Arama:
Vücutta Baş Neyse Dinimizde Namazın Yeri Odur
0 (0)

İnsanlar nasıl ki günlük yemek, içme, giyinme ve barınma gibi ihtiyaçlarını gideriyorsa aynı şekil namazı bir temel ihtiyaç haline getirerek yerine getirmesi lazım. Namaz dinimiz için çok önemli bir ibadettir. Ev nasıl ki direksiz duramıyorsa dinimiz de namazsız olamaz. Namaz Müslümanlar için dinin direğidir.

Ağrı/ Patnos Gökoğlu köyü imamı Abdulsamet Yıldız hocamıza köy camisinde kendisine namaz ve korona süreci ile ilgili olarak halkı bilinçlendirmek amacıyla kendisine bazı sorular yönelttik. Hocamız bizi kırmayıp gazetemize verdiği röportajdan dolayı kendisine teşekkür ederiz.

 

  • Peygamber Efendimiz (s.a.v) hadisinde de belirttiği gibi namaz dinin direğidir sözüne dayanarak namazın dinimizdeki yeri ve önemi nedir? Namaz bir Müslüman için ne anlama gelmektedir? Genel olarak bahsedebilir misiniz?

Bir hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v) İslam’ın beş şartlarından bahsederken İslam’ın beş temel üzerinde kurulduğunun bunlardan bir tanesinin de namaz olduğunu namazın olduğunu belirtmiştir. Namazın dinimizdeki yeri bir vücutta baş neyse namaz da dinimiz için aynı anlama gelmektedir. İslam’ın şartları sıralandığında ilk önce kelimeyi şahadet daha sonra namaz gelir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) “namaz benim gözümün nurudur” diye buyurmuştur. Namaz bir Müslümanı ve gayri müslümü birbirinden en büyük farklardan biridir. Allah’ın akil ve bakıl hür olan her Müslümana farz kılınmıştır. Namaz Kur’an-ı Kerim’de en fazla zikir edilen benzersiz bir ibadettir. Kişiye huzur, güven ve aileye mutluluk sağlar. Toplumda birlik, beraberlik ve kaynaşma unsurudur. Namaz insana daima Yaratan’ı hatırlatan, amellerin en mükemmeli olan ve Allah’a en sevimli ibadettir. Bu nedenle namaz dinin direği müminin miracıdır. İslam âlemlerinden Tebari’nin dediği gibi namazın dindeki önemi başın vücuttaki yeri gibidir. Çünkü namaz Müslümanlık alametidir.  Hesaba çekileceğimiz ilk ameldir. Kişiyi bütün kötülüklerden koruyor. Kişiye ferahlık verir. Yaratıcı ile olan bağını güçlendirir. Bu halde namaz mümin için hem dünyada hem de ahirette rahat etmesini, kurtulmasını çok sevap kazanmasını ve milyonlarca Müslümanın duasına kavuşmasını sağlayan bir sistem ve eşsiz bir ibadettir. Dünyanın neresinde olursa olsun hani ırktan olursa olsun bu kadar geniş bir kitlenin böyle program içinde olabilmesinin imkânı yoktur. Onun için namaz bütün Müslümanlar arasında ortak bir lisans ortak bir ibadet ve ortak bir duadır.

 

 

  • Namaz kılmadan önce almamız gereken bazı önlemler ve tedbirler vardır. Bu önlemler ve tedbirler nelerdir. Namaz kılmak için gereken şartlar nelerdir? Bahsedebilir misiniz?

Namaz kılmadan önce almamız gerek maddi ve manevi iki tür hazırlık vardır. Birinci hazırlık maddi hazırlıktır. Yani abdest almak. Bu sadece abdest almak değil hem vücudun temizliği hem mekânın temizliği hem de elbisenin temizliğidir. Bizler namazda Allah’ın huzuruna çıkmaktayız. Dolayısıyla en temiz ve en pak şekilde çıkmamız gerekmektedir.

