Arama:
İlk İslam Filozofu
0 (0)

İslâm dünyasında ilk defa felsefeye dair eser yazan Kindî, bu alanda kendinden sonra gelen filozoflara öncülük yapmış ve Meşşâi felsefenin temellerini atmıştır. Bir Müslüman filozof olarak Kindî’nin şöhreti, felsefi ve bilimsel yazıları nedeniyle Latin Batı’ya kadar yayılmıştır. Ortaçağ’da öylesine ünlüydü ki, bu ünü Rönesans’a taştı ve bu dönemin Cardanus (ö. 1576) gibi çok tanınmış bir yazarı, Kindî’yi “insanlık tarihinin en etkili ve en önemli on iki entelektüel şahsiyetten biri” olarak değerlendirdi. Bu makalemizde Kindî’nin hayatı ve şahsiyetine ilaveten felsefesinin temel meseleleri olan metafizik ilminde yönteme ilişkin düşünceleri, ilimleri sınıflandırması ile Tanrı ve âlem anlayışına dair konuları ele aldık.

İslam dünyasında tarihinin önemli şahsiyetlerinden biri olan Kindî, Bağdat Akademisi’nde yetişen ilk filozoftur. Kindî, filozof olduğu kadar bir fizikçi, bir mühendis, bir matematik bilginidir. O, bu niteliğiyle -S. H. Nasr’ın dediği gibi- filozof bilimciler okulunun ilk kurucuları arasında yer alır. Tabiat ilimlerindeki geniş bilgisine rağmen, felsefi yönü daha baskın olduğu için filozof olarak anılmıştır.

İlk İslam filozofu, Ebu Yusuf Yakup bin İshak el-Kindi olarak tanınmaktadır. Arap Müslüman filozof El- Kindi birçok alanda ihtisas sahibi olan bir kişi olarak bilinmektedir. Başarılı bir hekim, matematikçi ve müzisyen olarak tanınan filozof, aynı zamanda Arap felsefesinin babası olarak da bilinmektedir. El- Kindi, birçok eseri bulunan ünlü bir filozof olarak tanınmaktadır. Sonrasında da birçok kişi İslam felsefesine devam etmiştir.

Genel olarak tüm İslam filozoflarının ortak özelliklerinin bulunduğu da söylenebilir. Tarihte yer alan ilk çağ filozoflarının tarihe göre bir sıralamasını yapmak gerekirse;

Pisagor

Sokrates

Hipokrat

Aristotales olarak sayılabilir.

Aynı zamanda tarihte yer alan ilk İslam filozofları da sayılabilir. İlk çağ filozofları ve İslam filozofları;

Farabi

İbn-i Sina

İbn- Rüşd

Aynı zamanda bu kişiler en fazla bilinen İslam filozofları arasında da yer almaktadır. İslam filozofları, genel olarak Aristotales’den etkilenseler bile tek kaynakları elbette Aristotales değildir. Daha birçok ünlü filozoftan ve İslam düşüncesinden etkilenmişlerdir. İslam filozofları temel olarak İslam felsefesini savunmuşlardır.

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Nietzsche Neden Nietzsche?
3.7 (3)

“Az şeye sahip olanın köleliği de az olur, yaşasın asil yoksulluğum.” Friedrich Nietzsche

Bugün pos bıyıklı karizmatik filozof Nietzsche’yi konuşalım. Bazen anlaması zor olan sözlerini anlamlandırmaya çalışırken buluyoruz kendimizi ya da İnstagram, Facebook profillerimizin altına “bizi  öldürmeyen şey güçlendirir” yazıyoruz. Kimi bu sözün Nietzsche’ye ait olduğunu bilerek yazıyor kimi ise aaa hoş sözmüş zaten ben çok acı çekiyorum ama bakın yine de güçlüyüm diyerek birilerine gönderme yapmak için yazıyor. Kendisi oldukça ilginç bir filozof öyle ki 44 yaşında zihinsel bir çöküş yaşıyor. Bir gün sahibinden dayak yiyen atı görüp hızla onun yanına koşup sarılarak “seni anlıyorum” deyip haykırarak ağlamış. Ardından 11 yıl bir daha kalkmamak üzere yere yığılmış. 11 yıl sonra da ölüyor. Nietzsche’yi bu kadar zihinsel çöküşe uğratan şey neydi acaba? Problemleri evet çoktu ama bizi öldürmeyen şey güçlendirir. Ailesiyle arası çok kötüydü, sevdiği kadın onu reddetmişti, hayatta anlamlandıramadığı şeyler vardı. Okul hayatında özellikle Antik Yunan konusunda üstün başarı sağlayarak 24 yaşında profesör unvanını almıştı. Ama diyorum ya ilginç birisi iş arkadaşlarından bıkıp okulu bırakmıştı. Ardından İsveç’e giderek eserleri üzerine yoğunlaşmayı tercih etti.

