Arama:
Hayatınızı Kazanın
0 (0)

Onun İçin Nasıl Özel Ve Vazgeçilmez Olabilirim?

Hayata karşı mücadeleci bir tavır kazanmak erkek içinde kadın içinde cezp edicidir. Evrimsel olarak insan hayatta kalmaya ve mücadele etmeye kodlanmıştır. Barınmak, beslenmek ve güvenliği sağlamak sadece ilkel insanın derdi değil, aynı motivasyonu bizde taşıyoruz. Artık beslenmek için mağaramızdan çıkıp avlanmıyoruz ancak kariyer inşa ederek hayata tutunmaya çalışıyoruz.

Ama değişmeyen bir şey var hala: güçlü olan ve uyum sağlayan hayatta kalıyor. Hayatınızdaki insan sizi ne kadar severse sevsin zorlu hayat koşulları karşısında güçlü Bir duruş görmek isteyecektir. Çalışmak ve kendi gelir kaynağınızı yaratmanız karşı taraf için saygı uyandırıcıdır. Özellikle evliliklerde çalışmayan bir tarafın olması yükün de o kişinin üzerine binmesine yol açar. Bu nedenle hem dengeyi sağlamak adına hem de ilişkinizi korumak adına girişimci olun. Maddi olarak evinize, ailenize katkıda bulunmaya başladığınızda eşiniz için de vazgeçilmez olursunuz.

Boş Gezmeyin: İlgi alanı olmayan, yaşamında yaratıcı çözümler üretmeyen, kendini geliştirmeyen ve hayata dahil olmayan birisi pek az insanın ilgisini çekecektir. Boş gezmek, zamanını boşa harcamak ve sürekli tüketmek sadece hayatınızdaki insana değil pekçok kimseyi sizden uzaklaştıracaktır. Düzenli bir işiniz olmasa bile vaktinizi olumlu anlamda değerlendirmeye ve kendinizi geliştirmeyi adayın. Günümüzde bilgiye erişmek artık çok daha kolay ancak ne yazıkki derinleşmek çok daha zor. Çünkü inanılmaz bir bilgi bombardımanına maruz kalıyoruz ve ilgimizi dağıtacak çok fazla şey var.

Hatta ne yazıkki vaktimizin çoğunu sosyal medyada başkalarının yaşamlarını seyrederek geçiriyoruz. Bunun yerine hobi edinmek, uzak seyahatlere çıkmasanız bile yaşadığımız kentin tarihini keşfetmek, yeni bir yemek tarifi öğrenmek, seçtiğiniz bir alanda derin okumalar yapmak ve hatta bunları sevgilinizle tartışmak, akıl yürütmek ilişkinizi beslemek adına yapabileceklerinizden

Kendinize Ait Zaman Yaratın.

Erkeklerde kadınlarda kendilerini dinleyebilecekleri zaman aralıklarına ihtiyaç duyarlar. İnsan ilişkileri ve yorucu hayat koşusunda ne yazık ki çoğu zaman ruhumuzu ıskalarız. Hatta mutlu bir ilişki içinde olsak dahi kendi kendimize kalacağımız anlar yaratmak için yanıp tutuşa biliriz. Çok eski bir hikayedir, Meksika’daki inka tapınağına çıkmak isteyen bir grup Arkeoloğa birkaç yerli rehberlik etmektedir. Yolu hızlı bir şekilde yarıladıktan sonra yerli grup, yere oturup beklemeye başlar. Haliyle bu durumu Avrupalı arkeologlar şaşırırlar. “Neden bekliyoruz?“. Diye sorduklarında yaşlı rehber şu cevabı verir: “o kadar hızlı yol aldık ki ruhumuz geride kaldı, onu bekliyoruz.“ Nefes almak için yaratacağınız bu boşluklar ruhunuzu yakalayacağınız önemli duraklardır. Düşünmek, bazı konularda kararlar almak, daha verimli olmak ve sağlıklı bir ilişki için gereklidir.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna
0 (0)

Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor; rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum ‘Kürk Mantolu Madonna’yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.”

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulanmadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.

Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına dair, yanıtlaması zor sorular soruyor.

Kürk Mantolu Madonna, Türk Edebiyatı’nın öncü yazarlarından biri olan Sabahattin Ali’nin başyapıtlarından biridir. Yazar kitapta Raif Efendi’nin içsel yolculuğunu aşk ile sarıp sarmalayarak okuyucuya sunmuştur. Okunduğunda uzun süreli izler bırakan, mutlaka okunması gereken bir kitap ve aynı zamanda psikolojik tahliller, betimlemeler açısından çok tatmin edici.

