Arama:
Cesur Yeni Dünya
0 (0)

“Cesur Yeni Dünya” bizi “Ford’dan sonra 632 yılına” götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, “annelik’ ve ‘babalık’ pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya -uykuda eğitim- ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. “Herkes herkes içindir.”Cesur Yeni Dünya”nın önemi yalnızca ardılları için bir standart oluşturması ve karamsar bir gelecek tasarımının güçlü betimlemesiyle değil, aynı zamanda ‘birey yok edilse de süren macerasının’ sağlam bir üslupta anlatılmasıyla da ilgili. Huxley, yapıtını ütopa geleneğinin kuru anlatımının dışına çıkarıp ‘iyi edebiyat’ kategorisine yükseltiyor.

 

Cesur Yeni Dünya kitabına ilk başladığımda birçok değişik terim olduğu için zor okunacağını düşünmüştüm fakat beklediğimin tam aksine çok kısa sürede bitirdim ve yazarın hayal gücüne, bakış açısına hayran kaldım. Bilim kurgu kategorisinin en kült eserlerinden biri.

Aldous Huxley’in distopyası F.S 632 yılında geçiyor. ( F.S: Ford Sonrası ) Burada bahsi geçen Ford, T modeli ve seri üretimi bulmasıyla ünlü Henry Ford’tur. Ford adeta ilahlaştırılmış ve tanrı gibi görülmüştür. Aile ve ebeveynlik kavramlarının olmadığı bu ütopyada anne ve baba terimleri müstehcen ve yüz kızartıcı bir şey olarak görülmektedir. Çiftleşme olarak doğum barbarca görülmektedir. Bu nedenle “Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi” de döllenme şeklinde bebekler dünyaya getiriliyor. Daha doğmadan kaderleri belli olan bu bebekler sınıflara ayrılıyor. Epsilon, Gama, Delta, Alfa gibi isimleri olan sınıflara göre karakter ve kişilik özellikleri daha doğmadan belirleniyor. Örneğin bazı bebekler tropik bölgelerde yaşayacak, bazıları klora ve kurşuna dayanıklı kimya işçileri olacak bazıları ise duyusal film üreticileri olacaklardır. Buradaki amaçsa şöyle tanımlanıyor; “Tüm şartlandırılmaların amacı budur: insanlara kaçınılmaz yazgılarını sevdirmek.” Çok katı kast sisteminin geçerli olduğu bu yeni dünya sisteminde sınıflara göre giyim, düşünce, istekler bile farklı olmak zorunda. Örneğin epsilon alt sınıf olsa bile onlara uykularında bir epsilon oldukları için mutlu olmaları öğütleniyor.

Yeni Dünya Sistemindeki en önemli noktalardan biri ise “Hipnopedya” yani uykuda öğrenme. Bebeklere uykularında birçok şey öğretiliyor. Sınıflarının özellikleri, tüketimin önemliliği – bir şey eski veya yıpranmışsa ona yama yapma at ve yenisini al- böylece tüketim özendiriliyor. Ayrıca “Herkes herkes içindir” ve “Herkes mutludur.” Bu gibi şeyler uykuda saatlerce öğretiliyor ve bebeklerin bilincine yerleşiyor.

Tek eşlilik yok ve birden çok kişiyle olunması daha normal görülüyor. Güçlü duyguların olması istenmiyor. Bu nedenle de aşk, evlilik gibi kavramlar yoktur bu dünyada. Kişilerin rahatlaması için “soma” adı veriler gram şeklinde haplar var. Uyuşturucudan farkı ise size kısa süreli veya 1 haftaya kadar uzayacak şekilde tatile çıkmış hissi yaratıyor ve hapın etkisi geçtiğinde hasta olmuyor veya kötü hissetmiyorsunuz. Bu haplar yöneticiler tarafından herkese hediye olarak dağıtılıyor.

Eski dünyadan farklı olarak hasta olmak, yaşlılık, şişmanlama vs gibi insan özellikleri yok. Çünkü sürekli olarak bunların engellenmesi için ilaçlar ve uygulama odaları oluyor.

Yeni Dünya “Cemaat, Özdeşlik ve İstikrar “ kurallarına dayalı. Bireyin düşünmesi istenmiyor. Hatta birey olmak –biri olmak- bile istenmiyor. Çünkü bu bir istikrarsızlık örneği olarak görülüyor.