Maddi temizlik kadar manevi temizlikte önemlidir. Yani kalp temizliğidir. Biz kalbimizi boş olarak Allah’ın huzuruna çıkmamız gerekir ki oradan feyz alabilelim. Bu nedenle maddi temizlik kadar manevi temizlik ve manevi hazırlığımızı yapıp o şekilde namaza başlamamız gerekir. Ayrıca namazın on iki farzı vardır. Namazın dışındaki farzlar namazdan önce namaza hazırlık mahiyetinde olduğu için Şura-tus Salat olarak adlandırılır. Bunlar hadesten taharet, genel olarak hükmü kirlilikten temizlenmek demektir. Yani namaz abdestinin olmayışı ve cünüplük halidir ve gusül abdestinin alması demektir. Necasetten Taharet, vücut elbise ve namaz kılınacak yerin dinen pis sayılan şeylerden temizlenmesi demektir. Setri avret, insan vücudunun başkası tarafından görülmesi ayıp ve günah sayılan yerlerdir. Avret sayılan yerlerin örtülmesi demektir. İstikbali kıble, namaz kılarken kıbleye yönelmek demektir. Vakit, namaz kılmadan önce girmesi gerekmektedir. Niyet ise namaz kılınca kalp ile niyet etmesi gerekir. Namazın içindeki şartlar ise iftitah tekbiri, namaza başlarken tekbir almaktır. Yani Allah’u Ekber demektir. Kıyam, namazda ayakta durmak demektir. Kırat, namazda Kur’an-ı Kerim okumak demektir. Yani en az bir Fatiha okumak. Rükû, namazda eğilmek demektir. Secde, Rükûdan ayrıldıktan sonra ayaklar, dizler ve ellerle beraber anlı yere koymak demektir. Kaide-i Ahire ise Ettühüyatı okuyacak kadar oturmak demektir.

  • Korona nedeniyle ilk defa ramazan ayında teravih namazı kılınmadı. Bu konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Allah insanlara sayısızca nimetler vermiştir. Bu nimetlerin başında sağlık gelir. Çünkü insanın kendisinden beklenen görevleri ve hatta ibadetleri hakkıyla yapabilmeleri için öncelikle sıhhatli olmaları gerekir.

Allah’ın elçisi Peygamber Efendimiz (s.a.v) bulaşıcı hastalıklardan uzak durmamızı istemiştir. “Bir yerde veba vb. gibi bulaşıcı hastalık varsa o yerde girmeyiniz ve bulunduğunuz yerde de bulaşıcı hastalık varsa oradan çıkıp kaçmayınız” diye buyurarak karantina usulünü uygulamıştır. İslamiyet’in başlangıcından bu zamana kadar yüzyıllar boyu belki de ilk defa tüm dünyada teravih namazı kılınmadı. Sadece teravih namazı değil Cuma namazı da kılınmadı. İslamiyet sağlığa çok önem vermiştir. Çünkü sağlık farzların en önde gelenidir. Bununla beraber bir yerde farz varsa sünnet terk edilir. Teravih namazı ise sünnettir. Elbette istenilir ki namaz şeridini hep beraber namazları kılalım hep beraber ibadetleri yapalım. İslamiyet’te sağlık önceliklidir. Bunun için ayet ve hadislerde de sağlıkla ilgili birçok öneriler ve ikazlar vardır. Bu salgın önceki zamanlarda ve asırlarda da yaşamış ve o zamanlarda da gerekli tedbirler alınmıştır. Bu nedenle bir sonraki teravih namazlarını sağlıklı bir şekilde kılabilmemiz için bu sene bunda feragat ettik.

 

  • Camiler toplu alanlar olduğu için korona nedeniyle camilerde namaz kılınmadı. Normalleşme sürecine geçtiğimiz zaman 74 gün sonra camilerde ilk defa namaz kılındı. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan korona virüsü toplu alanlarda kişiden kişiye bulaştığı için camiler toplu ibadetlere kapandı. Fakat virüs tamamen ya da kısmen etkisini yitirdikten sonra veya tıbbı aşısı bulunduktan sonra hayat normale döndüğü zaman camilerde tekrar gerekli önlemler alınarak toplu ibadete açılabilir ve namaz kılınabilir. Camiler İslam âlemi için çok önemlidir. Tabiki camilerde ibadetlere ara verilmesi hepimizi oldukça üzdü. Bu salgın döneminde yaklaşık iki buçuk ay camilerde namaz kılınmadı. Bizim bu günlere gelebilmemiz için ileriki zamanlarda sağlıklı bir şekilde ibadetler yapabilmemiz için toplu alanları kapatmamız gerekiyordu. Daha öncede belirttiğim gibi sağlık önemlidir. Belki sağlık için bu süreçte bir araya gelemedik fakat bir sonraki dönemlerde sağlıklı bir şekilde bir araya geleceğimizi umuyorum. Bu pandemi dönemi elbette önemlidir. Bu süreç atlatılmış değil, sosyal mesafeyi korumak gerekir. Normalleşme süreci ile birlikte camiler açıldı fakat tedbirleri elden bırakmamız gerekir.