Kitap, Rasim’in işini kaybetmesi ve iş arayışına koyulmasıyla başlar. İş aradığı bir gün, eski arkadaşlarından Hamdi ile karşılaşır ve ondan yardım ister. Nitekim Hamdi, müdürü olduğu işyerinde bir iş teklif eder. Rasim, utana sıkıla da olsa bu teklifi kabul eder. Raif Efendi denen yaşlı, sessiz, sakin bir adamla aynı odada çalışacaktır.
Raif Efendi çok az konuşuyor, kendisine verilen çevirileri titizlikle yapıyor ve boş zamanlarında masasının çekmecesinde duran bir kitabı okuyordur. Raif Efendi’nin hastalanıp işe gelmediği günlerden birinde, yapılacak bir çevirinin ona ulaştırılması gerektiğinden Rasim, Raif Efendi’nin evinin yolunu tutar.

İçeri adımını atar atmaz, Raif Efendi’nin içine kapanıklığının sebebini anlamıştır. Bu zavallı, yaşlı adam oldukça kalabalık bir evde sürekli ezilmektedir ve üstelik bu kalabalık ailenin tek geçim kaynağı Raif Efendi’nin üç kuruşluk maaşıdır. Lakin bu defa Raif Efendi çok hastadır. Rasim’den iş yerindeki çekmecesinden eşyalarını getirmesini rica eder. Asıl hikaye, Rasim’in çekmecedeki kara kaplı defteri bulup okumasıyla başlar. Okuduktan sonra defteri yakacağına dair Raif Efendi’ye söz verir. Defter, Raif Efendi’nin hayat öyküsünü anlatmaktadır:

Raif, genç bir delikanlı olmasına rağmen içine kapanık ve oldukça yalnızdır. Tek dostu kitaplarıdır. Babası bir sabun fabrikası işletmektedir ve Raif’in sabunculuğu öğrenebilmesi için onu Almanya’ya göndermeye karar verir.

Raif Efendi, Almanya’ya vardığında bir pansiyona yerleşir ve bir sabun fabrikasında işe başlar. Lakin zamanla fabrikaya daha az uğramaktadır. Her gün parkları, sergileri ve Almanya’nın çeşitli yerlerini sabahtan akşama kadar gezmektedir. Bir gün, gazetede reklamını gördüğü bir sergiye gider ve bir tabloyla karşılaşır: Kürk Mantolu Madonna ile.

O gün ve devamında serginin açılışından kapanışına kadar o tabloyu seyreder. Kürk Mantolu Madonna onu çok etkilemiştir. Yine Kürk Mantolu Madonna’yı seyre daldığı günlerden birinde, yanına bir kadın gelir ve tabloyu birine benzetip benzetmediğini sorar. Raif Efendi utancından kafasını kaldırıp kadının yüzüne bakamadan onu annesine benzettiğini söyler. Ama utancından yalan söylemiştir.</p>

Raif Efendi, pansiyonda kalan bir arkadaşıyla gezerken, sergide konuştuğu kürk mantolu kadına rastlar. Ertesi gün, kadını tekrar görebilme umuduyla aynı yerde onu beklemeye başlar ve geldiğinde onu bir gece kulübü olan Atlantis’e kadar takip eder. İçeri girdiğinde, Kürk Mantolu Madonna ile karşılaşır, keman çalıp şarkı söylemektedir. Kadın şarkıdan sonra gelip Raif Efendi’nin masasına oturur ve adının Maria Puder olduğunu, Kürk Mantolu Madonna’nın ise kendisinin otoportresi olduğunu söyler.

O günden sonra Maria Puder ve Raif Efendi arasında bir arkadaşlık başlar. Maria Puder’in her fırsatta ondan herhangi bir beklentisi olmaması gerektiğini, hiçbir erkeğe bağlanıp aşık olamadığını dile getirmesine rağmen Raif Efendi ona sırılsıklam aşıktır.

Her gün buluşup botanik parkları, sergileri, bahçeleri gezmektedirler. Sonunda Maria Puder de Raif Efendi’ye aşık olduğunu itiraf eder. Fakat her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi, onların mutluluklarının da bir sonu vardır. Bir gün Raif Efendi bir telgraf alır. Telgrafta babasının öldüğü, gelip fabrikanın başına geçmesi gerektiği yazılıdır. Raif Efendi, işlerini düzene soktuğunda Maria Puder’i de yanına aldırmak üzere Türkiye’ye döner.

Bir süre mektuplaşırlar fakat birdenbire Maria’dan gelen mektuplar kesilir. Raif Efendi, senelerce ondan habersiz yaşar ve eski içine kapanık haline geri döner.

