Arama:
Şaka Gibi Bir Yıl Oldu
0 (0)

Çin’in Vuhan Kentinde Ocak 2020’de başlayan yeni Korona Virüs ortaya çıkan ve daha sonra tüm Dünya’yı etkisi altına alan Korona virüs salgını yüzbinlerce insan virüse yakalanarak ve insan hayatının ölümüne sebep oldu. Dünya olarak ve Ülke olarak çok sancılı bir dönem yaşadık ve hala da yaşıyoruz ne yazık ki… 13 Mart tarihi itibariyle , Türkiye içinde bulundu.  2020’den 2021’e yeni yıla girince dönüp arkama bakınca uzak kavramını tüm iliklerime kadar hissettiğimiz yalnızlık dolu bir yıl , buruk , acı , sancılı, hayal kırıklığı , hüzünlü , öfkeli, isyanlı ve  kayıplar dolu bir yıl oldu. Ne çok kötü anılar biriktirmişiz . Toplum olarak çok ağır şeyler yaşıyoruz.

Eskisi gibi olacak mıyız.

Sosyal yaşantılarımız ilişkilerimiz bizi ayakta tutan samimiyetimizin ifade şekli olan sevdiklerimize, ailelerimiz, dostlarımıza , sarılabileceğimiz günler olur. Yaşadığımız bu süreçte; Sosyal hayatın ne kadar önemli olduğunu , özgürlüğün ne kadar kıymetli olduğunu , tokalaşma , sarılarak ne kadar kıymetli ve güçlü olduğunu , aile bağların , aile ziyaretlerin , aile muhabbetlerin sıcaklığın ne kadar  kıymetli en değerli hazine olduğunu bize öğretti.

Depremin olmadığı , can kayıplarımızın olmadığı , Annesini , Babasını kardeşini , çocuğunu, eşini , sevdiklerini kaybetmeyen , çocuklarının ölmediği ve tıpkı Ayda gibi Elif gibi mucizeler , umutlar olur.

kadınlarımız ; Ne çok kadınlarımız şiddetler yaşadı ve öldürüldü .  Hayır dediği için , boşanmadığı  istediği için…. Kadın olduğu için hayatlarını bu uğurda yaşamlarını yitirilen kadınlar Melek, Pınar, Fatma, Özlem ve sayamadığım binlerce kadın Kadın bir erkek canını sıktı diye ya da istediğini yapmadı diye dövülmeyi ve en önemlisi de öldürülmeyi asla hak etmiyor. Kadınlar eşi tarafından , sevgilisi, babası, evlatları tarafından öldürülüyor. Dilerim kadınlarımızın daha çok değere verdiği, önem verdiği zamanlar olur.

Covid 19 vakası açıklandığı ilk günden bu yana Dünya’nın Ülkemizin  kahramanları ‘Sağlık Çalışanları ‘hayatlarının en büyük tehlikede olduğu dönem , yaşamlarının büyük  bir fedakarlıkla ,  büyük bir emekle görevlerini yapmasını ailelerini göremeyen , çocuğunu , eşini, annesini , babasını, sevdiklerini göremeyen  yoğun bir mesai saatlerine kalan , yıpranan, yorulan ama  büyük bir özveriyle görevini yapan Dünya’nın ve Ülkemizin kahramanları

 

Geleneksel eğitime ara verilerek yerine online eğitim modeline dönüşen bir eğitim sistemi oldu.  Yüksekova’da bulunan Şişemizin köyündeki öğrenciler, İnternete erişemedikleri için filen eğitime ara verilmiş duruma gelen öğrenciler …   Öğrencilerin okul koridorlarında olmadığı , sıralarında  olmadığı ,  kitaplara dokunamadığı, yüz yüze eğitim olmadığı, kampüste geçen muhabbetlerin olmadığı ve daha sayamadığım bu sürü şeyler dilerim en yakın zamanda buluşmak dileğiyle

Çocuklarımızın oynadığı özgürce parklarda gezdiği ve yaşlılarımızın parklarda dinlendiği yürüyüşler yaptığı günleri görürüz.

