Arama:
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
0 (0)

Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!

 

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, tanınmış bir yazar olan R’nin Viyana’ya dönmesiyle başlıyor. R, gezi sonrası eline geçen bir mektubun üzerinde yazan “Beni hiç tanımamış olan sana” hitabı ile başlayan mektubu ilginç bulup okumaya başlıyor ve bu noktadan itibaren hayatına başka bir pencereden bakacağı bir yolculuğa başlıyor.

Roman bir kadının elinden yazılan çocuğunun ölümü ile başlayıp kendi ölümü ile sonlanan bir kesit arasına sığdırılmış kadının hayatını anlatıyor. Kadın ilk gördüğü andan itibaren platonik bir biçimde adama aşık oluyor ve ondan ömrünün sonuna kadar vazgeçmiyor. Hiçbir sevgi göstermemesine karşın sadece bir iki kere adamla olmasını kendine lütuf sayarak yaşamaya devam ediyor. Ta ki çocuğu hayata gözlerini yumana kadar. Kadın, R’den ona kalan en değerli hazineyi kaybedince bu mektubu yazmaya karar veriyor. Lakin kadın ölmemesi durumunda mektubu adama vermeme ve sonsuza dek susma kararı alıyor. Şimdiye kadar yaptığı gibi.

Aslında kadın adamın hayatının her daim içinde olmasına rağmen adam kadını asla hatırlayamıyor. Mektup bittiğinde ve her şey gün yüzüne çıktığında bile kadın, adam için daima bir hayalet. Kadının zorlu bir yaşamı oluyor. Kadının hayatına R ilk dahil olduğu zaman 13 yaşında daha küçücük bir çocuktu ve küçük yaşta babasını kaybeden annesi ile birlikte yoksul bir hayat sürüyordu. Daha onu görmeden onun yaşam şeklinden etkilenmiş ve onu kafasında daha çok coğrafya hocasına benzetmişti. Onu ilk gördüğünde ona vurulmuş ve onu gözlemeye başlıyor. Hayatı boyunca görünmez olan kadın, annesi başkasıyla evlenip başka bir yere taşınmak zorunda kalınca hayatının ışık almayan bir mağaraya hapsolmuş gibi yaşıyor ve adama gidiyor. Kapıyı kendini zorlayarak çalıyor ve kimse açmayınca eve geçip bekliyor. Saatlerce hayatını ve hayallerini süsleyen adamı bekliyor ve adam bir kadınla eve dönünce her şey, tüm hayalleri yıkılıyor. Onu evden zorla alıp Innsbruck’e götürdüklerinde ayak direyecek gücü kalmamış oluyor. Herkesten, her şeyden uzak yaşıyor. Kendi matemini yaşamaya başlıyor.

Viyana’ya döndüğünde bir şekilde adamla karşılaşıyor ve adam tüm çapkınlığıyla kadını ikna edip (!) yemeğe çıkarıyor. Üç gece birlikte olmalarından sonra R seyahate çıkıyor ve kadına ona ulaşacağını söylüyor. Adam asla kadına ulaşmıyor ve geçmişteki bir anıya dönüşüyor kadın onun için.</p>

Kadın hamile kalıyor ve çocuğunu, hayatını adadığı adamdan geriye kalan tek şeyi, doğuruyor. Onu yoksul büyütmemek için kendini onun deyimiyle satıyor. Birkaç kez evlenme teklifi alsa da kendini daima ona sunmaya hazır olabilmek için evlenmiyor. Ve bir gece yine karşılaşıyorlar. Adam, kadını hatırlamıyor. Her yıl adam doğum gününde adama çiçekler yolluyor fakat adam kimin yolladığını merak dahi etmeden yaşıyor. Ve kadın, R’nin hayatında sadece yüzü silik bir hayalet olarak intihar ediyor.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu romanı hakkında değerlendirmeme gelecek olursak. Kitap baştan sona iki bilinmeyen insanın kadının gözünden hayatını anlatıyor. Zweig, hayatta olduğu süre zarfında Freud’u yoldaşı olarak görüyor ve psikanaliz yöntemini taktir ediyor. Bundan olacak ki “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” adlı kitabı genel olarak bir ruh hali ve insan psikolojisini anlatıyor. Kadının duygusal çöküntülerini, hayatının iniş çıkışlarını ve ruh halindeki sürekli değişimi yansıtıyor. Adam gözünde yalnızca hayalet olan kadının, adama duyduğu koşulsuz aşkı konu alan kitap aslında psikolojiye dayanıyor.