Fakat bu dünyanın karşısında birde diğer taraf diye geçen Ayrıkbölge de yaşayan yerliler vardır. Burada bahsedilen hiç bir uygarlık örneği yoktur. Her şey eski sisteme göredir. Tek eşlilik, ebeveynlik, çocuk doğurma, hastalık, yaşlılık, tanrı inancı gibi birçok şey burada vardır. Alfa artı sınıfından olan Bernard ve Lenina bir gün bu bölgeye geliyorlar ve burada John ve annesi Linda ile tanışıyorlar. Bernard bu iki “vahşi yi Londra Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’ne deney amacıyla götürüyor ve denetçi Mustafa Mond ‘a sunuyor. Onlarda John’un uygarlığa uyup uyamayacağını test etmeye başlıyorlar. Fakat vahşi bu sınırsız uygarlıkları hiç benimseyemiyor ve gerçek duygulara, acı çekmeye, zorluklar yaşamaya ihtiyacı olduğunu söylüyor ve oradan kaçıp inzivaya çekiliyor. Kitapta geçen bir konuşma ise bu iki dünya arasındaki farkı çok iyi şekilde anlatıyor:

“Ne oldu John, hasta mısınız? – Hayır uygarlık yedim.”

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Halkla ilişkiler ve reklamcılık Bölümü ile alakalı kısa bir röportaj
0 (0)

Halkla ilişkiler ve reklamcılık Bölümü ile alakalı kısa bir röportaj

Röportör: Merhaba kendinizden kısaca bahseder misiniz?

Fadime Arslan: İsmim Fadime Arslan, 20 yaşındayım Aksaray Üniversitesi Halka ilişkiler ve reklamcılık 3.sınıf öğrencisiyim memleketim Çorum.

Röportör: Fadime hanım Boş zamanlarınızı nasıl değerlendirirsiniz?

Fadime Arslan: Boş zamanlarımda kendime vakit ayırmayı seviyorum bölümümle alakalı araştırmalar yapmayı, reklamcılık ve satış uzmanlarıyla görüşüp onlardan bilgi toplamayı, bisiklet sürmeyi, okçuluk yapmayı, arkadaşlarımla gezi programlarına katılmayı çok severim</p>

Röportör: Bu bölüme isteyerek mi geldiniz? Her hangi bir baskıya maruz kaldınız mı? Aile vs.

Fadime Arslan: Aslına bakacak olursak bu bölüm benim tercihim değildi. Aile baskısının etkileri vardı. Böyle bir Üniversite veya bölüm aklımda yoktu ama daha sonra yerleştiğim bölümü sevmeye başladım aslında güzelleştirmeye başladım ve şuanda bölümümü çok seviyorum hayatımın %70’ini etkilediğini söyleyebilirim bu da benim için büyük bir avantaj oldu.

Röportör: Baskı ile geldiğinizi dile getirdiniz. Bu bölümün size katkıları neler oldu?

Fadime Arslan: Elbette bir çok katkısı oldu bunlardan en kısa ve etkilisi ise insanlarla etkileyici konuşabilmek ve satış yapabilmek oldu.

Röportör: Bölümünüzde veya derslerinizde sizi etkileyen ders veya konu oldu mu?

Fadime Arslan: İletişim Bilimi, Pazarlama, İşletme Bilimi, Siyaset Bilimi, Temel Reklamcılık, Sosyal Psikoloji, Temel Fotoğrafçılık, Yönetim ve Organizasyon, Kurum Kültürü, Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemleri, Kişilerarası İletişim. Medya ve de Teknikler, Medya Okuryazarlığı, Kitle İletişim Kuramları vs. bunlar gibi bir çok dersten etkileyici bir şekilde bilgi öğrendim.

