gelin birlikte birkaç basit adımda hayatımızı nasıl daha zor bir hale getirebileceğimizi inceleyelim.

1-) Her şeyi başkalarından bekle

Bu şekilde yaşamayı haketmediğini mi düşünüyorsun? Daha zengin, daha başarılı mı olmalıydın? Güzel, yapman gereken değiştirmek istediğin konularda bir adım dahi atmamak ve risk almamak ne de olsa beyaz atlı prensin ya da kurtarıcı meleğin yakında yanında olacak. Beklemeye devam et.

2-) En ufak riske dahi bulaşma

Kazanç ve kayıp sürekli karşına çıkacaktır. Risk aldığın zaman başarılı ya da başarısız olabilirsin. Ama başarısızlık ihtimali varsa neden deneyesin ki. En ufak bir risk bile almayıp ortalama bir hayat yaşamak senin elinde.

3-) Asla ilk adımı atma

Edinmek istediğin yetenekleri, ulaşmak istediğin başarıları herkese anlat. Sürekli konuş ve sakın ilk adımı atma. Bu sayede başarı ihtimalini sıfıra yakın tutman mümkün.

4-) Hedeflerin için çok çalışmayı bırak

Dilediğin alanda çok çalışarak iyi bir konuma gelebilirsin. Ama senin yapman gereken vaktini hedeflerin doğrultusunda harcamaman ve başkalarıyla konuşurken başarılı insanlara çamur atarak onların şanslı olduğunu iddia etmen. Sürekli olarak çalışkanlığın, başarılı insanlara özgü olduğunu ve senin çalışkanlıkla işin olmadığını hatırla.

5-) Hedef belirleme

Ulaşmak istediğin hedefleri belirleyerek başarıya giden yolda ilk adımı atabilirsin. Ama bunun olmasını istemeyiz. Yapman gereken daldan düşen kuru yaprakmış gibi oradan oraya savrulman. Çevrendekilerinin hareketleriyle yönünü değiştir. Yaşanan olaylara bak yönünü değiştir. İnsanların söylediklerine kulak as, yönünü değiştir ve sürekli savrulmaya devam et.

6-) Boş vakitlerinde bolca uyu

Bugün ailene biraz yardım mı ettin? Bir uyku hak etmişe benziyorsun. Peki yapılması gerekenler ne olacak? Unut onları daha vaktin var. Böyle ufak sebeplerle sürekli gün içinde uyumayı alışkanlık haline getir. Böylece çalışmaktan kolaylıkla kaçabilirsin. Unutma birkaç defa uyumakla bir şey olmayabilir. Bunu bir alışkanlık haline getirerek değerli vakitlerini rahatlıkla harcayabilirsin.

Gördüğün gibi birkaç basit adımda hayatını daha zor bir hale getirebilirsin. Hatta birkaç madde daha ekleyip ortalamanında altında bir hayat yaşamayı garanti haline bile getirebilirsin. Peki sen hayatını mahvetmek ister misin?

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Niyet ve Eylem
0 (0)

“Ben bunu daha önce düşünmüştüm”

Alıntılar, aktarılan konuyu kuvvetlendirmek adına çok sık başvurulan bir yöntemdir. Fakat alıntıyı da, kendi içinde kuvvetlendiren özel etkenler vardır ki;  sözü alıntılan kişinin kimliği buradaki en önemli etkendir. Söz sahibinin unvanı, toplum tarafından tanınırlığı alıntıyı daha kuvvetli hale getirir. Ben bu yazımda daha farklı bir yol seçtim. Alıntıyı ve akabinde konumu güçlendirmek için, arkasında milyonların imzası olan bir söz tercih ettim! Hepimiz bugüne kadar olan yaşantımızda, en az bir kez yukarıdaki sözü kullanmışızdır.

Üretken olmaya en yatkın canlı olan insan, her geçen gün yeni bir işe imzasını atıyor. Alan çerçevesi olmaksızın; tıptan, teknolojiye, ticaretten, ekonomiye, gıdadan, medyaya ve daha bir çok dalda bir güncellik dahil oluyor hayatımıza. Bu dalların birçoğu ile meşgalesi olan insanlık, hayatına gelen yeni kolaylıklara seviniyor. Ancak bazen sevinmekten öte, buruk bir hüzünle beraber derin bir şaşkınlık duygusuna kapılıyor. Daha önce böyle bir yeniliği düşünmüş, hatta hayata geçirmek adına araştırma yapmış ve daha da daralan halkada, fikrini üretmek için birkaç adım atmış olan insanlar, haliyle yazının başındaki alıntıya sığınıyor.

“Düşünüyorum, öyleyse varım”

Düşünmek, yalnızca Descartes’in felsefesinde sonuca ulaşmış bir olgudur. Evet, aslında felsefenin yapı taşıdır ve diğer tüm filozoflarında kalemindeki mühürdür. Lakin, salt düşünmek felsefeye bile yeterli değildir. Eğer düşüncelerinizi, felsefe adına kayıta geçirmezseniz, zihninizin kara deliğinde kaybolup gidecektir. Tek bir dala bağlı kalmadan devam etmek istiyorum. Düşünmek, hiçbir zahmete gerek duymayan ve lokasyon, zaman, alan ayırt etmeksizin her an vuku gösterebilen bir eylemdir. Evet bir eylemdir ancak, zahmete vabeste eylemlerle pekiştirilmediği müddetçe, saman alevi etkisi gösterecektir. Eğer bugün bir fikriniz var ise; yarın, nasıl daha iyi bir fikir olacağını düşünün. Bir sonraki gün, ilk günden farklı nereye geldiğinizi düşünün. Ama sonraki gün harekete geçin! Tabii buradaki günler, temsili zaman zarflarıdır. Ama burada anlatmak istediğim, atılması gereken adımların kronolojik sıralamasıdır. Ve bu sıralamanın yapı taşı; en sondaki adımın, aslında ilk adım olduğudur! Bu anlayışı idrak edebilen her insan, başarıya yürürken en direkt yolu kullanır. Graham Bell, uzaktaki biriyle anlık olarak iletişim kurabilmeyi, sadece düşünmüş olsaydı şu an telefonlar var olur muydu? Elbette olurdu! Çünkü, elbet bir başkası düşünecek ve bununla yetinmeyip harekete geçecekti. Zaten telefonun mucidi de Graham Bell değildir. Tam da burada, anlatmak istediğim durumun bir tezahürünü görüyoruz. Tüm ana fikri son bir kez toparlamak istiyorum. Eğer, dün olmayan bir şeyi, yarın olabilir diye hayal ediyorsanız, bugün harekete geçin. Çünkü dünle yarın arasındaki köprü, bugündür. Ve sağlam bir köprüden geçmek istiyorsanız, onu siz inşa etmelisiniz. Zira sonsuz bir yarışa tabi insanlıkta, herkesin kendi köprüsünü yapacak kadar taşı var!

Sözlerimi Konfüçyüs bitirsin istiyorum ;

“Unutma, bir şeyin yapılamaz olduğunu düşünerek uyursan, başkasının o şeyi yaparken çıkardığı gürültüyle uyanırsın.”

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!