Bence kitap eğer psikoloji sever bir insansanız ve gizemi kitabın başından sonuna kadar severseniz okunabilecek bir kitap. Şayet bilinmeyen sizi bir süre sonra rahatsız ederse yine de sonuna gelmenizi tavsiye edebilirim. Kısa ve hemen biten bir kitap. Kahveniz veya çayınız eşliğinde eğer iyi bir okuyucu iseniz bir iki saat içinde bitirebileceğiniz tadımlık bir kitap.

Kitabın olay örgüsünü belki daha önceden yazarın kitaplarını okuduğum ve ona aşina olduğum için veya kısa olduğu için tahmin edilebilir buldum. Sanki kitap biraz daha devam etse olaylar saçma bir hale gelebilir ve kadının tavrı aşırıya kaçabilecek gibi olduğu için hızlı bir kararla kesilmiş gibi. Lakin eğer kitabın sonunda R, kadını tanımış olsaydı işte o zaman büyük bir sürpriz bizi karşılardı gibime geliyor. Kitabın tek bir karakter gözünden mektup halinde yazılmış olması beni cezbetti.

Ben bu kitaba yaklaşık bir-bir buçuk saat ayırdım ve bu zamanı bu kitapla değerlendirdiğim için mutlu oldum. Okunabilir olduğunu ve herkesin kitaplığında olması gerektiğini düşündüğüm bir kitap.</p

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Sağlığımızı Ne Kadar Önemsiyoruz?
0 (0)

Yazılarımda sağlığa değinmesem olmazdı. Size sorsalar hayatta ki en değerli şey nedir diye? Kimisi para, kimisi aşk, kimisi başka, başka  şeyler söyler. Evet söylediklerinizde hepiniz haklısınız ama sağlık olmayınca ne cepteki paranın, ne de kalpteki sevginin bir önemi kalmıyor. Hele ki bu zamanda herkesin en değer verdiği şey sağlık olduğuna eminim. İnsanın  sevdiğini hasta ettiği bir zaman da yaşıyoruz. Mecazen hasta etmekten bahsetmiyorum bildiğimiz hastalıktan bahsediyorum. Kimisi bunu bilinçli kimisi bilinçsizce yapıyor. Hastalıkların çoğaldığı bir zamanda yaşıyoruz. Her geçen gün sevdiklerimiz aramızdan teker, teker ayrılıyor. Aldığımız tedbirler yeterli mi sizce? Bence daha çok yolumuz var. İnsanlar bir birey ama bu zamanda bir birey olarak düşünmek yanlış geliyor bana. Aileni ve sevdiklerini düşünmek zorundasın.

‘Bana bir şey olmaz yaaaa’ demek ne kadar doğru olabilir.  Belik sana bir şey olmayacak sen dokuz canlı olabilirsin ama çevrendekiler senin kadar şanslı doğmamış olabilir. Geçen haberlerde gördüğüm bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Adam virüs olduğu için iş yerinden izin almak istiyor. İş verenin umurunda bile değil adamı çalışması için işe çağırıyor. Bu sebepten dolayı başka arkadaşına virüs bulaşıyor ve babası, annesi ve kardeşini kaybediyor. Sonuçta kendisi de işten çıkarılıyor. Hayat ne kadar acımasız dimi, pardon hayat değil, insan ne kadar acımasız  öyle değil mi? Hayat aynı, insanlar farklı. Kimsenin kimseye sevgisinin olmadığı bir zamanda yaşıyoruz. Sevgi beklide fazla gelebilir herkes herkesi sevmek zorunda değil. Ama saygı duymak zorunda. Şöyle diyebiliriz, kimsenin kimseye saygısının kalmadığı bir zamanda yaşıyoruz. Bazılarımız içinden buna yaşamak denilirse dediğini duyar gibiyim.  Kendin için değil, sevdiklerin için dene bunu. Emin ol yanılmayacaksın.

