Arama:
Bir İstanbul Masalı
0 (0)

İstanbul silüetini hayal ettiğimizde ilk başta ortaya Galata Kulesi siluetini koyarız. Çevresine diğer İstanbul yapıları dizilir. İstanbul gezisi denilince de ilk Galata için plan yaparız. Çünkü hem Galata Kulesi’ni hem çevre sokaklarını çok severiz. Galata Kulesi dünyanın en eski kulelerinden biri olarak kabul ediliyor. 528 yılından beri İstanbul’u süsleyen yapı, dünyanın en eski kulelerinden. Hâlâ dimdik ve güçlü olan kulenin önünde eğilesimiz geliyor. Galata Kulesi özellikleri bakımından da çok dikkat çekici. Yüksekliği yerden çatının en uç kısmına kadar 69.90 metre. Zeminde bulunan çukurlarda yapılan araştırmalarda kafa tasları ve insan kemikleri bulunmuş. Buradan, bir zamanlar kulenin zeminin altının zindan olarak kullanıldığı çıkarılıyor. Yapılan statik hesaplamalara göre 10.000 ton olan kule, sade tasarıma rağmen çok ihtişamlı.

Galata Kulesi Tarihine Bir Bakış

Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında fener kulesi olarak inşa ettirilmiş. Tarihi boyunca birçok savaş yaşayan İstanbul, 1204 yılındaki 4. Haçlı Seferi’nde bir hayli yara almış ve neredeyse tamamen yıkılmış. 1348 yılında Cenevizliler surlara ek olarak kuleyi de onarmış. Bu onarma çalışmasına, Galata Kulesi’ni yığma taşlardan yeniden oluşturmak da diyebiliriz. Kulenin adını da İsa Kulesi koymuşlar. Bu tarihte İstanbul’un en yüksek binası olan kule, 1445-1446 yılları arasında yükseltilmiş. Kule, Osmanlı hakimiyetine geçtikten sonra da neredeyse her yüzyılda bir yenilenmiş.

Bir fener kulesi olan Galata, bu tarihten sonra birçok farklı şekilde kullanılmış. 16. yüzyılda Kasımpaşa tersanelerinde çalıştırılan Hristiyan savaş esirlerinin barınağı, Sultan III. Murat döneminde rasathane, 1717’den itibaren de yangın kulesi olarak kullanılmış; ancak birçok badire atlatmaya da devam etmiş. Galata Kulesi aslında oldukça talihsiz. Şöyle ki III. Selim döneminde çıkan bir yangında kulenin büyük bölümü yanmış. Ardından onarılan kule, 1831 yılında başka bir yangında yine hasar görmüş ve yeniden onarılmış. O da ne? 1875 yılında koca kulenin bir fırtınada külahı devrilmiştir. Nihayet 1967’de tamamlanan son onarımla kule bugünkü görünümüne kavuşmuş. Onu bir daha yıpratmaya hiç niyetimiz yok.

 

 

Bir İstanbul Masalı: Aşık Galata Kulesi

Galata Kulesi’nin bir efsanesi var, üstelik o kadar romantik ki… Efsaneye göre Galata Kulesi ile Kız Kulesi birbirine aşıktır ama aralarında bulunan İstanbul Boğazı, sevgililerin kavuşmasını engellemektedir. Galata Kulesi aşkını mektuplara yazar yıllarca ve Kız Kulesi’ne olan hasretini kelimelere döker. Hezarfen Ahmet Çelebi de uçma hayalini gerçekleştirmek için buraya çıktığında, Galata Kulesi onun kulağına Kız Kulesi’ne olan aşkını fısıldar ve mektupları ona verir. İstanbul’un üflediği rüzgarı arkasına alan Hezarfen, mektupları Kız Kulesi’ne ulaştırır. Aşkının platonik olmadığını anlayan Kız Kulesi, sevinçten havaya uçar ve bu iki aşık, İstanbul’un en güzel manzarasını oluşturur.

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Zeugma Antik Kenti
0 (0)

Arkeolojik gezilere ilgi duyan, tarihin derinliklerinde kaybolarak keşfetmeyi sevenler için Zeugma Antik Kenti’ni sizlere anlatıyorum.

