Arama:
Mevsimler ve İnsanlar 2
0 (0)

Mevsimler insanların davranışlarını , duygularını etkiler. Bazı mevsimler insanlarda birçok duygu değişimine neden olmaktadır.

YAZ MEVSİMİ

İlkbaharın ardından hava çok değişiklik göstermeden sadece sıcaklığını arttırarak günler devam eder. Bu sıcaklık çoğu insanda bunalıma neden olabilir. Her ne kadar ilkbahar hava geçişini yumuşatsa bile sıcaklık etkisini arttırdığında insanlar sıcaktan bunalır. Kış aylarında olduğu gibi yaz aylarında da depresyon dönemleri yaşanabiliyor. İnsanlar sıcaktan dolayı çalışıyorlarsa yada çalışmıyorsa bile aşırı sıcak insanları olumsuz etkiliyor. Ruhlarında bir karamsarlık meydana getiriyor. Bazı insanlarda ise yaz ayları büyük bir mutluluk hissettiriyor. Nedeni ise yoğun geçen bir yılın ardından tatil yapabilmek ve yılın yorgunluğunu atmak insanlara huzur veriyor. Deniz ve güneşin eşliğinde tatil yapmak insanları dinlendiriyor. Dinlenen insanlar hem fiziksel hem de yıl içerisinde bulundukları kötü ve yorgun ruhsal durumlarından arınıyorlar. Bir nevi yenilenme gibi bir durum meydana geliyor. Bu durum da insanları yaz aylarını dört göz ile beklemesi sağlıyor ve bu mutluluk getiriyor. Yaz mevsimi öğrenciler için de çok önemli bir mevsimdir. Bu mevsim diğer insanlarda çağrıştırdıkları dinlenme zamanı olduğu gibi öğrenciler için de aynıdır. Derslerden sonra nefes alma zamanlarıdır da denebilir.

SONBAHAR MEVSİMİ

Sonbahar bütün mevsimlerin parçalarını barındırmaktadır. Bu parçalar gerek renkler gerekse hava durumudur. Bu karmaşa insanlarda da duygu karışımına neden olmaktadır. İnsanoğlu uyum sağlamakta zaman zaman sorun yaşayabilmektedir. Sonbahar aylarında bazı insanlar çok mutlu iken bazı insanlar tam tersi olarak mutsuz olurlar. Hava değişimleri insanları ruh hallerini doğrudan etkilemektedir. Bulutların yoğun olduğu zamanlarda insanların çoğunda bir içe kapanıklık meydana gelebilir ve bu havalar çoğu insanda umutsuzluğa neden oluyor. Diğer yandan bazı insanlara ise bu havalar huzur verebilmekte fakat böyle düşünen insanlar azınlıktadır. Sonbahar farklı bir bakış açısı ile doğanın insanoğluna renkler ile görsel şölen sunan bir mevsimdir. Doğanın renkleri çoğu insanda huzur verir. Ağaçların yada doğada bulunan bütün bitkilerin ilkbahar mevsiminden beri taşıdıkları yükleri döktüğü mevsimdir. Bu doğa için yenilenmenin ilk adımdır. Birçok insan içinde doğa yeni başlangıçlar için örnek olabilir.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Yeni Bir Başlangıç
0 (0)

“Tam şu anda, dünyanın bir köşesinde sizinle olmaktan mutluluk duyacak biri vardır.”

Yalnızlığımla Neden Başa Çıkamıyorum.

Modern dünyanın en büyük sorunlarından birisi yalnızlık. Hatta İngiltere’de durumun salgın haline gelmesinden dolayı yalnızlık bakanlığının kurulması dahi planlanmıştı. Etrafınıza baktığınızda bundan şikayetçi olan pek çok insanla karşılaşırsınız. Hatta bazı insanlar için yalnızlık neredeyse ölümle eşdeğerdir. Belki bu satırları okuyan sizin için de bu böyle… peki yalnızlık insanı neden bu kadar korkutur? Ya da tam tarifiyle yalnızlık aslında nedir?</p>

Yalnızlık bazen bir zorunluluktur bazen de tercihtir. Kimisi yalnız kalmaktan kaçınırken kimisi de özellikle yalnız kalmaya ekmek gibi su gibi ihtiyaç duyar. Sağlıklı olan her şeyde olduğu gibi dengede olmaktır. Ne tamamen yalnızlıktan kaçınmak için insanlara bağımlı olmak ne de tamamen dış dünyadan soyutlanıp yalnız başına bir dünya inşa etmek sağlıklıdır.

