Arama:
Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna
0 (0)

Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor; rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum ‘Kürk Mantolu Madonna’yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.”

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulanmadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.

Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına dair, yanıtlaması zor sorular soruyor.

Kürk Mantolu Madonna, Türk Edebiyatı’nın öncü yazarlarından biri olan Sabahattin Ali’nin başyapıtlarından biridir. Yazar kitapta Raif Efendi’nin içsel yolculuğunu aşk ile sarıp sarmalayarak okuyucuya sunmuştur. Okunduğunda uzun süreli izler bırakan, mutlaka okunması gereken bir kitap ve aynı zamanda psikolojik tahliller, betimlemeler açısından çok tatmin edici.

Kitap, Rasim’in işini kaybetmesi ve iş arayışına koyulmasıyla başlar. İş aradığı bir gün, eski arkadaşlarından Hamdi ile karşılaşır ve ondan yardım ister. Nitekim Hamdi, müdürü olduğu işyerinde bir iş teklif eder. Rasim, utana sıkıla da olsa bu teklifi kabul eder. Raif Efendi denen yaşlı, sessiz, sakin bir adamla aynı odada çalışacaktır.
Raif Efendi çok az konuşuyor, kendisine verilen çevirileri titizlikle yapıyor ve boş zamanlarında masasının çekmecesinde duran bir kitabı okuyordur. Raif Efendi’nin hastalanıp işe gelmediği günlerden birinde, yapılacak bir çevirinin ona ulaştırılması gerektiğinden Rasim, Raif Efendi’nin evinin yolunu tutar.

İçeri adımını atar atmaz, Raif Efendi’nin içine kapanıklığının sebebini anlamıştır. Bu zavallı, yaşlı adam oldukça kalabalık bir evde sürekli ezilmektedir ve üstelik bu kalabalık ailenin tek geçim kaynağı Raif Efendi’nin üç kuruşluk maaşıdır. Lakin bu defa Raif Efendi çok hastadır. Rasim’den iş yerindeki çekmecesinden eşyalarını getirmesini rica eder. Asıl hikaye, Rasim’in çekmecedeki kara kaplı defteri bulup okumasıyla başlar. Okuduktan sonra defteri yakacağına dair Raif Efendi’ye söz verir. Defter, Raif Efendi’nin hayat öyküsünü anlatmaktadır:

Raif, genç bir delikanlı olmasına rağmen içine kapanık ve oldukça yalnızdır. Tek dostu kitaplarıdır. Babası bir sabun fabrikası işletmektedir ve Raif’in sabunculuğu öğrenebilmesi için onu Almanya’ya göndermeye karar verir.

Raif Efendi, Almanya’ya vardığında bir pansiyona yerleşir ve bir sabun fabrikasında işe başlar. Lakin zamanla fabrikaya daha az uğramaktadır. Her gün parkları, sergileri ve Almanya’nın çeşitli yerlerini sabahtan akşama kadar gezmektedir. Bir gün, gazetede reklamını gördüğü bir sergiye gider ve bir tabloyla karşılaşır: Kürk Mantolu Madonna ile.

O gün ve devamında serginin açılışından kapanışına kadar o tabloyu seyreder. Kürk Mantolu Madonna onu çok etkilemiştir. Yine Kürk Mantolu Madonna’yı seyre daldığı günlerden birinde, yanına bir kadın gelir ve tabloyu birine benzetip benzetmediğini sorar. Raif Efendi utancından kafasını kaldırıp kadının yüzüne bakamadan onu annesine benzettiğini söyler. Ama utancından yalan söylemiştir.</p>

Raif Efendi, pansiyonda kalan bir arkadaşıyla gezerken, sergide konuştuğu kürk mantolu kadına rastlar. Ertesi gün, kadını tekrar görebilme umuduyla aynı yerde onu beklemeye başlar ve geldiğinde onu bir gece kulübü olan Atlantis’e kadar takip eder. İçeri girdiğinde, Kürk Mantolu Madonna ile karşılaşır, keman çalıp şarkı söylemektedir. Kadın şarkıdan sonra gelip Raif Efendi’nin masasına oturur ve adının Maria Puder olduğunu, Kürk Mantolu Madonna’nın ise kendisinin otoportresi olduğunu söyler.

