Arama:
Astronot olmak
0 (0)

Uzay çalışmaları son yıllarda dünya çapında büyük bir ün ve önem kazanmıştır. Çocukluktan itibaren “ben uzaya çıkacağım, uçacağım” söylemleri çocukları için büyük önem taşır. Çoğu insanın yapamayacağı bir işi yapabilecek olmak çocuklar için çok önemlidir. Peki astronot olmak çocukken düşündüğümüz kadar kolay mı? Aslında hiç de kolay değil. Bakalım astronot adayları ne gibi zorluklarla karşılaşıyor.

İlk adım olarak NASA’ya başvurmak istiyorsanız eğer ABD vatandaşlığınızın olması gerekmektedir. Derseniz ki “Ben Türkiye’de astronot olacağım” o zaman TC vatandaşı olmanız yeterli olacaktır. NASA’dan devam etmek gerekirse istedikleri kriterler çok yüksek. Fen ve mühendislik alanında üniversitenizi okudunuz hatta yetmedi lisansüstü eğitimi de tamamladınız. Belki sizin için yeter ancak NASA için bu çok küçük bir adım sayılıyor. Sonuçta NASA olduğu için de kimse bir şey diyemiyor. Doktora aşamasına uygun olmanız gerekiyor. Yani NASA zeki ve çevik kişiler arıyor. Zekisiniz ve istedikleri kriterlere uygun okullarda okudunuz. Bu da yetmiyor En az 2 yıl sahada çalışmış olmanız şartı koşuluyor. Uzun uçuşlar için fiziki yeterlilik en basit anlatımla, gözlerinizin çok iyi görmesi, boyunuzun 1.60 ile 1.90 arasında olması olarak sayılabilir. Diyelim ki her sınavı başarıyla geçtiniz. Son adımda liderlik yeteneğiniz sorgulandı ve başarısız sayıldınız işte burada eleniyorsunuz. Kimse önceki başarılarınıza bakmıyor. Çünkü günler, haftalar, aylar veya yıllar sürecek bir çalışmaya katılacaksınız. “ben bu insanlara katlanamıyorum” gibi bahanelerle dönme şansınız da ne yazık ki yok. O yüzden zekanız kadar sosyal becerilerinizin de yüksek olması lazım.

Eğitimi tamamlayan, her sınavı geçen adayların “en iyileri” mülakata alınır ve seçilir. Adımlar çok kolay gibi görünüyor olabilir ancak zorlu ve sabır isteyen bir yolculuk. Çocukluk hayali için de biraz ütopik. Gerçi astronot maaşlarını düşününce haya veya ütopik olmasını bir köşeye bırakabilirsiniz. NASA çalışanlarına yıllık olarak 66.167 $ maaş vermektedir. Yani bu para hayal olamayacak bir para. Hem uzaya gidiyorsun hem de 66.167 $ para kazanıyorsun. Bu iki madde çektiğin tüm acılara ve zorluklara değebilir.

Astronot olmak isteyenler, iyi bir eğitim sizi bekliyor, başarılar.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Hayale Bir Dokunuş Yeter
0 (0)

                    2009 tarihli, Pixar yapımı ‘Yukarı Bak ’ (UP) filmini izlediğimde aklımda çağrışan düşüncenin, hayallerin peşinden gitmek oluğuydu. Hayal kurmak görmediğimiz ve dokunamadığımız; ancak istediğimiz bir şekilde yaratabileceğimiz bir dünyayı düşlemektir. İnsanlar birçok kez hayal kurmamamız gerektiğini söylerler ama hayaller yapmak istediklerimizin bir taslağı değil midir? Düşlediğimiz yoldaki ilk adımlarımızı atmamıza yardım eder. Birlikte hayal kurduğumuz insanların, hayalleri, gerçekleştirmeden hayatımızdan çıkmış olmaları o hayallerin yarım kalacağı anlamına gelmez. Hayat devam etmeyecekmiş gibi geçmişte kalmanın anamı yoktur. Önemli olan hayallere ulaşmak değil; yalnızlık çektiğimiz dönemlerde bize el uzatan, bizi seven insanları kırmamak ve değerini bilmektir. Bazı zamanlarda hayallere ulaşıldığına ise beklenilen haz ve mutluluk bize yeterli gelmeyebilir.

