Arama:
Görebildiğimiz Kadar Mı?
0 (0)

Bu yazımda sizlere bir tablodan bahsedeceğim. Sanırım en çok yazmaktan keyif aldığım konulardan birisi tablolar 🙂 hele de o ilginç hikâyelerini okuyorum ya nasıl etkileniyorum anlatamam. Benim için o tablo ölümsüz bir hale geliyor. Bugün bahsedeceğim tablo The Son Of Man (İnsanın Oğlu)  Sürrealist Ressam Rene Magritte tarafından 1964 yılında resmedilmiş. Resmi anlamak için daha öncesinde biraz Sürrealizm akımından mı bahsetsek? Sürrealizm bildiğiniz üzere gerçeküstücülük. 1920’lerde başlayan bir sanat akımı. Bu akımın amacı rüya ve gerçeklik arasındaki çelişkileri gidermek. Konu olarak insanların bilinmeyen bir evre olan bilinçaltını resmetmeye yöneldiler. Sürrealizm akımı Dada hareketinden etkileniyor ve büyüyor. Dada hareketine değinecek olursak orta sınıfın kendini beğenmişliğine karşı olan bir akım. Sürrealist resimlerde iki ayrı tarz vardı. Salvador Dali, Rene Magritte ve Yves Tanguy hipergerçekçi resimler yaparak nesneleri canlı detaylarla resmettiler. Üç boyutluluğun illüzyonu nesnelerdeki rüyamsılığı vurguladı. Joan Mirro ve Max Ernst gibi sanatçılar bilinçsiz bir zihne ulaşmanın bir yolu olarak büyük ölçüde otomatizme güveniyorlardı. Bazı ressamlar hem hipergerçekliği hem de otomatizmi resimlerinde kullandılar. Yani birbirlerini dışlamıyorlar. Şimdi gelelim The Son Of Man tablosuna…

The Son Of Man tablosu aslında bir otoportredir. Rene Magritte eserlerinde çokça kullandığı yeşil elma figürünü bu resminde de kullanmış. Tabloya bakınca sizi de böyle içine çekmiyor mu? Yoksa bana mı öyle geliyor 🙂 bu resim için sanatçı herkesin her zaman bir şeyler sakladığını ve bunu kimsenin asla bilemeyeceğini anlatmak istiyor. Çünkü bir gözü hafif açıkta kalmış yani etrafımızda gördüğümüz her şey başka bir şeyi saklamaktadır. Herkesin bir sırrı vardır ve bunu daima gördüğümüz şeyin arkasına saklı olanı görmeye çalışıyoruz ama bu imkânsız bir şey. Bu herkesin çıkardığı anlam. Ama benim için bir anlam daha taşıyor sanki. Elmayı yüzünün tam ortasına yerleştirmiş ve arkadan bir gözü biraz açıkta kalmış yani burnumuzun ucunu göremiyoruz belki de görmek istemiyoruz düşüncesi sardı beni. Ayrıca elma figürünün yasak anlamına geldiğini biliyoruz. Ama kırmızı elma tutkuyu cinselliği temsil ederken yeşil elma aklı ve düşünceyi temsil etmekte. Bir yerde okumuştum yeşil elma doğayı da temsil ediyormuş o zaman ressamın anlatmak istediğiyle tam uyuşmuyor mu? Yani insanlar doğadaki birçok şeyi görmezler ve doğanın ardındaki sırları aramaya ve çözmeye çalışırlar anlamını da yüklüyor gibi. Oldukça gizemli olduğu aşikâr. Zaten kendisi de bu konuya ilişkin olarak olarak şöyle demiştir.

“Resimlerim gizem içerir, bu ne anlatıyor diye sorabilirsiniz, hiçbir şey, zaten gizem de bir şey anlatmaz.

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Yanlış Anlaşılan Resim
5 (1)

Bugün harika bir video ile güne başladım. O kadar güzel ki yapılana hayran kaldım. Sizlerde merak ettiniz değil mi? Hemen söylüyorum Hollanda’da bir müze açılışı için Hollandalı ressam Rembrandt van Rijin’in en bilinen eseri olan “Gece Devriyesi” eserini canlandırmışlar. Ve ben buna bayıldım. Bence siz de bayılacaksınız. Bir resim bu kadar akılda kalıcı olamazdı herhalde. Alışveriş merkezindeki her bir insan ağzı açık büyük şaşkınlıkla izliyor. Ben de orada olsam aynı olurdum herhalde 🙂 Aşağıya videonun linkini bırakıyorum öncelikle videoyu izlemenizi tavsiye ederim. Tabii bu resmin hikayesi de oldukça ilgin. Başlıktan da anlayacağınız üzere çok fazla yanlış bilinen ve bu yanlışlıklarıyla çok ünlü olan bir resim 🙂

