Arama:
Gerçekliğin Ötesinde; Sanal Profiller
0 (0)

Teknolojinin çok kısa bir süre içerisinde geldiği noktada geriye dönüp baktığımız zaman aslında keşfettiğimiz her şeyin daha önceden “Ulaşılması imkansız” olarak tabir ettiğimiz noktalar olduğunu söyleyebiliriz. Uzay araştırmaları, askeri teçhizatlar, günlük kullandığımız ürünler ve teknolojinin dokunduğu pek çok alan. Ele alacağımız konu aslında çok geniş kapsamlı, fakat biraz daha olayın içerisine dahil olup, insan – teknoloji etkileşiminin son noktasında psikolojik olarak ne durumdayız? Daha nereye kadar gidebiliriz? Gibi sorulara yanıt arayacağız.

Anne ve babalarımızın anlattıkları bir yana, artık teknoloji sayesinde çok eski filmlere/dizilere ulaşabildiğimiz için teknolojinin bu kadar gelişmediği dönemlerde acaba insanların sosyal ilişkileri nasıldı? Sorusuna yanıt bulabiliyoruz. Ebeveynlerimiz sürekli olarak tekrar ettiği “bırak şu telefonu” “eskiden telefon mu vardı?” gibi söylemler her ne kadar siz teknoloji çağının çocuklarının canını sıkıyor olsa da aslında çağrışım yapmaya çalıştıkları şeyin kontrolden çıkınca nereye gittiğini bilmediğimiz bir yolda yürümenin korkusudur. Evet eskiden teknoloji bu kadar gelişmemişti ve insanlar sosyal etkileşimlerini doğrudan yüz yüze gerçekleştiriyorlardı. Yalan söyleme şansı da bu sayede çok çok azalmıştı ve insanların diğer insanlara karşı güven duygusu daha sağlamdı. Şimdi ise geldiğimiz yerde durum ne? Bir göz atalım.

Kimileri sosyal medya hesaplarını sadece vakit geçirmek ve keyif amaçlı kullanıyor, kimileri ise işi gereği bir sosyal medya hesabı kullanmak zorunda. Bizi ilgilendiren kısım ise “keyifçiler” olarak tabir ettiğimiz insanlar. Günümüzde artık herkesin bir sosyal medya hesabı, bir sosyal medya profili var. Gözle görülür bir şekilde, gerçekte gördüğümüz bir insanın sosyal medya profilinde bambaşka biri olduğunun pek çok örneği mevcut. Hiçbir zaman başaramayacağımız işlerde mükemmeliyetçilik egosu taslamak veya hiçbir zaman hiçbir insanın ulaşamayacağı güzellik seviyende olmak. Hiç kimseyi kandırmaya gerek yok birini gerçek hayatınızda tanıdığınızda ne olduğunu çözebilecek kadar zeki insanlarız bu yüzden şu sosyal medya profillerimizde söylemiş olduğumuz yalanları bir kenara bırakalım ve gerçek hayatımıza odaklanalım. Şimdi ise sizlerden isteğim kendimizi bir düşünelim, acaba gerçek hayatımızdaki biz ile sosyal medyadaki biz aynı kişi mi?

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Misketten Tablete: Çocukluk
0 (0)

Geçtiğimiz aylarda bir arkadaşım KPSS sınavına girecek, ben ve diğer arkadaşım onu dışarıda bekleyecektik. Bu bekleyişlere tanıklık edenler bilir ki; zamanın geçmek bilmediği bu anlar oldukça sıkıcıdır. Arkadaşımızı başarı temennileri ile içeri uğurladıktan sonra, çevrede biraz gezindik ve içecek bir şeyler almak için bir markete uğradık. Kasaya geldiğimde karşılaştığım manzara beni en az 15 sene geriye götürdü. Çocukluğumuzun vazgeçilmez oyunlarından birisi olan futbolcu kartları kasanın dibinde öylece duruyordu. Bu kartları en son 7-8 yaşlarımda iken görmüştüm. İçimdeki çocuk ellerini hızlıca uzattı kartlara, bir tomar kadar aldı. Kasiyere dönüp bu kartları çok satıp satmadığını sordum. Yok fazla değil dedi ve gülümseyerek ekledi “Alanlar da senin yaşında gençler” Demekki çocukluğuna özlem çeken tek ben değildim. “Doğru” diye yanıtladım “Doğru, şimdiki çocukların tableti, telefonu ve konsol oyunları var” Haksız da sayılmazdım hani, elbette bizim jenerasyonumuzun çocuk olduğu zamanlarda da bilgisayar oyunları vardı. Ancak günümüzün büyük kısmını esir almıyorlardı. Teşekkür ederek çıktım marketten.