Birey olmanın yolu varoluş kaygısı ile baş edebilmekten geçer. Yalnızlık korkusunu yenen insan ancak birey haline gelebilir. Bağımsızlık insan yalnızlığının doğrudan bir sevgisidir. İnsanlar kendileriyle başbaşa kalabildikleri oranda yalnız kalabilirler ve yalnızlığı sevmeden, bağımsızlığa aşık olmadan birey olmak mümkün değildir. Bir kimse tek başına kalabildiği sürece özgürdür.

Sözcüklere baktığımızda yalnızlık kelimesinin “ kimsesizlik“ olarak tariflendiğini görürüz. Aslında burada bir ayrım yapma ihtiyacı doğar. Geçici yalnızlık bireyin bilinçli olarak tercih ettiği ve bir süreliğine insanlardan uzaklaştığı halidir. Özellikle yaratıcı insanların ihtiyaç duyduğu bir yalnızlıktır bu ve bu yalnız kalma sürecinde yaratıcılık doğar. Yaratıcı insan ancak yalnızken kendi derinliklerine inebilir ve zenginlikleri keşfedebilir ve insanlar şiirler, edebiyat eserleri, İcatlar ya da unutulmaz şarkılar hediye eder.

Gerçek yalnızlık tamamen içedönük ve sevgi alma becerisini yitirmiş insanın kendini tamamen soyutlaması ile ortaya çıkar. Bu durumda bu kişi yalnızlığın da ötesine geçen bir tür yabancılaşma içindedir.

Gerçek manada yalnız kalma korkutur insanı. Hatta bu korku nedeniyle bağımlı ilişkiler geliştirir, bir an olsun kendilerini kendilerine hatırlatacak anlardan kaçınırlar. Bu kaygıyı bastırmak için de sürekli hareket halinde olurlar, sürekli yemek yemek, sürekli TV ve dizi izlemek, aşırı alkol tüketmek, alışveriş yapmak, sosyal medyada aşırı aktif olmak bu yalnız kalma halinden kaçınmanın göstergeleridir.

Elbette sosyal bir canlı olan insanın başkalarından izole yaşaması düşünülemez. Üstelik uzun süreli yalnızlığın beyinde ve ruhta ciddi tahribata yol açtığı da bilimsel bir gerçek izole olmayı tercih etmenin ya da çeşitli nedenlerle buna mahkum olmanın diğer tarafında bir de yalnız kalamama becerisi vardır. Kendinizi yalnız kaldığınız anlarla baş etmekte zorlanıyorsanız yaşadıklarınızı net bir şekilde analiz etmeyi denemelisiniz.

Unutmayın ki kendi gerçekliğini keşfedememiş birinin sahici ve derin ilişkiler kurması da zordur. Bu hem kendinize hem de hayatınıza alacağınız insana yapacağınız bir haksızlıktır.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Gezmek İstiyorum
0 (0)

 

Bir gezginin en çok görmek istediği şey leylekmiş. İnanışa göre leylek gören sürekli gezer dururmuş. Leylek görmediğim için mi gezemiyorum yoksa pandemi yüzünden mi bilemiyorum.

Benim büyük hayallerimden birisiydi gezmek. Okuldayken sürekli geziyordum ve gezimin biri bitmeden diğeri için planlar yapıyordum. Güzel gezi turları için planlar yapmıştım yakın arkadaşımla ve yapmaya da devam ediyordum ki bütün dünyayı saran, bütün dünya da %80 gibi ciddi bir oranda yaşamı durduran Covid-19 salgını başlayana kadar.