Zeugma Antik Kenti, tarihî ve arkeolojik gezi yapmak isteyenlere Güneydoğu’nun otantik doğasıyla ben buradayım diyor. Fırat Nehri’nin kıyısında bulunan kent, Antik Mısır kalıntılarına taş çıkaracak, milattan önce yaşayan bir kültürün mozaiklerle süslenmiş yaşamına sizlere görsel şölen sunuyor. Birçok ağıdın, destanın ve efsanenin konusu olan Fırat Nehri, bu antik kentle sizleri bambaşka diyarlara, zamanlara götürmekle kalmıyor; sanatın daha yüzyıllar önce bir kente nasıl aksettiğini gösteriyor.

Zeugma Ne Demek?
Büyük İskender’in generallerinden olan ve daha sonra Suriye kralı olan Selevkos Nikator’un kendi adıyla kurulan kent, Fırat Nehri’nin adıyla birleşerek Selevkos Euphrates (Fırat’ın Silifkesi) adıyla anılır. Daha sonra kent M.Ö. 1. yüzyılda kentin Roma hâkimiyetine girerek “Köprü, geçit” anlamına gelen Zeugma adıyla anılır. Antik bir terim olan Zeugma nehrin karşı kıyılarında kalan “ikiz tepeler” anlamına da geliyor.

 

Zeugma Nerede?

Gaziantep sınırları içinde bulunan Belkıs Köyü’nde, Fırat Nehri’nin kıyısında yer alır. Kent yaklaşık 20 bin dönümlük arazi üzerinde yer alıyor. Şehir o dönem 80 bin nüfusa ev sahipliği yaparak zamanının en büyük kentleri arasında gösteriliyor.

Zeugma’ya Nasıl Gidilir?

Gaziantep’e kara ve hava yoluyla ulaşıp buradan yaklaşık 45 dakikalık bir yolculukla antik kente ulaşabilirsiniz.

Zeugma Evleri

Avlulu kent villaları tarzında yapılan evler yaklaşık 800 metrekarelik alanı kaplıyor. Bu evleri en önemli kılan şey, M.Ö. 253 yılındaki Sasani yağmasında terk edilmesiyle birçok buluntunun olduğu gibi yerinde kalmasıdır. Geride kalan antik mozaik buluntu en dikkati çeken unsurlar arasında. Roma evlerinde bulunan mozaiklerde Greko-Roman mitolojileriyle Yunan mitolojileri ve Grekçe yazıların da bulunduğu efsane ve halk öyküleri mozaiklerle betimlenmiştir. Bu mozaikler büyük sanat eserleri olarak ilgi görmüş ve bundan ötürü Gaziantep şehir merkezine Zeugma Mozaik Müzesi yapılarak eserler bu müzeye taşınmıştır.

Zeugma Mozaik Müzesi

Tarihî İpekyolu üzerine yapılmış olan müze, dünyanın ikinci büyük mozaik müzesi unvanını taşıyor. Yaklaşık 30 bin metrekarelik bir alanda, 2011 yılında açılan müze birçok yerli ve yabancı turistin ilgi odağı haline gelmiştir. Zeugma Antik Kenti’nden birçok mozaik eser bu müzede titizlikle sergileniyor. Zeugma Mozaik Müzesi koleksiyonunda Roma ve geç antik döneme ait 2.448 m2 mozaik, 4 Roma dönemi çeşmesi, 140 m2 duvar resmi, 4 kireç taşından yapılmış heykel, 20 sütun, tunç Mars Heykeli, lahitler, mezar stelleri ve mimari parçalar birçok restorasyon işleminden sonra sergilenebilir hâle getirilmiştir. Hem tarihî İpekyolu hem de bu antik kentin keşfi için buraya mutlaka uğramalısınız. Müzenin giriş ücreti ise 15 TL.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu
0 (0)