Sanal ağ gelişmesiyle beraber birçok şeyi mümkün hale getirdi. Dünyanın öteki ucundaki insanlarla iletişim kurabiliyor, her anımızı çok kolay şekilde yakınlarımızla paylaşabiliyor, bedenen hiç efor kaybetmeden oyun oynayarak eğlenebiliyoruz. Lakin tüm bu getirilerin yanında büyük de götürüleri oldu. İnternetin gelişmesi ile beraber yeni sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan başlıcaları bağımlılık, gösteriş yardım severliği ve suni vicdan, siber zorbalık, oyunlardan kaynaklı şiddete eğilimin artması durumu ve daha birçok sorun…

Belki bizim zamanlarımızda oyunlardaki kuralları sağlayacak ve kural ihlallerini tespit edecek donanımlı yapay zekalar yoktu ama hakem olmamasına rağmen asla haksızlığa uğramayan mahalle müsabakalarımız vardı. Maçta sakatlanmış rakip takım oyuncusuna yardıma koşacak şefkatimiz, misket oyunun sonunda tüm misketlerini kaybetmiş rakibimize, birazını geri verecek vicdanımız vardı. Şimdi online oyunlarda, birbirlerine acımasızca küfür ve hakaret eden çocukları görmek beni çok üzüyor. Bizim sokaklarımızda, güçsüz olan ezilmez ve onun biraz başarısız olduğu konularda elinden tutulurdu. Bir ağaçtan meyve toplanacaksa, kısa boylu olan hiç bir şey yapmasa bile diğerleri ona da meyve verirdi. Şimdi sanal mecralarda, herkes acımasızca birbirinin açıklarını arıyor. Küçücük çocuklar okumayı bile yeni öğrenmişken, birbirlerini tehdit ediyor, küfürler ediyor. Yahut kötü amaçlı yetişkinler, çocukları tehdit ederek isteklerine yönlendiriyor. Ebeveynlerin çocukları bu mecralarda takip edebilmesi çok zor hale geliyor. Oysa biz çocukken anne-babalar çocuklarını mahalle içerisine güvenle gönderiyorlardı. Bu tip mahallelerde kim olduğu fark etmeden, herkes çocukları korumakla yükümlüydü. Bu yazılı olmayan bir vicdan sözleşmesiydi. Hayatımızın en güzel anılarını biriktirdiğimiz sokakların bağımlılığı da yoktu. Akşam ezanı sözümüz vardı bir kere, hepimiz yürekten bağlıydık bu söze. Henüz küçücük çocuklar sorumluluk almayı öğreniyorlardı bu kurallarla. Şimdi ise durumlar çok karışık, hem çocuğunun teknoloji bağımlılığından dert yanan ebeveyn, hem de çocuğunu bazı konularda idare edebilmek adına onu kendi elleriyle bu sanal çukura itiyor. “Tablet oynarken yemek yiyebiliyor, başka türlü yemiyor, tablet olmasa asla sözümü dinlemiyor” vs. Bir de unutmadan şu suni vicdanlarımız ve gösteriş yardım severliğimize değinmek istiyorum. Önceden mahalleden birisinin bir şeye ihtiyacı olduğu zamanlar, cömert kimseler bunu kimseye belli etmeden yapardı. Biz devrin çocukları da bunu bu şekilde öğrenmiştik. Daha küçücük bir çocukken bunun bilinci ile yardım ederdik arkadaşlarımıza. Ama şimdi biz, o çocuklar büyüdük ve yaptığımız tüm yardımları paylaşmaya başladık. Karşımızdaki insanın ne hissedeceğini düşünmeden, bilinçsizce, duyarsızca…

Beni tanımadan tüm bu yazdıklarımı okuyan birisi, muhtemelen yetmişli, seksenli yaşlarımda olduğumu düşünür. Aksi halde bu kadar şeyin, bu kadar kısa sürede değişmesi mümkün değil. Lakin ben henüz 22 yaşındayım ve tüm bu olanlara ortalama 15 sene yetti. Yazımı bitirmeden, yine büyük şair Cahit Zarifoğlu’na başvurmak ve sözlerimi onun sözleri ile noktalamak istiyorum;

Üçe kadar sayıyorum diye tehdit ederken bile araya iki buçuğu sokan vicdanlı çocuklardık biz, ne ara bu hale geldik?

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!