O günden sonra Maria Puder ve Raif Efendi arasında bir arkadaşlık başlar. Maria Puder’in her fırsatta ondan herhangi bir beklentisi olmaması gerektiğini, hiçbir erkeğe bağlanıp aşık olamadığını dile getirmesine rağmen Raif Efendi ona sırılsıklam aşıktır.

Her gün buluşup botanik parkları, sergileri, bahçeleri gezmektedirler. Sonunda Maria Puder de Raif Efendi’ye aşık olduğunu itiraf eder. Fakat her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi, onların mutluluklarının da bir sonu vardır. Bir gün Raif Efendi bir telgraf alır. Telgrafta babasının öldüğü, gelip fabrikanın başına geçmesi gerektiği yazılıdır. Raif Efendi, işlerini düzene soktuğunda Maria Puder’i de yanına aldırmak üzere Türkiye’ye döner.

Bir süre mektuplaşırlar fakat birdenbire Maria’dan gelen mektuplar kesilir. Raif Efendi, senelerce ondan habersiz yaşar ve eski içine kapanık haline geri döner.

Yıllar sonra İstanbul’da Maria’nın kuzeni ile karşılaşır. Yanında da küçük bir kız çocuğu vardır. Yıllar önce Maria’nın öldüğünü, küçük kızın ise kendi kızı olduğunu öğrenir Raif Efendi. Kimse kızın babasının kim olduğunu bilmemektedir. Raif Efendi ilk defa kızıyla karşılaşmıştır ve Raif Efendi annesinin kuzeniyle beraber bir trenle uzaklaşmaktadır ondan…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Yoga
0 (0)

Yoga, etimolojik olarak bakıldığında bağlamak, sıkı sıkı tutmak, birleşmek, bütünleşmek anlamına gelir. Genel anlamıyla yoga ise vücudu güçlendirmek, esnekleştirmek ve zinde tutmak için yaptığımız bir tür aktivitedir. Zihnin ve vücudun birleşerek evrenle bütünleşmesi en büyük amaçlarından birisidir. Nefes egzersizi aracılığıyla meditasyon yapılır ve kişi kendini ruhsal olarak zinde hisseder. Zihin ve bedenin dinlenmesi amaçlanır. Yoga yapan kişi, olduğundan daha dengeli bir hale bürünür. Yaşadığımız olumsuz durumları, olayları ve kişileri bir süre hayatımızın dışında tutmamıza yardımcı olur. Ki bu hayatımızın her alanında bize lazımdır. Yoga yaparak olmasa bile, bize zarar veren kim varsa hayatımızdan çıkarmalıyız. Yoga sadece bir araçtır. Kendimizi bu durumlardan koruyacak olan yine biziz.

8 Aşamada Yoga

Ashtanga Yoga olarak da bilinen 8 aşamalı yoga uygulaması en çok kullanılan yoga uygulamasıdır. İlk olarak Yama adı verilen evrensel ahlak kuralları ile başlar. Etik kurallarıdır. 2. Aşamada Niyama adı verilen bireysel arınma vardır. Asana, “yoga pozu” anlamına gelen ve bedensel duruş teknikleri üzerine yoğunlaşılan üçüncü aşamadır. Sağlık, kuvvet, denge ve esneklik için yapılır. Dördüncü aşamada Pranayama’ ya geçiş var (nefes egzersizi). Yogada yaşam enerjisi olarak kabul edilen nefesin kontrolü bu aşamada çok önemli yer kaplamaktadır. Tepe çakraya çıkabilmek için bu adıma dikkat edilmelidir. 5. Aşama, Pratyahara ( duyuların kontrolü). Zihin kendi kendini kapatır, duygularımız artık dış dünya ile iletişim kurmaz hale gelir. 6. Aşama, Dharana ( odaklanma teknikleri), 7. Aşama, Dhyana ( meditasyon teknikleri) ve son olarak 8. Aşama, Samadhi ( üstün yoğunlaşma teknikleri, bilinç kontrolü, aydınlanma) olarak son bulur. Yoga sonucunda zihnin sükunete ermesi amaçlanır. Her şey bununla alakalıdır. Düşüncelerimiz, duygularımız aşırıya kaçtığında onları tutabilmeliyiz.