Dillerim tüm insanlığa ve ülkemize sağlık dolu ,maskesiz yaşadığımız , acılarımızın geride kaldığı daha fazla umut, sevinçler ,  sevdiklerimizle birlikte oldukları günleri görme dileğiyle…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Meğer Eskiden Ne Güzelmişiz…
0 (0)

 

Tüm dünyayı etkisi altına alan ve binlerce insanın aramızdan ayrılmasına sebep olan Corona Virüs(Covıd 19) ne yazık ki hala birçok insanın aramızdan ayrılmasına sebep oluyor. Bu virüsün bizden aldığı birçok şey var. Sağlığımız, özgürlüğümüz, eğitimimiz, arkadaşlarımız, ailemiz ve daha sayamadığım birçok şey…

 

Bizden bir şeyler almasının yanı sıra aynı zaman da bizim değersiz gördüğümüz şeylerin aslında bizler için  ne kadar önemli ve değerli olduğunu öğretti. Aile, özgürlük, sağlık, temizlik gibi kavramlar bunlardan sadece bir kaçı.

 

Evden dışarıya çıkamıyoruz. Türkiye’de 65 yaş üstü, kronik rahatsızlığı olan vatandaşlarımız ve 20 yaşın altındaki genç kardeşlerimizin sokağa çıkması kesinlikle yasaklandı. Hafta sonu ise herkese yasak hale geldi. 48 saat evden çıkmamamız gerektiği söylendi. Peki neden? Çünkü hem kendi sağlığımızı hem de etrafımızda ki insanların sağlığını tehlikeye atmamak için. Bizlerin de devletimizin aldığı tedbirler doğrultusunda hareket etmemiz gerekiyor. Kimisi bu kuralları siyasete çekerek hükumete karşı gelerek yasağı dinlemedi kimisi de bize bir şey olmaz diyerek virüs yokmuş gibi devam etti. Peki biz ne yaptık, bizim bu durumda ne yapmamız gerekiyor? Öncelikle içinde bulunduğumuz duruma sebep olan Corona Virüsü’nün siyasi bir şey olmadığını anlamamız gerekir.  Bu virüs bir salgın hastalık. Siyasiyle ya da siyasilerle ilgili bir durum söz konusu değildir. Tüm vatandaşlarımızın bunu anlayarak hareket etmesi gerekir. İnsanlar bir şeyi bağırarak söylüyorsa ve bu virüsün gitmesi için uğraşıyorsa bu uğraş sadece ama sadece sağlığımızı düşündükleri, vaka sayısının daha fazla artmamasını sağlamak içindir. Eğer bu virüsün bize ve sevdiklerimize zarar verebileceğini ve bir gün bize de bulaşacağını düşünerek hareket edersek zaten en hızlı şekilde tedbirlerimizi almış  ve virüsün yayılmasını bu şekilde engelleyebiliriz. Şu süreçte herkes kendinin doktoru olması lazım.   Nasıl kendimizin doktoru olacağız, nelere dikkat edeceğiz neler yapmamız ya da neler yapmamamız gerekiyor? Bu süreç içerisinde öncelikle yapmamız gereken  şey kendi izolasyonumuzu oluşturmak Yani kendimizi izole etmek. Mesela kişisel eşyalarımızın sayısını çoğaltmamız gerekiyor. Diş macunumuzun, havlumuzun hatta kullandığımız tabak, çatal, bardak  ve kaşıklarımızın  da ayrı olması gerekiyor. Bunları söyleyen ben miyim? Hayır. Yetkililer böyle olsun istiyor. Özellikle de ellerimizi yıkadıktan sonra sildiğimiz havlunun ayrı olması konusuna önemle vurgu yapıyorlar. El hijyenimize dikkat etmek bu konuda en önemli hususlardan biridir. Çünkü virüsün en çok temas yolu ile insandan insana bulaşabileceğini söylüyorlar. Kendi evimiz içerisinde de ailemizle sosyal mesafemizi korumamız gerek. Kendimiz taşıyıcı olabiliriz. Biz gençlerin taşıyıcı olabileceğimizi unutmamamız gerekir. Hem kendi hem de ailemizin sağlığını düşünmek zorundayız. Çünkü Sağlık Bakanı Fahrettin Koca İstanbul’da bir kişinin on altı kişiye bulaştırdığını ve vakanın bu şekilde hızla yayıldığını söylemişti. Bu yüzden bu konu da bizlere büyük görevler düşüyor En büyük görevimiz ise evde kalmak.

