Arama:
HAYAT ÇOK KISA
0 (0)

Herkes kendinden bir şey katar başkalarının hayatına farkında olmadan. Kendinden yola çıkar bazen insan farkında olmadan, bir yolculukta bulur kendisini kimi zaman, insanlarla doluverir etrafı daha çok değer katar hayatına. Bir gülümseme, bir söz, bir bakış, sıcak samimi bir sohbet hayatımıza hep renk katmıştır. İnsanlar sohbet ederken birbirleriyle yan yana oldukları her vakit çok değerlidir fakat insanlar bunun farkında değildir. Zaman, hayatımızdaki en önemli kavramdır. Bir saniyenin bile geri dönüşü olmadığının ve aldığınız bir nefesin dahi tekrar yoktur. Olur ya yanımızdaki insanlar tek tek eksilirken hayatımızdan, avuçlarımızdan tek tek kayıp giderken, nefesini dahi özlediğimiz insanlar var. Hani “gelse de bir gülüşüne daha rastlasam” dediğimiz insanlar var. Elimizde olmadan çok özlediğimiz, hatta sarılmak istediğiniz, yanımızda her an hissettiğiniz insanlar var. Ve insanoğlu hep yaşanan her anın kıymetini geçip gittikten sonra anlamaya başlıyor. “Yanımızda olsa da biraz daha kalabilse” diyebilmenin değerini bilmek gerekir. Zaman avuçlarımızın içinde su misali akıp geçmeden, birbirimize son kez baktığımızın farkına varmadan, birbirimize son kez sarıldığımızın da farkında olmadan, daha da acı olanı ise ellerimizle ellerini değil de, bir avuç toprak parçasına dokunmadan bu yeryüzünde sevdiğimiz insanlara sevdiğimizi söylemekten asla vazgeçmeyin. Çünkü bu gün yanımızda sarıldığımız insana yarin toprağına dokunuyor olabilirsiniz. Zamanın ne kadar değerli olduğunu, etrafınızdaki insanların sizlerle geçirdikleri vakitlerin kıymetini hep yüreğinizde hissedin çünkü zamanı geri getirilemeyeceğini, sevdiğiniz insanlarla geçirdiğiniz her anın geri gelemeyeceğini bilmelisiniz. Yüreğinizden, aklınızdan ve hayallerinizden asla vazgeçmeyin. Hayalleriniz gibi hayatlarınız da çok kısa. Bir anlık bir hayal hayatınızı değiştirebilir.

Hayat bu gün ile yarin arasındaki zaman kadar kısa olabilir..

Kısacası hayat çok kısa

Yazar- Merve Kılavuz

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
DİYARBEKİR ‘İM
5 (1)

Diyarbekir’im memleketim taşına toprağına her zerresini sevdiğim memleketim . Buraya gelen bu şehri gören bir daha gitmek istemez. Diyarbakır bağımlılık yapar. Bu kadar iddialı konuşuyorum. Diyarbakır deyince aklınıza tüm güzellikler gelir her alana biraz hitap etmiş tanıklık etmiştir.  Geçmişten günümüze medeniyetin geçiş bölgesi olmuştur. Farklı kültürleri barındıran bu şehir tüm renklilikleri , güzellikleri , farklılıkları birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Diyarbakır sadece Ülkemiz için değil Dünya çapında da oldukça değerli ve önemli evrensel bir kültürel bir mirastır. Manevi değerleriyle bilinen  bu şehir tarihe tanıklık etmiş dokusu hala süren , birçok  toplumu barındıran şehir daha çok camileriyle türbeleriyle , kiliseleri, hanları, çeşmeleri , kümbetler, köşkleri , avlulu evleri , kervan sarayları, kaleleri , köprüleri , peygamber yurdu , sahabe şehri , evliya diyarı, müze şehri olan , kendine has meşhur yeme-yiyecekleri ve tatlıları olan birbirinden farklı kahvaltılıkları olan , etli yemekleri ( etsiz yemekleri asla olmaz) ve yöresel yemekleriyle meşhur olan  bir şehirdir.