  • Virüsün tamamen bitmediğini göz önünde bulundurarak camilerde artık namazın kılınmaya başlandığını söyleyebiliriz. Peki, bu konuda ne tür tedbirler aldınız?

Geçtiğimiz günlerde normalleşme sürecinde camilerde namazın kılınmaya başlaması ile birçok tedbirler alındı. Bu tedbirler kapsamında dezenfektan edildi. Cami girişlerine ateş ölçerlerle camiye gelenlerin ateşleri ölçülür ve dezenfektan edilir. Kişi kendi abdestini evinde alarak seccadesiyle birlikte maskesini takarak cami içinde veya cami avlusunda sosyal mesafeyi koruyarak namazını kılabilir. Mümkün mertebede cami içleri havalandırılır. Sadece öğlen ve ikindi vakitlerinde namazlar toplu bir şekilde kılınabilir. Kişisel tedbirlere gelince bende her vatandaş gibi sokağa çıkma yasaklarında buna azami derecede uydum. İşim olmadığı ve çok zaruri olmadığı müddetçe dışarı çıkmadı. İnsanlarla kesinlikle temas kurmamaya çalıştım. Dezenfektan ve temizliğe oldukça önem verdim. Hem kendimi hem de ailemi bu tür tedbirleri alarak virüsten korumaya çalıştım. Dışarıya her çıktığımda mutlaka maskemi takarak çıktım. Elimden geldiği kadar etrafımdaki insanları da uyarmaya çalıştım. Bu hem insani hem de bir Müslüman olarak vazifemizdir. Ayrıca bu süreçte kesinlikle hiçbir misafirliğe gitmediğim gibi hiçbir misafir de kabul etmedim.

 

  • Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Korona her ne kadar biz Müslümanlar için Rabbimizden biz imtihan olsa bile toplu alanlarımız bu hastalık sebebiyle kısıtlanmıştır. Bizler tedbirlerimizi alıp bu hastalığın tamamen Müslümanlar üzerinden def edilmesi için ibadetlerimize ve dualarımıza elimizden geldiğince devam etmeye çalıştık. Tabiki bunu tüm tedbirleri alarak yaptık. Bir Müslüman olarak bizim her zaman temizliğimize gerekli hassasiyeti göstermemiz gerekiyor. Bu sadece virüs zamanında değil diğer zamanlarda da yapmamız gerekir. Biz kültürümüzden dolayı tokalaşmayı ve sarılmayı seven bir toplumuz. Fakat bu süreçte bunları ertelememiz gerekir. Temennimiz o dur ki Rabbimizin bu hastalığı bizden tamamen almasıdır.

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Kıssadan Hisse 2020
5 (2)

