Arama:
Koronavirüs Hastalığım
0 (0)

2019 yılı Kasım ayı idi. Telegramda takip ettiğim bazı haber kanallarında Çin’de bir virüs tespit edildiğinden, virüsün insandan insana çok hızlı bulaştığından bahsediliyordu. İzlediğim görüntüler çok korkunçtu. İnsanlar Zombi gibi sokaklarda dolaşıyor birden yere düşüp ölüyorlardı. Görüntüleri annem ve babama gösterdiğim de bunların gerçek olmayacağını bütün dünyayı kasıp kavuracak bir hastalığın bu kadar hızlı yayılma yapmayacağını 50 yıllık hayatlarında böyle bir şey görüp duymadıklarını söylediler. Ocak ayı başlarında virüs büyük bir hızla dünyanın birçok ülkesinde görülmeye başladı. Sınır kapılarında alınan büyük önlemler neticesinde Mart ayına kadar ülkemizde görülmeyen virüs, sonunda bizim ülkemizde de bir panik havası yarattı. ülkemizde ; okulların uzaktan eğitime geçmesi, alışveriş merkezlerinde bulunacak insan sayısında kısıtlamaya gidilmesi, işyerlerinde esnek çalışma modeline geçirmesi, maskesiz sokağa çıkılmaması, seyahati kısıtlamalarının getirilmesi gibi bazı tedbirler alındı. İki yıldır hayatımızı alt üst eden virüs hala hepimizin korkulu rüyası. Virüse karşı bazı ülkelerde aşı çalışmaları başlatıldı. Bu sefer de virüs korkumuzun yanına aşı korkusu ilave edildi. Sosyal medyanın bu kadar etkin kullanılıyor olması kafamızı iyice karıştırdı. Acaba virüs gerçek mi, bulunan aşılar virüse çare mi, yoksa bu aşılarla vücudumuza çip mi yerleştiriyorlar? Herkesin aklında deli sorular. Bir tarafta aşı karşıtları, diğer tarafta onları bilime inanmamakla suçlayan aşı yandaşları. Bu seferde hangi ülkenin aşısını olmalıyız gündemimizi meşgul etti. 2021 yılı Nisan ayı sonlarında derin nefes aldığım zaman sırtım ağrıyordu, başka hiçbir şikayetim yoktu. PCR testi yaptırdım negatif çıktım. Birkaç gün daha geçti sırt ağrım da hiçbir azalma yoktu. Bu sefer de Göğüs Hastalıkları Bölümü ne gidip bir ciğer filmi çektirdim. Doktor Corona olduğumu ancak geçmek üzere olduğunu söyledi. Bu nasıl bir hastalıktı, bizim evde benden başka kimseye uğramıştı. Son zamanlarda ülkemizde hükümet birçok alandaki kısıtlamaları kaldırdı, toplum olarak da bütün tedbirleri bıraktık. Korona artık hayatımızda nezle grip gibi bir hastalık olarak kabul edilmeye başlandı.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
BULAŞICI HASTALIKLAR
0 (0)

Bulaşıcı hastalıklar; vücuda giren bakteri, virüs, mantar veya parazit gibi küçük organizmaların sebep olduğu hastalıklardır. Birçok farklı bulaşıcı hastalık çeşidi ve bulaşma yolu vardır.