Röportör: Bu güzel röportaj için çok teşekkür ederim Fadime hanım

Fadime Arslan: Ben Teşekkür ederim iyi günler dilerim

 

 

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Korona Virüs’ün Hayatımıza Girişi ve Etkileri
0 (0)

 

 

Korona virüs, aralık ayında Çin’in Wuhan bölgesinde ortaya çıkmasıyla birlikte dünyayı etkisi altına aldı. İlk olarak karşımıza yüksek ateş ve nefes darlığı ile tanımlanan yeni viral solunum yolu hastalığı olarak çıkmıştır. Hastalığın damlacık ve temas yoluyla bulaştığı bilinmektedir. Oluşturduğu küresel salgın durumundan ötürü pandemi olarak tanımlanmaktadır. Korona virüs Hastalığı genel olarak yüksek ateş ve öksürük, ilerleyen durumlarda solunum güçlüğü ile seyreden bir hastalıktır. Bunlara ilave olarak bulantı-kusma, kas-eklem ağrısı, iştahsızlık gibi farklı semptomların da ortaya çıkabildiği gösterilmektedir. Ülkemiz bu virüsle ilk olarak  Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 11 Mart’ta yaptığı açıklamada, Avrupa üzerinden gelen bir hastanın test sonuçlarının pozitif çıktığını bildirdi. 13 Mart’ta da ikinci bir kişinin de testlerinin pozitif olduğunu açıkladı. Ve sonrasında ülkemiz kırmızı alarma geçti. Tedbir amaçlı birçok kısıtlama getirildi. İlk ve orta okullar ile liselerin, 16 Mart itibarıyla iki hafta tatil edilmesine, öğrencilerin 23 Mart’tan itibaren bir hafta süreyle evden internet ve televizyon kanalları üzerinden eğitimlerine devam etmesine karar verildi. Üniversiteler, 16 Mart tarihinden itibaren 3 hafta süreyle tatil edildi. Vaka sayısı arttıkça yeni önlemler alındı ve eğitime uzaktan devam edilme kararı alındı. Üniversiteler dönemlerini kapattılar. Eğitimlere uzaktan eğitim sistemi ile sürdürülmeye başlandı. Spor müsabakalarının nisan ayı sonuna kadar seyircisiz oynanması kararlaştırıldı ve durumun ilerlemesi nedeniyle tüm spor faaliyetleri durduruldu. Kamu görevlilerinin yurt dışına çıkışı izne tabi oldu. Cumhurbaşkanlığınca genelge yayınlandı. Korona virüs nedeniyle kamu görevlilerine yurt dışı yasağı getirildi. Üniversitelerdeki idari ve akademik personele tatil olmayacak, korona virüsün Türkiye’deki seyrine göre bu konunun yeniden değerlendirileceği söylendi. Bakanlığa bağlı tüm ana sınıf ve kreşlerin de korona virüs önlemleri kapsamında tatil edilerek özel kreş, gündüz bakımevleri ile özel çocuk kulüpleri 16 Mart’tan itibaren bir sonraki açıklamaya kadar tatil edildi. Askerlerin çarşı izinleri geçici süreyle durduruldu.  Adalet Bakanlığı ceza infaz kurumlarında korona virüs testi pozitif çıkan tutuklu ve hükümlü bulunmadığını, son dönemde yurt dışına çıkmış yabancı, Türk vatandaşı ziyaretçilerin tutuklu ve hükümlüleri ziyaret etmesine izin verilmediğini açıkladı. Fakat son zamanlarda ceza evlerinde çıkan vakalar sonucu yeni bir kararname yayınlanarak kabul edildi. Bazı suçlar dışında ceza evleri de boşaltılmaya başlandı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da 81 il valiliğine korona virüs tedbirlerini içeren genelge gönderdi. Halkın toplu olarak bulunduğu alanlar, Bilim Kurulunca belirlenen şekilde, sık periyotlarla temizlenecek ve dezenfekte edilecek. İnsan sirkülasyonunun yoğun olduğu yerler ve binalar ile toplu taşıma araçlarına dezenfektanlar yerleştirildi. Din İşleri Yüksek Kurulu, korona virüs görülen ülkelerde yüksek risk grubundaki Müslümanların cuma namazı yerine evlerinde öğle namazı kılabileceklerini, kamu sağlığını korumakla yetkili otoritelerce karar alınması halinde karantina bölgesindekilere cuma namazının farz olmadığını bildirdi. Camiler kapatıldı ve her ezan sonrası ülkenin salgın hastalıktan kurtulması için dua edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığınca, tüm sanatsal etkinlikler nisan ayı sonuna kadar erteledi.  Belediyelerin sosyal, kültürel ve sanatsal etkinlikleri iptal edildi. Hastanelere ziyaretçi kısıtlaması getirilerek, mesai saatleri içinde ziyaretçi kabul edilmemesi kararlaştırıldı. Sadece acil durumlarda hastanelere gidin çağrısında bulunuldu. Açık ve kapalı tüm cezaevlerindeki görüşlerle ceza infaz kurumları arasındaki nakiller iki hafta süreyle ertelendi sonrasında durduruldu. Almanya, Fransa, İspanya, Norveç, Danimarka, Belçika, Avusturya, İsveç ve Hollanda’ya uçuşlar 17 Nisan’a kadar durduruldu ve sonrasında ülkemizin kapıları tamamen kapatıldı. Ülkemiz vatandaşlarına evde kal çağrısında bulunuldu. 7’den 70’e kapsayıcıyı önlemler alındı. Korona virüsün yayılmaması için alınan önlemlerin tamamı insan sağlığının değerli olması ve önlemler ile ölüm sayısının yükselmemesini sağlamak.

