Arama:
Nefret Söylemi ve Yeni Medya
0 (0)

Sosyal medya ağlarının etkileşimli olması, erişebilir olması, nefret söyleminin daha hızlı bir şekilde yayılması ve üretilebilir olmasını mümkün kılmaktadır. Es geçilmemesi, üzerinde durulması gereken bir diğer nokta da gündelik/ toplumsal hayatın pratiklerinde ve hemen her alanında üretilen nefret söyleminin toplumsal anlamda meşrulaştırılmış/karşılığı olan, kanıksanmış bir zeminin de var olduğudur. Gündelik -toplumsal- yaşamda söylemsel pratiklerle üretilen nefret söylemi, gelişen teknolojik gelişmeler sayesinde sosyal medya ortamında daha kolay ve hızlı bir şekilde yaygınlaşmaktadır. Böylece toplumdaki farklı kimlikler, ayrımcılığa, “ötekileştirilmeye” ve nefret suçlarına maruz kalmaktadır. Bu anlamda homofobik, heteroseksist, transfobik, yabancı düşmanı, ırkçı, etnik milliyetçi ve ayrımcı nefret söylemleri, toplumsal yaşamsallığı, birlikteliği ve barışı tehdit eden önemli unsurlardan biridir.

Toplumsal farklılıkları tehdit eden, hedef gösteren ve ayrıştıran nefret söylemleri hem ruhsal hem de fiziksel şiddete ve suça zemin hazırlamaktadır. Göregenli’ye göre; “Nefret” sözcüğünün bir duygu ifadesi olması nedeniyle de çoğunlukla, nefret söylemi ve suçlarının yöneldiği kişi ya da gruplardan “hoşlanmama”, “nefret etme” ve bu duyguların ifade edilmesi biçiminde anlaşılmaktadır. Oysa ayrımcılığın belki de en şiddetli biçimi olarak ortaya çıkan nefret suçları ve bu davranışsal edimlerin zihinsel ve ideolojik arka planını oluşturan nefret söylemi, olumsuz duyguları içermekle birlikte, esasen, toplumu oluşturan gruplar arasındaki sistemik hiyerarşiye işaret eden bir dışlama, değersizleştirme ve düşmanlaştırma ideolojisidir.

Tüm sosyal davranış biçimleri anlam içerdiği için ve anlam yaptıklarımızı şekillendirdiği için, tüm sosyal davranışlar söylemsel bir özellik taşımaktadır. Eleştirel söylem analizinin en önemli kuramcılarından biri olan Teun van Dijk söylemi, toplumsal bir bağlamda dil kullanımının özgül bir metinsel biçim olarak ele alır, iktidar ve dil arasında bir ilişki olduğunu öncül olarak kabul eder. Bu nedenle de Van Dijk söylemin ideolojiden bağımsız düşünülmeyeceğini savunur. Van Dijk’a göre söylem, ideolojilerin yeniden üretiminde ve günlük ifadelerinde rol oynayan temel aktörlerden biridir.

Nefret söylemi kavramının genel olarak ortak bir tanımlaması olmamakla birlikte, her ülkede farklılaşan tanımlamaları bulunmaktadır. Nefret söyleminin dünyada kabul gören tanımlaması, Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu’nun 1997 yılında aldığı, nefret söylemiyle ilgili kararda, nefret söylemini şöyle tanımlamıştır: “Irkçı nefret, yabancı düşmanlığı, antisemitizm ve hoşgörüsüzlük temelli diğer nefret biçimleri yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her türlü ifade biçimidir”.

Nefret söylemi; cinsiyet, ırk, din, etnik köken, ten rengi, ulusal köken, maluliyet veya cinsel yönelim gibi faktörlerin dahil olduğu özelliklere karşı takılan ayrımcı, göz korkutucu, onaylanmayan, düşmanca önyargıları ifade etmektedir. Nefret söylemi; hedeflenen grupları incitici, kişiliksizleştirici, taciz edici, sindirici, küçük düşürücü, alçaltıcı, mağdur duruma düşürücü ve bu gruplara karşı duyarsızlık ve gaddarlığı teşvik edici bir amaç gütmektedir. Nefret söylemi ana aksını, önyargı, ayrımcılık, stereotipler, homofobi, ırkçılık, yabancı düşmanlığı gibi unsurların olduğu, “-biz” olarak oluşturulan kültürel/cinsiyet kimliğinden, “-farklı” olan kültürel/cinsiyet kimliğine sahip kişi ve grup/topluluklara karşı yönelmekte. Bu aks nefret suçuna doğru giden yolun ilk adımıdır ve çoğu kez nefret suçlarının da önünü açmaktadır.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Hiçbir Mesaj Masum Değildir
0 (0)