Felsefeye ilk adımı Arthur Schopenhauer ile atmış. Schopenhauer’in bir başyapıt kitabını alıp eve giden Nietzsche,

“Kendimi bu yeni hazinemle birlikte bir koltuğun köşesine attım ve o dinamik, kasvetli dâhinin benim üzerimde çalışmasına izin verdim” 

der Nietzsche. İlk önce Schopenhauer’in felsefesini benimseyecek fakat sonra felsefeye birçok eleştiri getirecek. Hatta filozoflardan birçoğunun Nietzsche’nin eleştirisinden nasibini almayan yoktur derler. Nietzsche, eleştirilerinde hiçbir zaman saygı sınırlarını aşan biri olmamış. Hatta Schopenhauer’i eleştirse bile ona o kadar hayran ki onu yarı tanrı olarak görür. Hocası Schopenhaur eğer hayatımızda bir acı varsa bundan zihinsel olarak kaçmalıyız der. Nietzsche ise tam tersi öldürmeyen acının bizi güçlendirdiğini söyler. Aksine eğer acılarımızdan kaçarsak korkaklık etmiş oluruz, o acıların bizi daha olgunlaştırmasına izin vermeliyiz onun gözünde. Kimine göre mantıklı bir bakış açısı kimine göre ise değil. Bu tartışılır. Acılarımızı sonuna kadar tadını çıkararak yaşamalıyız ona göre ama bu nasıl olur ki? Bakın bu benim aklıma yatmadı işte. Yani sonuna kadar bir şeyden acı duyuyorsam nasıl tadını çıkarabilirim değil mi? Ama bu Nietzsche çok da sorgulamamak lazım 🙂

Tanrı Ölmüş Müdür? 

“Tanrı öldü, onu biz öldürdük”

Mutlaka bu sözü duymuşsunuzdur. Evet Nietzsche burada neyi kastetti?  Aslında Nietzsche Tanrı’nın zaten var olmadığını, onu insanların hayalini süsleyen ve zor zamanlarında sığınılacak bir liman olarak gördüklerini, tamamen insanların hayal gücü olduğunu söyler. İnsanlar da bu hayale inanıp kendilerince bir erdem oluşturuyorlar ama bu erdem herkes için geçerli olan bir erdem değildi sadece üst-insanların sahip olabileceği bir erdemdi. Nietzsche yeni bir ahlak anlayışı yaratmak istiyordu. İşte aradığı yeni ahlak anlayışı Tanrı’nın ölümüydü. Nietzsche, Hristiyanlığı çok sert eleştirdi. Hristiyanlığın en temel değerlerinden olan merhamet kavramına da sonuna kadar karşı çıktı. Çünkü ona göre merhamet insanların zayıf noktalarıydı. Bu merhamet anlayışını savunan tüm filozofları acımasızca eleştirdi.

Gelelim Üst-İnsan Anlayışına 

Nietzsche, eşitliği savunan bir filozof değildi. Ona göre insanlar arasında korkunç bir nitelik farkı vardı. Bazı insanları hayvanlardan ayıran çok az özelliğin olduğunu söyleyen Nietzsche, üst-insan için ise geçerli olan tek ahlaki değerin onların güç istençleri olduğunu söyler. Yani insanların iyi şeylere ulaşıp mutluluğu yakalamak için acı çekmeleri gerektiğini savunur. İnsan acı çekebildiği kadar özgürdür ona göre. Ne kadar takmış bu acı çekmeye düşününce belki de hayatında çok büyük acılarla baş etmek zorunda kaldı kim bilir. Üst insanların başkalarından önce kendilerini düşünmesi ve kendileri için savaş vermeleri gerektiğini vurgular hep. Yani o zaman insanlar bencil mi olmalıdır? Evet insanlar bencil olmalı, merhamet gibi olan tüm duygulardan kendini arındırmalıdır. Ancak böyle üst-insan olabilirdi.

Düşününce bazı fikirleri çok acımasızca  sanki ama hayatta kalabilmek için de böyle mi olmak gereklidir? Malum hep güçsüzün ezildiği bir düzen var. Sesin ne kadar gürse o kadar varsın aslında. Tabii herkes bu fikirleri benimsemek zorunda değil ben de hepsini benimsemiyorum ki ama şöyle bir gerçek var, Nietzsche hayatın acımasız yanlarını göstermek için tüm felsefesini konuşturmuş gibi. İşin daha ilgin. yanı ise Nietzsche öldükten sonra kız kardeşi onu Nazi yanlısı göstermek için elinden geleni yapmış. İnsanların aklına Nazi geldiğinde Nietzsche de gelsin istemiş. Başarılı oldu mu emin değilim ama bilinen bir gerçek var ki Nietzsche Hitler gibi üstün bir ırk yaratmaya, en üstün ırkın kendi ırkları olduğunu iddia eder gibi bir yazısına rastlamadım.  Nietzsche’yi Nietzsche yapan acaba sıradan bir felsefe ortaya koymamış olmaması mıdır?

 

“Bir ülkede akıl ve sanattan çok servete değer verilirse bilinmelidir ki, orada keseler şişmiş, kafalar boşalmıştır.”

Sizin de Nietzsche’nin bu sözü benim için çok kıymetli dediğiniz varsa yorumlarda buluşalım 🙂

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 3 Average: 3.7]
error: İçerik korumalıdır!!