Bulaşıcı hastalıklar en çok 0-6 yaş çocuk ve yaşlılarda tehlikelidir çünkü hastalıklara karşı direnç bu dönemlerde en düşük seviyededir. Peki ya bulaşıcı hastalıklar nelerdir? Covid-19 ,Çiçek hastalığı, Grip, Hepatit, Kızamık, Kolera, Menenjit, Sıtma, Suçiçeği, Tetanos, Tüberküloz, Uyku hastalığı, Zatürre, Tifo, Tifüs. Bu hastalıklarda ortak olarak gözlemlenen semptomlar; ateş,ishal,yorgunluk,kas ağrıları,öksürmedir. Bulaşıcı hastalıklara farklı mikroorganizmalar yani bakteriler,virüsler, mantarlar, parazitler neden olabilir.Bulaşıcı hastalıklar doğrudan ya da dolaylı temas ile bulaşabileceği gibi, virüs veya bakteri taşıyan böcek ısırıkları ya da gıdalar yoluyla da bulaşabilir.
Peki, bulaşıcı hastalıklardan nasıl korunuruz? Ellerimizi yıkayarak, aşı olarak, hasta olunca evde kalarak ve kimseyle temas etmeyerek, yiyecekleri güvenli bir şekilde hazırlayarak, kişisel eşyalarımızı paylaşmayarak, seyahat etmeden önlem alarak.
Bulaşıcı hastalıklar konusunda en çok rastladığımız şu zamana kadar grip iken artık Covid-19 sayesinde bu gibi olağanüstü durumlarda nasıl davranmamız gerektiğini az çok toplum olarak öğrendik. Temizliğe daha çok dikkat etmemiz gerektiği ve fazla temastan kaçınmamız gerektiği en önemli noktalar. Herkesin bilinçli davranması gereken bir zamandan geçiyoruz aslında. Benci tavrı bırakıp çevremizi de düşünmemiz gerek. Toplum aşı yanlısı ve aşı karşıtı olarak ikiye ayrılmış olsa da sonuçlarının ne kadar ağır şekilde olduğunu hepimiz gördük.hastalığa yakalananlar ve Sevdiklerini kaybedenler iyi bilirler bunun zorluğunu. O yüzden sadece kendimizi düşünmemeliyiz. Bu toplumda hep beraberiz.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
KÖRLÜKTEN GÖRMEYE
0 (0)

KÖRLÜK:

Jose Saramago, 1947 yılında Günah Ülkeleri ile bizlerle sesini duyurdu. En önemli eseri 1995 yılında yayımladığı KÖRLÜK romanıdır. Bu roman ile birlikte 1998 Nobel Edebiyat Ödülünü almıştır. Körlük kitabının içeriğine  gelecek olursak: açıkçası kitabı bitirdiğimde en çok dikkatimi çeken şey kitapta kahramanlarımızın isimlerinin olmaması oldu. Kitap, körlük salgınını ele alıyor. Trafikte kırmızı ışıkta beklerken ve tam sarı yandığında aniden kör olan bir şoförle körlük salgını başlar. Ancak körlük siyah bir körlük değil, beyaz bir körlüktür. Bazı kişilerin yardımıyla evine götürülen ilk kör karısıyla beraber doktora gider, doktor hiçbir sorun bulamaz ve durumun psikolojik olduğunu söyler. Mesai bitiminde evine giden doktor, sabah kalktığında kör olacağından bir haber evine gider ve kör olduğunu anlayınca durumu sağlık örgütlerine bildirir. Başlarda 7 kişi ile başlayan karantina daha sonra tüm ülkeye yayılır. Saramago, böyle kriz dönemlerinde insanların nasıl bencilleştiğini ve değer yargılarını nasıl yitirdiklerini bu romanıyla bize oldukça etkili bir şekilde anlatmıştır. Daha sonra yazacak olan Görmek kitabının temelini de bu roman ile atmış bulunuyor.

GÖRMEK:

Görmek kitabına gelecek olursak: bu kitap bir hicivdir. Yani sistemi eleştirir. Nasıl eleştiriyor dersiniz şöyle: aşırı yağmurlu bir günde seçim yapılıyor seçime sabah kimse gelmez iken öğleden sonra tüm halk oy vermeye gidiyor. Tüm derken abartmıyor Saramago. Seçime katılım oranı %100 dür ama geçerli oy oranı %20’yi geçmemiştir. Devlet bu durumu olağanüstü buluyor ve gelen bir mektupla körlük salgını döneminde herkes kör iken doktorun karısı diye adlandırılan bir kişinin kör olmadığını öğreniyor. Suçlayacak kimse bulamayınca tüm geçersiz oylardan doktorun karısını sorumlu tutuyor. 5 kişilik özel ekiple kadının peşine düşüyorlar ve olaylar orada patlıyor. Bu kitap, başlarda körlük gibi akıcı olmasa da ortalarına geldiğinizde elinizden bırakamayacağınız bir kitap olacağına eminim.