2020’nin derbeder ama bir o kadar da güçlü okurları, bu yazımda sizlere 2020 yılında kısaca neler yaşadığımızı,  bu olayların üzerimizde bıraktığı tahribatlardan kendimce bahsetmek istiyorum. Genel olarak felaketler silsilesinin yaşandığı bir yıl olan 2020’nin tek iyi olayı Ayasofya Müzesi’nin camiye çevrilmesiydi diyebilirim. Birçok ülke gibi ülkece bizde depremler, seller ve yangınlarla mücadele etmek zorunda kaldık. Tabi bu yıla felaket yılı tanımlamasını yaptıran asıl olayın Korona virüs olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz diye düşünüyorum. İnsanların zor bir süreçten geçtiği bir yıl olan 2020 yılı kendi iç alemimize yolculuk yapmayı sağlayacak fırsatlar da sundu.  İşlerin, okulun yoğunluğundan bir çoğumuzun kendine vakit ayıramaması karantina ile son buldu.  Kimimiz yeni tarifler denedik kimimiz o hep okumaya vakit bulamadığı kitabı okudu, ilk ayında hepimize iyi geldi.  Fakat karantina süresinin uzaması bir süre sonra büyük problemlere yol açmaya başladı. Hem iş hem ev hayatını aynı an da yürütmek kimisi için hiç kolay olmadı, buna en yakın örnek ise çevrimiçi ders veren iki öğretmen çiftin çocuklarının balkondan aşağı düşerek vefat etmesiyle en acı şekilde gördük. Dedim ya kimimiz home ofis tarzında rahata kavuştu ama kimimiz acı sonuçlara maruz kaldı. Pandemi süreci ile birlikte evlere kapanmamız aile ilişkilerimizin de gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Ekonomik sorunların aile içi ilişkilere zarar verdiğini bu süreçte artan intihar vakalarından da anlamak mümkün. İş yerlerinin kapatılması çoğu gündelik işçinin işsiz kalmasına yol açtı. Pandemiden kaynaklı karantina dönemi insanların hızlı yaşamlarından yavaş tempolu bir yaşama geçmelerine neden oldu bu da ruhsal bunalımlara yol açtı. Evlerinde karantinada olan insanların yanı sıra hastanelerde yatan hastaların psikolojilerini siz düşünün. Biz evlerimizdeyken bile bu kadar bunalıma giriyorsak hem fiziken hem de ruhen çöken hastalar kim bilir nasıldır?

Virüsün etkileri büyük bunun hepimiz farkındayız peki peş peşe gelen depremlerin, yangınların ve sellerin etkisinin ve sonrasında olabilecek hasarların ne kadar farkındayız? 1999 depreminde çok hasarlar aldık fakat ders alamadık. Kentsel dönüşümden kaçan bir sürü vatandaş var değer mi gerçekten, canınızdan kıymetli mi mallarınız, yarın ne olacağını bilmediğimiz şu dünyada mallarımızı canımızın önüne koymak niye? Soru çok fakat çözüm yok! Her geçen gün su kaynaklarımız kuruyor, ağaçlarımız yanıyor ya da sel götürüyor, sadece insan değil doğa da büyük bir tahribat içerisinde hunharca bütün kaynakları sömürüyoruz.  2019 yılında başlayıp 240 gün süren Avusturalya yangınları ise 2020 yılının felaketler listesine giren bir başka olay 1,1 milyar hayvanın yandığı yangında birçok ülke olaya sessiz kalarak herhangi bir yardım gerçekleştirmedi. Bu da yetmezmiş gibi Avusturalya 5 bin yabani deveyi kuraklık nedeniyle helikopterlerden tüfeklerle ateş açarak öldürdü. Biz bu kadar canın yanmasına sebep olurken eee haliyle bizlerinde başına musibetlerin gelmesi gayet olağan. İnsanoğlunun gaddarlığı, doyumsuzluğu ve vicdansızlığı bırakmadığı sürece başına daha bir sürü kötü şey geleceği kanaatindeyim. Hani diyorlar ya şu dünya birkaç merhametli insanın hatırına dönüyor diye pek de haksız sayılmazlar sanki. Eğer bir şeylerin düzelmesini istiyorsak önce kendimizden başlamalıyız. 2021 yılınızın iyilik, merhamet ve bol sağlıklı bir yıl olmasının duacısıyım. İnsanca yaşayabildiğimiz nice yıllara!

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 2 Average: 5]
Felaketler Yılı 2020
5 (1)

Canımızdan can giden, kanımızdan kan giden şehitlerimiz…  27 Şubat 2020 tarihinde İdlib’den gelen şehit haberleri yüreğimizi yaktı. Tam 33 askerimiz vatan uğruna şehit düştü. İşte 2020 tarihi böyle başladı. Ve nasıl başladı ise öyle devam etti. Kötü haberlerin üstüne daha kötü haberler geldi. 2020 yılını hafızımdan silmek istiyorum. Ama tek bir tarih hariç o tarihte 27 Şubat 2020…  O tarihi aklımdan silmeyeceğim. O tarih şehitlerle birlikte yaşayacak. Çünkü “Şehitler ölmez! “Bilakis onlar diridirler.”  Evet 2020’ye böyle acı bir haber ile girdik diyebilirim. Ama maalesef kötü hadiseler bu kadar ile sınırlı kalmadı.

