Arama:
ahşap oymacılığı
AHŞAP SANATI
0 (0)

Ahşap oymacılığı, bir sanat biçimi olarak, küçük nesneler üzerindeki dekoratif şekillerden, mobilyalara ve mimari süslemelere kadar ahşaptan yapılan her türlü heykeli içerir. Kullanılan ahşaplar sertlik ve tür bakımından çok değişkendir. En yaygın kullanılan odun çeşitleri; şimşir, çam, armut, ceviz, söğüt, meşe ve abanoz türleri olmaktadır. Ağaç oyma işlemi için gerekli olan aletler; tahta tokmaklar ve keskin uçlu ahşap oyma setlerinden oluşmaktadır.

Bilinen en eski ahşap oymacılığı eseri, Mısır’ın kuru ikliminden dolayı şeklini kaybetmeyen ve koruyan, Eski Krallıktan ahşap Şeyh El-Beled (Kahire) heykelidir. Bunun dışında ahşap oyma birçok kültürde ve kıtada çok eskiye dayanan bir geçmişe sahiptir. Tahta maskelerin ve heykelciklerin oyulması Afrika kabileleri için ortaktı ve Amerika’nın Kuzeybatı Kıyısı kabilelerinin temel dini törenleri için totem direkleri kullanılırdı.

Tahta insanoğlunun avcılık toplayıcılık yaptığı döneme kadar uzanır. İlk kullanılan mızraklar düz ağaç dallarının sivriltilerek ince uzun şekiller verilerek yapılmıştır. Bunun özünde kendini dışarıdan gelen kötü şeylere karşı korumak ve avlanmak içindi. Estetik bir kaygı yoktu içerisinde. Ama günümüzde ihtiyaçlarımızın yanı sıra zevk içinde ev eşya süsü ve hobi olarakta kullanılmaktadır. Tabi tahta diğerlerine göre az işlem gördüğü için sağlıklı ürünler arasında yer alır.

Avrupa’da ahşap oymacılığı İskandinavya’da oldukça gelişmiştir ve 10. ve 11. yüzyıl çalışmalarından örnekler korunmuştur. İngiltere’de Gotik dönem, özellikle koro tezgahlarında ahşap oyma seti kullanılarak son derece ince oymalar üretilmiştir.Fransa’da ahşap oymacılığı da dini sanatın bir parçasıydı ve orada oyulmuş sunaklar özellikle dikkat çekiciydi. Gisa döneminde Pisa, Siena ve Floransa’da ve aynı zamanda güney manastırlarında İtalyan ahşap oymacılığı gelişmiştir. Ahşap oyma Rönesans döneminde İtalyan sanatsal gelişiminin bir parçası olarak yerini her zaman korumuştur.

Ahşap aslında bizim ülkemizde bölgelere göre de önem konusunda farklılık gösterir. İklim şartları ve coğrafi konumda bunun başlıca nedenleri arasında yer alır. Örneğin Karadeniz Bölgesinde evler hep tahtadan ve kullanılan araçlarda buna uyarlanmıştır. İklimi nedeni ile bol çeşitli ağaç türüne rastlamak mümkün. Ağaçların yapısına göre ve sağlamlığına göre kullanılacak alanı belirlenir.

Ahşap oyma sanatı günümüzün ilerleyen teknolojisine rağmen bir çok alanda devam etmekte ve betonlaşmış mimarilerin içinde ahşaptan elde edilmiş çalışmalar adeta birer sanat eseri gibi görülmektedir.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Arabeskin Babası: Müslüm Baba
5 (1)

Arabesk müziğinin en kaliteli sanatçılarından olan Müslüm Babayı tanıyalım.

Müslüm Gürses kimdir?

Müslüm Gürses (Müslüm Akbaş, 5 Temmuz 1953; Fıstıközü, Halfeti, Şanlıurfa – 3 Mart 2013, İstanbul), arabesk ve Türk halk müziği sanatçısı.