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
İyisiyle Kötüsüyle 2020
0 (0)

2020 yılını geri de bıraktığımız bu günlerde geriye dönüp bakacak olursak, 2020 yılı felaketlerle dolu bir yıl oldu dersek sanırım yanlış  olmaz.2020 öyle bir sene oldu ki sadece Türkiye için değil bütün dünya ülkeleri için adeta inişli bir yıl oldu. Ama bu kadar olumsuzluğun içinde bazı şeylerin kıymetine vardığımız bir yıl oldu. Sağlığın ne kadar önemli, dışarıya çıkmak gibi küçük bir eylemin bile ne kadar önemli olduğunu fark ettik. 2020 yılı virüslerin, depremlerin, orman yangınlarının ve daha bir çok olayı içine sığdırabilecek bir yıl oldu. Doğal afetler sadece bizim ülkemizde değil, Avustralya’da da yaşandı ve ve belki de şu ana kadar yaşananlar arasında en vahimiydi. Uçsuz bucaksız ormanların uzun süre yanması içimizi de yaktı. Ormanda yaşayan binlerce hayvanında hayatını kaybetmesi hepimizi büyük acı verdi.   Hatırlayalım İzmir de meydana gelen depremde tek yürek olduk aslında insan olduğumuzun farkına vardık. Öyle unutmuşuz ki kendi benliğimizi. Enkaz altından kurtarılan çocuklarla hala bir umudumuzun olduğunu hatırladık. 2020 bize ne kadar acı şeyler hatırlatsa da bir umut hep içimizde yaşayacak.

2020 yılının bir de Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmesi ile birlikte sevindik. Ayasofya Camiinde 24 Temmuzda ilk namaz kılındı.  bunun yanında her yıl olduğu gibi kadınların yarası olan kadın cinayetleri yine devam etti. Pınar Gültekin cinayetiyle birlikte 2020 yılında 350’nin üzerinde kadın cinayeti işlendi. Kadın cinayetlerinin dışında 2020 yılında hayatını kaybeden ünlü sanatçılarımızda oldu. Kimi öğrenciler bu sene üniversite kazandılar ama gitmek nasip olmadı kimileri de uzaktan mezun oldular. umarım 2021 yılı daha güzel olayların yaşandığı bir yıl olur.

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Korona Virüs’ün Hayatımıza Girişi ve Etkileri
0 (0)

 

 