Tedbirler konusunda daha çok yolumuz var o ilk günkü endişe, korku gözlerimizde yok gibi.  İnsan buna da alışıyor öyle değil mi. Peki alıştıklarımız sevdiklerimizi geri getirmeye yetecek mi?  Alışma ! Sen alışırsan, o alışırsa ne olacak böyle. Gerekiyorsa o çok sevdiğin mekana gitme! Beş çaylarını ertele hatta uzun bir süre ertele. Çünkü buna ülkece ihtiyacımız var. Yapabiliriz biraz zor gibi görünse de imkansız değil. Dilerim ki, yazdıklarım ışık görevi üstlenir de birilerine yol gösterir. Çünkü hayat sevdiklerimizde güzel.

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
127 Saat
0 (0)

127 Saat

2011 yapımlı olan film gerçek hayattan alınmış dram, hayatta kalma ve biyografi filmidir.  Başrolünü James Franco’nun (Aron Ralston) üstlendiği Macera tutkunu olan Aron kimseye haber dahi vermeden tek başına Blue Canyona gidip mahsur kalmasını anlatıyor. Aron’un yaşadığı anları kaydettiği anlar Youtube’de bulunmakta. Kendinizi ister istemez empati kurarak insanı filme daha çok çekiyor. Ayrıca film içinde birçok ders veriyor.

Film İlginç kamera çekimleri ile dikkat çekiyor. Oldukça hareketli başlayan film Aron’un düşerek kayanın koluna düşüp ezmesi ile bir anda insanı afallatıyor. Sanki o acıyı içinizde hissediyorsunuz. İlk anda şoka giren Aron daha sonra kurtulmak için elinden geleni yapıyor. Hatta küçük çakısı ile koca kayayı oymaya bile çalışıyor. Planlı olan Aron saati ile belirlediği zamanlarda suyu içiyor. Kurduğu sistem ile kendini bağlayarak uyuyor. Hayaller ve halüsinasyonlar görüyor. Kamerası ile olanlar hakkında görüntüler çekiyor. Psikolojisi gittikçe yıpranıyor bağırıyor, ağlıyor ama kimse onu duymuyor. O kadar kötü durumda oluyor ki lensini yiyor, idrarını içiyor. Ama pes etmiyor kayayı oymaya devam ediyor. Sabahları birazda olsa vuran güneşten yararlanmaya çalışıyor. Kamerası ile yaptıklarını anlatmaya devam ediyor. Artık dayanamayan Aron kolunu bağlıyor ve o küçük ve kör çakısı ile kolunu kesmeye çalışıyor, ama nafile. Bir anda fırtına kopuyor, yağmur yağıyor bulunduğu kanala sular dolmaya başlıyor. Suyun kaldırma etkisi ile kurtuluyor arabasına binip kız arkadaşının evine giriyor ama kız arkadaşını onu evine almıyor ve ağlayarak uykusundan uyanıyor. Gözleri kanlanmıştı ama o eğleniyor ve kamerası ile komedi programı çekiyor. Aniden bıçağını koluna saplıyor. Halüsinasyonlar artıyor. Artık dayanamıyor kanını içiyor ve son gücü ile kolunu kırıp kesmeye başlıyor. O saatten sonra filmi izlemesi gittikçe zorlaşıyor ve en sonunda kolunu kesiyor. Ani bir şoka giren Aron hızlıca toparlanıyor, kolunu sarıyor kayanın fotoğrafını çekiyor ve yola koyuluyor. Oldukça pis bir su birikintisi gören Aron doyasıya su içiyor. Tekrar yola koyulan Aron gittikçe bitkinleşiyor karşısına çıkan bir aileden yardım istiyor su içiyor. Aile ile beraber yola devam eden Aron artık yere yığılıyor. İşte tam o anda bir helikopter gelip onu kurtarıyor.Tek kollu olmasına rağmen asla dağcılıktan kopmayan Aron artık akıllanmış ve nereye gittiğini haber vermek için not bırakmaya başlar.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!