 

Ülkemizde  bilinen halay deyince akla gelinen şehirlerden biri olan Diyarbakır kendine has oyunu olan halay sevinçlerini , mutlulukları , coşkusunu eğlence zamanları , kına geceleri , düğünlerde , özel zamanlarında davul zurna eşliğiyle ya da müzikle halaylar çekilir, Diyarbakır’ın kendine has şivesi olan herkesin sempatisini çeken konuşması Örneğin sorularda mı- ekini kullanmayız geldi mi ? sorusu yerine geldiiiiin? Deriz en bilinen meşhur olan bir diğer söz ise masumluğu , sevmenin şeklini gösteren söz olan Saaan bakınca keyfim gelir …. Genellikle sevdikleri insanlara söylenen bir sözdür.

Diyarbakır’a ait meşhur bir dörtlük

Diyarbakır dört kapi

Git bak yar ne yapi

Beni gördüğü zaman

Başka küçeye sapi

Diyarbakır birçok kültüre ev sahipliği yapan , halkın yöresel çeşitliği fazla olan , kültür zenginliğidir.

 

Diyarbakır deyince akla ilk gelen sembolü olan Diyarbakır karpuzudur. Diyarbakır’a gelince karpuz yemeden gitmeyin !!!

Diyarbakırlı biline meşhur olan İlim Adamları, Sanatçıları , Yazarları, Sanat kültür , Edebiyat , Şair , Tarihçi , Sanatkar yer alır Bunlardan ;  Şair Yazar, Siyasetçi ve Sosyolog, En önemli şairimiz olan Cahit Sıtkı Tarancı , Diyarbakırlı Tahsin Ressam, Ahmet Arif Şair Yazar , Sezai Karakoç Şair –Yazar- Düşünce , Orhan Asena Tiyatro- Yazar – Şair , Sami Hazzinses oyuncu bestekar , Sanat Edebiyat , Kültür alanında seçkin kişiler Ülkemizi Kültür – Sanat alanında önemli bir alanda yer almıştır.

 

Diyarbakır’a bir gün gelirseniz Diyarbakır’ın Surlarını mükemmel işçiliğini, motiflerini , surlara çıkarak Diyarbakır manzarasını izlemeyi , Hasanpaşa Hanında  avlusunda Kahvaltı yapmadan , Hevsel Bahçelerini görmeden ( Ülkemiz için çok önemli olan Dünya ‘nın meyve bahçesi ) , Kervansarayı  görmeden, tabi ki Diyarbakır’ın  sembolü  olan Ulu Cami ( Anadolu’nun en eski camisi olarak bilinir ) oraya gitmek ayrı bir manevi ayrı bir huzur oradan Diyarbakır’ın en meşhur yemeklerinden Ciğer yemeğini bir güzel yedikten sonra tabi ki  en meşhur tatlısı olan Kadayıf   olmadan olmaz , Sonra durak On gözlü Köprüsüne gidip Çay içip Cahit Sıtkı Tarancı Memleket İsterim  Şiirini dinleyerek o huzuru tatmadan Diyarbakır’ı gezdim demeyin

 MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun. memleket  İsterim

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Hafızamın Ten Rengi Pastel Boyaları
0 (0)

Merhaba, bu yazımda bir farklılık olsun istedim ve bir şiire yer verdim. Bunun için de, özel bir şiir seçmek istedim. Kasım 2020’de yayına çıkan şiir kitabım Şita Perisi’nden, ‘Hafızamın Ten Rengi Pastel Boyaları’ isimli şiiri tercih ettim.

Hafızamın Ten Rengi Pastel Boyaları

Nefesim kokundan bihaber artık
yastığım saçlarından
kapım ziyaretlerinden
ben senden.
Yola beraber çıkmıştık
Şimdi bir ömür fazlasın benden.
Bazı geceler var
ölüme hazır gibi
haram kılındığından habersiz bir kadeh şarap gibi
ve sanki her an kapıdan yeni çıkmışsın gibi.
O gecelerde bilet alıyorum resimlerine
gözlerimin köy otobüslerinden.
O gecelerde defalarca kokluyorum seni
kıyafetlerin boynu bükük kaderinden.
O gecelerde sana sarılıyorum
hafızamın ten rengi pastel boyalarında.
Bir daha böyle sevilmeyeceğine üzülüyorum
sonra ömrünün geri kalanına.
Bir daha böyle sevmeyeceğime üzülüyorum
sonra ömrümün geri kalanına.
Hikayemin en güzel duvarlarını süslüyor
seni tanımanın tabloları
çivisi yüreğime çakılı
manzarası vefama komşu
hatırı kahveden hallice.
Özlüyorum
soğuk görmemiş avuçlarımın ilk kar tanesi
özlüyorum.
Aynalara çizdiğim tebessümleri
ardında bulunduğun kapıya “Kim o” demenin heyecanını
birkaç günlük gurbetlerin kavuşmalarını.
Şimdi gururumdan bir zincir bağlıyorum
azılı suçlu kalbime.
Azat ediyorum seni
özlemim ve hatırımın kafesinden.
Bunca vefasızlık hak edebilirdi
böylesine esir bir hürlüğü.
Kapat kulaklarını
tenine son kez çarpıp terk edecek seni
sana yazdığım şarkıların davetkar gürültüsü.