Korona virüs, aralık ayında Çin’in Wuhan bölgesinde ortaya çıkmasıyla birlikte dünyayı etkisi altına aldı. İlk olarak karşımıza yüksek ateş ve nefes darlığı ile tanımlanan yeni viral solunum yolu hastalığı olarak çıkmıştır. Hastalığın damlacık ve temas yoluyla bulaştığı bilinmektedir. Oluşturduğu küresel salgın durumundan ötürü pandemi olarak tanımlanmaktadır. Korona virüs Hastalığı genel olarak yüksek ateş ve öksürük, ilerleyen durumlarda solunum güçlüğü ile seyreden bir hastalıktır. Bunlara ilave olarak bulantı-kusma, kas-eklem ağrısı, iştahsızlık gibi farklı semptomların da ortaya çıkabildiği gösterilmektedir. Ülkemiz bu virüsle ilk olarak  Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 11 Mart’ta yaptığı açıklamada, Avrupa üzerinden gelen bir hastanın test sonuçlarının pozitif çıktığını bildirdi. 13 Mart’ta da ikinci bir kişinin de testlerinin pozitif olduğunu açıkladı. Ve sonrasında ülkemiz kırmızı alarma geçti. Tedbir amaçlı birçok kısıtlama getirildi. İlk ve orta okullar ile liselerin, 16 Mart itibarıyla iki hafta tatil edilmesine, öğrencilerin 23 Mart’tan itibaren bir hafta süreyle evden internet ve televizyon kanalları üzerinden eğitimlerine devam etmesine karar verildi. Üniversiteler, 16 Mart tarihinden itibaren 3 hafta süreyle tatil edildi. Vaka sayısı arttıkça yeni önlemler alındı ve eğitime uzaktan devam edilme kararı alındı. Üniversiteler dönemlerini kapattılar. Eğitimlere uzaktan eğitim sistemi ile sürdürülmeye başlandı. Spor müsabakalarının nisan ayı sonuna kadar seyircisiz oynanması kararlaştırıldı ve durumun ilerlemesi nedeniyle tüm spor faaliyetleri durduruldu. Kamu görevlilerinin yurt dışına çıkışı izne tabi oldu. Cumhurbaşkanlığınca genelge yayınlandı. Korona virüs nedeniyle kamu görevlilerine yurt dışı yasağı getirildi. Üniversitelerdeki idari ve akademik personele tatil olmayacak, korona virüsün Türkiye’deki seyrine göre bu konunun yeniden değerlendirileceği söylendi. Bakanlığa bağlı tüm ana sınıf ve kreşlerin de korona virüs önlemleri kapsamında tatil edilerek özel kreş, gündüz bakımevleri ile özel çocuk kulüpleri 16 Mart’tan itibaren bir sonraki açıklamaya kadar tatil edildi. Askerlerin çarşı izinleri geçici süreyle durduruldu.  Adalet Bakanlığı ceza infaz kurumlarında korona virüs testi pozitif çıkan tutuklu ve hükümlü bulunmadığını, son dönemde yurt dışına çıkmış yabancı, Türk vatandaşı ziyaretçilerin tutuklu ve hükümlüleri ziyaret etmesine izin verilmediğini açıkladı. Fakat son zamanlarda ceza evlerinde çıkan vakalar sonucu yeni bir kararname yayınlanarak kabul edildi. Bazı suçlar dışında ceza evleri de boşaltılmaya başlandı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da 81 il valiliğine korona virüs tedbirlerini içeren genelge gönderdi. Halkın toplu olarak bulunduğu alanlar, Bilim Kurulunca belirlenen şekilde, sık periyotlarla temizlenecek ve dezenfekte edilecek. İnsan sirkülasyonunun yoğun olduğu yerler ve binalar ile toplu taşıma araçlarına dezenfektanlar yerleştirildi. Din İşleri Yüksek Kurulu, korona virüs görülen ülkelerde yüksek risk grubundaki Müslümanların cuma namazı yerine evlerinde öğle namazı kılabileceklerini, kamu sağlığını korumakla yetkili otoritelerce karar alınması halinde karantina bölgesindekilere cuma namazının farz olmadığını bildirdi. Camiler kapatıldı ve her ezan sonrası ülkenin salgın hastalıktan kurtulması için dua edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığınca, tüm sanatsal etkinlikler nisan ayı sonuna kadar erteledi.  Belediyelerin sosyal, kültürel ve sanatsal etkinlikleri iptal edildi. Hastanelere ziyaretçi kısıtlaması getirilerek, mesai saatleri içinde ziyaretçi kabul edilmemesi kararlaştırıldı. Sadece acil durumlarda hastanelere gidin çağrısında bulunuldu. Açık ve kapalı tüm cezaevlerindeki görüşlerle ceza infaz kurumları arasındaki nakiller iki hafta süreyle ertelendi sonrasında durduruldu. Almanya, Fransa, İspanya, Norveç, Danimarka, Belçika, Avusturya, İsveç ve Hollanda’ya uçuşlar 17 Nisan’a kadar durduruldu ve sonrasında ülkemizin kapıları tamamen kapatıldı. Ülkemiz vatandaşlarına evde kal çağrısında bulunuldu. 7’den 70’e kapsayıcıyı önlemler alındı. Korona virüsün yayılmaması için alınan önlemlerin tamamı insan sağlığının değerli olması ve önlemler ile ölüm sayısının yükselmemesini sağlamak.