7 Mayıs 1953’de Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesinin Fıstıközü köyünde kerpiç bir evde dünyaya geldi. Annesinin adı Emine’dir. Babası Mehmet Akbaş rençberlik yapar, türkü söylemeyi sever, bağlama çalardı.

Akbaş çiftinin Müslüm’den sonra Ahmet ve Zeyno adında bir erkek, bir de kız çocukları oldu. Müslüm Gürses’in çocukluğunun ilk yılları Şanlıurfa’da geçti. Müslüm Gürses üç yaşındayken ekonomik nedenlerden dolayı ailecek Adana’ya göç etmek zorunda kaldılar.

Müslüm Gürses, şarkıcılığa 1965 yılında, küçük yaşta Adana’da bir çay bahçesinde şarkılar söyleyerek başladı. Terzi çıraklığı ve kunduracılık işleri yaptı, o yıllarda bir gazinoda sahneye aldı. İlkokuldan mezun olduktan sonra 14 yaşındayken, 1967 yılında Adana Aile Çay Bahçesi’nde düzenlenen yarışmaya katıldı ve birinci oldu.

Sesiyle küçük yaşlarda dikkat çeken Gürses kendisiyle yapılan bir röportajda o dönemle ilgili olarak şunları söylemiştir: “İlkokulu bitirdim. Gerisi yok. Adana’da damda yatarken uzun hava okudum. Arkadaşım Halkevine gidiyordu, ben de gittim. Derken Çukurova Radyosu’nda sanatçı oldum”. Soyadını da orada çalışırken “Gürses“ olarak değiştirirler.

1967 yılından itibaren TRT-Adana-Çukurova Radyosunda da her hafta Cumartesi günü canlı olarak türküler söyledi. 1968 yılından itibaren piyasaya ilk 45’likleri çıkarmaya başladı. İlk plağı 1968 tarihli “Emmioğlu/Ovada Taşa Basma” plağıdır ve Ömür Plak , Adana basımıdır. Ömür Plak ile toplam 4 adet 45’lik yaptı.

İstanbul’a gelen Gürses, Selahattin Sarıkaya’nın sahibi olduğu Sarıkaya Plak ile 2 adet 45’lik plak doldurdu: “Giyin Kusan Selvi Boylum/Hayatımı Sen Mahvettin” ile “Gitme Gel Gel/Haram Aşk”.

Daha sonra 1969 yılında yine İstanbul’da Palandöken firması ile çıkış parçası olan “Sevda Yüklü Kervanlar”ı içeren “Sevda Yüklü Kervanlar/Vurma Güzel Vurma” isimli 45’lik Plağı çıktı. Bu plak tam 300.000 adet satarak rekor kırmıştır.

Gürses, bu plaktan sonra askerliğini yaptı, tekrar İstanbul’a gelerek aynı firmada plaklarını çıkarmaya devam etti. Palandöken firması ile tam 13, sonra Bestefon firması ile tam 4, daha sonra Hülya Plak ile tam 15 ve nihayet Çın Çın Plak ile tam 2 adet 45’lik plak doldurdu.

Müslüm Gürses`in dinleyici kitlesi birçok araştırmaya konu olmuştur. Doktora tezleri dahi yazılmıştır (Mesela 2002/ Bağlam Yayıncılık : Caner Işık / Nuran Erol , “Arabeskin Anlam Dünyası ve Müslüm Gürses Örneği “).
1999 yılında Müslüm Gürses’in o dönemde 15 yıl boyunca albümlerini çıkardığı Elenor plak firmasıyla yolları ayrıldı.

Ölümü
Müslüm Gürses, 15 Kasım 2012 Perşembe günü Memorial Hastanesi’nde geçirdiği by-pass ameliyatından sonra akciğer ve kalp yetmezliği nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Kendisine solunum cihazı bağlandı.