 

 

 

Corona Virüs( Covıd 19) bizden ailemizi, sevdiklerimiz, özgürlüğümüzü, sevdiklerimizi hatta neredeyse eğitimimizi elimizden aldı. Ana sınıfı öğrencisinden üniversite öğrencisine kadar herkes evde. Eğitimlerine uzaktan devam etmek zorundalar. Bu durum hem aileleri hem de üniversite öğrencilerini olumsuz etkilemekte. Öğrenciler yüz yüze iletişimden aldığı verimi ne yazık ki uzaktan eğitimden alamamakta. Bu öğrencilerin içinde ne yazık ki bende varım. Çünkü sınıf ortamı her şeyden daha iyi. Arkadaşlarınla iç içe olmak, onlarla birlikte gülerek ders işlemek, birçok hocamızın espri yaparak ders anlatması dersi daha keyifli hale getiriyordu ve bizim daha istekli ders dinlememizi sağlıyordu. Yine de karamsar olmayarak derslerimizi büyük bir özveri ile sanki sınıftaymış gibi gerekirse ders esnasında hocalarla konuşarak dersi eğlenceli hale getirip dinleyeceğiz. Ben öyle yaparak kendimi ders dinlemeye daha istekli hale getiriyorum çünkü.

 

 

Meğerse Covıd 19 bizden aldıkları şeyler kadar bize öğreteceği de çok şey varmış. Eskiden sabah erken kalkıp derse gitmek istemezken şimdi gerekirse hiç uyumam ama yine de dersime giderim diyorum. Düşüncelerimizi ve düşüncelerimizin yanı sıra davranışlarımızı da etkiledi. İnsan uzak kaldığı her şeyi çok özlüyormuş. Üniversitedeyken keşke ailemin yanında olsam, evimde olsam diyordum oysa şimdi keşke okulda olup yine arkadaşlarımla sıcak havada güneşin altında çimlere oturup gülüp eğlensek diye düşünüyorum. Şikâyet ettiğim şeyleri özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama Corona Virüs bize bunları da öğretti.

 

 

Şuan ailemin yanında olmama rağmen onlara sarılamıyorum. Onları   kucaklayamıyorum.  Onları öpemiyorum. Herkes evde birbirine çok uzak. Çünkü her gün otobüse binerek işe gitmek zorunda olan babam var. Ona çok dikkat ediyoruz. İşten geldiğinde hiçbir yere dokunmadan direk sterilize ediyor ve dezenfektan ile ellerini dezenfekte ediyoruz. Sonra babam  ellerini iyice yıkıyor ve direk banyo yapıyor. Daha sonra aramıza katılıyor. Sanki ailemin yanında değilmişim gibi hissediyorum kendimi. Farklı şehirde olsam ya da yanlarında olmasan belki daha az özlerdim ailemi. Ama onların yanında olup sanki yanlarında değilmişim gibi davranmak kendimi çok farklı hissetmeme yol açıyor. Ailemi onların yanındayken bile çok özlüyorum. İnsanın içini ister istemez bir korku kaplıyor. Hele de ailenizden kronik rahatsızlığı olan bir birey varsa. Ona bir şey olacak korkusu ile üzerine titriyorsunuz. Ne yazık ki elinizde olmayan sebeplerle bunu yapıyorsunuz. Ama her akşam oturup birlikte muhabbet ediyorsunuz. Eskilerden, eski yaşam tarzlarından, eski yaşam standartlarından konuşuyorsunuz. Ne kadar nimete sahip olduğunuz için bir kere daha şükrediyorsunuz. Şuan her şey elimizin altında olmasına rağmen bizler hiçbir şeyin kıymetini bilmiyoruz. Hasta olana kadar sağlığımızın darda olana kadar paramızın kıymetini bilmiyoruz. Sanki herkes aynı şartlar altında yaşamak zorundaymış  gibi davranıyoruz. Ailenizle fotoğraf albümünü kurcaladığınız da hiç bilinmeyen hikâyeler ortaya çıkıyor. Herkesin ufak tefek tatlı yalanları dökülüyor ve yüzleri güldürüyor. Ailenizin ve şimdiki zamanın, sahip olduğunuz her şeyin bir veli nimet olduğunu anlıyorsunuz.