https://www.youtube.com/watch?v=Tm7bOrI8gi0

Eser nasıl oldu da yıllardır yanlış yorumlandı bu gerçekten oldukça ilginç 🙂 En başta ismi yanlış “Gece Devriyesi” diye biliniyor ama aslında eser gece değil gündüz resmedilmiş. Yıllarca çok özensiz restorasyonlar sonucu üst üste uygulanan vernik, kir derken zamanla rengi siyaha yakın bir şeye dönüşmüş. “Gece” ismini buradan alıyor. İnsanlar yıllarca askerlerin gece vardiyasına çıktıklarını düşünmüş bu tablodan dolayı. Tablonun orijinal adını duymaya hazır mısınız? Gerçek adı ” The Company of Captain Frans Banning Cocq and Lieutenant Willem van Ruytenburch Preparing to March Out”  yani ” Yüzbaşı Frans Banning Cocq ve Teğmen Willem van Ruytenburch’un Birliği Yürüyüşe Hazırlanıyor” aman Allahım ne kadar uzun bir isim “Gece Devriyesi” diye değişmesine sevinmeli miyiz ne dersiniz 🙂 Bu eser Hollanda’nın altın çağında tamamlanmış. Çok kalabalık görünen bu eserde 28 figür var. Amsterdam’ın rütbelerinin birbirinden farklı olan koruyucu askerleri resmedilmiş.

Eser II. Dünya Savaşı’ndan sonra tekrar 300 yıl önceki renklerine en yakın şekilde restore edilmeye çalışılmış. Böylece olayın gündüz gerçekleştiği yıllar yıllar sonra ortaya çıkmış ama herhalde ismi yine de “Gece Devriyesi” olarak kaldı. Gerçekten komik bir durum. Sanatçı ne anlatmak istemiş biz ne anlamışız 🙂 Resmen gündüz olan bir şeyi geceye çevirmişiz o da yetmemiş kalkıp tablonun ismini de baya yanlış değiştirmişiz. Keşke yanlışlıklar bunlarla sınırlı olsaydı ama diğer yanlış bu resmedilen askeri birlik normalde çok sakin pek bir şeye karışmayan  birlikmiş.  Yani öyle şehri korumak gibi bir gayeleri yok. Tabloda gördüğümüz birleşme anı aslında sadece sportif bir faaliyet için bir araya gelme durumu resmedilmiş. Çünkü birlik ancak sportif ve sosyal faaliyet durumlarında böyle bir araya gelip hareketlenirmiş. Resmen baştan aşağı yanlış yorumlanan bir tablo 🙂  Gece Devriyesi tablosunun bir diğer özelliği (merak etmeyin bu yanlış bir yorumlama değil artık)  diğer kalabalık askeri grup resimlerden ayırır çünkü diğer askeri birlikler resimlerde sabit dururken Gece Devriyesi tablosunda ise yüzbaşı elini komut verir biçimde kaldırmasıyla birliğin harekete geçmesi resmedilmiş. Resimde çok fazla sembol, ayrıntı var ama en dikkat çekenleri en önde komut veren Yüzbaşı Frans Banning Cocq ve ona eşlik eden Teğmen Willhem van Ruytenburch. Bu ikilinin arkasında da çeşitli rütbelere sahip askerler, bando takımı, maskotlar mevcut. Diğer en dikkat çekici kişi ise resmin tek kadın figürü olan küçük kız. Bu kız aslında birliğin maskotu konumunda. Sanatçının kendisini de bu resimde görmek mümkün. Diğer önemli şey ise Hollandalı Protestanları ve Katolikleri bir araya götüren bir tablo olduğu düşünülüyor.

Rembrandt’ın sipariş üzerine yaptığı, çoğunlukla lonca mensuplarını resmettiği kalabalık tablolarda, kendi simasını da ilave etmeyi ihmal etmemiş. İlk bilinen eseri olan “Aziz Stephen’in Taşlanması” tablosunda, kendisini taşı kaldıran figürün sol kolunun altına yerleştirmiş. Aynı saklambaç oyununu “Gece Bekçileri” dahil pek çok eserinde oynamıştır.