            Filmde yer alan gökdelenler ve bahçeli ev gibi hayal ve geçeklik arasında uçurum oluşabilir. Bahçeli evi, kendilerine ait bir dönüştürdüklerini ve hayatlarının sonuna kadar orda mutlu olacaklarını düşünmüşlerdir. Carrl, Ellie’nin ölümünden sonra birlikte yapmış oldukları aktiviteler, düşünerek anılarla dolu evinden kopamamıştır. Kentleşme ile birlikte evine talip olan müteahhite,sanki anılarını Carl’dan alıyormuşçasına tepki göstermiştir. Büyük binalar arasında kalan bahçeli ev içeriğe uygun şekilde hayalleri, mutluluğu ve umudu yansıtmaktadır. Carl’ın hayatına Elle’den sonra ilk kez giren Russell olmuştur. Hayalperest, kararlı, eğlenceli ve macera düşkünü oluşuyla Ellie’yi çağrıştırmaktadır. İnsan hayatının değişimi için bir söz, bir eylem, bazen ise bir insan gerekir. Bu yüzden Carl2ın hayatı, Russell ve sevimli dostları ile renklenmiştir. Carl’ın Kevin’i kurtarması, anılarından ayrılıp gerçek hayata döndüğü ilk an olmuştur.  Hayatta geçmiş anılar gibi gelecekte yaşanacak alayların sonrasında, güzel anılar olabileceği ihtimalini aklımızdan çıkartmayalım. Peşinde koştuğumuz hayaller bazen gerçekten çok uzak ve aklımızda şekillenenden çok farklı olabilir. Hayallerin gerçekliği noktasında kendimizi kandırmamamız gerekiyor. Film, izleyiciyi hayal etmeye davet ediyor ve araştırıp keşfedebileceği sonsuz mekan seçenekleri sunuyor. Renkli ve hareketli halleriyle çocuklara ve yetişkinlere; görsel, işitsel unsurları bir arada hitap edecek şekilde sunuyor. Kişilerin bilinçaltlarına ekilen fikirler, hayatın herhangi bir alanında pratiğe dökülecek bir davranış olarak karşımıza çıkabilir. Filmde yer alan kötü karakter Charles Muntz, hayvanları koleksiyonuna eklemek amacıyla öldürürken; Carl ve Russel’ın hayvan sevgisi aşılaması ve kenilerine dost edinmeleri, filmi seyreden izleyici kitlesine hayvan sevgisiyle birlikte hayvanların, insanlara canları pahasına arkadaşlık ettiğini söyleyebiliriz. Animasyonlarda ölüm gibi tatsız konular genelde işlenmemektedir. Gerçekliği, filmin kilit noktasına yerleştirerek; Carl’ın Ellie öldükten sonra bile aile bağlarına önem verdiği, Ellie’nin hayatta olduğu süre zarfında kurmuş oldukları yaşantıya değer verdiği görülmektedir.

 

            Aklımız Fantastik dünyaları, hem olası hem de imkansız durumları, milyonlarca rengi ve sınırsız sayıdaki ihtimalleri olağan kılar. Umut etmekten ve yaşamayı bırakmamalıyız. Hayatınıza giren insanlara ön yargıyla yaklaşmak yerine anlamayı ve dinlemeyi öğrenmeliyiz. Kimin hayatımızın hangi alanına ne şekilde dokunacağını bilemeyiz. Kim derdi ki, yaşlı bir ihtiyar ile izci bir çocuğun iyi anlaşacaklarını… Hayat Carl ve Russell gibi iki yaralı ve geçmişe özlem duyan insanın birbirine destek vermesi için bir olanak sağlamıştır. İnanalım ki, gerçek olsun. Üzenine düşünelim ki, gerçekliğe bir adım daha atmış olalım. Kısaca, hayal etmek var olmayan ile var olan arasındaki köprü kurmaktır.  Doğru zemin üzerine, doğru temelleri atalım yeter ki… 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Dün Geçmiş İse Yarın Gelecektir!
0 (0)

Dün, bugün, yarın, sahi zaman evrensel miydi? Herkese aynı mı akıyor yoksa bazen bazıları için olur olmadık yerde durabiliyor mu? Dün-bugün-yarın zaman gerçeğinin ayrılmaz üçlüsüydü. Dün olmadan bugün, bugün olmadan da yarın anlamsızlaşır. Dün, içinde bulunulan günden bir önceki gün. Bugün, içinde bulunduğumuz gün. Yarın, içinde bulunulan günden sonra gelecek olan ilk gün. Yani bunda ne var! Çocuk muyuz biz diyebilirsiniz. Zamana atfedilen özelliklerden daha fazlası olabiliyor ve hatta ve hatta daha fazlası. Ne yani, siz hiç geleceği hayal edip geçmişe özlem duymadınız mı? Çok heyecanlanıp bugünü unutup hemen yarın olsun istemediniz mi? Yaptığınız büyük bir hatadan pişman olduğunuzda keşke düne dönüp bu davranışı yapmasaydım demediniz mi? Evet nidalarını duyuyor gibiyim…
Zamanın değerini hep geç kaldığımızda anlıyor ve kendi kendimize hayıflanıyoruz. Unutmayalım ki bugünün yarınları, bir sonraki gün bizler için dün olacak. Harekete geçmek, adım atmak, dolu dolu yaşayabilmek için, içinde bulunduğumuz zamanın değerini bilmeliyiz. Bir gün yapıyor olduğumuz davranış ve tutumların yarın ve gelecekte karşımıza çıkacağını unutmamalıyız. Fiziki, psikolojik, yaş, aile yapısı vb. durumlar karar alma mekanizmasını etkiliyor olsa da bizler mantıklı düşünüp kararlarımızı hayallerimiz ve planlarımız doğrultusunda yönlendirmeliyiz. Konuşması kolay sen yapabiliyor musun diyecek olursanız, zorlanmıyor değilim. Ama her şeyin üstesinden azim ve kararlılıkla gelebileceğimi biliyorum. Hata yaptığımda ders çıkartıp yarınlara yansıtmıyor, dün yaptıklarımı da geçti nasıl olsa diye unutmaya çalışmıyorum.

Gençler! Düne saygı gösteriyor, bugünün tadını çıkartıyor, yarınlara da umutla bakıyorum… Unutmayın! Tarihini unutan milletler bile yok olmaya mahkum iken dününü unutan insanlar hayatta kalabilir mi? Şansları çok zor… Aynı şekilde geçmişte yaşamak da geleceği umursamamak oluyor, bunu da yapmayalım. Dünde yaşamaya başlarsak gelecek adına adım atmaz ve kendi adımıza kararlar alma noktasında problem yaşarız. Zamanın farkında olup değerini bilmeliyiz. Latin yazar Publilius Syrus’un da söylediği gibi ‘Bugün, dünün öğrencisidir.’ Değerini bilelim…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!