Salgın başladı bütün planlarımız iptal oldu. Artık salgın yüzünden değil gezmeye gitmek evden bile çıkamıyoruz. Pandeminin etkileri sadece bununla da kalmadı. Ben İletişim Fakültesi öğrencisiyim. Ve gezmeyi çok seviyorum. İletişim Fakültesi bu konu için büyük bir avantaj. Bu Fakülteden mezun bazı isimler seyahat ederek gezi belgeselleri çekiyordu. Ben de hem bir meslektaş hem bir gezi tutkunu olarak bu bireyleri ve çekmiş oldukları belgeselleri takip etmeyi çok seviyordum. Bu beni hem gezme konusunda doyuruyordu hem de alanımda bana öncülük eden isimler oluşuyordu. Bu konu da benim en çok sevdiğim isimlerden bir tanesi Burak Akkul. Kendisi hem başarılı bir İletişim mezunu hem de kaliteli bir gezgin. Bütün dünyayı kaç kere gezdi sayamıyorum. Bu ismi takip etmenizi tavsiye ederim. Fakat bütün gezi planlarım gibi Burak abinin de gezileri, rehberliği pandemi yüzünden yarım kaldı.

Ben artık gezmek istiyorum. Gezmek gerçekten eğlenceli ve kültürel önem taşıyor.

İnşallah kısa süre de salgın son bulur Burak abi, ben ve siz de biran önce gezilerimize kaldığımız yerden devam ederiz…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Zeugma Antik Kenti
0 (0)

Arkeolojik gezilere ilgi duyan, tarihin derinliklerinde kaybolarak keşfetmeyi sevenler için Zeugma Antik Kenti’ni sizlere anlatıyorum.

Zeugma Antik Kenti, tarihî ve arkeolojik gezi yapmak isteyenlere Güneydoğu’nun otantik doğasıyla ben buradayım diyor. Fırat Nehri’nin kıyısında bulunan kent, Antik Mısır kalıntılarına taş çıkaracak, milattan önce yaşayan bir kültürün mozaiklerle süslenmiş yaşamına sizlere görsel şölen sunuyor. Birçok ağıdın, destanın ve efsanenin konusu olan Fırat Nehri, bu antik kentle sizleri bambaşka diyarlara, zamanlara götürmekle kalmıyor; sanatın daha yüzyıllar önce bir kente nasıl aksettiğini gösteriyor.

Zeugma Ne Demek?
Büyük İskender’in generallerinden olan ve daha sonra Suriye kralı olan Selevkos Nikator’un kendi adıyla kurulan kent, Fırat Nehri’nin adıyla birleşerek Selevkos Euphrates (Fırat’ın Silifkesi) adıyla anılır. Daha sonra kent M.Ö. 1. yüzyılda kentin Roma hâkimiyetine girerek “Köprü, geçit” anlamına gelen Zeugma adıyla anılır. Antik bir terim olan Zeugma nehrin karşı kıyılarında kalan “ikiz tepeler” anlamına da geliyor.

 

Zeugma Nerede?

Gaziantep sınırları içinde bulunan Belkıs Köyü’nde, Fırat Nehri’nin kıyısında yer alır. Kent yaklaşık 20 bin dönümlük arazi üzerinde yer alıyor. Şehir o dönem 80 bin nüfusa ev sahipliği yaparak zamanının en büyük kentleri arasında gösteriliyor.

Zeugma’ya Nasıl Gidilir?

Gaziantep’e kara ve hava yoluyla ulaşıp buradan yaklaşık 45 dakikalık bir yolculukla antik kente ulaşabilirsiniz.

Zeugma Evleri

Avlulu kent villaları tarzında yapılan evler yaklaşık 800 metrekarelik alanı kaplıyor. Bu evleri en önemli kılan şey, M.Ö. 253 yılındaki Sasani yağmasında terk edilmesiyle birçok buluntunun olduğu gibi yerinde kalmasıdır. Geride kalan antik mozaik buluntu en dikkati çeken unsurlar arasında. Roma evlerinde bulunan mozaiklerde Greko-Roman mitolojileriyle Yunan mitolojileri ve Grekçe yazıların da bulunduğu efsane ve halk öyküleri mozaiklerle betimlenmiştir. Bu mozaikler büyük sanat eserleri olarak ilgi görmüş ve bundan ötürü Gaziantep şehir merkezine Zeugma Mozaik Müzesi yapılarak eserler bu müzeye taşınmıştır.