Şiirlerimi sosyal mecralarda paylaştığım zamandan itibaren, Hafızamın Ten Rengi Pastel Boyaları büyük beğeni topladı. Ben de buna istinaden, bu şiiri Şita Perisi’nin ilk başına taşıdım ve kitabın girişinde yer verdim. Şiir bazen, zor dili olan ve okuru anlamsal derinliğe sürükleyen bir hale bürünür. Ben de bazı şiirlerimde bu dili kullandım. Ancak her şiirin kendisine özgü bir dili vardır ve bu şiirde daha çok, sade ve okura öykü havası veren bir dil tercih ettim. Umarım beğenirsiniz, keyifli okumalar…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Biraz Albert Camus
5 (2)

“İnsanın her gün yaptığı en iyi şey intihar etmemeye karar vermektir.”

Bugün kendisini Yabancı kitabıyla tanıdığım bir yazarı anlatmak istiyorum. Albert Camus. Her zaman bir kitap okuyacaksam önce o yazarın hayatına kısaca göz atarım ki bu kitabı hangi sosyal şartlarda, hangi psikolojide ele almış bana birçok fikir verir. Ve gerçekten kitapta bunun birçok yansımasını da görürüm. Kendisi 20. Yüzyılın en güçlü yazarlarından. Albert Camus abimizin fikirleri pek ilginç. Mesela kendisi felsefe fakültesini bitirmiş ama kendisine hiçbir zaman filozof dememiş. Henüz 2 yaşındayken babası savaşta ölmüş. Annesi ise temizlik yaparak Albert’e bakmaya çalışmış. Kendisini bu dünyada hep bir yabancı hissetmiş. Anlam arayışının saçma gereksiz olduğunu bazı şeylerin öylesine yaşayıp gidilmesi gerektiğini düşünen birisi. Ama yine de yaşamak ve mutlu olmak için çabalamak gerektiğini vurgulamış. Absürdizmin öncülerinden fakat bunu da reddediyor. Çünkü bu şekilde terimlerle anılmak ona göre değil. Tiyatro kurmuş, gazete ve dergi çıkarmış, parti kurmuş. Birçok alanda aktif olarak çalışmış yani. Albert Camus hayatta bir taş olmak istermiş çünkü ne kadar basit ve küçük bir yaşamı olursa o kadar mutlu olacağını düşünüyormuş.

“Sözün gelişi ‘dostlarım’ diyorum, dostum yok artık, sadece suç ortaklarım var. Onların da sayısı pek çoğaldı, bütün insanlar suç ortağım benim. En başta da siz geliyorsunuz. Kim yanımdaysa birinci odur.”

“Ateşten ve yiyecekten yoksun bir insan için özgürlük, hiç de acelesi olmayan bir lükstür.”

1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanana ikinci genç oldu. Genç yaşta vereme yakalandı. Hayatındaki en önemli iki olay, yaptığı evlilik ve Fransız Komünist Partisi’ne katılması oldu. Evliliği kısa sürdü çünkü eşi hem morfin bağımlısıydı hem de Camus’a sadakat göstermedi. İkinci evliliği ise piyanist ve matematikçi olan Francine Faure ile oldu. Bu evlilikten ikiz çocukları oldu.  Ödülü aldıktan 3 yıl sonra da absürt olarak nitelendirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. Kitaplarını okuduğunuzda da aslında Albert Camus’u anlamak mümkün. Hep inandığı şey neyse onu savunan birisi oldu. Hep umudu ve yaşamayı savunan birisi oldu. Bu değerli yazarı tanımanızı, kitaplarını okuyup anlamanızı çok isterim. Yazımı yine Albert Camus’un bir sözüyle bitirmek isterim. Sözleri de kendisi gibi insanlar üzerinde derin bir etki bırakıyor sanki…

“Korkunç bir bırakılmışlık duygusu. Dünyanın bütün varlıklarını göğsüme sarsam bile, kendimi hiçbir şeyden koruyamazdım.”