Korona virüs (KOVİD-19) salgını kapsamında alınan tedbirler neticesinde evde kendi sosyal izolasyonumuzu sağlamak için evde kal kuralına uyuyoruz. Peki, evde kalmak ailemiz, okulumuz ve özgürlüğümüzü nasıl etkiledi ya da bu kavramlara bakış açımız nasıl değişti?

 

 

Korona virüs ve Kısıtlanan Özgürlük;

Özgürlük, bağlı olmama; dışardan etkilenmemiş olma; engellenmemiş olma; zorlanmamış olma durumudur. Fakat hayatımızı giren korona virüs bizi birçok durumdan mahrum bıraktı. Okulumuz, arkadaşlarımız, sosyal aktivitelerimiz ve daha niceleri. Zor zamanlardan geçiyoruz. Dilediğimiz gibi sokağa çıkıp dilediğimiz gibi insanlarla sosyalleşemiyoruz. Çünkü korona virüs çok kolay bulaşıyor ve daha kesin bir tedavisi de bulunamamıştır. Çevremizdekilerin bizim sorumsuzluğumuz yüzünden hastalanmaması ve hayatlarını kaybetmemeleri için aynı şekilde hasta olmamak virüs taşıyıcılığı yapmamak için kendi özgürlüğümüzden fedakarlık etmemiz gerekiyor. Sosyal ve sosyalleşmeyi seven bir millet olduğumuz için evde kaldığımız bu dönem bizleri oldukça zorluyor.  Önceden kalkmakta güçlük çektiğimiz erken saatte olan derslere gitmek için can atıyoruz. Fakında olmadan yaşadığımız zamanları özlüyoruz. Aslında elimizin altında bulunan imkanlara burun kıvırdığımızı hiç alışkın olmadığımız bir döneme girdiğimizde fark ederek özlemle anımsıyoruz. Sabah yürüyüşe çıkamıyor, akşam hava almak için bir mekanda oturamıyoruz. Sürekli birlikte olduğumuz arkadaşlarımızla sadece dijital ortamlardan görüntülü konuşabiliyoruz. Alışveriş yapmak istesek açık avm bulmak olanaksız. Dijital platformlardan ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz. En kötüsü de özgür olduğumuz zamanların kıymetini kısıtlama altındayken fark ediyoruz. Hala özgür birer vatandaşız fakat bu günlerin kıymetini de bilmeyerek hayıflanıyoruz. İş veya okul temposunda ‘Ah keşke uzun süre evimde olsam, hiç dışarıya çıkmayacağım.’ dediğimiz fırsatı bulmamıza rağmen sürekli elimizin altındaki olanakları küçük görerek anı değerlendirmesini bilmiyoruz. Yani özgür bir birey her şekilde özgürdür. Biz bu zorlu günlerde özgürlüğü çıkıp dışarıda vakit geçirmek olarak kendimize empoze etmemeliyiz. Vahşi doğada yaşamaya alışkın bir hayvanı kendi habitatından ayırarak evcilleştirmeye çalışıyoruz. Süslü kafesler, renkli kıyafetler, bize ait olduklarını düşünmeleri için sahibi olduğumuzu gösteren tasmalar… Şuan doğal ortamlarından ayrılan hayvanlardan tek farkımız kendi evimiz içerisinde kendi isteklerimizi yapıyor olmamız. Özgürlükleri ellerinden alınıp bir kafese hapsedilen canlıların mutlu olmaları söz konusu bile değil. Tıpkı bizler gibi korona virüs sayesinde empati yaparak değer yargılarını çeşitlendirebiliriz. Başa bir bakış açısı ile de, insanlar şuan ben özgürüm özgür bir ülke de yaşıyorum diyebiliyorlar. Özgürlük başka insanların hak ve sorumluluklarını kısıtlamadan yaptığın davranışlar  bütünüdür. Dışarıya çıkan insanlar etrafındaki herkesi riske atarak onların özgürlüklerini kısıtlıyor. Tabiatlarına geri dönmek istiyorlar örneğin; mangal yapmak, balık tutmak, pikniğe gitmek, sokakta oyun oynamak, arkadaşlarıyla ev sınırları içerisinde parti vermek vb. Diğer insanların canlarını önemsemeyerek özgürlük çerçevesinde olduğunu düşünüp başlarına buyruk geziyorlar. 2-3 ay sonra tamamen kısıtlanmamış olarak yaşamak varken insan sağlığını riske atacak davranışlarda bulunmamalıyız.