 

Şimdi sizlerde bu videoyu izleyip, tabloyu inceleyerek kendinize göre yorumlar yapabilirsiniz…

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]
Van Gogh Kulağını Neden Kesti?
5 (5)

Evet Van Gogh kulağını neden kesti biliyor muyuz? Daha doğrusu onu kulağını kesecek kadar ileri götüren şeyler nelerdi? Bu yazımda resimlerini hayranlıkla incelediğim ve hayatını okurken bu kadar da olamaz ama dediğim Viencent Vang Gogh’u biraz anlamaya çalışacağız. Önce Van Gogh hakkında çok anlamlı bulduğum bir söz ile başlamak istiyorum yazıma:

“Bugün Van Gogh; ona yemek vermeyecek restoranların duvarlarını, onu akıl hastanesine kapatacak doktorların muayenehanelerini ve onu hapse tıktıracak avukatların yazıhanelerini süslüyor.”  Eduardo Galeano, Aynalar

Zamanında asla değeri bilinmeyen hatta “deli” olarak nitelendirilen ama şimdi popüler kültürün bir parçası haline gelen Van Gogh’un eserlerinden önce onun kişiliğini konuşmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü eserlerine inanılmaz iç dünyasını yansıtan bir sanatçı ee o zaman eserlerini anlamak için önce Van Gogh’u anlamalıyız. Onun hakkında konuşacak çok şeyimiz var biz en dikkat çeken şeylerle başlayalım. Genelde usta sanatçıların küçükken o sanatı keşfettiğini çocukluktan beri uğraştığını düşünürüz ama Van Gogh için geçerli değil bu.  28 yaşına kadar sanatla ilgilenmemiş. İlgilendiği 10 yıl içinde de birçok muazzam eser bırakmış geride. Kısacık sanat hayatına yaklaşık 2100 eser sığdırmış. Yaşadığı sürede sadece bir resmi satılan Van Gogh’ta anlayacağınız öldükten sonra değeri anlaşılan sanatçılarımızdan birisi. Onun için sanat bir ifade aracıydı. İnsanların onu sözlere gerek kalmadan resmiyle anlayacağını düşünüyordu.

“Keder ve en uçtaki yalnızlığı ifade etmeyi aramaktan çekinmedim. Bu tuvallerin sözlerle ifade edemediklerimi size anlatacaklarına taşrada neyin sağlık getirdiğini ve neyin güçlendirdiğini anlatacağına hemen hemen inanmaktayım.” Viencent Van Gogh

Viencent Van Gogh, 30 Mayıs 1853’te Hollanda’nın Zundert adlı köyünde dünyaya geldi. Vincent’in çocukken iletişim problemleri, sakarlıkları olduğu söylenir ablası tarafından. Zaten hayata 1-0 yenik başlamış. Hayatı hep oradan oraya sürüklenmeyle geçti. Ömrünün sonuna kadar  hep başarısız olduğuna kendini inandırarak yaşadı. Küçüklüğünden beri psikolojik sorunları vardı fakat hiçbir doktor tam olarak bir teşhis koyamıyordu. Öyle ki renkleri yemeklerine katıp yiyecek kadar çok sevdiği biliniyor. En bilenen olayı tabii ki kulağını kesip bir genç kıza göndermesidir. Van Gogh dönemin çok ünlü ressamlarından olan Gouguin’e adeta tapmaktadır. Onu ısrarla evine davet eder fakat Gougiun oldukça sert ve kibirli birisidir. Vincent ile büyük kavgalar eder. Yine bir kavgalarından sonra Viencent kulağını keserek bir zarfa koyar ve yakınlardaki çiftçinin genç kızı olan Gabrielle’ye gönderir. Bu olaydan sonra yaşamının geri kalanını akıl hastanesinde geçirdi. Hastanede ona özel olarak bir atölye verilmişti. Birçok eseri o atölyedeki camdan bakarak yapmış. En çok beğenilen eseri yine hastanenin penceresinden bakarak yaptığı “Yıldızlı Gece” resmidir. Van Gogh’un bunu pek beğendiği söylenemez tabii.

37 yaşında bir silahla göğsüne ateş ederek intihar etti. Tabii bu da kesin değil çünkü kimileri intihar derken kimileri de cinayet diyor. Ama bilinen bir gerçek var ki Van Gogh’u yaşadığı sürede anlayan yoktu. Onun resimlerini deliliğin getirisiyle yaptığını konuştular ama asıl konu o deliliğine rağmen nasıl resim yapabilmiş olmalıydı. Umarım bu yazım sizleri Van Gogh’a biraz daha yakınlaştırmıştır. Yazımı Van Gogh’un şu sözleriyle bitirmek istiyorum.

“Resimlerimin satmadığı gerçeğini değiştiremem. Ama insanlar zamanla resimlerimin, üzerinde kullanılan boyadan çok daha değerli olduğunu anlayacaklar.”

Gitmeden Van Gogh hakkında bir kitap ve bir belgesel önermek istiyorum. Van Gogh: Painted with Words belgeseli sizi ona daha çok yakınlaştıracaktır. Yıllardır kardeşi Theo ile mektuplaşan Van Gogh’un Theo’ya 600 mektup yazdığı fakat Theo’nun sadece 40 mektup yazdığı biliniyor. Bu mektuplar kitap haline getirilmiş ben henüz okumadım ama kütüphaneme eklemek için sabırsızlanıyorum.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 5 Average: 5]
error: İçerik korumalıdır!!