Dünya halterinin efsane ismi, olimpiyat şampiyonu eski milli halterci Naim Süleymanoğlu, kariyeri boyunca uluslararası arenada pek çok kez göğsümüzü kabartan ve TIME dergisine kapak olan bir isim. Efsane haltercinin, 1986 yılında Türkiye’ye iltica etmesi ve 1988 Seul Olimpiyatları’ndaki başarısı, halterin ülkedeki seyrini değiştirmişti. İşte, Naim Süleymanoğlu’nun hayat hikayesi…

Türkiye’ye iltica ettikten sonra rekorları ve şampiyonluklarıyla dünyanın efsane sporcuları arasına adını yazdırmayı başaran “Cep Herkülü” unvanlı Naim Süleymanoğlu, Bulgaristan’ın Kırcaali kentinde, 23 Ocak 1967’de dünyaya geldi. Halterde 16 yaşında ilk dünya rekorunu kıran Süleymanoğlu, 1984, 1985 ve 1986 yıllarında dünyada yılın haltercisi seçilirken, 1992 yılında da Uluslararası Halter Basın Komisyonu tarafından dünyanın en iyi sporcusu ilan edildi. Süleymanoğlu, halterdeki muhteşem performansıyla tüm dünyanın dikkatini çekti ve “Cep Herkülü” lakabını aldı.

 

 

TÜRKİYE’YE İLTİCA ETTİ

Naim Süleymanoğlu, Bulgaristan’daki baskılardan kurtulmak ve Türkiye adına müsabakalara katılmak için 1986 yılında Avustralya’da düzenlenen Halter Dünya Kupası sırasında Türk Büyükelçiliğine sığınarak, iltica etti. 1988 Seul Olimpiyatları’na Türkiye adına katılabilmesi için Türk hükümetince Bulgaristan’a 1 milyon dolar ödenerek, gerekli izin alındı. O tarihten itibaren Naim Süleymanoğlu, şampiyonalara milli mayoyla katıldı.

Naim Süleymanoğlu, 1986 yılında dönemin başbakanı Turgut Özal ve ilgili birimlerin başarılı operasyonuyla Türkiye’ye getirildi. Naim Süleymanoğlu, ilk önce İngiltere’nin başkenti Londra’ya, bir gece orada kaldıktan sonra da Türkiye’ye geldi. “Cep Herkülü”, uçaktan iner inmez toprağı öperek Türkiye’ye olan özlemini gösterdi.

GÜREŞ DIŞINDA İLK ALTIN MADALYA

Naim Süleymanoğlu, Güney Kore’de düzenlenen 1988 Seul Olimpiyatları’nda erkekler 60 kiloda mücadele ederken, Türkiye adına bir ilke imza atmayı başardı. Silkmede kaldırdığı 190 kilo, kendi ağırlığının 3 katı artı 10 kilogram olan “Cep Herkülü”, bunu dünyada başaran tek sporcu olarak tarihe yazdırdı. Eski milli halterci, bu sonuçla Türkiye’ye olimpiyatlarda güreş branşı dışında altın madalya getiren ilk isim olmayı da başardı. Naim ayrıca, silkmenin yanı sıra koparmada da 152.5 kilo kaldırarak toplamda 342.5 kiloya ulaşarak, dünya ve olimpiyat rekorları kırmış oldu.

ÜST ÜSTE ÜÇ KEZ OLİMPİYAT ŞAMPİYONU

Milli halterci, 1988 Seul, 1992 Barcelona ve 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda üst üste 3 kez şampiyon olarak, tarihi bir başarıya imza attı. Başarılı sporcu ayrıca, 7 dünya şampiyonluğu elde ederken, Avrupa şampiyonalarında 7 altın madalya kazanıp, 46 dünya rekorunu da kariyerine eklemiş oldu. 1988 Seul Olimpiyatları’ndaki performansıyla dünya çapında bir üne kavuşan Süleymanoğlu, ünlü Time dergisine 3 Ocak 1988’de kapak oldu.