 

Korona virüs Döneminde Aile Bağları:

Türkiye aile kavramı üzerinde oldukça hassasiyet gösteren ataerkil bir ülkedir. Diğer ülkelere göre anne, baba, kardeş yani akrabalık ilişkilerini oldukça ön planda ve önemli tutar. Sağlık ise bizlerin akrabalık ilişkilerinde ayırt edici bir özelliğini ortaya koyuyor. Hasta büyüklerimize bir tas çorba yapıp götürmemiz, annelerimizin bizleri büyütürken çektiği zorluklar, çocukken çıkan ateşimizi düşürmeye çalışması, komşumuz hasta olduğunda geçmiş olsun ziyaretine gitmemiz…  Bütün bunlar bizlerin gelenek görenek ve toplum özelliklerimizde yer alan davranışlardır. Dünyaca konuşulan korona virüs döneminde de en büyük birlik ve beraberlik yine bizim ülkemizdedir. Hayatsal fonksiyonlarımızı sürdürebilmek için bir sirkülasyonun olması gerekiyor. Çocukların dışarıyla temasa geçmemesi ve aynı zamanda yaşamsal ihtiyaçların da karşılanması için anne ve babalarımızın işlerine gidip para kazanması gerekiyor. Dışarıyla iletişime geçen anne ve babamız için oldukça endişeleniyoruz. Kişisel temizliklerine dikkat etmelerini ve olabildiğince kendi izolasyonlarını yapmalarını sağlıyoruz. Evde kal çağrısı ve çeşitli kısıtlamalar sonucu aile bireyleriyle sosyal mesafeyi koruyarak evde can sıkıntısını gidermek amaçlı yeni faaliyetler yapıyoruz. Öncelerde yoğun iş temposunda aile bağlarını ihmal ediyorduk bu dönemde ise aile bireylerimizi daha iyi tanıyarak isteklerimizi hatta hiç sormayı akıl dahi etmediğimiz hayallerini öğreniyoruz. Yeni baba olmuş bir bireyin belki de çocuğuyla doya doya ilgilenmesini sağlayan bir dönemdeyiz. Aile demişken, bizler için evde beslediğimiz evcil hayvanlar da çok önemlidir. Kedi, köpek, kaz, inek, koyun ve kuzu daha niceleri. Evcil hayvanlarımız da ailemizin üyeleridir. Yurt dışında evcil hayvanların virüs taşıyıcısı olabileceği ve hayvanlardan bulaştığı öğrenildiğinde apartman camlarından ölmeleri için atılan canlıları gördüğümde aklıma ülkemin ailesine her zaman sahip çıkacağı ve zor durumda bırakmayacağı geldi. Korona virüs döneminde olumsuz yansıyan temeli sağlam atılmamış hastalıklı zihniyete sahip insanlar ise evde kaldığımız bu dönemde aile üyelerine işkence ederek şiddete başvurabiliyor. Böyle durumlarda ise devlet ücretsiz psikiyatri servisinden yararlanma ve kolluk kuvvetlerini devreye sokmaktadır. Kendi ailem için konuşacak olursam, babam ve annem sürekli çalıştıkları ve şehir dışında üniversite okuduğum aile üyelerine duyduğum özlem ortadan kalktı. Sadece pazar kahvaltılarında annem, babam ve kardeşlerimle görüşebiliyorken kendi karantinamızı ilan ettiğimiz günden bu yana birlikte kahvaltı yaparak her günümüz pazar günüymüş gibi hissediyorum. Film izliyoruz, kitap okuyoruz, oyun oynuyoruz, hatta ve hatta iş bölümü yaparak temizlik bile yapıyoruz. Aile bireylerimle ilişkimi pekiştirmek ve yoğun iş-okul temposundan uzakta olmak bazen mutlu bazen hüzünlü olmamı sağlıyor. Bulunduğumuz duruma şükrederek en güzel şekilde değerlendirmeyi sağlıyoruz. Evsiz insanların ailesi olmayan insanların durumlarının güçlüğünü anlayabiliyoruz. Bazen sıkıldığımızda yatağa bağlı onca bakıma muhtaç insanın yerine kendimizi koyarak bulunduğumuz durumdan hayıflanmamayı öğreniyoruz.