Tüm dünyayı etkileyen koronavirüs salgını, depremler ,yangınlar ve birçok felaketin gerçekleştiği 2020 yılı kuşkusuz insanların zihinlerinde felaketlerde dolu bir yıl olarak yer tutacaktır. Özellikle koronavirüs salgını çoğu insanın canını yaktı. Bu lanet virüs hemen hemen herkesin kapısını çaldı. Kimileri tedavi olduktan sonra sağlığına kavuştu, kimileri ise hayatını kaybetti. 2020 yılında zihnimde yer edinen en büyük acı ise hayatını kaybedenlerin son günlerini sevdiklerinden ayrı geçirmesi, geride kalan acılı ailenin ise acılarını içlerinden geldiği gibi yaşayamamaları, son kes olsa bile sevdiğinin soğuk bedenine dokunamamasıdır.

2020 yılının felaketlerle dolu bir yıl olmasında en büyük etkenlerin başında elbette koronavirüs olsa da virüsten ziyade birçok kötü hadiseler de yaşadık. Bunlardan biri ise İzmir’de gerçekleşen depremde 110 kişin hayatını kaybetmesi ve binden fazla kişinin yaralanması oldu. İzmir depremi ülke olarak hepimizi yasa boğdu. 65 saat sonra enkazdan çıkarılan küçük Elif’in kurtarıcısının parmağına sarılarak hayata tutunması, depremin sembolü olmasından yanı sıra 2020 yılının da sembolü oldu. Yıllar geçse de Elif ve Ayda bebeği nasıl unutabiliriz? Yıllar geçse de “Doğanlar Apartmanını nasıl unutabiliriz?  Peki ya yıllar geçse de arama kurtarma ekiplerinin “Sesimi duyan var mı?” bağırışlarını nasıl unutabiliriz?

Eminim ki herkes, bir yıl içinde en fazla felaketin görüldüğü 2020 yılını hatırından silmek istiyordur. Keşke takvim yapraklarında 2020 yılına ait hiçbir şey olmasaydı. Keşke Van’da çiğ düşmesi sonucu 41 vatandaşımız hayatını kaybetmeseydi. Keşke Sakarya’da havai fişek fabrikasında patlama olmasaydı. Keşke yüzlerce yeşil alanlarımız yanmasa, ormanda yaşayan masum hayvanlarımız ölmese, ormanlarımız kül olup yok olmasaydı. Keşke Karadeniz’de sel felaketlerini yaşamasaydık.2020 yılının felaketleri maalesef bu kadar ile sınırlı kalmadı. 2020 yılında kadına yönelik şiddet ve cinayetin artması da bizleri derinden etkiledi. 2020 yılının bitmesi ile kadına yönelik şiddetin ve cinayetin de bitmesini umut ediyorum. Bitsin artık dediğimiz 2020 yılını geride bırakmış bulunmaktayız.  2021 “Sağlık Çalışanları Yılı”’ sağlık, huzur ve mutluluk getirmesini diliyorum.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Kuaförlerde virüse geçit yok
0 (0)

Ankara, Keçiören, Yeşilöz Mahallesinde Erkek Kuaförü olan Hakan Tezol (41) Koronavirüs salgını sonrası yaşanan süreci muhabirimiz Murat İçli’ye aktardı.