Korona virüs (KOVİD-19) salgını kapsamında alınan tedbirler neticesinde evde kendi sosyal izolasyonumuzu sağlamak için evde kal kuralına uyuyoruz. Peki, evde kalmak ailemiz, okulumuz ve özgürlüğümüzü nasıl etkiledi ya da bu kavramlara bakış açımız nasıl değişti?

 

 

Korona virüs ve Kısıtlanan Özgürlük;

Özgürlük, bağlı olmama; dışardan etkilenmemiş olma; engellenmemiş olma; zorlanmamış olma durumudur. Fakat hayatımızı giren korona virüs bizi birçok durumdan mahrum bıraktı. Okulumuz, arkadaşlarımız, sosyal aktivitelerimiz ve daha niceleri. Zor zamanlardan geçiyoruz. Dilediğimiz gibi sokağa çıkıp dilediğimiz gibi insanlarla sosyalleşemiyoruz. Çünkü korona virüs çok kolay bulaşıyor ve daha kesin bir tedavisi de bulunamamıştır. Çevremizdekilerin bizim sorumsuzluğumuz yüzünden hastalanmaması ve hayatlarını kaybetmemeleri için aynı şekilde hasta olmamak virüs taşıyıcılığı yapmamak için kendi özgürlüğümüzden fedakarlık etmemiz gerekiyor. Sosyal ve sosyalleşmeyi seven bir millet olduğumuz için evde kaldığımız bu dönem bizleri oldukça zorluyor.  Önceden kalkmakta güçlük çektiğimiz erken saatte olan derslere gitmek için can atıyoruz. Fakında olmadan yaşadığımız zamanları özlüyoruz. Aslında elimizin altında bulunan imkanlara burun kıvırdığımızı hiç alışkın olmadığımız bir döneme girdiğimizde fark ederek özlemle anımsıyoruz. Sabah yürüyüşe çıkamıyor, akşam hava almak için bir mekanda oturamıyoruz. Sürekli birlikte olduğumuz arkadaşlarımızla sadece dijital ortamlardan görüntülü konuşabiliyoruz. Alışveriş yapmak istesek açık avm bulmak olanaksız. Dijital platformlardan ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz. En kötüsü de özgür olduğumuz zamanların kıymetini kısıtlama altındayken fark ediyoruz. Hala özgür birer vatandaşız fakat bu günlerin kıymetini de bilmeyerek hayıflanıyoruz. İş veya okul temposunda ‘Ah keşke uzun süre evimde olsam, hiç dışarıya çıkmayacağım.’ dediğimiz fırsatı bulmamıza rağmen sürekli elimizin altındaki olanakları küçük görerek anı değerlendirmesini bilmiyoruz. Yani özgür bir birey her şekilde özgürdür. Biz bu zorlu günlerde özgürlüğü çıkıp dışarıda vakit geçirmek olarak kendimize empoze etmemeliyiz. Vahşi doğada yaşamaya alışkın bir hayvanı kendi habitatından ayırarak evcilleştirmeye çalışıyoruz. Süslü kafesler, renkli kıyafetler, bize ait olduklarını düşünmeleri için sahibi olduğumuzu gösteren tasmalar… Şuan doğal ortamlarından ayrılan hayvanlardan tek farkımız kendi evimiz içerisinde kendi isteklerimizi yapıyor olmamız. Özgürlükleri ellerinden alınıp bir kafese hapsedilen canlıların mutlu olmaları söz konusu bile değil. Tıpkı bizler gibi korona virüs sayesinde empati yaparak değer yargılarını çeşitlendirebiliriz. Başa bir bakış açısı ile de, insanlar şuan ben özgürüm özgür bir ülke de yaşıyorum diyebiliyorlar. Özgürlük başka insanların hak ve sorumluluklarını kısıtlamadan yaptığın davranışlar  bütünüdür. Dışarıya çıkan insanlar etrafındaki herkesi riske atarak onların özgürlüklerini kısıtlıyor. Tabiatlarına geri dönmek istiyorlar örneğin; mangal yapmak, balık tutmak, pikniğe gitmek, sokakta oyun oynamak, arkadaşlarıyla ev sınırları içerisinde parti vermek vb. Diğer insanların canlarını önemsemeyerek özgürlük çerçevesinde olduğunu düşünüp başlarına buyruk geziyorlar. 2-3 ay sonra tamamen kısıtlanmamış olarak yaşamak varken insan sağlığını riske atacak davranışlarda bulunmamalıyız.