 

Teknolojinin gelişmesi ile iletişim araçlarını hem çeşitlendi, hem de daha etkin bir hale geldi. Sinema, radyo, televizyon derken internet, iletişim araçlarının, yaşanan tüm zamanların ötesinde bir etkiye sahip olmasını sağladı. Her iletişim aracının toplum üzerindeki faydası ve zararı, hızla sorgulanmaya, yaygınlaşmaya başladı. Tam da bu noktada insanların algı farklılıkları ve verileni yorumlamalarında farklılıklar oluşmaya başladı. Yayın kuruluşlarının ideolojileri oluştu. Filmlerin konuları alt metinler ile dolduruldu. Topluma dizi, film, müzik, sanat, haber, oyun ve daha niceleri ile fikirler ekilmeye başlandı. Tüm bu konuların ortak noktası kişiler üzerinde farklılık oluşturuyor olsa da kitle oluşturabilecek başlıklar olmasıdır.

Sosyal medya platformlarında farkında olmadan belli konular hakkında mesajlara maruz kalabiliyor hatta ve hatta yediğimiz yemekten giydiğimiz kıyafetlere kadar yönlendirilebiliyoruz.  Kitle iletişim araçları herkese ulaşmaktadır. Bu da bizlerin tek tipleşmesine ve yönlendirilmesine neden oluyor. Kitle iletişim araçları ile verilen mesajlar sorgulanmaksızın aklımızda yer ediyor. Eleştirel medya okuryazarlığı yapabiliyor isek mesajın masum olup olmadığını ayırt etmemiz kolay oluyor. Herbert Marshall McLuhan’ın ‘Araç mesajdır.’ teorisi de bu okumalarda oldukça etkilidir. Peki, bu teori nedir?

“İçerik yerine biçime eğilmek gerek. İletişimin şekli belli iletiler için tercihe sahiptir. İçerik daima belli bir şekilde vardır ve bu biçimin dinamiği tarafından bir dereceye kadar yöneltilir. Eğer araç bilinmezse mesaj da bilinmez. Bu anlamda araç ortak iletidir. Araç kullanan kişilerin algısal alışkanlıklarını değiştirir. Araç yansız değildir. Kişilere olduğu kadar topluma da mesaj verir.’ Şeklinde bu teoriyi açıklayabiliriz. Ona göre ileti yani araçla neyin söylendiği önemli değildir. Yani bir haberin gazetede, radyoda, televizyonda ve sosyal medyada aktarılmasıyla farklı anlam kazanır. Sadece bunlarla sınırlandırmak yersizdir. Örneğin bir dijital oyunu ele alalım.  Oyunda yer alan karakterin görseli, konuşmaları, hareketleri de kullanıcıya belli mesajlar iletmektedir. Kız çocuklarının benim çocukluğumda en çok istediği oyuncak sarışın, mavi gözlü, güzellik algısı oluşturan Barbie bebeklerdi. Barbie dediğimizde aklımızda hiçbir zaman kilolu, çirkin ya da farklı bir görsel oluşmaz. Tam tersi çocuklara dayatılan bir güzellik algısı mevcuttur. Bu da bizlere her alanda oluşturulan ürünlerin alt metinlerinin dolu olduğunu gösterir.

Her toplumun kendine has sosyal ve moral değerleri vardır. İyi veya kötü ahlâki değer yargıları kuşaktan kuşağa toplumsallaşma yoluyla aktarılır. Değişen kültüre kodlar ile mesajları algılayıp özümsememiz daha kolay hale gelmiştir. Sürekli bir değişim altında olan dünyada şimdi farklı kültürler ve yaşam şekilleri iç içe geçmiştir. Yoğun çıkar çatışmaları, hızlı stresli modern şehir yaşamı, hem bireylerin hem toplumların mevcut değerler sisteminin köklü değişikliklerle karşılaşmasına neden olmuştur. Medya da ve gündelik yaşantımızda eleştirel medya okuryazarlığı yapmalı ve mesajların masum olup olmadığına odaklanmalıyız.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!