Gürses, 3 Mart 2013’te, yaklaşık dört aydır tedavi görmekte olduğu İstanbul Memorial Hastanesinde hayatını kaybetti. 4 Mart 2013 günü Teşvikiye Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Diskografi
1975 Müslüm Gürses 1 Çınçın Plak
1976 Müslüm Gürses 2
1976 Öldürdüğün Yetmedi Mi Uzelli
1977 Müslüm Gürses 3 Çınçın Plak
1978 Müslüm Gürses 4
1979 Gazla Şoför
1979 Bağrıyanık Saner Plak
1980 Umutsuz Hayat Arma Müzik
1980 Esrarlı Gözler Emre Plak
1981 Mutlu Ol Yeter (1) Modern Plak
1982 Müzik Ziyafeti Akdeniz Plak
1982 Tanrı İstemezse Uzay Plak
1983 Anlatamadım Kale Plakçılık
1983 Dertliler Meyhanesi Dünya Müzik
1984 Yaranamadım Elenor Müzik
1985 Güldür Yüzümü
1987 Gitme
1986 Sevda Yolu
1986 Yıkıla Yıkıla

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Yaşayan Efsane: Alex de Souza
0 (0)

Hangi takımdan olursa olsun tüm futbolseverlerin canı gönülden sevdiği futbolcu olan Alex de Souzayı hep beraber tanıyalım.

Alex de Souza kimdir?

Alexsandro de Souza (Alex),14 Eylül 1977 tarihinde Brezilya’nın Curitiba şehrinde dünyaya geldi. 1995 yılında profesyonel futbol kariyerine Coritiba FC takımında başladı. 2 sezon forma giydiği Coritiba’da oldukça başarılı performans sergileyen Alex, forma giydiği 124 maçta 32 gol attı.

1997 yılında bir diğer Brezilya takımı olan Palmeiras’a transfer oldu. 5 sezon boyunca Palmeiras forması giyen Alex, göz dolduran performansı ile tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Palmeiras’ta 241 maçta 78 gol atan Alex, Avrupa kulüplerinin dikkatini üzerine çekti ve Copa Libertadores şampiyonluğu yaşadı. Aynı zamanda Palmeiras’taki performansıyla da Brezilya Milli Takımı’na da seçildi.

 

Ardından 2001-2002 sezonunda Flamengo’ya transfer oldu, ancak burada 12 maçta 3 gol atsa da istenilen performansı sergileyemedi ve ardından Parma’ya transfer oldu.

Avrupa’ya yabancılık çektiği düşünülen Alex, Parma’da başarılı bir performans gösteremedi ve ligin ilk yarısında yalnızca 5 maça çıktı. Ligin ikinci yarısında ise Cruzeiro’ya transfer oldu ve performansını yeniden yakaladı. Formda olduğu dönemde takımıyla başarıyı yakalayan Alex, 2004 yılındaki Copa America için takıma seçilmiş ve kupayı kazanmıştır. 121 maçta attığı 64 golle Avrupa kulüplerinin transfer listesinde yer almıştır.

2004’te Fenerbahçe’ye transfer olan Alex, Fenerbahçe adına çıktığı ilk maçta asist yaptı ve beğenildi. Ligin ikinci haftasında oynanan İstanbulspor maçında da 1 gol ve 1 asist kaydeden Alex, hem taraftarın hem de yönetimin beğenisini oldukça kazandı.

Fenerbahçe kariyeri boyunca forma giydiği 245 maçta 136 gol attı ve Fenerbahçe kulübünün efsane oyuncuları arasına girmeyi başardı. Fenerbahçe taraftarı, Alex’e olan sevgisini göstermek için İstanbul’un Kadıköy semtindeki Yoğurtçu Parkı’na heykelini dikti.

 

 

Fenerbahçe taraftarı, Alex’in maçlara yaptığı katkı ve kritik maçlardaki üstün performansını ifade etmek için “Bir Alex değil” sözünü ortaya çıkardı ve her futbolseverin kullandığı bir söz haline gelmiş oldu.