 

Korona virüs Döneminde Aile Bağları:

Türkiye aile kavramı üzerinde oldukça hassasiyet gösteren ataerkil bir ülkedir. Diğer ülkelere göre anne, baba, kardeş yani akrabalık ilişkilerini oldukça ön planda ve önemli tutar. Sağlık ise bizlerin akrabalık ilişkilerinde ayırt edici bir özelliğini ortaya koyuyor. Hasta büyüklerimize bir tas çorba yapıp götürmemiz, annelerimizin bizleri büyütürken çektiği zorluklar, çocukken çıkan ateşimizi düşürmeye çalışması, komşumuz hasta olduğunda geçmiş olsun ziyaretine gitmemiz…  Bütün bunlar bizlerin gelenek görenek ve toplum özelliklerimizde yer alan davranışlardır. Dünyaca konuşulan korona virüs döneminde de en büyük birlik ve beraberlik yine bizim ülkemizdedir. Hayatsal fonksiyonlarımızı sürdürebilmek için bir sirkülasyonun olması gerekiyor. Çocukların dışarıyla temasa geçmemesi ve aynı zamanda yaşamsal ihtiyaçların da karşılanması için anne ve babalarımızın işlerine gidip para kazanması gerekiyor. Dışarıyla iletişime geçen anne ve babamız için oldukça endişeleniyoruz. Kişisel temizliklerine dikkat etmelerini ve olabildiğince kendi izolasyonlarını yapmalarını sağlıyoruz. Evde kal çağrısı ve çeşitli kısıtlamalar sonucu aile bireyleriyle sosyal mesafeyi koruyarak evde can sıkıntısını gidermek amaçlı yeni faaliyetler yapıyoruz. Öncelerde yoğun iş temposunda aile bağlarını ihmal ediyorduk bu dönemde ise aile bireylerimizi daha iyi tanıyarak isteklerimizi hatta hiç sormayı akıl dahi etmediğimiz hayallerini öğreniyoruz. Yeni baba olmuş bir bireyin belki de çocuğuyla doya doya ilgilenmesini sağlayan bir dönemdeyiz. Aile demişken, bizler için evde beslediğimiz evcil hayvanlar da çok önemlidir. Kedi, köpek, kaz, inek, koyun ve kuzu daha niceleri. Evcil hayvanlarımız da ailemizin üyeleridir. Yurt dışında evcil hayvanların virüs taşıyıcısı olabileceği ve hayvanlardan bulaştığı öğrenildiğinde apartman camlarından ölmeleri için atılan canlıları gördüğümde aklıma ülkemin ailesine her zaman sahip çıkacağı ve zor durumda bırakmayacağı geldi. Korona virüs döneminde olumsuz yansıyan temeli sağlam atılmamış hastalıklı zihniyete sahip insanlar ise evde kaldığımız bu dönemde aile üyelerine işkence ederek şiddete başvurabiliyor. Böyle durumlarda ise devlet ücretsiz psikiyatri servisinden yararlanma ve kolluk kuvvetlerini devreye sokmaktadır. Kendi ailem için konuşacak olursam, babam ve annem sürekli çalıştıkları ve şehir dışında üniversite okuduğum aile üyelerine duyduğum özlem ortadan kalktı. Sadece pazar kahvaltılarında annem, babam ve kardeşlerimle görüşebiliyorken kendi karantinamızı ilan ettiğimiz günden bu yana birlikte kahvaltı yaparak her günümüz pazar günüymüş gibi hissediyorum. Film izliyoruz, kitap okuyoruz, oyun oynuyoruz, hatta ve hatta iş bölümü yaparak temizlik bile yapıyoruz. Aile bireylerimle ilişkimi pekiştirmek ve yoğun iş-okul temposundan uzakta olmak bazen mutlu bazen hüzünlü olmamı sağlıyor. Bulunduğumuz duruma şükrederek en güzel şekilde değerlendirmeyi sağlıyoruz. Evsiz insanların ailesi olmayan insanların durumlarının güçlüğünü anlayabiliyoruz. Bazen sıkıldığımızda yatağa bağlı onca bakıma muhtaç insanın yerine kendimizi koyarak bulunduğumuz durumdan hayıflanmamayı öğreniyoruz.