DÜNYA ŞAMPİYONLUKLARI

Naim Süleymanoğlu, 5’i Türkiye adına olmak üzere kariyerinde 7 kez dünya şampiyonluğuna ulaştı. Halterin efsane ismi ilk olarak, 1983 yılında Sovyetler Birliği döneminde Moskova’da düzenlenen Dünya Şampiyonası’nda Bulgaristan adına mayo giydi ve koparmada 130 kilo kaldırarak henüz 16 yaşında ilk dünya rekoruna imza attı. Süleymanoğlu, bu şampiyonayı  gümüş madalya ile tamamladı.

Süleymanoğlu, ardından 1985’te İsveç’in Sodertalje kentinde, 1986’da ise Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da düzenlenen Dünya Şampiyonalarında yine Bulgaristan adına mayo giydi ve tüm kategorilerde altın madalyanın sahibi olarak adını zirveye yazdırdı.

Türkiye için 1989 yılında Yunanistan’ın başkenti Atina’da yapılan Dünya Şampiyonası’ndan itibaren ter döken Naim Süleymanoğlu, 1991 Donaueschingen (Almanya), 1993 Melbourne (Avustralya), 1994 İstanbul ve 1995 Guangzhou’daki (Çin) Dünya Şampiyonalarında tüm kategorilerde altın madalya kazanıp, şampiyon olmayı başardı.

AVRUPA ŞAMPİYONLUKLARI

Naim Süleymanoğlu, Avrupa Şampiyonalarında ise 7 altın madalyayı boynuna taktı. Galler’in Cardiff şehrinde 1988 yılında düzenlenen Avrupa Halter Şampiyonası’nda Türkiye’yi temsil eden Süleymanoğlu, 3 altın madalyayla organizasyonu tamamladı.

Süleymanoğlu, 1994 senesinde Çekya’nın Sokolov kentinde düzenlenen şampiyonada, sadece üç kaldırış gerçekleştirdi ve burada 3 dünya rekoruyla 3 altın madalya daha aldı. Milli halterci, 1995 yılında Polonya’nın başkenti Varşova’da düzenlenen Avrupa Halter Şampiyonası’nda sakat olmasına rağmen 1 altın ve 2 gümüş madalya kazandı.

2017’DE HAYATA VEDA ETTİ

Uluslararası Halter Federasyonu (IWF) üyeliğine 2000 ve 2004 yıllarında seçilen “Cep Herkülü”, 18 Kasım 2017 tarihinde karaciğer yetmezliği nedeniyle vefat etti. Naim Süleymanoğlu, siyaset, iş ve spor camiasından kişilerin katıldığı törenle Edirnekapı Mezarlığı’na defnedildi. Cenazesine, aktif spor yaptığı dönemde en büyük rakibi Yunan Valerios Leonidis de katıldı. Leonidis, cenaze töreninde Süleymanoğlu’nun Türk bayrağına sarılı tabutunu öperek son yolculuğuna uğurladı.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Peygamberler Şehri: Şanlıurfa
0 (0)

Peygamberler şehri deyince akla ilk gelen yer hiç şüphesiz ki Şanlıurfa oluyor. O zaman haydi hep beraber yazın sıcağıyla kavuran, kışın sert soğuğuyla üşüten; Buram buram tarih kokan Güneydoğu’nun incisi ve aynı zamanda Peygamberlere yurt olmuş bu güzel şehri tanıyalım.

Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar türküsünü ne zaman dinlesem içimi bir hüzün kaplar. Eşkıya filmini izledikten sonra ne zaman bu türküyü dinlesem filmin o acıklı, hüzünlü hikayesi yüreğime düşer. 20 yıldır Urfa’da yaşıyorum, şimdi sizlerde bu türkü eşliğinde bu yazıyı okuyarak güzel memleketimi tanıyın.

Dünyanın İlk Tapınağı: Göbeklitepe

Uçağa atlayıp öyle uzak diyarlara gitmenize hiç gerek yok. Dünyanın bilinen en eski ilk tapınağı bizim memleketimizde. Şanlıurfa merkeze kendi aracınızla 30 dakika mesafede bulunmaktadır. Yakın zamana kadar en eski tapınak olarak bilinen Stonehenge’den de eski olduğunun ortaya çıkması Göbeklitepe’yi Urfa gezinizin liste başına oturtuyor. 12 bin yıllık geçmişiyle uygarlığın kökeniyle ilgili bilinen tüm gerçekleri değiştiren bir yer Göbeklitepe.