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Doğanın Güzelliğinden Çiçekler
0 (0)

Bazen bir tohum bazen bir fide bazen bir demet ile hayatımıza dahil olan doğanın bize sunduğu eşsiz güzelliklerin rengarenk duruşudur çiçekler. Çiçekler hepimizin hayranla baktığı koklaya koklaya doyamadığımız dokunmaya bile kıyamadığımız o güzel canlılar. Evet, çiçek dedik. Bazen aşk, bazen savaş, bazen barış, bazen mutluluk ve bazen de acıdır çiçek. Hatta bazen, “geçmiş olsun ”dur bir çiçek. Sevinçleri, üzüntüleri, acıları paylaşmak için insanın kendine çizdiği sınırların dışına çıkarak her duruma yakışan en güzel armağan olarak hayatımıza mutluluk getirirler.

Evimizin bir köşesinde duran bir çiçeği koklamak, seyretmek, toprağının suyla buluşunca suyu bir güzel içtikten sonra kendilerine gelişini insana teşekkür edercesine yapraklarını açması insanın iç huzurunu onu yeniden doğmuş gibi tertemiz bir ruh haline getirecek kadar güzel ve eşsiz tarafları olan canlılardır. Dalında duruşu ile bazen dalından toprağından sökülüp alınmasına rağmen güzelliğini kaybetmemek için çabalayan solmayan dahil olduğu hayatı güzelleştirmek için kendini feda eden, derin anlamlar içeren eşsiz bitkilerdir. Çiçekler hayatımızı güzellikleriyle ve kokularıyla aydınlatıyor. Çiçekler yüzeydeki çekiciliğinden daha derindir. Çiçekler saflığı, masumiyeti ve ince düşünmeyi temsil eder. Bu konuda kadınları çiçeklere benzetirim. Kadınlarda nasıl hassasiyeti varsa çiçeklerde de aynı hassasiyet vardır.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Camilerimiz Cemaatini Özlüyor
0 (0)

Konya’nın Taşkent İlçesine bağlı olan Avşar Merkez Camii imam hatibi Abdurrahman UÇAN verdiği röportajda ‘‘ Camilerimiz korana virüs tedbirleri kapsamında gün geçtikçe cemaatini kaybediyor. Son günlerde alınan tedbirlerde 65 yaş üstü vatandaşlarımız maalesef camimize gelmemektedirler.’’ dedi. Geçelim o zaman sorularımıza;

Serkan SÖYLEMEZ: Hocam öncelikle sizi tanıyalım.

Abdurrahman UÇAN: 1995 Konya Bozkır doğumluyum. Bozkır Merkez İmam Hatip Lisesini bitirdikten sonra Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat bölümünü kazandım. Ayrıca yurtta aldığım eğitimle hafız olmaya hak kazandım. Üniversitem bittikten sonra 2017 yılında ilk görev yerim olan Avşar Merkez Camii’ ye atandım.

 

Serkan SÖYLEMEZ: Hocam pandemi camii ve cami cemaatini nasıl etkiledi. Bu süreci bizlere anlatır mısınız?

 

Abdurrahman UÇAN: Öncelikle bu zorlu süreçte tedavi gören hastalarımıza Allah’tan şifa,  yakınları vefat edenlere baş sağlığı diliyorum. Bu zorlu süreç tüm dünyayı ağır şekilde etkilerken tabi ki de camimizde bu süreçten nasibini aldı. Başta tedbir amaçlı camilerimiz ibadete kapatıldı. Vakit namazlarımızı ve Cuma namazımızı evlerimizde eda ediyorduk. Daha sonra kontrollü sosyal hayatla Cuma namazlarımızı açık alanda kılmaya başladık. Bilim Kurulunun önerileri doğrultusunda, 29 Mayıs Cuma günü belirlenecek kurallar çerçevesinde öğle, ikindi ve cuma namazlarının camilerde cemaatle kılınabileceği kararı alındı ve camilerimiz tekrar ibadete açıldı. Şimdi ise 65 yaş üstü vatandaşlarımız ve 20 yaş altı gençlerimize kısıtlama gelmesi ile maalesef cemaatimiz de azalma yaşandı.