Yıllar sonra İstanbul’da Maria’nın kuzeni ile karşılaşır. Yanında da küçük bir kız çocuğu vardır. Yıllar önce Maria’nın öldüğünü, küçük kızın ise kendi kızı olduğunu öğrenir Raif Efendi. Kimse kızın babasının kim olduğunu bilmemektedir. Raif Efendi ilk defa kızıyla karşılaşmıştır ve Raif Efendi annesinin kuzeniyle beraber bir trenle uzaklaşmaktadır ondan…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Ben Ben Değilim!!!
0 (0)

Kişilik, tıpkı parmak izi gibi kişisel bir olgudur. Bizi, diğer insanlardan ayıran davranış ve duygusal özelliklerimiz, kişiliğimizi oluşturur. Bu kişisel özellikler, kişiden kişiye ne kadar farklılık gösterirse göstersin; bazen kişiye ve çevresindekilere zarar verecek kadar abartılı olabilir. İşte böyle durumlarda “kişilik bozukluğu” durumundan söz edilmesi gerekir.

Psikolojik problemler, özellikle içinde bulunduğumuz çağda giderek artmakta ve birçok insanın yaşamını olumsuz olarak etkilemektedir. Oysa bu problemlerin de, tıpkı fiziksel rahatsızlıklar gibi tedavisi mümkündür. Bu yüzden bunlarla ilgili bilgi sahibi olmak ve doğru teşhis her zaman çok önemlidir.

 

1- Kişilik bozukluğu nedir?

Kişinin sosyal ve mesleki olarak uyumunu bozarak sorun haline gelen kişilik özelliklerine sahip olması durumu “kişilik bozukluğu” olarak tanımlanır. Kişilik bozukluklarının toplumda görülme sıklığı %6 ile %9 arasında değişmektedir.

2- Kaç çeşit kişilik bozukluğu vardır?

Kişilik bozuklukları, 3 küme altında 9 kategoriye ayrılır:

A kümesi: Paranoid, şizoid, şizotipal kişilik bozukluğu.

B kümesi: Histriyonik, borderline, narsisistik, antisosyal kişilik bozukluğu.

C kümesi: Obsesif-kompulsif, çekingen, bağımlı kişilik bozukluğu.

A kümesine ait kişilik bozukluklarına sahip hastalar, sıra dışı davranışlar sergilerler. B kümesine ait kişilik bozukluklarına sahip hastalar, dramatik ve duygusaldır. C kümesine ait kişilik bozukluklarına sahip hastalar ise kaygılı ve korkuludur. Ancak bunların hepsi genel belirtilerdir. Elbette kümelerin altında yer alan her kişilik bozukluğunun kendine özgü belirtileri vardır. Ayrıca farklı kişilik bozuklukları birbirinden çok keskin sınırlarla ayrılmazlar. Her kişilik bozukluğu, aynı zamanda bir diğerini de içinde barındırır.

3- Kişilik bozuklukları, ne zaman kendisini gösterir?

Kişilik bozuklukları, aslında çocukluk çağına kadar dayanır. Ancak daha net belirtileri ergenlik çağının sona erdiği 18-20’li yaşlarda başlar. Kişilik bozukluğu olarak nitelendiren belirtiler, kişi tarafından benimsendiği için kendisi tarafından fark edilmez. Ve kişi, durumda bir gariplik olduğunu düşünmediği için de bu davranışlarını değiştirmek istemeyebilir.

 

4- Kişilik bozukluklarının nedenleri nelerdir?

Kişilik bozukluklarının en belirgin nedeni, genetik etmenlerdir. Genetik mirasında kişilik bozukluğu olan bir birey, eğer çocukluk döneminde çeşitli travmalar da yaşarsa; kişilik bozukluğu ortaya çıkma ihtimali oldukça yüksektir. Ancak bazen doğum sırasında yaşanan beyin hasarları ve biyolojik nedenlerin de kişilik bozukluklarına neden olduğu bilinmektedir.

5- Kişilik bozuklukları nasıl tedavi edilir?

Kişilik bozuklarının kendi kendine iyileşme ihtimali düşüktür; ancak psikoterapi ile tedavisi mümkündür. Tedavi edilmezse, ömür boyu devam eder.

Kişilik bozukluklarının tedavisinde, ilaç tedavisi de faydalı olabilmektedir. Ancak asıl çözüm, psikoterapidir. Uzmanlar bunun için bazen dinamik psikoterapi; bazen de davranışçı psikoterapi uygulamaktadır.

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!