Öncelikli olarak sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Aslen Kalecikliyim, 29 senedir erkek kuaförüyüm , Evli ve 1 çocuk babasıyım, Meslek hayatımda yaklaşık 19 yıl farklı kuaförlerde çalıştım, daha sonra buradaki dükkanımı açtım, Allaha şükür 10 yıldır kendi dükkanımı işletiyorum.
İçinde bulunduğumuz zor koşullarda neler hissediyorsunuz?
Koronavirüs salgını ile yaklaşık 3 ay kapalı kaldık. Hükümetin berberleri kapatma kararı son derece yerinde bir karardı. Sonuç itibariyle insanlar ile en yakın temasta bulunan bir mesleği icra ediyoruz. Bu 3 aylık kapanma süreci ciddi manada zorladı. Daha önce hiç hayatımda bu kadar çalışmadan evde durduğumu hatırlamıyorum açıkçası bu açıdan da bambaşka bir süreç içinde bulduk kendimizi. İnsan evde kaldıkça düşünmeye düşündükçe de karamsarlığa kapılıyor örneğin her esnaf gibi bu süreçte aklım Bağkur, dükkan kirası, ev giderleri gibi ödemeleri nasıl yapacağımı düşünmekle yoruluyordu. Ancak bu süreçte gerek hükümet gerekse belediyeler ellerinden geldiğince bizlere esnafa, vatandaşa yardımcı olmaya çalıştığını düşünüyorum. İlk etapta Bağkur ödemelerimiz ertelendi, bu erteleme ödeme yapamayacak durumda olan bizlere rahat bir nefes aldırdı. Bu süreçteki yardımlaşma ruhuna yakışan adımlar atıldığını düşünüyorum. Yine aynı şekilde Belediye su faturalarında ödeme ertelemesi yaptı. Bu atılan adımlar esnafların belinin bükülmesini engelledi.

Kuaförlerin açılış kararı ile birlikte nasıl bir süreç yaşadınız?
11 mayısta alınan kuaförlerin açılma kararı ile birlikte hummalı bir açılış sürecine girdik. Açılış öncesi hijyen tedbirleri kapsamında dükkan içerisinde bir dizi tadilat gerçekleştirdik. Zaten içinde bulunduğum dükkanı virüs öncesinden tadilat yaptırmayı düşünmekteydim, daha sonrasında beklenmedik şekilde gelen bu süreçte de dükkanımızı hijyen kuralları çerçevesinde bazı tadilatlardan geçirdik. Dükkanımızı açılış öncesi dezenfekte ederek ilk tıraşa uygun bir ortam hazırladık.
“Yeni Normal” dönemde kuaförlerde ne gibi değişiklikler var?
Yeni Normal dönemde biz kuaförlere çok ciddi görev ve sorumluluk düşmekte, çünkü burada günde belki de 50-60 kadar insana hizmet veriyoruz. Bu dönemde bazı kurallar bizlere bildirildi. Eldiven ve maske kullanım zorunluluğu bunlardan bazıları. Tıraşta hem müşterinin hem de bizlerin maske kullanım zorunluluğu bulunmaktadır. Bizde bu kapsamda elimizden gelen hazırlığı yaptık ancak kuaförlerin temel malzemeleri olan kolonya, boyun bantı, tek kullanımlık havlu gibi ürünlerde ciddi manada bir fiyat artışı gözlemledik. Bu konuda Berberler Odası veya Maliye Bakanlığı tarafından bir fiyat düzenlemesi yapılmalıydı, umarız bu süreç içinde bu temel malzemelerde esnafı rahatlatacak bir düzenleme gerçekleşir.

29 senelik meslek hayatında daha önce böyle bir şey yaşamadığını dile getiren hakan tezol, müşterilere sunduğu birçok hizmetinden mahrum kaldığını, sakal traşı, ağda, saç yıkama gibi işlemlerin yasaklanması sebebi ile maddi açıdan zorlandığını dile getirdi. Salgın süreci ile berberler odasının saç traşı fiyatlarında yeni bir düzenleme yaptığını ancak bunu müşterilere yansıtamadığını dile getirdi. Nedeni ise müşterilerin salgın süreci içerisinde berberlere gitme alışkanlığının değiştiğini ayrıca çoğu insanın evde kendi makinası ile traş yapmaya başladığını ifade etti.

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Sağlıklı Evliliğin Sırrı ‘Saygı’
5 (1)

 