 

 

Herkesin evde kalmak zorunda kaldığı şu günler de özgürlük kavramı aklıma geliyor. Biz evin içerisinde hareket edebiliyoruz. Odadan odaya koşuyoruz. Bahçeye, balkona çıkabiliyoruz. Peki ya hayatlarının sonuna kadar tekerlekli sandalye de yaşamak zorunda olan insanlar nasıl geçirmiş şu zamanları? Evde olmaktan şikâyet ediyoruz ama asla o insanların yerine koymuyoruz kendimizi. Belki de onlar keşke evde olsak keşke hayatımız boyunca hiç evden çıkmasak ama yürüyebilsek diye geçiriyorlardır içlerinden. Evimizin manzaralı olmayışından şikâyet etmeye başladık artık. Hiçbir şeyi beğenmiyoruz. Peki ya tek manzarası odanın tavanı olan insanlar ne yapsın? Onlar için ister saray da yaşa ister tek odalı bir evde. Ne yazık ki onların manzaraları değişmez. Peki ya mahkûmlar?

Yıllarını dört duvar arasına sığdırmış, sığdırmak zorunda olan insanlar var. İnsanlar şuan ben özgürüm özgür bir ülke de yaşıyorum diyerek elini kolunu sallaya sallaya gezmeye devam ediyor. Balık tutanı mı ararsın yoksa son ses müzikle sahilde tur atanı mı ararsın. Kimse özgür değildir. Özgürlük başka insanların hak ve sorumluluklarını kısıtlamadan yaptığın davranışlar  demektir. Şimdi dışarıya çıkan insanlar etrafındaki herkesi riske atarak onların özgürlüklerini kısıtlamıyor mu? Tabii ki de kısıtlıyor. Ama onlar yaptığı davranışların özgürlük çerçevesinde olduğunu düşünüyor.

Tek sorun bu da değil. Ülkemizde yine insanların sağlığını düşündükleri için bu süreçte pek çok iş yerleri geçici olarak kapatıldı. Bu yüzden hem iş yeri sahibi hem de kapatılan iş yerinde çalışan insanlar ne yazık ki ekonomik olarak olumsuz bir durum yaşadı. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başlatmış olduğu ve yedi aylık maaşını bağışladığı Biz Bize Yeteriz Türkiye’m kampanyası bu dönemde işsiz kalan ve ekonomik açıdan olumsuz durumda olan vatandaşlarımız için çok güzel bir kampanya oldu. Herkes gücünün yettiği kadar bağış yaptı. Sanatçısından sporcusuna oyuncusundan esnafına kadar herkes birlikte birbirlerine kenetlenerek yardım ettiler. Küçücük çocuklar kumbaralarındaki paralarını bağışladılar.  Çanakkale Savaşında nasıl birbirlerine kenetlendilerse yine öyle kenetlendi herkes. Bu zorlu süreçten hep birlikte el vererek yüne dayanışma içerisinde çıkacağımıza inanıyorum. Virüs ortadan elbette ki kalkacak ancak onun sonunda biraz ekonomik dengesizlikler olacaktır. Biz bunun da üstesinden geleceğiz. İyi insanlar iyi ki var.

 

 

Biz dedelerimizi evde durduramıyoruz. Sürekli dışarı çıkmak istiyorlar. Peki, bahçede top oynamak isteyen, küçük bir ağacın altında piknik yapmak isteyen ve oyun çağında olup yeni oyunlar öğrenmesi gereken  bu çocukları nasıl evde durduruyoruz? Dışarıya hasret kalan çocuklarımızın en güzel manzarası artık pencereden.  O yüzden özgürlük adı altında dışarıya çıkan insanlar bir de başkaları tarafından baksınlar hayatlarına.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Corona Futbolu Topa Tuttu
5 (1)

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizi de etkisi altına alan Korona Virüs,  Türk futbolunda da derin yaralar açmış durumda. Köklü kulüplerde bile korona virüs sorunu yaşanmaktadır.  Üstelik hem Süper Lig’in mali anlamda büyük sıkıntılar yaşadığı ve Anadolu takımlarımızın kendi aralarında verdiği var olmak ya da olmamak mücadelesinin olduğu bir zaman dilimindeyken.  Türk futbolunun olumsuz yönde etkilenmesinde sponsorların desteğini çekmesi, yayıncı kuruluştan gelen yayın gelirlerinin azalması, seyircisiz oynanan maçlar, futbolcuların, antrenörlerin, yöneticilerin korona testi sonuçlarının pozitif çıkması yer almaktadır.