30 Eylül 2012 tarihinde oynanan Kasımpaşa maçında oyundan alındıktan sonra maçı yedek kulübesi yerine tribünden takip ettiği gerekçesiyle süresiz olarak kadro dışı bırakıldı.

1 Ekim 2012’de yapılan toplantının ardından Samandıra Tesisleri’nden ayrılarak kulüp binasına gitmiş ve sözleşmesi karşılıklı olarak fesh edilmiştir. Alex, Fenerbahçe’den ayrıldığını Twitter üzerinden attığı “Kontratımı sonlandırdım. Hayatımın en üzücü imzası oldu. Fenerbahçe, bir oyuncu kaybetti ama bir taraftar kazandı. Her şey için teşekkürler.” tweet ile bildirdi.

1 Ekim 2012 tarihinde Fenerbahçe’den ayrılan Alex de Souza, futbola başladığı ilk kulüp olan Coritiba FC’e geri döndü ve 2 yıllık anlaşma imzaladı. 7 Aralık 2014 tarihinde oynanan Bahia maçı ile aktif futbolculuk kariyerine son noktayı koymuştur. Alex dakika 88’de oyundan çıkarak yerini Keirrison’a bıraktı ve böylece futbol kariyeri bitmiş oldu.

28 Mart 2015 tarihinde Alex için Palmeiras ile Alex’in eskiden takım arkadaşlığını yapan isimler arasında bir jübile maçı düzenlendi. Maçı 2 gol 1 asistle tamamlayan Alex’in takımı Palmeiras karşısında 5-3 mağlup oldu.

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Makyajın Bilinmeyen Yönleri
0 (0)

Fotoğraf alıntı değildir. 

Yaşadığımız olaylar, geçirdiğimiz günler, kimseye anlatamadığımız sıkıntılar ve bu olaylar gibi daha birçok olumsuz olaylar. Ne yazık ki hepimiz istemediğimiz halde, kendimizle alakalı olsun veya olmasın olumsuz olaylar yaşarız ya da olumsuz olaylar yaşayan birinden etkileniriz.

Bu durumda insan kendini motive edecek ya da kafasını dağıtacak bir şeyler arar. Her insan için aynı şeyi söyleyemem tabii ki. Bazı insanlar o sıkıntıya yoğunlaşıp içine kapanabiliyor. Hatta oturup boş boş duvarlara bakabiliyor. Ne yemek yiyor ne de konuşuyor. Bazı insanlar da benim gibi kendine bir uğraş arıyor. Mesela ben çoğu zaman etrafım, odam, dolabım, makyaj malzemelerim ya da kitaplığım temiz ve düzenli olduğu halde hepsini bozup tekrardan düzeltiyorum. O an belki de bana hepsi dağınık gibi geliyor. İş yaparken aklımdaki probleme yoğunlaşmıyorum. Tam tersi durumlarda söz konusu olabiliyor tabii ki. Çok etkilendiğim bir olay söz konusu ise bende boş boş oturuyorum ne yazık ki. Genel olarak ufak şeylere canımı sıkıyorum. Bu yüzden yaptığım işler kafamı dağıtmaya yetiyor.

Peki siz canınızı sıkan bir şey olduğunda ne tarz işlerle kafanızı dağıtmaya çalışırsınız? Bugün kadınlar üzerine yoğunlaşmak istiyorum yazımda. Kadınlar diyorum ama erkeklerde makyaj yapıyor. Lütfen yanlış anlaşılmasın, daha çok kadınlar yaptığı için kadınlar üzerinden örnek vermek istedim. 🙂

Şimdi sizlerle küçük makyaj çekmecemi paylaşacağım 🙂 

Fotoğraflar alıntı değildir. 