Bölge de hala kazı çalışmaları devam etse de gün yüzüne çıkarılmış olan yapıları gezebiliyorsunuz. Yapıyı gezerken taşlar üzerine işlenmiş kabartma hayvan figürleri dikkatinizi çekecektir. Okuduğumuz birçok kaynakta yaşam için büyük önem taşıyan buğdayın atasının da ilk olarak Göbeklitepe eteklerinde yetiştiğinden bahsediliyor.

 

Hz. İbrahim’in Doğduğu Mağara

Urfa’ya Peygamberler şehri denmesinin en büyük sebebi de, inanışa göre Hz. İbrahim’in bu topraklarda doğmuş olmasıdır. Ziyarete açık olan mağaranın efsanesi ise şöyle:

Bir gün baş kâhin, Kral Nemrut’a gelip o yıl doğacak bir çocuğun kendisini öldüreceğini söyler. Bunun üzerine kral, o yıl doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini emreder. Nemrut’un askerlerinden olan Azer, hamile olan karısını bir mağaraya gizler. Burada Hz. İbrahim’i dünyaya getirir ve mağarada bırakarak eşinin yanına döner.

Söylendiğine göre İbrahim Peygamber 17 yaşına kadar bu mağarada yaşamış. Mağaradan çıkan suyun şifalı olduğuna inanılmakta ve birçok hastalığı iyileştirdiği düşünülmekte. Mağarayı gezerken hikayeden ve ortamdan siz de etkileniyorsunuz.

Balıklıgöl ve Ayn Zeliha Gölü

Urfa’yı gezerken en dikkat çeken yerler kesinlikle bu 2 göl. Bir de hikayesi var bu 2 gölün. Mağarada doğan İbrahim Peygamber büyür ve Nemrut’un taptığı putların gerçek olmadığını, onlara inanmalarının doğru olmadığını halk arasında yaymaya çalışır. Buna çok sinirlenen Nemrut ateş yakılmasını ve İbrahim Peygamber’in ateşe atılmasını emreder. Nemrut’un kızı (bazı kaynaklarda evlatlık kızı olduğu belirtilir) buna engel olmak için babasına yalvarır ve çok gözyaşı döker. İbrahim Peygamber ateşe atıldığında ateş göle, odunlar ise balığa dönüşür. Zeliha’nın gözyaşları ise Ayn Zeliha gölünü oluşturur.

 

 

Eğer Urfa’ya yolunuz düşer de gelirseniz bu iki göl mutlaka listenizde olmalı. Etrafta yer alan çay bahçelerinde biraz mola verip bu büyülü atmosferde kendinizi dinleyebilirsiniz.

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
Fırat’ın İncisi Birecik
0 (0)

Merhabalar, bu yazımda size yaşamış olduğum ilçeyi tanıtacağım.

Birecik’in Tarihi:

Birecik, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Orta Fırat bölümünde Şanlıurfa iline bağlı ilçe merkezi; 43.537 nüfuslu, Fırat ırmağının sol kıyısı üzerinde, deniz yüzeyinden 340 m yükseklikte kurulmuştur. Evler Fırat nehri  boyundaki dar bir düzlükte ve bunun gerisinde yükselen dik bir yamaç üzerine yayılır. Bu yamaç üzerinde bir de kalesi vardır. Fırat, Birecik’in bulunduğu noktadan itibaren aşağıya doğru ufak çapta nehir nakliyatına elverişlidir. Bu sebepten ötürü Birecik eskiden beri kara ve nehir ulaşımı arasında bir aktarma yeri olarak önem kazanmıştır.

Daha sonraki zamanlarda  İstanbul-Bağdat demiryolunu Birecik’ten değil de biraz güneyden geçmesi ve kervan ticaretinin eski önemini kaybetmesiyle ilçe gerilemeye başladı. Son yıllarda bu noktada Fırat üzerinde büyük bir köprü yapılması kasabanın önemini yeniden artırdı. Birecik Urfa’ya 83-Km, Gaziantep’e 63-Km uzaklıktadır.