 

Korona virüs İle Değişen Okullar:

Aksaray Üniversitesi 16 mart tarihinde korona virüs kapsamında okulların tedbir amaçlı 3 hafta tatil edildiğini açıkladı. İlk şaşkınlığımızı memleketlerimize geldiğimizde attık ve vaka artışından kaynaklı olarak virüsün yayılma hızını önlemek amaçlı tatil süresinin uzayabileceği konuşuluyordu. Eğitim alanında kargaşa olamaması ve eğitimin aksamaması için yapılan açıklama sonucunda internet üzerinden uzaktan eğitim gibi dijital veri tabanlı bir sistemin eğitim alanında uygulanabileceği ve alt yapımızın olduğu duyuruldu. Bizler de bu dersleri dijital ortamlardan takip etmeye başladık. Örgün eğitime alışmış olunduğu için tam anlamıyla oturması 2-3 haftayı bulmuş olsa da öğretmenlerimizle onların ses, görüntü ve sistem üzerinden yükledikleri dökümanlar yardımıyla eğitimimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Etkileşimde bulunamama, anlık soru soramama ve sadece tek taraflı bir iletişimin olması biraz sıkıcı geliyor. Ülkenin doğru habere, alanında kendisini geliştirmiş gazetecilere ihtiyacı var diyerek kendimi motive etmeye çalışıyorum. Şunu da söylemeliyim ki ders esnasında yapılan esprileri ve öğretmenlerimin saha anılarını dinlemeyi çok özledim. Ülke olarak eğitime vermiş olduğumuz önem göz önündedir ve korona virüs kriz döneminde oldukça iyi yönetilerek aksamaya uğramaması için tüm çalışmalar zamanında yapılmıştır. Korona virüs döneminde en çok duyurunun, açıklamanın yapıldığı alanın, sağlık ve eğitim olduğunu unutmamalıyız. Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır(. Mustafa Kemal Atatürk). Muharebe meydanlarını sadece cenklerle sınırlandırmamalıyız. Siber saldırılar, soğuk savaşlar, pandemiler. Bunlarla Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi eğitim ile üstesinden gelebiliriz. Bir şeyi başarabilmek için önce o şeyin eğitimini almalı kulaktan dolma bilgilerle iş yapmamalıyız. Bu sebeple eğitimin durdurulması bir neslin eksik, geç kalınmış olmasına sebep olacaktır. Demem o ki eğitime verilecek 1 yıllık ara bizim geleceğimizden alınmış 10 yıla bedel olacaktır. Bir sistemi temelleştirmek zaman alacaktır. Ama o temelin bozulması saniyeler… Ulu Önder Atatürk’ün de söylediği gibi: Eğitim ve öğretimde uygulanacak yol, bilgiyi insan için fazla bir süs, bir zorbalık vasıtası, yahut medeni bir zevkten ziyade maddi hayatta muvaffak olmayı temin eden pratik ve kullanılması mümkün bir cihaz haline getirmektir. Eğitimlerimiz hız kesmeden devam ediyor. Sadece uygulanan yöntemler değişti. Sırada oturduğumuz zamanları özlüyor olsak da öncelikle kendi sağlığımız sonrasında aile ve ülkemizin sağlığı için evde kalıyoruz. Çünkü hayat eve sığar.

 

 

 

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!