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 2 Average: 5]
Simyacı : Bir yolculuk hikayesi
5 (2)

Simyacı kitabı çok sevdiğim bir kitap 1996 yıllından bu yana  Türkiye’ de çok okunan bu kitap bir insanın hayallerinin peşinden koşmasını gerektiğini Santiago’nun yolculuğunu anlatan her insan okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitap ve bu sebeple sizlerle paylaşmak istedim.

 

Sentiagon 16 yaşına kadar papaz okuluna gitmiş , Anne ve babası onun din adamı olmasını istemiştir. Latince , İspanyolca ve din bilim okumuştur. Santiago’n hayali dünyayı tanımayı hayal etmiştir. Ve bu onun en büyük hayali en büyük arzusudur. Böylece karar verir ailesiyle konuşur rahip olmak istemediğini açıklar . Yolculuk yapmak istediğini söyler. Babasının iknalarına rağmen kararlarından vazgeçmez . Babası oğluna 3 adet İspanyol altın lirası  olan bir  kese verir. Sonra git kendine bir sürü al ve en iyi bizim şatomuz olduğunu ve en güzel kadınların ise  bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar gelmemesini  söyler. Böylece oğluna kutsadı.

 

Yolculuk serüvenine böylece başlar . Santiago rüyasında Mısır piramitlerini ve orada hazine bulacağını söyler. Daha sonra rüyasını falcı kadına anlatır. Daha sonra yaşadığı hayal kırıklığıyla falcı kadının yanından ayrılır. Daha sonra yaşlı bir amcayla konuşur.  Yaşlı amca ona hazine hakkında bilgi verilmesini öğrenme karşılığında  aldığı sürülerinin onda birinin ona verilmesini ister. Böylece kabul eder ona hazinenin Mısır piramitlerin yanında olduğunu söyler. Yaşlı amca ona biri siyah , biri beyaz iki taş verir. Birinin adı Urim ötekinin adı Tummim dir. Taşlar ise işaretleri yorumlamak için yardım ettiğini söyler. ‘ her şeyin bir tek ve tek şey olduğunu asla unutma ^’ , ve ayrıca , Kişisel Menkıbenin unutmamasını söyler. Böylece yolculuk serüveni başlar. Çıktığı yolculuk serüvenin de Arap çocuk onu dolandırır. Tüm parasını alır. Böylece Sentiagon parasız kaldığı için kristal eşyalar satan bir dükkanda çalışmaya başlar. Çalıştığı yere büyük bir kazançlar sağlar. Zamanla para toplar ve tekrar yolculuğa devam eder. Yaptığı yolculukta İngiliz biriyle tanışır. Daha sonra Fatıma adında  bir genç kız ile tanışır.  Sonra ona aşık olur. Bir çöl kadını Fatıma onu bekleyeceğini  söyler. Hayallerini hazineye kavuşmak için yoluna devam eder.

 

‘’ İnsan Sevince ‘’ diye düşündü , ‘’ nesneler daha çok anlamlı gelir”

 

Sentiago tüm mücadelere rağmen yolculuğa devam eder. Sürekli Kişisel Menkıbesine güvenerek hiç inancından vazgeçmedi . Tüm zor şartlara rağmen , tehlikeler sonucundan kumulun tepesine vardı. Böylece krala tüccara , İngiliz’e , bir Simyacıyla tanıştığı için şükretti ve böylece Fatıma yani çöl kadınına rastladığı içinde Tanrıya şükrediyordu. Daha sonra , kazıya başladı . Askerler tarafından dövülür. Daha sonra  Sentiago Piramitlere bakar ve piramitler ona gülümser ve oda neşeyle gülümser . Hazineyi bulmuştur.

Dilerim bir gün herkes kendi Kişisel Menkıbesini bulur. Sevgiler 🙂

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 2 Average: 5]
error: İçerik korumalıdır!!