Birecik İlçesinin  (şu anki nüfusu 92.355 olup Yüzölçümü 852 km ) 85 tane mahallesi bulunmakta olup 10 mahallesi merkeze bağlıdır.

İlçe halkı tahıl ve baklagiller tarımıyla meşgul olur. Kenevir ekimi ve fıstık yetiştirme de ilçenin ekonomik hayatında önemli bir yeri vardır. Arkeol. Birecik Anadolu’da ilk peleolitik (eski-taş devri) aletin burada bulunması sebebiyle Anadolu’nun prehistorik arkeoloji literatüründe anılır. 1894’ te J.E. Gautier’in bulunduğu bu alet iki yüzlü (biface amyodöide), kaba yontulmuş ve Aşolleen ( Acheulleen), yani alt peleolitik devre ait bir baltadır. Birecik baltasının bulunuşundan önce Küçük Asya’da peleolitik yerleşmelerin bulunup bulunmadığı tartışma halindeydi. Bugün, yüksek dağlar dışında, Anadolu’nun her tarafında yontma taş devrinden itibaren insan yaşadığı tespit edilmiştir.

Birecik Köprüsü, Birecik İlçesinde Fırat ırmağı üzerindeki köprü Yakın yıllara kadar Urfa-Gaziantep devlet yolu, Birecik’te kesintiye uğruyor, ırmak bu noktada kayık ve sallarla geçildikten sonra yolculuğa devam ediliyordu. 1952 yılı sonunda burada bir köprünün yapımına başlandı. 1955 yılı sonunda biten Birecik Köprüsü 720 m uzunluğunda ve 10 m genişlediğindedir. Her iki tarafında yayaların geçmesi için birer metrelik kesimler ayrılmıştır. Birecik tarafında 55’er açıklıkta 5 kemer, Gaziantep tarafında ise 26 m açıklıkta 14 bölümü vardır.

 

Birecik Tersanesi, Osmanlı Devleti zamanında faaliyet göstermiş. Fırat ve Dicle üzerinde çalışan küçük boyda ırmak gemileri yapılırdı.

 

Birecik’in önemli bir özelliği, soyu tükenmekte olan Kelaynak Kuşlarının dünyada, doğal olarak

yaşadığı belli başlı birkaç yerdenbiri olmasıdır.  Kışı Etiyopya ve Madagaskar’da geçirdikten sonra şubat ortalarından başlayarak Birecik’e gelen Kelaynaklar, kentin içinde, konutlarla çevrelenmiş kayaların üzerinde yaşıyordu. Ancak bakım altında yaşatılabilen bu kuşlar artık göç etme özelliklerini yitirerek kümes hayvanlarına dönüşmüştür.

 

 

Birecik Kalesi kentteki tek önemli tarihsel yapıdır. Asurlar zamanında yapılmış, çeşitli dönemlerde onarımdan geçmiştir. Büyük kesme taşlardan yapılmış, yüksekliği 30-40 m’yi bulan duvarları üstünde 12 burç bulunmaktadır.

 

 

Şanlıurfa ilinde zeytinciliğin en gelişkin olduğu ilçe Birecik’tir. İldeki toplam 660 bin dolayındaki zeytin ağacının 360 Bini burada bulunur.

İlçenin en büyük geçim kaynağı Fıstıktır. İlçede yaklaşık Toplam Fıstık Ağaç Sayısı 8 milyon adettir.

Adı Antep Fıstığı ama  Türkiye’de yetişen fıstığın yüzde 67’sinin Şanlıurfa ve bölgesinde yetiştiği belgelerle ortaya konuluyor. Şanlıurfa’da ki 17 milyon fıstık ağacının 8 milyonu sadece Birecik ilçesinde mevcut. Yani Şanlıurfa’da üretilen fıstığın yüzde 45’i sadece Birecik’te üretilmektedir.

 

 

Puanım
Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]
error: İçerik korumalıdır!!