 

Korona virüs İle Değişen Okullar:

Aksaray Üniversitesi 16 mart tarihinde korona virüs kapsamında okulların tedbir amaçlı 3 hafta tatil edildiğini açıkladı. İlk şaşkınlığımızı memleketlerimize geldiğimizde attık ve vaka artışından kaynaklı olarak virüsün yayılma hızını önlemek amaçlı tatil süresinin uzayabileceği konuşuluyordu. Eğitim alanında kargaşa olamaması ve eğitimin aksamaması için yapılan açıklama sonucunda internet üzerinden uzaktan eğitim gibi dijital veri tabanlı bir sistemin eğitim alanında uygulanabileceği ve alt yapımızın olduğu duyuruldu. Bizler de bu dersleri dijital ortamlardan takip etmeye başladık. Örgün eğitime alışmış olunduğu için tam anlamıyla oturması 2-3 haftayı bulmuş olsa da öğretmenlerimizle onların ses, görüntü ve sistem üzerinden yükledikleri dökümanlar yardımıyla eğitimimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Etkileşimde bulunamama, anlık soru soramama ve sadece tek taraflı bir iletişimin olması biraz sıkıcı geliyor. Ülkenin doğru habere, alanında kendisini geliştirmiş gazetecilere ihtiyacı var diyerek kendimi motive etmeye çalışıyorum. Şunu da söylemeliyim ki ders esnasında yapılan esprileri ve öğretmenlerimin saha anılarını dinlemeyi çok özledim. Ülke olarak eğitime vermiş olduğumuz önem göz önündedir ve korona virüs kriz döneminde oldukça iyi yönetilerek aksamaya uğramaması için tüm çalışmalar zamanında yapılmıştır. Korona virüs döneminde en çok duyurunun, açıklamanın yapıldığı alanın, sağlık ve eğitim olduğunu unutmamalıyız. Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır(. Mustafa Kemal Atatürk). Muharebe meydanlarını sadece cenklerle sınırlandırmamalıyız. Siber saldırılar, soğuk savaşlar, pandemiler. Bunlarla Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi eğitim ile üstesinden gelebiliriz. Bir şeyi başarabilmek için önce o şeyin eğitimini almalı kulaktan dolma bilgilerle iş yapmamalıyız. Bu sebeple eğitimin durdurulması bir neslin eksik, geç kalınmış olmasına sebep olacaktır. Demem o ki eğitime verilecek 1 yıllık ara bizim geleceğimizden alınmış 10 yıla bedel olacaktır. Bir sistemi temelleştirmek zaman alacaktır. Ama o temelin bozulması saniyeler… Ulu Önder Atatürk’ün de söylediği gibi: Eğitim ve öğretimde uygulanacak yol, bilgiyi insan için fazla bir süs, bir zorbalık vasıtası, yahut medeni bir zevkten ziyade maddi hayatta muvaffak olmayı temin eden pratik ve kullanılması mümkün bir cihaz haline getirmektir. Eğitimlerimiz hız kesmeden devam ediyor. Sadece uygulanan yöntemler değişti. Sırada oturduğumuz zamanları özlüyor olsak da öncelikle kendi sağlığımız sonrasında aile ve ülkemizin sağlığı için evde kalıyoruz. Çünkü hayat eve sığar.

 

 

 

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!