Evlilik; kişilerin birbirinden bağımsız olarak sürdürdükleri hayatlarını ortak bir paydada buluşturdukları resmi bir müessesedir. Tarihin hangi satırına göz gezdirirsek gezdirelim kendimizi bulacağımız tonlarca hikayeye rastlayabiliriz. Yani bir imzaya dayanmaz temelleri. Dizilerde gördüğümüz gibi çoğu zaman sadece romantik değildir gerçek hayatta. Acısı, kederi, varlığı, yokluğu, zorlukları ve zorluklara karşı savaşmayı da beraberinde getirir.  ‘EVET’ denildikten sonra içi boş bırakılmaz. Nasıl bir yemeği hazırlamak için belirli aşamalardan geçersin de sonunda ortaya enfes bir yemek çıkar ya, aynı şekilde bir evliliği yürütebilmek için de belli başlı aşamalar ve sorumluluklar da söz konusudur. Şimdi sizlere 50 yılı aşkın süredir evli olan ve aşklarından bir şey kaybetmemiş çiftle yapmış olduğum röportajı aktaracağım. Korona virüsün hayatımıza girmesiyle evliliklerin de sıkıntılar yaşayan birçok bireyi televizyonlarda yer alan haberlerden görüyoruz. Değişen hayat pratikleri ile şekillenen ilişkileri hala ilk günkü gibi taze ve saygı dolu… Kısaca çiftimizi tanıyalım. Fadime ve İsmail Şen çifti, 50 yılı aşkın süredir evli olup beş tane de çocukları vardır. Daha çocuk yaşta evlenen çifte sorularımızı yöneltmeden önce gençlere önemli bir nasihat da bulundular; ‘Gençler, evlilik sadece gönlü hoş etmek değildir. Evlilik, ruhu hoş etmektir. Önce kendinizi sonra karşınızdaki insanı dinleyin. Bazen her ‘Tamam’ tamam olmayabilir. Sevgiyle her şeyin üstesinden gelemeyebilirsiniz belki ama anlayış ve saygı her kapıyı açan bir anahtardır.’

 

 

Gizem: Evlilikte sağlıklı bir ilişki nasıl inşa edilir?

İsmail şen: Evliliğin temelinde sevgi ve saygı var olmalıdır. Güven ise evliliğin en önemli saç ayaklarından biridir. Karıma her zaman bir kuş gibi yaklaştım. Sevdim ve güvendim. Oda benim güvenimi boşa çıkarmadı.

Fadime Şen: Küçük yaşta evlendiğim için ilk başlarda oyun gibi geliyordu sonrasında fark ettim ki güvensiz evlilik olmuyor. Her tartışmamız mutlu sonla bitmemiş olsa da saygılı olmaya özen gösterdim.

Gizem: Eşler birbirlerinden neden soğuyor?

İsmail Şen: Hoşgörü sahibi olmadıkları için. Birlikte vakit geçirmedikleri için. Herkesin elinde bir telefon var şu devirde. Yüz yüze konuşmalar, sohbetler ve paylaşacak konuları kalmıyor. Kendilerine ait özel alanları yok.

Fadime Şen: Sevgi, saygı kalmadı artık. Eşim benden bir şey istesin diye gözünün içine bakardım, şimdi gözünün içine bakmak yerine telefonlara bakılıyor.

Gizem: Evliliğinizi yürütemediğinizi düşündüğünüz bir an oldu mu?

İsmail Şen: Evet oldu. maddi sıkıntılardan kaynaklıydı bu durum. Ülke dışına çıkmıştım ve çocuklarım eşimle Türkiye’de kalmıştı. Yetersiz olduğumu düşündüm ama sevgimle alakalı bir durum değildi. Evliliğin kolay bir şey olduğunu söyleyemem fedakarlık gerektiriyor. Ama şükürler olsun karşılıklı saygı ile her şeyin üstesinden geldik.

Fadime Şen: Hayır olmadı.

Gizem: Korona Virüs yüzünden birçok evlilik de problemler olduğu psikologlar tarafından açıklandı sizde bu durumun yansıması oldu mu?

İsmail Şen: Yaşlı olduğumuz için yaptığımız şeyler de kısıtlı hale geliyor. Kahvehaneler kapatıldı daha çok evde kalmaya başladım. Ebeyle dedenin kavgasından ne olacak sanki. Yemeğin tuzu az, televizyonun sesini kıs diye tartışmış oluyoruz en fazla.

Fadime Şen: Şimdiki nesil sürekli dışarıda. Eskiden gezmek tozmak çok olmazdı. Hep evin içerisinde olduğumuz için alışkınız bu duruma. Eşimin de söylediği gibi her zamanki kavgalarımız devam ediyor. Ama evliliğin tuzu biberi bunlar da.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
error: İçerik korumalıdır!!