Ben makyaj yaparken kendimi çok mutlu ve özel hissediyorum mesela. Irkımı değiştirecek boyutta fazla makyaj yapmıyorum tabii ki.  🙂 Daha doğrusu bu kadar fazla makyaj yapmayı hiç denemedim, denemek ister miyim orası da belli değil. 🙂

Bazı insanlar kadınlar erkekler için makyaj yapıyor der bazıları diğer kadınlardan daha güzel olmak için diye söylerler. Aslında ben kendim için makyaj yapıyorum ve makyaj yaparken kendimi mutlu hissediyorum. Asla makyajsız dışarıya çıkmam, asla makyajsız fotoğraf çekinmem, ya da asla makyajsız fotoğraflarımı sosyal medya da paylaşmam diyen insanlardan değilim. Kendime güvenim o konuda tam. Çünkü kendine güvenmeyen insan makyajsız hiçbir şey yapamazmış. Bir de şu sıralar sosyal medya da gezen bir tabir var:

“ Makyaj yapma süreniz 4 dakikadan fazla ise çirkinmişsiniz.”

Kesinlikle Yalan. 🙂 

Yaptığımız makyaja göre bu süre değişir. Ben belki bir ruj süreceğim ya da bir göz kalemi kullanacağım. Bu işlemi yapmak 4 dakikamızı almaz.  🙂  O yüzden uydurma sözlere inanmak yerine siz kendinizi nasıl mutlu hissediyorsanız öyle olun. Dilerseniz makyaj yapın, dilerseniz yapmayın. İnsanların bizim hakkımızda söyledikleri değil, bizim kendimizi nasıl hissettiğimiz önemli.  

Kendinizi mutlu hissettiğiniz an, sizin en güzel anınızdır. En güzel makyaj gülüp kahkaha atmaktır. 🙂

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Elindekileri Değerlendir
0 (0)

İsraf sonumuzu getirecek en büyük düşmanlarımızdan birisi olmasına rağmen bunun bilincine insan topluluğu olarak anlamış değiliz. Elimizdekilerle yetinmeyi ve  değerlendirmeyi ne yazık ki biraz unutmuşuz. Her hangi bir ihtiyacımız olduğu zaman elimizde bulunuyor mu diye bakmadan hemen internet üzerinden sipariş vererek temin ediyoruz. Özellikle pandemi döneminde  eve kısıldığımız bu zamanlarda internet alışverişlerini oldukça fazla yapıyoruz. El becerilerimizle bir şeyler yaptığımızda bir şeylerin uğraşını verdiğimiz zamanlarda beynimizi de çalıştırmış oluyoruz. Günlük hayatın streslerinden uzaklaşıyoruz, böylelikle daha sakinleşip bir uğraş veriyoruz. Bende pandemi döneminin başlarında yatıp uyanıp tekrar yatmaktan sıkıldığım ve bunaldığım için bir uğraş edinmeye çalıştım. İnternet üzerinden eve verdiğim siparişlere biraz göz attım ve aldıklarım çerçeve, raf , dolap gibi şeylerdi, sonra sıkılmanın da verdiği etkiden ötürü bu aldığım ürünler gibi ürünlerin çizimini ve kafamda projesini kurarak ufak çağlı ev atölyemde uğraşını vermeye başladım. Her gün farklı bir ürün yapma şansım ve imkanım olmadığı için bir tane elimdeki malzemelere bakıp ne yapacaksam eğer ona göre işe koyuldum. Örneğin ilk başta duvar rafı yaparak başladım bir kaç vida, uygun bir tahta parçası ve elimdeki diğer işe yarar malzemelerden derleyerek harika bir iş ortaya koydum. Burada ki maksat benim raf yapma ihtiyacımdan ötürü o rafı yapma aşamasında düşündüklerim uyguladıklarım ve kazandığım el becerileri olduğunu düşünüyorum. Bir kere işe başlamadan önce planını yaparken beyni çalıştırmış oluyorsunuz çünkü düşünüyorsunuz daha sonraki işlerde ise eli kullanarak becerisini tartıp bir şeyler ekliyorsunuz uzun lafın kısası gün boyu sıkılmaktan ve bir bilgisayar veya telefon karşısındaki geçirdiğimiz vakitten bin kat daha değerli ve bir o kadar da verimli bir zaman geçiriyoruz.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!