Korona virüs vakalarının dünyada ve ülkemizde hızla artış göstermesiyle birlikte Türk futbolunda oynayan oyuncuların da vaka sayıları artmıştır. Bu durum da sporcu sağlığının olumsuz etkilenmesine, maçların ertelenmesine, maç takviminin sıkışmasına neden olmaktadır.  Korona Virüsün getirdiği olumsuzluklar nedeniyle geçen dönem seyircisiz oynanan maçlar, küme düşme olarak oynanmıyordu. Çünkü bu durum futbolcuları olumsuz yönde etkilenmesine neden oluyordu. Avrupa kupaları ve Türkiye Kupası maçları da fikstüre dâhil edildiğinde bir takımımız haftada üç maç oynayabiliyor. Bu da ekstra antrenman anlamına geliyor. Bir futbolcunun gereğinden fazla antrenmanlara çıkması sakatlanma riskini arttırıyor ve bu da futbolu olumsuz yönde etkiliyor. Yani korona virüse yakalanan bir futbolcu herhangi bir sağlık sorunu, kronik rahatsızlığı olmama kaydıyla 14 günde iyileşebilirken, sakatlanma durumuna göre futbolcunun evde kalma süresi karantinadan daha üzün sürebiliyor.

 

Futbolun birleştiriciliği her kesim tarafından kabul edilebilir bir güçtür. Daha önce milli takımımız ve kulüp takımlarımızın aldığı başarılı sonuçları altında da her zaman birlik beraberlik duyguları ön plana çıkmıştır. Dönem seyircisiz oynanan maçlar, küme düşme olarak oynanmıyordu. Çünkü bu durum futbolcuları olumsuz yönde etkilenmesine neden oluyordu. Avrupa kupaları ve Türkiye Kupası maçları da fikstüre dâhil edildiğinde bir takımımız haftada üç maç oynayabiliyor. Bu da ekstra antrenman anlamına geliyor. Bir futbolcunun gereğinden fazla antrenmanlara çıkması sakatlanma riskini arttırıyor ve bu da futbolu olumsuz yönde etkiliyor. Yani korona virüse yakalanan bir futbolcu herhangi bir sağlık sorunu, kronik rahatsızlığı olmama kaydıyla 14 günde iyileşebilirken, sakatlanma durumuna göre futbolcunun evde kalma süresi karantinadan daha üzün sürebiliyor.

 

Futbolun birleştiriciliği her kesim tarafından kabul edilebilir bir güçtür. Daha önce milli takımımız ve kulüp takımlarımızın aldığı başarılı sonuçları altında da her zaman birlik beraberlik duyguları ön plana çıkmıştır. Tribünde, evlerinde, iş yerlerinde, kahvehanelerde tuttuğu takımı tutkuyla destekleyenler ve yabancı bir takıma karşı oynayan ezeli rakibine gönülden başarı dileyip dua edenler bu başarılı sonuçların altına imzasını atmıştır. Bu durumu kendi yaşadığım bir olayla anlatmak istiyorum. Adanaspor eski tribün lideri Refik Gül’ün 7 yaşındaki kızı Duru Balım kanser hastalığına yenik düşerek hayatını kaybetti.  Maçlarda birbirlerine ezeli rakip olan Adanaspor ve Adana Demirspor takımları Duru Balım’ın cenazesine birlik içinde giderek mezarın üzerine hem Adana Demirspor hem de Adanaspor forma ve atkıları bıraktı.  Bu görüntüler futbolun kardeşlik olduğunu bizlere bir kere daha hatırlattı.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
error: İçerik korumalıdır!!