Zeugma Mozaik Müzesi

Tarihî İpekyolu üzerine yapılmış olan müze, dünyanın ikinci büyük mozaik müzesi unvanını taşıyor. Yaklaşık 30 bin metrekarelik bir alanda, 2011 yılında açılan müze birçok yerli ve yabancı turistin ilgi odağı haline gelmiştir. Zeugma Antik Kenti’nden birçok mozaik eser bu müzede titizlikle sergileniyor. Zeugma Mozaik Müzesi koleksiyonunda Roma ve geç antik döneme ait 2.448 m2 mozaik, 4 Roma dönemi çeşmesi, 140 m2 duvar resmi, 4 kireç taşından yapılmış heykel, 20 sütun, tunç Mars Heykeli, lahitler, mezar stelleri ve mimari parçalar birçok restorasyon işleminden sonra sergilenebilir hâle getirilmiştir. Hem tarihî İpekyolu hem de bu antik kentin keşfi için buraya mutlaka uğramalısınız. Müzenin giriş ücreti ise 15 TL.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Çağımızın Hastalığı Etnomerkezcilik
5 (2)

Kültür, öğrenilen, saklanılan ve eğitimle kuşaktan kuşağa aktarılan bir kavramdır. İnsan doğdu andan itibaren doğduğu coğrafyanın kültürüne bağlı olarak belirli geleneklere ve göreneklere tabii tutulmaktadır. İnsan, doğduğu bölgenin yaşama tarzını kendisine benimser. Bir nevi onlara bağlı şekilde yaşamaya başlamaktadır. Belirli bir bölgede belli gelenek ve göreneklerle yetişen bir kişi diğer bir bölgenin gelenek ve görenekleri yani kültürü kendisine garip gelebilir. Garip gelmekten ziyade diğer kültürleri kendi kültüründen düşük (ezici) veya saçma görmeye başlar. Diğer kültürlere karşı önyargılı yaklaşır. İnsan kendi kültürünün en doğru kültür olduğunu düşünür ve diğer kültürlerin bu doğruya sahip olmadıklarını düşünür. Örneğin bizim ülkemizde salyangoz yenmezken, bazı ülkelerde sıklıkla tüketilebilir. Bizim kültürümüzde bu durum bize çok abartılı veya iğrenç gelse de salyangoz tüketen ülkelerde gayet normal karşılanmaktadır.  İnsanın doğduğu andan itibaren gördüğü tüm gelenek ve görenekler kendisine gayet normal geldiği için tüm dünyada da normal bir şekilde karşılanabileceğini düşünür. Ama durum kesinlikle böyle değildir. Çünkü her bölgenin kendine ait farklı kültürleri vardır. Yani kısaca insan, kendi geleneklerin sınırları dışında olan şeyleri akla ve mantığa uygun bulmadığından diğer kültürlere olumsuzluk içinde bakar. Ama bunu istemsiz şekilde yapar çünkü yaşadığı bölgede atalarından, büyüklerinden gördüğü şeylerle yaşamak zorundadır. Haliyle diğer kültürler istemsiz şekilde garipsenir.

Bir de hem kendi kültürünü hem de diğer kültürleri yaşayıp görerek bir nevi ırkçılık yaparak diğer kültürleri ve insanların yaşam biçimini çok daha kaba şekilde eleştiren bir zihniyet mevcuttur. Bu tip insanlar kendi kültürünü merkeze alarak diğer kültürlerle karşılaştırma içine sokarlar. Kendi kültürüne çok daha benzer olanları kendisine yakın tutarken farklı olanlar kültürleri ise kaba şekilde dışlamaktadır. Ve bunu istemli şekilde yapar. Kendi kültürünün hep en doğru olduğunu savunurlar. Çünkü doğduğu andan itibaren atalarından ona miras kalmış bir kültür ile yetişmektedir. Kültürlerine aşırı derecede bağlanması sonucunda kendi kültürünü en doğru olarak kabul eder. Bunun sonucunda ise diğer kültürlere saygı duymamaya ve onları sürekli kötülemeye başar. Oysaki dünyada birçok farklı kültür bulunması bence dünyanın en büyük zenginliğidir. Bana göre etnomerkezcilik çağımızın en tehlikeli ve en kötü hastalığıdır.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 2 Average: 5]
error: İçerik korumalıdır!!