 

Serkan SÖYLEMEZ: Bu pandemi sürecinde nasıl tedbirler alınarak ibadetler yapılmakta?

 

Abdurrahman UÇAN: Camilerimiz maske, mesafe ve temizlik kurallarına dikkat edilerek ibadetlerimiz yapılmakta. Camimiz her gün dezenfekte edilerek temizlenmektedir.

Serkan SÖYLEMEZ: Peki cemaat bu kurallara uyuyor mu?

 

Abdurrahman Uçan: Cemaatimizde gerçekten sıkı bir tedbir var. Ne kadarda cemaatimizde azalma olsa da tedbirlere uyularak namaz kılınmakta. Cemaatimiz camimize gelirken öncelikle maskelerini takmaktadırlar. Takmayanlar olursa bile kendi aralarında birbirlerini uyararak maskeye dikkat ediyorlar. Herkes kendi seccadesini getirerek 1 metre mesafe kuralına uyarak safa durmaktadırlar.

Serkan SÖYLEMEZ: Bizlere verdiğiniz röportajdan dolayı size teşekkür ederiz.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Pandemiden Uzak Doğa İle İç İçe
5 (1)

Maalesef ülkemizde de karşılaştığımız Covid-19 salgını ülkemizin her yerinde, her ilçesinde ve kasabalarında kendini göstermekte. Salgınla mücadelede en büyük tedbirlerimizden birisi de evlerimizde kalmak oldu. Hayat Eve Sığar sloganı ile hepimiz evlerimize kapandık. Ama evde de ne kadar zaman geçiyordu. Tedbir amaçlı evlerimizden çıkmayalım da evlerde nasıl vakit geçireceğiz?

Bizim en büyük avantajlarımızdan biri de şehirden uzak, köyde yaşamamız oldu. Köyümüz 1600 rakımlı Göksu Nehri’nin kıyısına kurulmuş şirin bir yer. Köyümüzün ortalama nüfusu 600 kişidir. Konya’nın en uzak ilçesi Taşkent’e bağlı Avşar mahallesinde pandemili günleri burada geçirmekteyim. Burada uyguladığımız en büyük tedbir mesafedir. Burası küçük yer, bir şey olmaz demeye gelmiyordu. Benim burada yaptığım en güzel aktivite dağlarda, doğada olmaktı. Genellikle bu sıkıntılı günlerde toplumdan uzak, doğa ile iç içeydim. Bulunduğumuz konum itibariyle dört tarafımız dağlarla çevrili olması bizim için büyük bir avantajdı. Bulunduğum yerde gür ağaçlar, eşsiz manzaraların olması en büyük avantajımdı. Bu pandemi sürecini genellikle doğada geçirmek ayrı bir haz veriyordu bana. Çadırımı alıp sürekli dağlara kamp yapmaya giderdim.

Doğanın verdiği o huzuru başka hiçbir şeye değişmezdim. Yanıma yiyeceğimi ve olmazsa olmazım olan çay takımımı alıp kampa çıkardım. Vardığım yerde önce çadırımı kurup, ateşimi yakardım. Ondan sonra kısa bir şekilde doğa keşfine çıkardım. Hava karanlık olmaya yakın etraftan odunlar toplayıp çadırımın yanına gelip akşam yemeği için hazırlık yapardım. Bu şekilde yaparak insanlardan uzak, doğa ile baş başa kalırdım. Allah’a şükür ne çevremde ne de köyümüzde bir vakaya rastlamadan bu süreci atlatırız.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
error: İçerik korumalıdır!!